top of page


3300 kusur yıl önce Mısır'dan gelen Yahudi halkının köleliğini ve göç deneyimini anmak, sadece bir ritüel midir?  Yoksa aileyi ve arkadaşlarımızı bir araya getirmek için mazeret midir? Veya Nostaljik tarihimizi hatırlama zamanı mıdır?

 

Bize “HER NESİLDE” ve “her gün” “Mısır'dan yeni çıkmışız gibi hayal etmetalimatı verildi. Çoğumuz Mısır'a hiç gitmedik. Şimdi Mısır'dan ayrılıyormuşuz gibi düşünmek neden bu kadar önemli ?

 

Anlamanın tek yolu PESAH’ın RUHUNU araştırmaktır. 

 

Her yıl Pesah Sederinde, Hezekiel'in Mısır'daki İsrailoğullarına ilişkin alegorik tasvirini okuruz.

 

"Büyüdün ve uzadın. Harika süslemelerle geldin ve dalgalı saçlarınla formda güzeldin. Ama sen çırılçıplaktın.” (Hezekiel 16:7)

 

Peygamber, İsrailoğullarını güzel ve kusursuz ancak aynı zamanda yoksul ve kısır olarak tanımlar. Yakov'un yetmiş kişilik ailesi fiziksel olarak büyük bir ulus haline gelmişti. Mısır zulmüne ve baskısına rağmen sayıları artmıştı. Bununla birlikte, ahlaken ve ruhen “ÇIRILÇIPLAK” idiler.

 

Peki ya ayetin bahsettiği “BÜYÜK ZİYNETLER” İsrail'in bu “MÜCEVHERLERİ” neydi?

 

Bu "mücevherler" Yahudi halkının iki benzersiz özelliğini simgeliyor. İlki, maneviyat için doğal bir eğilim, Tanrı'dan ve kutsallıktan asla ayrılmamaya yönelik içsel bir arzudur.

 

İkinci "mücevher", doğal alemin ötesinde, daha da büyük bir armağandır. Yüce bir ulusal kaderi arzulayan, Bene-Yisrael’in eşsiz toplumsal ruhudur. 

 

Mısır'da ezilen köleler olarak moralleri bozuk durumdayken bile, ulusal amaçlara yönelik içsel dürtüleri kor gibi yanıyordu. Birçoğu onun gerçek doğasını anlamasa bile, her bireyin kalbinde için için yanıyordu.

 

Ancak İbrani köleler için bu özel nitelikler, bir dilencinin yıpranmış paçavralarına tutturulmuş paha biçilmez elmaslar gibiydi. İnsanlar, dürüstlük gibi temel özelliklerden yoksundu. 

 

Temel bir ahlak ve uygun davranış düzeyi olmadan, manevi büyüklüğe yönelik benzersiz özlemleri, yırtık pırtık giysilere iğnelenmiş abartılı mücevherlerin alaycı etkisine sahipti. "Müthiş süslerle geldin... ama çırılçıplaktın.

 

Pesah ritüelleri (ve yasaları) bayramın bedenini (Mısır’dan çıkışımızı) ve içsel anlamı ise Özgürlük ruhunu oluşturur

Seder, aslında ruhumuzun yapısının bir anlık yansımasıdır.

 

Pesah’ın masa düzeni; 3 Matsot , 6 Yiyecek maddesi (Acı otlar) ve 1 Tepsinin kendisinden oluşur. Bu 10 unsur 10 boyuttan oluşan insan bilincinin yapısını yansıtır. Tüm varoluşunRuhani DNA'sını” temsil eder. 3 entelektüel, 6 duygusal ve 1 eylem yönü sizin Özünüzün elbiseleridir.  

 

NASIL OLDUĞUNUZ ve NASIL OLABİLECEĞİNİZ ? 

 

Pesah haftası boyunca kişiliğinizi ve ruhunuzu (yeniden) inşa edip ideallerinizi yapılandırabilirsiniz. Seder Tabağı sizi ruhsal bir hedefe taşıyan bir vagon (araç) gibidir. Bu nedenle satılan tüm Pesah Seder Tabakları resimlidir. Tabağı hazırlarken malzemelerin yerlerini olması gereken yerin dışında konumlandırarak yanlış vagona binmenizi önlemek içindir.

 

İLK DERS; yaşamdaki uyum ve aşkınlık için - zihin ve kalp arasında uygun bir senkron gerektiğidir. 

 

Üç Matsa, bilişsel sürecin üç aşamasını temsil eder:  BİLGELİK (Kavram) – ANLAYIŞ (Sembol) ve BİLGİ (Uygulama) şeklinde anlayabiliriz. 

 

Akıl, MATSA (alçakgönüllülük) ile beslendiğinde, duyguların manipüle edilmemesini ve sağlıklı yönlere yönlendirilmesini sağlayarak duygu gemisinin nesnel bir “KAPTANI” haline gelir. Matsa, bu altı gıda maddesini taşıdıkça, mütevazi akıl, altı duyguyu kucaklayan ve koruyan bir KAP gibi hizmet edecektir. 

 

SON OLARAK; Seder Tabağı’nın kendisi, dokuz kaynağın tümünü kapsayan Malhutun (yaşadığımız dünya) onuru ve egemenliğidir. Malhut, BENCİLLİKTİR. Ay gibi kendi IŞIĞI YOKTUR. Ancak özveri sayesinde önceki dokuz seviyenin (Güneşin) tüm ışığını içerir ve yansıtır. 

 

Üç matzot ve altı gıda maddesi olmadan Tabak kendi başına boştur. Fakat bu BOŞLUK diğerlerini ve haysiyetin kaynağını içine alan ALEM haline gelir. 

 

ONURUN kendine özgü bir maddesi yoktur. Bize gerçek haysiyet ve özgüveni veren; İLAHİ OLANIN BENZEYİŞİNDE YARATILDIĞIMIZI hatırlamak ve kendimizden daha büyük bir şeyin kanalı olabilmektir. Pesah bizlere her birini gözden geçirme ve nerede durduğumuzu değerlendirme fırsatı verir.

 

Tüm bu boyutlara odaklanamasanız bile ilgili olduğunuz veya çalışmanız gerektiğini düşündüğünüz bir veya iki tane seçin. Onarmanın veya iyileştirmenin yollarını arayın. Çünkü Yüce Tanrı’yı, içimizdeki değişikliklere ve düzeltmelere (tikkun) göre keşfedeceğiz.

 

Açıkçası, her biri hakkında çok daha fazla şey söylenebilir. Ama umarım bu kadarı topun yuvarlanması için yeterli olur. “Diğer tüm gecelerden farklı bir gece” başka bir olaydan ziyade “kişisel bir deneyime” dönüştürmeye çalışın.

 

“Tanrı…….. çocuklarınız size “Bu rituelin size ne yararı var?” dedikleri zaman, ………. “evlerimizi bağışlıyan Tanrı için Pesah Fedakarlığı (zevah pesah)’dır” diyeceksiniz. (Şemot 12:26-27)

 

Özgürlüğe olan uzun yürüyüş, bırakın mucizeleri bir kenara, sadece tarih ve politika ile bile ilgili değildir. Bu ebeveyn ve çocukların ilişkisiyle ilgilidir. Bu hikayeyi anlatmakla ve bunu gelecek nesillere geçirmekle alakalıdır. Tanrı’nın hayatımızdaki varlığını hissetmemizle ilgilidir.

 

Bunlar bir çocuğa güven ve umut - bir kimlik ve dünyada bir yere ait olma hissi vermekte yardımcı olur. Medeniyetler kendi hikayelerini unutuyor ve yok oluyorlar. Biz kendimizinkini hiç bir zaman unutmamalıyız. 

 

İnanç ailelerde başlar. Umut evde doğar……

 

Değerli Kardeşlerim, hepinizi sevgiyle kucaklıyorum. Bir tohum misali kadim KÖKLERİNİZ olan Anne ve Babalarınız, GÖVDENİN ihtişamını yansıtan her biriniz, DALLAR gibi güzelliğin doruğunu temsil eden çocuklarınız ve MEYVELER gibi ailemizi tamamlayan torunlarınızla PESAH MASASINDA kocaman bir HAYAT AĞACI  -  ETZ A-HAYİM kurabilmenizi diliyorum. 

 

HAG KOSHER PESACH SAMEACH……

 

Moşe PASENSYA

 












Ne yazık ki İsrael’in bugün içinde bulunduğu durum, Biden ve ekibi gibi talihsiz bir ABD yönetimine rastlıyor! Öte yandan, daha önceki üç dönemde de Beyaz Saray ile Pentagon’un Orta Doğu’daki gelişmeleri akılcı biçimde değerlendirmediği apaçık ortadaydı…

 

ABD, en azından Demokrat Parti Başkanları süresince İran'ın savaşçılığını tam anlamıyla görmezden gelmiştir. Nükleer programı hakkında dünya liderlerini sürekli olarak aldatan Mollalar Cumhuriyeti, yeraltında kurduğu zenginleştirme tesislerinde nükleer silahlanma için gittikçe artan miktarlarda bölünebilir uranyum üretmeyi sürdürürken, bazı kaynaklara göre bugün %60’a varmıştır… Obama döneminde imzalanmış bulunan karşılıklı anlaşmalar ile İran’ın kolayca “satın alınabileceğine” inanılıyordu – oysaki mollalar, Orta Doğu’da bir Şii hakimiyeti kurmak dürtüsü uğruna İsrael’i yok etme kartını oynamayı sürdürmekteydi! Keza, inançlarını maddi teşviklerin çok üzerinde tutan bu kökten dinci yönetim, yalanlarına devam edip batıdan sağladıklarıyla palazlanarak, bölgedeki terörist “vekil”(proxy)lerini güçlendirmesini bilmiştir.

 

Benzer bir “körlük”, Netanyahu hükümetine de hakimdi kuşkusuz – Hamas’ın para ile oyalanabileceği ve susturabileceğini varsayarak, bu örgütün de aynı şekilde yeraltında 500 km’ye uzanan bir kıyım sanayii merkezi kurmasını ya algılayamamış veya engelleyememiştir…

 

Pek katılmadığım, ancak bir zamanlar Türkiye’de yaygın olan “Yahudi’nin aklı sonradan gelir!” deyişini şimdi ne yazık ki kullanmak gerekiyor: İbrahim Antlaşmaları’nın ardından, bu kez de Suudi Arabistan-İsrael arasında görülen yakınlaşmanın önüne geçmek için İran’ın, Hamas aracılığı ile Orta Doğu’da bir savaş başlatacağını ne yazık ki ne İsrael ne de ABD öngörebilmişti. İşte buyurun size bir çifte körlük” daha!

 

Yetti mi? Yetmediii…  – Birazcık geriye gidecek olursak,

1) 2021 yılında Biden yönetimi, Suudi Arabistan'ın Yemen'deki İran destekli Hutilere karşı yürüttüğü askerî harekâta verdiği desteği kesti – daha sonra da Huti savaşçılarını terör örgütleri listesinden çıkardı...

2) 2008 yılından bugüne dek birkaç kez Gazze'de patlamış olan İsrail-Hamas çatışmalarında ateşkesin sağlanması için en büyük çabayı göstermiş olan taraf, hep ABD olmuştu!

3) Bundan öte, ABD orduları Orta Doğu'dan büyük ölçüde çekilerek, diğer güçler tarafından kolayca doldurulabilecek diplomatik ve stratejik boşluklar bıraktı…

…ve tüm bu “eylemsizlikleri” fırsat bilen Çin, İran ile 25 yıllık bir petrol karşılığı teknoloji ve silah antlaşması imzaladı – dahası, İran ile Suudi Arabistan arasında yakınlaşma rüzgârları estirmeye girişti! Bu arada İran, başta Ukrayna’ya karşı kullanılmak üzere Rusya’ya çok sayıda İHA ve füze satmaya başlayacaktı…

 

Peki, ABD ve İsrail yönetimlerinin gözleri şimdi açıldı mı?

 

Karşı karşıya kaldığı ve iki bine yakın sivil/asker vatandaşının ölümüne neden olmuş üç cepheli savaş üzerine, ayrıca salt bencil nedenlerinden dolayı Netanyahu, göbekten bağlı olduğu aşırı sağcı koalisyon ortaklarının da dürtüsüyle, “öne doğru kaçış”tan başka çare görmüyor… Biden ve takımına gelince – onlar, Kasım seçimlerinin gölgesinde hareket etmek zorundadır – ve hepimizin gün be gün izlediği “zig-zag” tutumuyla ABD dış siyaseti, tarihinde görülmemiş bir istikrarsızlık sergiliyor!

 

Vakit ise gerek İsrael gerek ABD’nin aleyhine çalışmakta: Uranyum zenginleştirilmesinin yanı sıra, İran Natanz'da yeni bir nükleer tesis inşa etmeye başladı... Bu tesisin bir dağın gerisinde ve 100 metre derinlikte olması öngörülüyor. Endişe şudur ki, bittiğinde ne İsrailliler ne de Amerikalılar burayı bombalayıp yok edebilecek!

 

Bu bağlamda ABD güvenlik uzmanı Mark Dubowitz birkaç gün önce şu çarpıcı öneride bulunmuş: “İsrael, Hamas'ın Gazze’de kalan dört veya altı taburu ile İran'ın nükleer silah üzerinde çalışan iki düzine bilim adamı arasında bir seçim yapmak zorunda kalacaksa, benim güçlü önerim, bilim adamlarını ortadan kaldırmak olurdu."

 

Yukarıdaki iki paragrafın sezindirdiği iletiler apaçık ortadadır: Yıllardır İran'ın nükleer silah geliştirmeye yakın olduğu söyleniyordu – ancak bugün artık uyarı zilleri çalmaya başlamıştır… Mollalar, vekillerinin yerlerine sahaya kendileri inmeyi hazırlanıyor!

 

Geçtiğimiz hafta içinde gözlemlediğimiz “asimetrik” güç ve başarı dengesiyle, İran’a karşı belirlemiş gibi görünen “sanal” devletler koalisyonu, İsrael’i sanki eyleme zorlamakta! Kısa tarihi boyunca giriştiği savaşların hemen tümünde savunmada bulunmuş bu ülke namluyu acaba çevirecek mi korkusu yayılıyor gibi

 

Mark Dubowitz bu konuda “Hamaney geçen haftaki saldırıyla aslında hepimize bir iyilik yaptı" diyor: "Boşlukları doldurdu: (…) Bu, İsrail ile İran arasında bir savaştır. Sayın Biden, şimdi ortaya çıkanı örtbas edebilecek mi?”

 

*****

 

Daha ayrıntılı bilgiler için; yararlanılan kaynaklar

 

 

 

 

 










Geçtiğimiz hafta Pazartesi günü yani İran’ın Israel’e saldırmasının üzerinden henüz 48 saat geçmişti ki Bloomberg’te bir haber yayınlandı. Geçen yıl Avrupa’da ülkeler savunma için 2 Trilyon USD harcamış.

 

Ukrayna Rusya savaşı, Orta Doğu gerilimleri savunma sanayine olan ilgiyi ve yatırımları arttırmakta. Bu durum borsada işlem gören savunma konusunda faaliyet gösteren şirketlerin hisse fiyatlarının artmasına sebep oldu.

 

Silahlanma yarışı hareketlendi. Her ülke kendi savunma sistemini geliştirmek yeni silah ve uçaklar peşinde. Son yıllarda popular olan bir başka konu insansız araçlar. Bu uçaklar sayesinde pilotlar riske atılmadan harekat yapılabiliyor.

Örneğin Arm holdings son bir yıl hisseleri 46,50 $ ile 164$ arasında değişim gösterdi. Bir çok savunma sanayi şirketi gelen siparişlere yetişemeyip ileri tarihli döneme teslim şartı vermekte. Savaşlar yüzünden söz konusu şirketler kullanılan uçak ve silahlarını görücüye çıkartıp karşılığında siparişler alıyor. Kipat Barzel’in bir çok ülkeye satılması gibi.

 

Geçen haftaki İran saldırısı sonrası Israel’in kullandığı hava savunma sistemine yoğun ilgi var. Bir çok ülke Israelli şirketler ile irtibata geçmiş durumda.

 

Avrupa, Ukrayna Rusya savaşının kendilerini etkilemesinden korkuyor. Geçen hafta İran saldırısı sonrası Ukrayna İngiltere’ye; eğer İsraeli koruduğunuz gibi bizi de korusaydınız başımıza kötü şeyler gelmezdi, İngiltere ise Rusya ile savaş istemiyoruz dedi.

 

Savaş piyasalarda en çok altını etkiliyor. Altın economist ve yatırımcıların deyimi ile güvenli liman. Ne zaman savaş, ekonomik kriz olsa piyasa altına hücum ediyor. Bugün dünyada her ikiside var. Bir yandan korona sonrası ülkeler düşen vergi gelirlerini düzeltmek için borçlanma yoluna gidiyor diğer yandan ise savaş yüzünden altına yönelim artıyor.

 

Altın fiyatları son bir yıl içinde 1810 $ dan 2431$ a kadar arttı. Uzmanlar bu yıl sonuna kadar 3000 $ konuşmaya başladı bile…

 

Savaştan bir başka etkilenen varlık ise PETROL; Ortadoğu’daki savaşlar, Yemenli isyancıların gemilere saldırıları sebebi ile şirketlerin rotalarını değiştirmesi petrol fiyatlarını etkiliyor. Petrol artışı ülkelerin pek de istediği bir şey değil. Bir çok ülke enflasyon ile savaşırken petrol artışı enerji fiyatları, nakliye, üretim maliyetlerini arttıracağı için daha ürün raflara gelmeden maliyetler yüzünden fiyat artışı demek.

 

Savaşlar ülkelerin yeni ekonomik krizler yaşamasına de sebep oluyor. Tam korona krizi atlatıldı darken savaş yüzünden ekonomiler zorlanmaya fiyat artışları başladı. Ülkeler savaş harcamalarını karşılamak için borçlanmaya gitmekte. Aşırı borçlanma ödeme zamanlarında daha fazla borçlanmaya gidilmesine sebep olabilir ve bu durum ülkelerin dengesini bozabilir

Savaşsız barış içinde bir dönem dileğimizle Hag Pesah Sameah

 

Not. Yatırım tavsiyesi değildir bilgi amaçlıdır.





Featured Posts
Recent Posts
Archive
Search By Tags
Follow Us
  • Facebook Basic Square
  • Twitter Basic Square
  • Google+ Basic Square