top of page

Kanser hastaları için aşılara yönelik yeni bir yaklaşım.'


Weizmann Enstitüsü araştırmacılarına göre, bağışıklık hücreleri yalnızca virüsleri hatırlamakla kalmıyor, aynı zamanda tümörle savaşan antikorlar da salgılayabiliyor; bu çalışma kanser aşılarının geliştirilmesine katkıda bulunabilir.


Weizmann Bilim Enstitüsü'ndeki araştırmacılar Salı günü, dünyada bir ilk olarak, hafıza B hücreleri olarak bilinen özel bağışıklık hücrelerinin yumurtalık kanseri tümörlerini tanıyıp onlara saldırabildiğini keşfettiklerini duyurdu.


Yumurtalık kanseri, dünya genelinde en ölümcül jinekolojik kanser türüdür ve beş yıllık hayatta kalma oranı yüzde 50'nin altındadır.


Weizmann Sistem İmmünolojisi Bölümü'nde Prof. Ziv Shulman'ın laboratuvarında yürütülen ve hakemli dergilerde yayımlanan bu çalışma, bağışıklık hafızası B hücrelerinin yalnızca virüs ve bakteri gibi dış istilacılara yanıt verdiği yönündeki bilimsel varsayımı sorguluyor.

 

Dr. Nachum Nathan liderliğindeki araştırma, Immunity dergisinde yayınlandı. Araştırmada, yumurtalık tümörlerini hedef alan ve bunlara karşı etkili antikorlar üreten hafıza hücreleri tespit edildi.

 

Kaynak: Times of İsrael

 



Bir önceki sosyalağlardan yazısını okudunuz mu?


 


“İsrail doğumlu, Hollanda’da yaşayan ve eserlerini İngilizce kaleme alan yazar Yael van der Wouden’un ilk romanı “The Safekeep (Emanet),” 2024 Booker Prize kısa listesine kalmış ve 2025 Women’s Prize for Fiction ödülünü kazanmıştır.”


İngilizce aslı “The Safekeep” olan, Türkçede “Emanet adıyla yayımlanan bu romanla yeni açılan bir kitapçıda karşılaştım. İngilizce baskısını okumaya başladığımda ise karşıma sıradan bir roman değil, katmanları yavaş yavaş açılan ve beni beklemediğim sorularla baş başa bırakacak bir hikâye çıktığını fark ettim.

 

Emanet, yazarın ilk romanı olduğuna inanılması zor, oldukça güçlü  edebi  bir eser. Kurgusu sağlam, olay örgüsü ustalıkla örülmüş. Roman ilerledikçe okuru sürekli yeni katmanlarla karşılaştırıyor ve beklentilerini ters yüz ediyor. Ancak beni en çok etkileyen şey yalnızca olay örgüsü olmadı.

 

Bu kitapta tarih satır aralarında yaşıyor. İkinci Dünya Savaşı ve Holokost romanın merkezinde yer almıyor; ancak bu geçmiş, karakterlerin hayatlarında ve hikâyenin atmosferinde güçlü bir şekilde hissediliyor. İlk bakışta iki kadın arasındaki tutkulu ve karmaşık bir ilişkiyi anlatan roman, giderek hafıza, aidiyet, kayıp ve insanların taşıdığı görünmez hikâyeler üzerine çok daha derin bir anlatıya dönüşüyor. Bu nedenle Emanet’i yalnızca romantik bir roman olarak tanımlamak eksik kalır.

 

Kitabın etkisini azaltmamak için olay örgüsünün önemli ayrıntılarına girmeyeceğim. Roman, annesinden kalan evi ve eşyaları büyük bir titizlikle koruyan Isabel’in hikâyesiyle başlıyor. Isabel’in hayatı, kardeşinin kız arkadaşı Eva’nın eve gelmesiyle değişmeye başlıyor. İlk bakışta sıradan gibi görünen bu karşılaşma zamanla beklenmedik yönlere evriliyor.

 

Roman boyunca birçok kez yanıldığımı fark ettim. İlk başta bazı karakterler hakkında düşündüklerim, hikâye ilerledikçe tamamen değişti. Bu da bana gerçek hayatta ne kadar eksik bilgiyle insanlar hakkında hüküm verdiğimizi düşündürdü. Oysa çoğu zaman karşımızdaki kişinin hikâyesini, yaşadığı kayıpları ya da taşıdığı yükleri bilmiyoruz. Görünürde sıradan olan bir hayatın ardında bilinmeyen acılar, sessiz kalmış hikâyeler ve kuşaklar boyunca taşınan izler olabilir.

 

Romanı okurken dünyanın farklı yerlerinde evlerini, mahallelerini ve alıştıkları hayatları geride bırakmak zorunda kalan insanları düşündüm. Hikâye savaş sonrası 1960’ların Hollanda’sında geçiyor olsa da, anlattığı duygular bana son derece evrensel geldi. Bir ev gerçekten kime aittir? İçinde yaşayanlara mı, onu miras alanlara mı, yoksa bir zamanlar orada yaşamış olanlara mı? Kitabı bitirdiğimde zihnimde kalan sorulardan bazıları bunlardı.

 

Romanın Türkçeye Emanet adıyla çevrilmesinin çok yerinde bir tercih olduğunu düşünüyorum. Çünkü roman boyunca yalnızca bir ev değil; geçmiş, hafıza ve hikâyeler de bir tür emanet gibi hissediliyor.

 

Elbette her okur bu kitaptan farklı bir şey alacaktır. Kimileri için bu bir aşk hikâyesi, kimileri için hafıza ve aidiyet üzerine bir roman olabilir.

 

Benim için ise Emanet, insanların taşıdığı görünmeyen hikâyeler üzerine düşündüren bir romandı. Karşımızdaki insanların geçmişini, yaşadıklarını ve taşıdıkları yükleri çoğu zaman bilmiyoruz. Belki de bu nedenle kitap bana empatiyi, yargılarımızı sorgulamayı ve her hikâyenin görünen yüzünün ardında başka gerçekler olabileceğini bir kez daha hatırlattı. Son sayfasını çevirdikten sonra da benimle kalmaya devam eden şey buydu.

 

Suzi SABANER

Kitap Künyesi


The Safekeep (Emanet

Yael van der Wouden 

İngilizce baskı: Viking / Penguin Random House UK, 2024 

Türkçe baskı: Livera Yayınevi, 2025 

Çeviren: Şafak Tahmaz


Bir önceki kitap tanıtımını gördünüz mü?








Los sefaradim ke vinieron al Imperio Otomano de Espanya i mas despues de la Italya en el siglo 16, en aresentandosen en el imensyo payiz muzulmano siertos de eyos preferaron morar en Damasko i en Alepo onde egzistiyan viejas chikas komunidades djudiyas afin, de profitar del komersyo entre el Oriente i la Evropa.


El kamino de la seda fue siempre un trajeto importante para los sefaradim ke en ambezandosen a avlar el arabo i el turko fueron kapaches de enrikesersen del komersyo en tranzito entre el Oriente i la Evropa.


El eskrivano italiano rabino Moses Bassola de Ancona ke vijito Damasko en el anyo 1522 konto serka de 500 famiyas djudiyas ke los yamavan “morescos” los kualos se mesklaron kon los muevos vinideros sefaradim ke avian por lo mas biviendo anyos en Sicilia. Malgrado ke todos bivian en kuartyeres diferentes kada grupo teniya su propya sinagoga kon su rabino i su rito partikular.


Ansi kon los anyos estos grupos se mesklaron i formaron un puevlo unido ke dainda egziste a traverso el mundo.


En el siglo 19 los de Alepo i los de Damasko kontinuaron a avlar el ladino ma esta vez en mesklandolo kon munchos biervos arabos. 


Tuvieron siempre sus uzo partikular del ebreo liturjiko en sus orasyones.


La mayoriya de los djudyos biviendo dentro de las frontieras de la Siriya moderna fueron siempre rikos i talentuozos en el komersyo i la finansia.


En Damasko los kuartyeres djudyos eran uno al lado de otro kon los kuartyeres kristyanos onde djudyos i kristyanos se frekuentavan en no tenyendo una amista profunda.


Para pueder bivir en pas sea los djudyos komo los kristranos i mizmo los muzulmanos nunka se adjuntaron i ansi bivieron kada uno por si.


Es en este atmosfero ke akontesyo en Febrero 1840 el kavzo de akuzasyon de los djudyos de Damasko.


Los djudyos fueron akuzados de omisidyo sin pekado por las otoridades otomanas inyorentes i krualas sin tener mizmo provas de la verasidad de las akuzasyones.


Ademas siertos de los adjentes konsularyos de payizes evropeos miraron sin verguensa de akuzar los djudyos del omisidyo del papaz Thomas de Camangiano orijinaryo de Sardinya i de su moso sin pueder provarlo.


No mankaron de transpozar el antisemitizmo de las peryodas las mas eskuras de la Edad Medya en esta sivdad onde eya no egzistiya. 


Ansi estos 2 faktores de akuzasyon abastaron a ke una trajediya naska al seno de la Evropa de akea epoka.


Los kristyanos de la sivdad vyendo la disparisyon del papaz i de su moso, empesaron a akuzar los djudyos de averlos matado para pueder empleyar sus sangres en el aprontamiento de la matsa de Pesah.


El konsul fransez Ratti-Menton ke sovre el akordo egzistente entre los Otomanos i los Fransezes devia ser el ke devia de okuparse del kavzo, prefero deshar esta responsabilita al Sherif Pasha governador ejipsyano de la sivdad, ansi la prosedura fue turka i no franseza.


La akuzasyon kalomnyana del krimen ritual no egzistiya del todo en la tradisyon oryantala visto ke los reyes Otomanos kon sus ‘firmanes’ afirmaron siempre la libertad de los kultos i interdisieron kon penas graves en kavzo de empedirla.  Ma esto no fue la manera kon la kuala el konsul i el pasha se okuparon del kavzo.


El konsilyo del pasha i ansi el konsul sin provas en la mano akuzaron los djudyos i es ansi ke un povre kuafor fue arestado i sometido a una ‘falaka’ de 200 dadas de latidos en las plantas de sus piezes.


Ademas le apretan la kavesa kon un turnikete al kual no puede rezistir acheta lo ke sus torturadores le diktan.


El deklara 7 notavles djudyos komo kulpavles: el rabino Michaan Yehouda, Moise Aboulafia, David Harari, su tio Joseph i sus ermanos Isaac i Aron i Joseph Liniado.


El moso de Davis Harari ke fue a su torno sometido a la falaka deklaro ke su maestro fue uno de los ke kometyo el omisidyo.


Los akuzados siendo arestados inyegaron los faktos malgrado los suplisyos ke les fueron aplikados. Joseph Harari muryo de vista i solo Moise Abulafia rekonosyo de todo achetar i mizmo konvertirse al islam para salvarse de los suplisyos.


Joseph Liniado sovre las yagas ke le izyeron muryo 10 diyas mas tadre. El pasha en despartes sometyo el moso de Harari de muevo a la falaka, el kual dyo muevos nombres de la famiya Farhi donde el prezidente de la komunidad Isaac Picciotto ke fue interrojado esta vez por el Konsul fransez en su lugar mizmo, lo ke fue la mas grande falta de su karyera.


El sinyor prezidente era protejado por el konsul Austriako M. Merlatto el kual a su torno insistyo a estudiar el kavzo de Isaac Picciotto, oponendose a la justisya de Sherif pasha. Adreso a Vienna un largo raporto el kual fue trasmetido a James de Rothschild konsul de la Austria en Paris sovre kualo el kavzo fue estudiado por el governo Fransez.


Adolphe Cremieux ombre politiko importante se okupo del kavzo i la prensa ampeso a publikar malgrado la opozisyon del Quai d’Orsey (ministeryo del estranjero Fransez) las polemikas sovre la situasyon de los djudyos de Damasko.


Visto la opinión negativa de la politika del governo Fransez, Cremieux se adreso en vijitando Londra a Sir Moses Montefiore el kual se okupo del kavzo de serka en azyendo bastantes esforsos para render attentivo el publiko britaniko i mizmo espertar la opinión mondyala. 


Cremieux i Montefiore kada uno de su parte se adresaron al prezidente del konsilyo Fransez i a la Reyna Victoria para demandar apoyo a una delegasyon ke se rendera en Ayifto para diskutir del kavzo kon el viche rey Mohamed Ali.


Cremieux no resivyo dingun apoyo de la administrasyon Franseza, por kontra la reyna Victoria deklaro su ayudo en azyendo deklarasyones a la prensa evropeya en favor de los djudyos aprezados.


Mohamed Ali preokupado de la propaganda negativa enverso del Ayifto i keryendo mostrar una figura favoravle de su payiz dyo el orden en la prezensya de Sir Monrefiore i Adolph Cremieux de liberar los akuzados i a Sherif de retornar al Cairo. Verso esto Aboulafia se repintyo de trokar su relijyon i el kuafor disho ke todas sus deklarasyones son falsas i ke el fue forsado a avlar mintiras. Ansina se eskapa la istorya trajika de los djudyos de Damasko.


Grasias a este evenemento trajiko de Damasko ke reboltoneo la opinión mondiala fue dechizado unos kuantos anyos mas tadre la kreasyon de la Aliansa Israelita Universala. 


I al final, la ipokreziya i el antisemitizmo de la Fransya de akel tiempo impidyo la publikasyon de los raportos sovre lo ke se paso en Damasko, los kualos asperaron 150 anyos para salir en medyo.


Dr.Selim Salti


Es ke meldatesh la eskrita de una semana antes?





  



101 Kuentos Modernos de Djoha-Dr. SELİM YEHOSHUA SALTİ
Satın Al






Featured Posts
Recent Posts
Archive
Search By Tags
Follow Us
  • Facebook Basic Square
  • Twitter Basic Square
  • Google+ Basic Square
bottom of page