top of page


Gece yarısı siren sesiyle uyanıyorsun.İsrael’de bu ses tartışılmazdır. Duyduğun anda kalkarsın. Telefonu alırsın. Kapıyı açarsın.Koridorda başka kapılar da açılır. İnsanlar merdivenlere iner. Kimse konuşmaz. Buna gerek yoktur. Herkes nereye gittiğini bilir.


Sığınak birkaç dakika içinde dolar.Bir çocuk battaniyesini bırakmamıştır. Bir kadın pijamasıyla gelmiştir. Bir adam telefonuna bakar. Askerdeki oğlundan mesaj var mı diye.


Sonra uzaktan bir patlama duyulur. Demir Kubbe çalışıyordur. Bir füze daha havada yok edilmiştir.

Telefonlara kısa bir mesaj düşer. Füze hava savunma sistemleri tarafından başarıyla düşürüldü. İnsanlar derin bir nefes alır. Ama bu sadece bugünün hikâyesi değildir.


Bu halk alarm sesleriyle yaşamayı yeni öğrenmedi.


Yahudiler yüzyıllar boyunca başka bir alarmı bekleyerek yaşadı. Kapının çalınmasını. Birinin gelip onları götürmesini. Bazen bir pogromdu. Bazen bir sürgün. Bazen bir tren. Holokost bunun en karanlık noktasıydı. Milyonlarca insanın tek yaptığı şey beklemekti.Bir gün gelip onları alacaklarını bilerek.

İşte bu yüzden bugün İsrael’i anlamayanlar çok şeyi anlamıyor. Bu ülke sadece bir devlet değil.


Bir karar.

Bir daha beklememe kararı.

Bir daha sıraya dizilmeme kararı.

Bir daha trenlere binmeme kararı.

 

Bu sebeple bugün siren çaldığında insanlar sığınağa iner.


Ama aynı anda başka bir şey de olur.İsrael sadece saklanmaz. İsrael karşılık verir.


Bu yüzden dünyanın bazı yerlerinde insanlar şaşkın.Yüzyıllarca avlanan bir halkın artık avlanmadığını görüyorlar.Kurban artık av değil.Avcı oldu. Yüzyıllarca korkak olduklarını söyleyenler şimdi başka bir şey görüyor.


Bir aslanın uyanışını.Ve aslan kükrediğinde onu sevmek zorunda değilsiniz. Ama görmezden gelemezsiniz.Çünkü tarih bazen bir halkın karar verdiği o an değişir.


İsrael için o karar çoktan verildi.


Bir daha asla.

 

Ezra BEHAR

 

 

IYT dip not :

İfade edilen görüşler İYT web portalının editöryal politikasını yansıtmayabilir.

Yazarların düşünceleri sadece kendilerini bağlar.


Bir önceki yazımı okudunuz mu?













“Siyonizm kelimesi çoğu zaman yanlış kullanılıyor. Aslında her halkın kendi kaderini tayin etme ve kendi devletini kurma isteği tarih boyunca görülen bir olgudur; bu durum belirli bir halka özgü değil, insanlık tarihinde yaygın bir siyasi süreçtir.”



Merhaba sevgili dostlar,

Bu yazı, bugünlerde bazı çevrelerde olumsuz anlamlar yüklenen şekilde bir Siyonizm savunusu değildir. Aksine, altmış yaşını geçmiş, yaşlılığa doğru ilerleyen; Türk-Yahudi kimliği taşıyan, doğduğu toprakları ve bayrağını seven, Türkçeye büyük bir sevgi duyan, Türkçe düşünen, yazan ve çevresinin deyimiyle ‘Türkçeyi çok iyi konuşup yazan’, Istanbul aşığı bir kadının sıra dışı düşüncelerinden ibarettir.”

“Bu yazı, insanlara yalnızca din kardeşi olarak bakıp haklı–haksız demeden ayrıştıranlara karşı yazılmıştır. Aynı zamanda sadece kendi acısını görüp başkasının acısını yok sayan ve görmezden gelenlere karşı, insanı, insan olduğu için seven ve ‘kardeşim’ diyebilen bir kadının kaleminden ve kalbinden çıkan bir yazıdır.”

 

“Sosyal medya hepimiz için büyük bir güçtür; ancak unutmayalım ki güç, kötülüğün elinde kolayca yön değiştirebilir. Sosyal medyada gördüğüm kadarıyla durum öyle bir noktaya geldi ki artık çığırından çıkmış gibi görünüyor. Bu yüzden şöyle düşünüyorum:

‘Ey insanoğlu, savaşı durduramıyorsan en azından sus. Hiçbir şey yapamıyorsan, savaş alanına gidip mağdurlara yardım edemiyorsan sus. Sus ve inancına göre dua et, temennide bulun ya da evrene pozitif bir mesaj gönder; ama önce sus ve barış dile. Çünkü unutma: savaşları halklar değil devletler başlatır, ama acısını halklar çeker.’”


Bu kızgın noktaya nasıl geldim derseniz, eskiden sabah kahvemi alıp gazetemi okuma zevkimi bu gün artık sabah kahvem ve sosyal medya ve internet haberleri doldurdu. Çok güzel, seviyeli, bilgi dolu paylaşımlar var. Teşekkür ediyorum. Ama bunun yanında nefret söylemleri, ve özellikle bu günlerde belli bir halk üzerine yoğunlaşmış nefret söylemleri ve beddualar  içeren ve altında da binlerce sıradan vatandaşın yazdığı ‘Amin’ içeren paylaşımlar dolanıyor sosyal medyada.


Evvelsi gün artık bu paylaşımların tepe noktasını yapmış bir paylaşım ve altında binlerce takipçi ve ‘Amin’ler vardı.


Adamın biri  kulağına kulaklığı takmış, tüm amacı takipçi sayısı arttırmak olan R. K diye bir kişi  eğer linkini bırakabilirsem aşağıya bırakacağım. ‘Yahudiler haindir, gittikleri her ülkeden hainlikleri yüzünden kovuldular, Epstein dosyalarının sorumlusu bu siyonist yahudilerdir, dünyada her kötülüğün sorumlusu yahudidir, şimdi de o topraklara çöreklendiler gibi gibi ve daha fazla söylemlerle etrafa zehir, ve ayırımcılık dolu mesajlar veriyor; altında ise binlerce kişi onaylıyordu. Bana boş ver konuşsun dursun diye bilirsiniz. Ama hayır susmak çok tehlikeli bir eylemdir ve hatayı paylaşmak ile eş değerdir. O nedenle bu köşedeki yerimin  el verdiği kadar yazacağım anlamak isteyen anlar.


-Öncelikle Yahudiler hain oldukları için kovuldu” iddiasını destekleyen güvenilir tarihsel bir kanıt yoktur. Tarihçiler, Yahudilerin sürülmesini genellikle dini birlik politikaları, ekonomik çıkarlar ve azınlıkları günah keçisi yapma ile açıklar.


Yahudiler bulundukları toplumlara Türkiye dahil her zaman olumlu anlamda katkıda olmuş kişilerdir. Ve yahudilerin yaşadıkları toplumlardan ayrılma nedenleri  örneğin:  Yahudilerin İspanya’dan sürülmesi Ferdinand Aragon’nun  ve Isabella I  Castile’in  tarafından dini birlik sağlamak için çıkarılmıştır; toplu bir “ihanet” kanıtı yoktur. Bu nedenle söz konusu iddia tarihsel araştırmalardan değil, antisemitik genellemelerden kaynaklanır.


-“Jeffrey Epstein dosyası gibi iğrenç olaylarda ortaya çıkan tüm kötülükleri bir bütün olarak Yahudi halkına mal etmek, açıkça ırkçılık ve antisemitik bir söylemdir. İnsan malzemesi aynıdır; iyi ve kötü insanlar her halkta bulunur. Bu nedenle halkları ya da ırkları ‘iyi’ veya ‘kötü’ diye sınıflandıramayız.


Örneğin, geçtiğimiz günlerde Türkiye’de aynı isimde iki kadın ve bir çocuğun katledilmesi gibi olaylar, bireylerin eylemleriyle ilgilidir; tüm halka genelleme yapılamaz. Benzer şekilde, radikal İslamcı ya da cihatçı bir grubun üyesi ile benim sevgili İslam komşularım veya sevgili iş arkadaşlarım aynı kişi olamaz; aynı eylemin sahibi de değildirler.”

 

 

-İsrail halkı o topraklara çöreklendi:

-Her halk kendi devletini kurma hayalini kurar, kimi gerçekleştirebilir, kimi gerçekleştiremez, devlet kurma, akıl, organizasyon ve maalesef ki savaş süreçlerinin bir sonucudur. Umarım zaman içinde üçüncü şık olan ‘Savaş’  olmadan da devletler kurulabilsin. Bir toprağa çöreklenmek kelimesi kabul edilemez. Tarihe biraz bakarsanız ki bunun için çok fazla tarih bilgisine de gerek yok, Anadolu toprakları dahil olmak üzere, İngiltere, Fransa, Kanada ve daha birçok bölgede farklı dönemlerde birden fazla uygarlığın egemenlik kurduğu görülür. Bu durum, devletlerin ve toplumların tarih boyunca değişen güç dengeleri içinde ortaya çıktığını gösterir.

 

Herşeyin sorumlusu olarak içini kötülük, ayırımcılık ve suçlama  ile doldurdukları Siyonizm kelimesinin anlamına bakacak olursak  (kaynak Vikipedia- Chatchpt) kullandım ki bu anlam tüm farklı  halklar için geçerli sayılabilir. 

 

 

1-Yahudi halkının kendi kaderini tayin etme hakkı

Siyonizm, birçok destekçisine göre Yahudi halkının kendi ulusal yurduna sahip olma hakkını savunan bir harekettir.


2. Tarihsel bağ

Siyonizm, Yahudilerin tarihsel ve dini olarak Land of Israel ile bağlarını vurgular. Bu görüşe göre Yahudilerin bu topraklarda binlerce yıllık kültürel ve tarihsel kökleri vardır.


3. Güvenlik fikri

Avrupa’da Yahudilere karşı yaşanan uzun dönemli ayrımcılık ve özellikle Holocaust gibi büyük trajedilerden sonra, Siyonizm destekçileri Yahudilerin kendi devletlerine sahip olmasının güvenlik açısından gerekli olduğunu savundu.


4. Bir devletin kurulması

Bu düşünce sonunda 1948’de Israel devletinin kurulmasıyla sonuçlandı. Destekçilerine göre bu, Yahudi halkının ulusal yeniden doğuşu anlamına gelir.


5. Kültürel canlanma

Siyonizm ayrıca İbranice dilinin yeniden canlanması, Yahudi kültürünün ve kimliğinin güçlenmesi gibi kültürel gelişmeleri de teşvik etti.


“Kısaca artık sosyal medyadaki boş tartışmaları ve halklara akıttığınız zehirli söylemleri  bırakın. Gözünüz korkmuyorsa, gidin taraf olduğunuz savaş meydanında insanlara yardım edin, çabalayın; ama bunu barış ve sevgi eliyle yapın, savaş eliyle değil.

Bana gelince, ilk cümlemde de yazdım, son cümlemde de tekrar ediyorum: ben insanlığın tarafındayım. İnançlar beni ilgilendirmez; ben kişinin insanlığına bakarım. Devlet politikaları beni hiç bağlamaz; barış için temenni ve dua ederim. Halkları ve kişileri devletlerin politikalarıyla yargılamam ve benim anlayışıma göre ‘DİN KARDEŞİM YOKTUR, İNSAN KARDEŞİM VARDIR’.

Ve son bir ricam: lütfen bana özelden yapay zekayla üretilmiş, “Tel Aviv’in yerle bir olduğunu gösteren” hayali videolar göndermeyin. Size nazikçe göndermeyin diye yazdım ama anlamıyorsunuz ve göndermeye devam ediyorsunuz. Gönderdiğiniz hayali şeyleri hiçbir toprak veya halk için temenni etmem; siz de etmeyin. İyilik temenni edin ki her şey gerçekten iyi olsun.”

 

 

Barışın bir an önce tüm halklar için gelmesini canı gönülden  dilerim…


Rahel Çela Behar


IYT dip not :

İfade edilen görüşler İYT web portalının editöryal politikasını yansıtmayabilir.

Yazarların düşünceleri sadece kendilerini bağlar.

 Bir önceki yazımı okudunuz mu?

 













Rav Shneor Ashkenazi dün akşam 7/3/26 tarihinde yayınladığı bir videoda , Başbakan Binyamin Netanyahu’nun,  son bir haftadır yaşanan  Shaagat Aari operasyonu’nun başarısı için Tanrı’ya şükretmesi gerektiğini, bu yaşanan olayların, (Mucizelerin) açık seçik Evren’in Efendisi’nin Doğa’ya müdahalesi olduğunu ilan etmesinin zamanının geldiğini anlattı.


Sanırım hepimiz farkındayız, sadece Orta Doğu’nun değil tüm dünyanın çehresi değişiyor. Çağımızın Amalek tohumu olan, herkesin korktuğu yılanın başı İran,  dünyanın en güçlü iki hava kuvveti tarafından eziliyor. Devletimiz, bir hafta ve bir yıl önce göründüğünden farklı görünüyor.


Şimdi sırada ruhsal Amalek’i ezmek, yalnızlığı, korkuyu, kaygıyı, endişeyi, her gün korkan bu ruh hâlini söküp atmak gerekiyor.


Yarın ne olacak şüphesi !


Şunu kafamıza yerleştirmeliyiz. Biz korunuyoruz. İyi ellerdeyiz. Her şeye Kadir Tanrı’mızın  kalkıp bize  yardım ettiği bir dönemdeyiz.


Ve şimdi ruhsal Amalek’i ezmek, yalnızlığı, korkuyu, kaygıyı, endişeyi, her gün korkan bu ruh hâlini söküp atmak gerekiyor.


Yarın ne olacak?


Bunu kafamıza yerleştirmeliyiz. Biz korunuyoruz. İyi ellerdeyiz. Kutsal Olan, mübarek Olan’ın ayakta durup yardım ettiği bir dönemdeyiz. Bu günlerin mucizesinin büyüklüğünü senin kadar kim bilir, Binyamin Netanyahu?

Gelin son zamanlarda art arda gerçekleşen olaylar dizisine şöyle bir göz atalım.


Maalesef  o karanlik 7 Ekim faciası, Trump‘ın kendisine düzenlenen suikasta rağmen, ikinci kez başkan seçilmesi (Amerika Birleşik Devletleri’nin 250 yıllık tarihinde bir kez kazandıktan sonra kaybedip bir dönem sonra tekrar başkan seçilen ikinci başkan Trump), Putin’in Ukrayna’ya savaş açıp takılması, yedi ekim’de Hamas‘ın saldırısıyla aynı anda olması planlanan, Hizbullah saldırısının devreye girmemesi, bu arada İsrail ordusunun toparlanıp yedi ayrı cephede müthiş başarılara imza atması.


Hepimizin sahip olduğu büyük bilinçle birlikte, orduya, istihbarata, iki yıldır gece gündüz uyumayan savunma sanayii insanlarına, tatilsiz ve hafta sonsuz silah üretmek için çalışanlara, sorumluluğu alıp kararı veren siyasilere ve hükümete, bu operasyondaki tüm ortaklara, eşsiz ve fedakar İsrail halkına, teşekkür ettiğimiz gibi,  bu olaylara eşlik eden en önemli ortağa, yukarıdan gelen ve İsrail halkını sıkıntı zamanında terk etmeyen, yardım eden, koruyan ve kurtaran Evrenin Efendisi’ne de teşekkür etmeliyiz.


Bu hayatları, savaşın gidişatını ve geleceği etkileyecek olan teşekkür,  özellikle üç temel sebepten dolayı önemlidir.


Birincisi, öncelikle iyiliği tanıma, (AKARAT ATOV)  minettarlık.


Karşılığında maaş alıp bize verdikleri en basit servise karşılık,  insanlara nasıl teşekkür ediyorsak , sadece iyiliği tanıma ve insanlık gereği, bu zaferin ayrılmaz bir parçası olan Evren’in Efendisi’ne özellikle, işin sırrına vakıf olan liderlerimizin, gözlerini göğe kaldırıp teşekkür etmeleri gerekir.


Ama bunun ötesinde, kim bilir kaç yıldır benzeri görülmemiş bir fırsat dönemindeyiz: Bu zaferi kurtuluşun başlangıcına dönüştürmek için.


 Sadece fiziksel bir zaferin değil, İsrail’in durumunu sonsuza dek değiştirebilecek bir zaferin eşiğindeyiz. Herkes hissediyor ki İran karşısında şimdi gerçekleşen bu mucize, anlık bir mucize değil, yerel bir mucize değil, bir devletin başka bir devleti yenmesi değil; İsrail’in tarihini, dünyada İsrail’in konumunu değiştiren bir mucizedir. Kendimize bakışımızı ve tarihsel rolümüzü değiştiren bir mucizedir.


Ve böyle bir mucize, kurtuluş fırsatına dönüşebilir. Ruhsal ve harikulade bir kurtuluşun.Fakat bunun için bir şey gerekir: Emuna ya bağlı bir inanç zaferi gerekir. Tanrı’nın gerçekliğe müdahalesine gözlerimizi açmak gerekir. Gerçekliğin rastlantısal olmadığını, tesadüfi olmadığını, gökten yönetildiğini anlamamız gerekir. Bu ana bir kez değil, daha önce de geldik ve kaçırdık.


Bilgelerimiz meşhur sözü söyler: Tanrı Kral Hizkiyau’yu Maşiah yapmak istedi ama o hak etmedi. Neden? Çünkü şarkı söylemedi. Hizkiyau kalkıp  Evren’in yaratıcısına  teşekkür etmedi.


Asur Kralı Sanheriv, tüm çevredeki ülkeleri fethedip, Kuzey İsrail’in 10 kabilesini sürgüne yolladıktan sonra Yeruşalayim’de takıldı.


Pesah gecesi Tsadik Kral Hizkiyau, Seder’i yapıp, Tanrı’ya şöyle seslendi : “Ben bu kadar muazzam bir orduya karşı savaşamam. Biz senin çocuklarınız.  Bizi kurtar. “ Sonra da yatağına yatıp mışıl mışıl uyudu. O gece Sanheriv’in dev ordusu bir salgın hastalıkla yok oldu.


Peki Hizkiyau buna karşılık teşekkür etti mi ? Hayır. Ettiyse bile bu, bütün dünyayı, Tanrı’nın  büyük bir kurtuluş kapısı açtığını anlamaya yükseltecek bir şarkı değildi. Çünkü o , gökyüzüyle yeryüzünü birleştirebilecek, gerçekliği ve eylem dünyasını kurtaran, doğanın kendisinin yukarıdan yönetildiğini gösterebilecek bir Maşiah değildi.


Sayın Binyamin Netanyahu, bu yaşadığımız zafer de, işte bu kadar muazzam bir fırsattır. Bu herkesin tarihin kanatlarını duyduğu bir fırsattır: Şabat Zahor sabahı Yahudiler Amalek’i yok etmek için Singoglarda toplanırken, İsrael Ordusunun kahraman çocukları , İran’da Amalek’in çağdaş temsilcisi  yılanın başını ezdiler. Bundan daha büyük gözetim ve düzen olamaz.


Doğru adam (Israil) , doğru yerde (İran),  doğru zamanda (Purim’den önce okunan TİMHE ET ZEHER AMALEK, Amalek’in hatırasını yeryüzünden sil emrinin verildiği Peraşa).

Tarihte doğru adamın, doğru zamanda, doğru yere vurduğu böyle bir an olmadı;

Ve bu zamanda, insanlık açısından Tanrı’yı anmak gerekir; çünkü bu kurtuluşa geçiş anıdır; Hizkiyau’nun hatasına düşmemek için.


Peki  kimdir bu Amalek ve niçin İsrail’in tarih boyunca eziyet gördüğü düşmanlardan farklı olarak, bu milletin zikrinin yok edilmesi gerekiyor ?


Amalek, tesadüfçülük yayan kötü eğilimdir; Gök ile yeri ayıran ve teşekkürü sadece pilotlara, istihbaratçılara,  hükümete, Trump’a savunma sanayii insanlarına veren zihniyet.


“Ben burada Evrenin Efendisi’ni görmüyorum, onun hiçbir ilgisi yok; o bizim küçük dertlerimizle uğraşamayacak kadar büyüktür, İranlıların üzerine basmakla uğraşmaz” diyen eğilimdir.


Bu eğilimi kafamızdan atmak, Amalek’i yok etmektir. Amalek’i yok etmek yalnızlığı, korkuyu, umutsuzluğu, her şeyin bize bağlı olduğu kaygısını söküp atmaktır.


Amalek bize Mısır çıkışında, hiç bir neden yokken saldırdı ve akıl üstü sebepsiz bir nefretle, yok etmek istedi. Aynı İran daki Ayetollah rejiminin dünyanın bir ucundaki İsrail’i yok ekmek istemesi gibi.

Dünyadaki bu  irrasyonel nefretle savaşmak zorundayız.


Bir de yukarıda açıkladığımız gibi ruhsal Amalek’in yok edilmesi de vardır. Amalek’in düşüncesi, yolun rastlantısal SAFEK olduğu, Tanrı’nın günlük hayatta olmadığı düşüncesidir. Tanrı büyük anlarda vardır ama günlükte yoktur.


Gerçekte artık bu günlerde, çok yüksek seviyeli bir İman  bile gerekmez. Dürüstlük yeter: Gözlerini aç ve doğru yerde, doğru zamanda, doğru adamın birleşimini gör.


Purim’de okuduğumuz, Megilat Ester de gördüğümüz gibi ardışık, tamamen doğal gibi görünen olayların ardında, Gizli elin (INVISIBLE HAND ) açığa çıkışı.


Megilla bize, Tanrı’nın parmak izlerini karanlıkta nasıl bulacağımızı öğretir. Açıkça görülen mucize yoksa, bütün hikaye mucizedir.


Şimdi de başta sorduğumuz soruya cevap bulmaya çalışalım. Neden mucizelere inanmak bize bu kadar zor geliyor? Neden bunun Tanrı’nın eli olduğuna inanmakta  bu kadar zorlanıyoruz ?


Neden mantık anlayışı arıyoruz?


Sorun bizde  değildir.


Zihnimiz doğa biçiminde kuruludur. Bu gerçekliğin güzelliğidir. Tanrı dünyayı iki araçla, iki yaklaşımla yarattı. Ana yaklaşım doğa yaklaşımıdır. Mucize yaklaşımı, mantık kurallarına ve düşünme biçimimize ters düşer. Açıklayalım.


Bir Yahudi zihninde iki takvim tutar. İbrani ve Gregoryen değil; Yahudi, İbrani takvim içinde iki takvim tutar: Tarımsal takvim ve Tora takvimi.


Tarımsal takvim Tişri’den Elul’e kadardır. “Bugün yaratılışının başlangıcıdır”; dünyanın yaratılışına göre Tişri’de başlayıp yazın biten tarımsal yıl.


Buna ek olarak Yahudi başka bir takvim daha tutar: Nisan takvimi. Önümüzdeki Şabat’ta okuyacağımız gibi, Mısır’dan çıkışla gelen yeni mitsva, bir devrim: “Bu ay sizin için ayların başıdır.” Bu yüzden Tora boyunca, ayların sayımı her zaman Nisan’dan yapılır; Bu takvime göre  Tişri birinci değil yedincidir, Adar on ikinci aydır, Megilat Ester’de olduğu gibi.


Neden iki takvime ihtiyacımız var? 


Tişri ve Nisan, Tanrı’nın doğada iki yönetim tarzını simgeler; Gerçekliği yönettiği iki yolu. Birinci ve ana yol Tişri’dir; Bu Doğa yoludur. Mucizelerin olmaması gerçeği; doğanın öngörülebilir kurallarla ve sabit döngülerle işlemesi.


En büyük mucize, mucize olmamasıdır. Onlara yasa ve zaman verildi ki, görevlerini değiştirmesinler. Yaratanlarının isteğini, sevinçle yaparlar. Bu en büyük mucizedir.


Güneşin ne zaman doğup batacağını bilmemiz; beş bin yıl sonraki tutulmayı hesaplayabilmemiz, yani doğa en büyük harikadır. Doğa var olan en büyük mucizedir. Birçok unsurun bulunduğu her sistemde aksaklıklar, hatalar olur; ama doğa bozulmaz. Her şey yaşlanır ve zayıflar, ama doğa zayıflamaz,  doğa çökmez. Kurallar 5785 yıldır kesintisiz işler. Güneş bugün de yaratıldığı günkü gibi genç ve parlaktır.

 

Dünyadaki en büyük harika , harika olmamasıdır; her şeyin düzenli ve sorunsuz işlemesidir. Bu Tanrı’nın dünyayı kurduğu birinci yoldur ve onun yılbaşı Tişri’dedir.


Nisan ise tersidir: zaman zaman Tanrı doğayı kırar. Mısır’da en sabit unsur olan güneş , üç gün doğmadı; yasaların bir Sahibi olduğunu göstermek için. Yasalar kendiliğinden işlemez; onları koyan biri vardır. Bu dünyanın bir Patronu vardır.


Birinci yol doğadır; ikinci yol mucizedir. Tişri , doğanın yılbaşısıdır; Nisan mucizelerin yılbaşısıdır. Bu yüzden yıl boyunca mucizeyi görmek bize zor gelir; çünkü her şey doğaya göre görünür.


Ama şimdi bu hafta, Nisan’ı müjdeleyen Şabat’a giriyoruz; Tanrı’nın istediğini yaptığı zamana girdik. Bu pilotların doğal işini engellemez; istihbaratın, hükümetin ve liderliğin işini engellemez. Aksine onlara kat kat güç verir; yaptıklarını daha başarılı kılar. Tanrı’nın yardımıyla, Pesah’tan önce,  bu fırsatın ebedî kurtuluşa dönüşmesini göreceğiz. Çünkü “Mısır’dan çıkışın gibi, sana harikalar göstereceğim.” Sözü çok yakında.


Efraim Özşardaş

 

 

 

Bir önceki yazımı okudunuz mu?











Featured Posts
Recent Posts
Archive
Search By Tags
Follow Us
  • Facebook Basic Square
  • Twitter Basic Square
  • Google+ Basic Square
WhatsApp Image 2020-09-08 at 20.52.59 (1

İLETİŞİM

Telefon                           :+97236582936
Mail                                :turkisrael@gmail.com

 

KÜNYE

İYT Web Sitesi Künyesi:
Editör                             :Av.Yakup Barokas
Grafik Tasarım              :Şemi Barokas 
                                       Ovi Roditi Gülerşen

© 2018 by Turkisrael.org

bottom of page