top of page

(Foto Wikimedia Commun)
(Foto Wikimedia Commun)

Yeni göçmenlerin çoğu Fransa ve ABD'den geliyor, ancak iptaller ve sınırlı kontenjan nedeniyle birçoğunun hala uçak bileti yok. Devlet, hızlandırılmış entegrasyon için hazırlık yapıyor: "En karmaşık dönemlerde bile Aliya devam ediyor."

 

Temmuz ve ağustos aylarında İsrael'e önemli bir aliya dalgasının gelmesi bekleniyor. Son rakamlara göre, 5.781 yeni Olim'in ülkeye ayak basıp yeni hayatlarına başlaması öngörülüyor. Yaz ayları, özellikle Eylül ayında okul yılının başlangıcında İsrael eğitim sistemine girmek isteyen çocuklu aileler için aliya'nın en yoğun dönemi olarak kabul edilir.

 

Ülke bazında verilerin incelenmesi, mevcut aliya dalgasında Fransız Yahudilerinin başı çektiğini, bunu yakından ABD Yahudilerinin izlediğini gösteriyor. Bu iki ülke birlikte, bu yaz gelmesi beklenen yeni Olimlerin ezici çoğunluğunu oluşturuyor.

 

Göç ve Entegrasyon Bakanlığı, Yahudi Ajansı ve çeşitli yardım kuruluşları, binlerce göçmeni kabul etmeye hazırlanıyor. Amaç, konut çözümleri, yoğun İbranice ulpan programları ve yerel istihdam alanına, sağlık ve eğitim sistemine entegrasyon konusunda yardım da dahil olmak üzere geniş kapsamlı bir ilk destek sistemi sağlamak.

 

Yaz ayları çocuklu birçok aile için bu ideal bir fırsat penceresidir. Yaz aylarında gelmek, ilk birkaç haftayı organize olmak, konaklama yeri bulmak ve eğitim kurumlarına düzgün bir şekilde kayıt yaptırmak için kullanmalarına olanak tanır; böylece 1 Eylül'de tüm İsraelli çocuklarla birlikte okul yılına başlayabilirler. Bu, sosyal ve akademik uyum sürecini önemli ölçüde kolaylaştırır.

 

Şu anki İsrael'e göç dalgası, hiç kopmamış tarihi bir zincirin bir başka halkasıdır. Ülkenin son yıllarda karşılaştığı en karmaşık krizler sırasında bile, koronavirüs pandemisi sırasında küresel hava sahasının kapanmasından, 7 Ekim'den sonra patlak veren uzun süreli çatışmalara ve çok cepheli güvenlik gerilimlerine kadar, İsrael'e göç kesintisiz devam etti; Diaspora Yahudileri kaderlerini devletin kaderine bağlamayı seçmeye devam ediyorlar.


Kaynak: İsrael HaYom

 

 


 



B.H.

“(Eğer bu kız) ….. Bir adamla evlenmişse ve kocası (yeminini) duymuş ve ona sessiz kalmışsa, yemini geçerli olacaktır. Ama duyduğu günde onu engellerse ve vaadini feshederse……”  (Bamidbar 30:7-9)

 

Tora bir erkeğe, eşinin yeminini iptal edebilme izni veriyor da tam tersi olamıyor. NEDEN?

 

YEMİNLER!..........

 

Erkekler ve kadınlar arasında neden bir tutarsızlık var? Neden birdenbire Bamidbar Kitabı'nın sonunda yeminlerden bahsediliyor?

 

 

Yahudi geleneği yeminlerin büyük bir hayranı değildir. Tevrat gerçekten yemin etmekten yana değilse, neden peraşamızda göründüğünü anlayalım. 

 

Yemin yasalarının hemen ardından Tevrat geçen haftaki bölümün anlatısına geri döner. Moşe, İsraillilere Midyan'a karşı savaşa girmelerini ve genç İsrailli erkeklerin yolsuzluklarının intikamını almalarını söyler ve bu da yirmi dört bin kişinin ölümüne yol açan bir vebaya neden olur.

 

 

Geri döndüklerinde, ordu komutanları Moşe'ye "tek bir adam bile kaybetmedik" derler. Talmud daha önceki ahlaki başarısızlıklarına rağmen, bu defa hiçbir adamın uygunsuz cinsel arzularına kurban gitmediği anlamına geldiğini açıklar. [Şabat 64a],

 

Erkeklerin savaş durumlarında uygunsuz davrandıklarını biliyoruz. Midian'da her bir askerin etik ve ruhsal bütünlüğünü koruyacağından nasıl emin olabilirler?  Yemin ettirerek…

 

Bu mantıklı mı? Elbette hayır. Yine de günahtan kaçınmak için bazı durumlarda erkeklerin bir yeminin siyah-beyaz formalitesine ihtiyaçları vardır.

 

İşte bu yüzden Tevrat, kadınların yemin etmesi konusunda temkinlidir. Kadim Bilgelerimiz bize kadınların 'Bina Yeseira'ya sahip olduğunu söyler. Yani hayatın birçok alanında kendini gösteren ruhla daha derin bir bağ.

 

 

Öncelikle, kadınların doğuştan gelen maneviyatı, erkekler gibi günaha yenik düşme olasılıklarının daha düşük olduğu anlamına gelir. İşte bu yüzden erkekler kipa takmak zorundadır, kadınlar ise takmaz.

 

Erkeklerin Tanrı'nın onların üstünde olduğunu ve her hareketlerini izlediğini sürekli olarak hatırlatmaya (bir yemin gibi) ihtiyaçları vardır.

 

Kadınların ikinci yönü, sahip olduğu altıncı histir. Dünyayı renkli görme yetenekleri. Her şeyin siyah ve beyaz olmadığı bilgisi. Kadınların herhangi bir tartışmaya getirdiği benzersiz katkı budur.

 

 

Dünya siyah ve beyaz değildir. Kadınlar sohbetin bir parçası olduğunda, duruma renk, doku ve daha eksiksiz bir anlayış katabilirler.

 

Herhangi zeki bir adam bunu bilir ve takdir eder. Bu yüzden evindeki bir kadın aniden her şeyi siyah beyaz görmeye yemin ettiğinde, neden endişelendiğini tahmin edebilirsiniz. Aile içindeki herhangi bir tartışmaya getirdiği vazgeçilmez katkı şimdi tehdit ediliyor demektir.

 

 

Liderlik pozisyonundaki bir adamın masada kadınların olmasının önemini kabul etmesinin nedeni budur. Bu, olumlu eylemle ilgili değildir. Masada mümkün olan en iyi seslere sahip olmakla ilgilidir.

 

Herhangi bir durumu açık ve eksiksiz bir şekilde anlamak istiyorsanız, tartışmaya kadınların da katılması hayati önem taşır. Bet-Din sorunlarından bahsetmiyoruz çünkü bunlar siyah ve beyazdır. Ancak toplumsal karar alma süreçlerinden bahsediyoruz.

 

 

Psikolojinin en önemli dallarından biri olan “Psikanaliz” biliminin kurucusu olan Yahudi nörolog Sigismund Schlomo FREUD da acaba bir erkek olduğu için mi, otuz yıl kadın ruhunu araştırmasına karşın yanıtlayamadığı en büyük sorusunu sorma ihtiyacı hissetti.  Bir kadın ne ister?

 

Sevgilerimle  -

 

Moşe PASENSYA

 

Moşe PASENSYA

 

Geçen haftanın peraşasını okudunuz mu?









 

1970 yılında dünyanın nüfusu sadece 3 milyardı. Ünlü biyolog Paul Ehrlich’in 1968 yılında yayınladığı “The Population Bomb” adlı kitabında aşırı nüfus nedeniyle çevresel felaketlerin yaşanacağı, açlık sonucu kitlesel ölümlerin olacağını öngörüyordu. Bu genel kanaat idi ve pek çok kişi de bu öngörüleri paylaşıyordu.

 

O yıllarda kadınlar ortalama beş çocuk doğuruyorlardı. Batı’da “Çiçek Çocukları(Flower Children) savaş karşıtı akımın “Savaşma, seviş” felsefesi ailevi sınırlamaları zorlarken doğurganlık yüzdesi de artıyordu.

Peki ne oldu da kıyamet kopmadı, çark tersine döndü? Açlık olmadı çünkü modern tarım teknikleri sayesinde gıda üretimi arttı. Enerji, ulaşım ve üretimde büyük ilerlemeler yaşandı. Zenginleşen ülkelerde çocuk sayısı azaldı.

 

Bugün dünyada 8 milyardan fazla insan yaşamakta ve doğurganlık oranı elli yılda yüzde beşten yüzde 2,2’ye düştü. Şu anda pek çok ülkenin kâbusu “çok fazla insan” değil, “çok az çocuk”. 2,1 oranı kritik oran ve nüfusun kendini yenileyebilmesi için bu oranın altına düşmemesi gerekiyor…

Bu oran Avrupa’da 1,2-1,7 arası, ABD’de 1,59, Japonya’da 1,4, Güney Kore’de 0,8.Türkiye’de oldukça şaşırtıcı;1,42. İsrael gelişmiş ülkeler arasında istisna; yaklaşık 2,8.

 

Oranın 2,1’lik kritik yüzdenin altında seyreden ülkelerde bu defa felaket çanları farklı yönlerden çalıyor. Örneğin Çin'de hükümet, 1980'lerden itibaren uygulanan "tek çocuk" politikasını terk ederek ailelerin 3 çocuk sahibi olmasına izin veren yasa değişikliğini kabul etti. Ancak çok geç kalındı, çünkü nüfusun büyük bir bölümü şu anda 60 yaşın üstünde. Çin’de doğurganlık oranı sadece “bir” ve 2100 yılında ülke nüfusunun yüzde kırkını kaybedeceği öngörülüyor.

 

Peki dünyadaki bu şaşırtıcı demografik değişimin nedenleri neler?

1-    Kadınların eğitimi ve iş hayatına katılması, Kadınlar daha geç evleniyor ve daha az çocuk sahibi oluyor.

2-    Şehirleşme. Köyde çocuk ekonomik katkı sağlayabilirken şehirde çocuk yetiştirmek pahalı.

3-    Doğum kontrol yöntemleri. İnsanlar çocuk sayısını daha kolay planlayabiliyor.

4-    Yaşam maliyetleri. Konut, eğitim ve sağlık giderleri arttı.

5-    Kültürel değişim. Kariyer, bireysel yaşam ve seyahat gibi tercihler daha ön plana çıktı.

 

1970’li yıllarda yirmili yaşlarda evlenmek olağanken günümüzde gençler 5-6 yıl evlenmeden birlikte yaşamayı yeğliyorlar. Kırk yaşında ilk doğumunu yapan kadınların sayısı oldukça çok.

Yukarıda sıraladığımız nedenlere dijital bağımlılık ve Tik Tok’u da ekleyebiliriz. Gençler daha az flört ediyor, ilk romantik ilişkilerini çok daha geç yaşıyor, daha fazla zamanını ekran başında geçirdiğinden daha az yüz yüze sosyalleşip ilişkilere geçebiliyorlar. Gerçek ilişkiler yerine sanal etkileşim öncelik kazanabiliyor. Hatta bu nedenle de gençlerin partner seçiminde beklentileri yükselebiliyor.

 

Doğurganlığın hızla düşmesi sonucunda 21. yüzyılın sonlarına doğru dünya nüfusunun durağanlaşması veya hafifçe azalması bekleniyor. Birleşmiş Milletlerin ileriye yönelik verilerine göre dünya nüfusu yaklaşık 2080'lerde 10 milyar civarında zirveye ulaşacak ve ardından yavaşlayarak düşmeye başlayacak.

Özetle, 70’li yılların “nüfus bombası” yerini “nüfus çöküşü” ne bırakıyor. Peki bunun nesi felaket diyebilirsiniz. Nüfusun yaşlanıyor olması, çalışan sayısının azalması emeklilik sistemlerini zorlarken ekonomik büyümeyi de yavaşlatıyor.

 

Dünyanın büyük bölümünde doğurganlık hızla düşerken, İsrael hâlâ 2,8 gibi bir yüzde ile nüfusunu doğal yolla yenileyebilen tek OECD ülkesi. 2025 yılında doğan çocuk sayısı 182.000 idi.

Haredi, seküler, Arap gibi kesimler arasındaki farklılıklara değinmeyeceğim. Bu ayrı bir yazı konusu olabilir. Ancak demografik açıdan Yahudi doğurganlığının Arap doğurganlığını yakalamış ve geçmiş durumda olduğunu belirtelim. Yahudilerde bu oran 3,06 iken Müslüman annelerde 2,75.

 

İsrael’de doğum oranının gelişmiş ülkelere göre bu denli yüksek olmasının en önemli nedenlerinden biri savaşa rağmen iyimserlik algısının ve geleceğe güvenin yüksek olmasıdır. 7 Ekim sonrasında toplumsal dayanışma ve hayata tutunma duygusu çocuk sahibi olmayı bilinçli olarak öne çekerken, uzun süreli yedek askeri hizmetten (miluim) sonra eve dönüşler de aile kurmayı ve genişlemeyi tetikledi.  

İster "Baby boom" veya Tanah’ta geçen “çoğalın ve verimli olun” emri olsun İsrael, gelişmiş ülkeler arasında sıra dışı bir örnek…

וַיְבָרֶךְ אֹתָם אֱלֹהִים וַיֹּאמֶר לָהֶם אֱלֹהִים פְּרוּ וּרְבוּ וּמִלְאוּ אֶת־הָאָרֶץ”..

Av. Yakup BAROKAS



IYT dip not :

İfade edilen görüşler İYT web portalının editöryal politikasını yansıtmayabilir.

Yazarların düşünceleri sadece kendilerini bağlar.


Bir önceki yazımı okudunuz mu?






 

Featured Posts
Recent Posts
Archive
Search By Tags
Follow Us
  • Whatsapp
  • Facebook Basic Square
  • Twitter Basic Square
  • Google+ Basic Square
bottom of page