top of page



1975’ten 2023’e uzanan bir hafızanın kırıkları,

Bir kadın anlatır, bir ‘Kule’ susmaz.

Mazal kendi hikayesi sandığı yerde başkalarının izlerini bulur. Kaybolmuş anılar, unutulmuş acılar ve içsel hesaplaşmalar...

Ben bu hikâyede var mıyım?

Galiba...

Ama kendi hikayem sandığım şeyin içinde bile başkalarının izleri var.

Ben sadece bu hikâyenin bir satırıyım. Anlatanın yükünü diğerleri çekiyor.

 Mazal Kısmet adlı romanın

arka kapak çalışması (Taslak)

 

Kitaptan bir bölüm:

Kendimi bilmeye başladığım yıllarda, kulaklarıma dolanan bir cümle vardı annemin çocuklara sık sık söylediği:“Unutmayın, Somoz Judyoz — unutmayın, biz Yahudiyiz.”

Heyecanlı, top meraklısı, yerinde duramayan, yaramaz abim Mordo, evin içinde annem için o Mordo’ydu ama dış dünyada “Murat.” Sokakta top oynarken, onu yemeğe çağırmak için balkona çıkar, kırık Türkçesiyle yarı Türkçe yarı Ladino seslenirdi:

“Muraaat, yukarı gel! Ven a kaza! Eve gel… unutma, Somoz Judyoz.”

Annemin “Unutmayın, Somoz Judyoz” diye seslenişinin altında ne vardı, yıllar sonra düşündüm. Belki dört bin yıl öncesine, Doğu Akdeniz’in eski topraklarına uzanan bir hafızanın tortusu… Kenan’dan Babil’e, oradan Roma’nın sürgün yollarına savrulan bir halkın hiç dinmeyen yolculuğu… Ana vatandan koparılmış ama bağını hiç koparmamış bir inat.

Ya da belki daha sade, daha çıplak bir şeydi bu: Sadece Yahudi oldukları için harap edilmiş atalarımın damarlarında dolaşan o susturulmuş çığlığın, annemin sesinde yeniden yankılanması.

Bilemiyorum.

Ama bildiğim bir şey var: Annem çocuklarının kimliğini korumaya çalışırken, onlara Türkçe kökenli isimler de vermişti. Sanki bizi hem saklamak hem de görünür kılmak ister gibiydi. Bir elimiz geçmişte, bir elimiz bu topraklarda olsun istemişti.

Babam için ise ben her zaman “Mazali” idim; İbranice’den gelen iyelik eki -i- ile, yani “Benim Mazalım.”

 

Merhaba sevgili dostlar,

Bugün size yakında basıma girecek olan romanım Mazal Kısmet ile ilgili birkaç satır paylaşacağım. Tabii ki konusundan bahsetmeyeceğim; o zaman işin hiçbir esprisi olmaz. Size bir kişi bir hikâye veya roman yazarken hangi aşamalardan geçer, azıcık ondan bahsedeceğim. Bu hikâye yine bir İstanbul hikâyesi, benim doğup büyüdüğüm topraklarda geçen bir hikâye. Hikâyeyi uzun zamandır zihnimde taşıyordum ve zaman içinde küçücük bir tohum olan o hikâyenin ana fikri dallandı, budaklandı, yeşerdi ve öyle bir noktaya geldi ki zihnimden taşarak satırlarda yaşamaya başladı. Ve ben uzun zamandır, bu hikâyeyi yazmaya başladığımdan beri diyelim, zihnimde bu hikâye ile yaşamaya başladım. Çantamda sürekli kalemim ve not defterim, en olmadık zamanda zihnimde canlanan diyalogları ve sahneleri hayata geçirmeye, sayfalarda kelimeler ve cümlelerle yaşatmaya yardımcı olan askerlerim oldular; kalemim, not defterim ve tabii telefonum.

 

Zihnimde canlanan sahneler ve diyaloglar en olmadık zamanlarda ortaya çıktılar; örneğin sabah karanlıkta saat dört gibi, kar kıyamette ben yollarda iken en durulmayacak yerde arabamı sağa çekip zihnimde çakan hikâyenin sahnelerini telefonuma sesli olarak kaydettim. İş yerinde cebimdeki küçücük not kâğıtlarına onlarca not yazdım ve eve gelir gelmez gün içinde toparladığım bütün parçaları ya defterime yazdım ya da vaktim olursa bilgisayara geçtim. Gün oldu dışarıda lapa lapa kar yağarken klavyenin önünde yazmaya devam ettim, içim cız ederek camdan dışarıya bakıp kaçan güne vahlandım. Ve en önemlisi bu süreç zarfında çok fazla okumadım, çok fazla seyretmedim. Neden derseniz, hikâyemin saf hâliyle beynimden kâğıda, benim kelimelerimle dökülürken hiçbir şeyden etkilenmesini istemedim; iç dünyama döndüm, tamamen benim duygularımdan ve hayal gücümden yarattığım kahramanların özgün olmaları için çalıştım. Böylece gittikçe yarattığım karakterler güçlendiler ve romanı yönetmeye başladılar; artık bana sadece yazmak kalmıştı. Şimdi ise yayınevi basmak için beklerken benim roman kahramanlarım hâlâ zihnimde konuşmaya ve anlatmaya devam ediyorlar ve ben de yazmaya devam ediyorum, bakalım ne zaman noktayı koyacağım.

 

Biliyor musunuz, başlarken niyetim yüz sayfalık bir hikâye olacağını düşünerek yazmaya başlamıştım; yayınevine gönderdiğimde ise üç yüz sayfa kadar olduğunu düşündüm, bilgisayardaki Word dosyam öyle gösterdi ama kitap şablonuna girince beş yüz sayfa göstermiş; benim kahramanlarımın ne çok anlatacak şeyi varmış meğerse...

 

Mazal Kısmet Bu roman kimlere hitap eder? Popüler bir dram romanı değil, hızlı akan bir olay romanı değil, polisiye ya da aşk romanı değil; bu roman sabırlı ve duygusal okura hitap eden bir kimlik romanı. Okuyucusu “ruh okumayı” sever; çünkü satır aralarında hem ailelerin hafızası hem de yakın tarihin üzerimizde bıraktığı izler dolaşır.

Ben kaçtım romanın kahramanları ile sohbete devam.

RahelÇela Behar


IYT dip not :

İfade edilen görüşler İYT web portalının editöryal politikasını yansıtmayabilir.

Yazarların düşünceleri sadece kendilerini bağlar.

 Bir önceki yazımı okudunuz mu?

 















14 Mayıs 2001 doğumlu. Henüz çocuk yaşta eline aldığı sopayla başlayan yolculuğu, 2026’da Olimpiyat tarihine geçen bir ana dönüştü. Milano-Cortina’da düzenlenen 2026 kış olimpiyatlarında benim yazıyı hazırladığım sıralarda buz hokeyi finalinde attığı altın gol, yalnızca bir maçın değil, bir neslin hafızasına kazındı :)

 

Hughes ailesi için hokey sadece bir spor değil aynı zamanda bir kimlik. Annesi de hokeye gönül vermiş, kız sporculara akıl hocalığı yapmaya devam ediyor.

 

ABD ile Kanada arasında oynanan final uzatmaya gitmişti. Skor 1-1’ken, uzatmaların ilk dakikalarında Jack’in sert vuruşu kaleciye karşı karşıya gelişi filelerle buluştu. O an buz pistinde sadece bir gol değil, yılların emeği, aile desteği ve kimliğinin taşıdığı anlam da yankılandı. ABD’ye altın madalyayı getiren bu gol, onun kariyerinin zirve noktası oldu.

 

Jack’in hikâyesini özel kılan unsurlardan biri de Yahudi kökleri. Bayram sofraları, Bar Mitzvah kutlaması… Amerikan profesyonel sporlarında Yahudi kimliğiyle öne çıkan elit sporcu sayısı sınırlıyken, Hughes’un bu tarihi golü birçok genç için ilham kaynağına dönüştü. Kimliğini sloganlaştırmadan, sahadaki performansıyla temsil etti. O gece sadece takım arkadaşları için değil, kendisini örnek alan binlerce çocuk için de oynadı.

 

Aile bağları ise bu başarıda kilit rol oynadı. Ağabeyi Quinn Hughes turnuva boyunca savunmadaki liderliğiyle dikkat çekti ve çeyrek finalde attığı kritik golle ABD’yi yarı finale taşıdı. Küçük kardeşi Luke Hughes ise sakatlığı nedeniyle final kadrosunda yer alamasa da, tribünde yaşadığı sevinç kameralara yansıdı. Hughes kardeşlerin birbirine olan desteği, bu altın madalyayı daha da anlamlı kıldı.

 

Jack Hughes’un 14 Mayıs 2001’de başlayan hayat hikâyesi, 2026’da altın bir sayfa açtı. O artık yalnızca NHL’in yıldızlarından biri değil; Olimpiyat finalinde altın gol atan, ailesinin gururu olan ve Yahudi kimliğiyle gençlere umut veren bir sporcu. Ve belki de en etkileyici olan, onun hâlâ yolun başında olması.


Yelda Abudara PENSO

Bir önceki İz bırakanlar köşemdeki yazım için tıklayınız...








Son yıllarda Israel’de Haredi toplumuna yönelik dil belirgin biçimde sertleşti. Sokakta, medyada ve siyasi kürsülerde sıkça üç suçlama tekrarlanıyor:

“Çalışmıyorlar.”“Askerlik yapmıyorlar.”“Devletin sırtında yükler.”


Bu söylemler, ne tarihsel gerçeklikle ne de güncel istatistiklerle tam olarak örtüşüyor. Daha da önemlisi, Israel’in kuruluş felsefesini ve Yahudi halkının varoluş mantığını eksik okuyor.

 

Israel’in Kuruluş Ruhu: Kimlik ve Ortaklık

Israel, sekülerlerin tekeline ait bir devlet olarak kurulmadı. Seküler, geleneksel, dindar ve Haredi Yahudilerin ortak yurdu olarak inşa edildi.


David Ben-Gurion’un Haredilere askerlik muafiyeti tanıması bir zayıflık değil, bilinçli bir stratejik tercihti:Yahudi halkının varlığı yalnızca askeri güçle değil, kimlik, inanç ve Tora öğrenimiyle korunur.

Bugün sorulması gereken soru şudur:Bu anlayış o gün doğruyduysa, bugün neden yanlış ilan ediliyor?

 

Harediler Toplumun Kenarında Değil, Merkezindedir

Haredi toplum yalnızca yeshivalardan ibaret değildir. Israel’de devletin sosyal kapasitesinin yetmediği alanlarda büyük ölçüde Haredilerin omuzladığı gönüllü bir altyapı vardır:

Yad Sarah – Evde bakım ve tıbbi ekipman desteği https://www.yadsarah.org

Ezer Mizion – Dünyanın en büyük Yahudi kemik iliği bağış bankalarından biri https://www.ami.org.il

United Hatzalah – Ortalama 3 dakikada olay yerine ulaşan motorize ilk yardım ağı https://israelrescue.org

ZAKA – Terör saldırıları ve afetlerde kimlik tespiti ve defin organizasyonu https://zaka.org.il/en/

Bu insanlar her gün sessizce ve durmadan hayat kurtarıyor.

 

Demografi: Haredi Nüfus Hızla Büyüyor

Israel Democracy Institute (IDI) verilerine göre:

• 2009’da yaklaşık 750.000 olan Haredi nüfusu• 2022’de 1.28 milyona ulaştı• Toplam nüfusun yaklaşık %13.3’ünü oluşturuyor• 2030’a kadar %16’ya yaklaşması bekleniyor

Bu tablo, Haredilerin Israel’in geleceğinin merkezinde olduğunu gösteriyor.

 

Askerlik: Gerçek Rakamlar

IDI verilerine göre 2024 askerlik döneminde:

• Yaklaşık 24.000 Haredi gence askerlik çağrısı yapıldı• 2.738 kişi ilk aşamaya geldi• 798 kişi fiilen askerliğe başladı

Times of Israel’in haberine göre:

“24,000 Haredi erkekten yalnızca 1,212’si askerliğe başladı.”

Bu rakamlar düşüktür.Ama sıfır değildir.

Ayrıca İsrael Yüksek Mahkemesi, Haredi askerlik muafiyetlerinin süresiz devam edemeyeceğine hükmetmiştir: https://en.idi.org.il/articles/59892

Yani süreç artık yasal zeminde entegrasyona doğru ilerlemektedir.

 

Çalışma Hayatı: Kim Çalışıyor, Kim Çalışmıyor?

Times of Israel ve IDI analizlerine göre:

• Haredi erkek çalışma oranı ≈ %54• Haredi kadın çalışma oranı ≈ %80

Bu ne anlama gelir?

“Harediler çalışmıyor” ifadesi doğru değildir.Doğru ifade şudur: Haredi kadınlar büyük oranda çalışıyor. Erkeklerde dönüşüm yavaş ama devam ediyor.

 

Gönüllülük Oranı Çok Yüksek

IDI’ye göre:

• Haredi yetişkinlerin %43’ü düzenli gönüllü faaliyet yapıyor• Genel Yahudi nüfusta bu oran %29

Bu, Haredi toplumunda toplumsal sorumluluk kültürünün çok güçlü olduğunu gösteriyor.

 

Haredi Dünyası Tek Tip Değildir

Modern Harediler yüksek teknoloji, muhasebe, eğitim ve sağlık sektörlerine girerken; küçük ama gürültülü radikal gruplar devlete tamamen karşı durabiliyor.

Bir toplumu en uç örnekleriyle tanımlamak entelektüel olarak da ahlaki olarak da yanlıştır.

Radikaller her toplumda vardır.

 

Nefret Değil, Ortak Gelecek

Haredilere yönelik kışkırtıcı dil çoğu zaman güvenlikten değil, siyasetten beslenir.

Bölünmüş toplum zayıftır.Birlikte duran toplum güçlüdür.

 

Sonuç

Harediler bu ülkenin misafiri değildir.Bu ülkenin kurucu ve sürdürücü unsurlarındandır.

Tora öğrenen bir genç, ambulans motosikletiyle hayat kurtaran bir gönüllü, ZAKA formasıyla enkaz altına giren bir görevli, cephedeki asker kadar bu ülkenin kaderine bağlıdır.

 

Israel  laiklerin de, dindarların da, Haredilerin de evidir.

Bunu reddetmek, Israel’in ruhunu reddetmektir.

Ezra BEHAR

 

 

IYT dip not :

İfade edilen görüşler İYT web portalının editöryal politikasını yansıtmayabilir.

Yazarların düşünceleri sadece kendilerini bağlar.


Bir önceki yazımı okudunuz mu?











Featured Posts
Recent Posts
Archive
Search By Tags
Follow Us
  • Facebook Basic Square
  • Twitter Basic Square
  • Google+ Basic Square
WhatsApp Image 2020-09-08 at 20.52.59 (1

İLETİŞİM

Telefon                           :+97236582936
Mail                                :turkisrael@gmail.com

 

KÜNYE

İYT Web Sitesi Künyesi:
Editör                             :Av.Yakup Barokas
Grafik Tasarım              :Şemi Barokas 
                                       Ovi Roditi Gülerşen

© 2018 by Turkisrael.org

bottom of page