Bugün sayfamız dünya çapında özellikle mimarlık alanında önemli eserlere imza atmış birisi olan Moshe Safdie’yi ağırlıyor. Moshe, 1938 yılında Filistin’de doğdu. Mimar genç yaşta ailesi ile birlikte Kanada’ya göç etti sonrasında da Kanada vatandaşlığına geçti.


McGill’deki üniversite eğitimini 1961 yılında tamamladıktan sonra, Estonya’lı Louis Kahn ile beraber çalışmalar yapmaya başladı. 1964 yılında ise kendi ofisini kurup 1967 yılında yapılan Dünya Fuarında gerçekleşecek projesi için hazırlıklar yapmaya başladı.


Moshe Safdie doğduğu ve ona kimliğini kazandıran İsrael’i unutmadı ve 1970’te Yeruşalayim’de bir mimarlık ofisi şubesi açtı. Eski ve yeni kentin bağlanması, şehrin ve şehirin merkezinin yeni baştan inşası, Modiin kentinin kurulması, yeni Yad Vaşem Soykırım müzesi dahil Safdie tarafından hazırlanan projeler arasındadır.


1978’de McGill, Yale ve Ben Gurion üniversitelerinde dersler verdi. Yine aynı yıl mimarlık ana ofisini Boston’a taşıdı. Harward Ünivesitesi’nde Kentsel Tasarım Programı yöneticisi olarak görev yaptı.


Ünlü mimar Moshe Safdie, mimar olmasının yanında bir felsefeci olarak da adını duyurdu.

Moshe Safdie kitaplarından bazıları;

Habitatın Ötesinde (1970) ,Herkes İçin Bir Bahçe (1974) , Biçim ve Amaç (1982) , Habitatın Ötesinde 20 Yıl (1987) Kudüs: Gelecek ve geçmiş (1989) , Otomobilden sonra kent (1997) , Yad Vaşem – Bellek Mimarisi (2006)



Moshe Safdie, dünyanın her geçen gün daha karmaşık bir hal aldığını belirterek mimari eserlerin doğayla uyumlu olmaları gerektiğini savundu. Yaratılacak olan tüm mimari eserlerin topluma sorumlu olmaları gerektiği söyledi.

Şimdilerde ilerleyen yaşına rağmen özellikle teknoloji sayesinde birçok farklı üniversitede konuşmalar yapmaya devam etmektedir.












Adem Havva’nın uzattığı elmayı yemese idi…

Newton başına düşen elma ile yerçekimin farkına varmasa idi…

Isırılmış elma amblemli, küçücük bir cihaz ile dünyayı elimizin altına sermese idi…

Neler olurdu?



Neymiş bu elma denilen meyve iyi mi kötü mü bİlemedim ama her sahneye çıktığında etraf kızılca kıyamet karışıyor. Onlarca çeşidi ile ekşi tatlı rengarenk kırmız, yeşil, pembe, onlarca sağlık problemine deva bir meyve. Kimbİlir gelecekte daha hangi renklerini üretecekler. Tadını dahi bilmeyecektik eğer Adem Havva’ya kanmasa idi. Öyle hepimiz mutlu mesut cennet bahçesinde hırslarımız olmadan, korkularımız utançlarımız olmadan sakin sakin yaşardık derken, yaşar mıydık diye sormaktan kendimi alamıyorum. Ve bir an hiçbir değişim düşünmeden ilerlemeye çalışmadan, başarının baş döndürücü keyfini hiç tatmadan, bu dünyadan göçüp gideceğimizi düşündüm, Ya elmalar ne olacaktı? Elmalar dallarından düşecek ve çürüyecekti.



Kütle çekiminin mucidi, ünlü fizikçi Newton da elmadan nasibini alanlardan. Newton çalışmalarına devam ederken bir türlü sonuca ulaşamamaktadır. Bir elma ağacının altında otururken kafasına düşen elma onun bütün çalışmalarını başarıya götürür. Dolaylı da olsa elma sayesinde çalışmaları sonuçlanmış ve bilim dünyasını değiştirmiştir. Yer çekimini keşfetmemiş bir dünya başka birçok buluşun da kıyısından dönecekti. Newton bir çığır açmayacak, O da gülücükler dağıtırken başına düşen elmaların neden düştüğünü sorgulamayacaktı bile.



Merak etmediği için ilerlemenin ne olduğu hakkında da bilgisi dahi olmıyacaktı. Merakın sorgulamanın ne olduğunu bilmeden o da göçüp gidecekti bu alemden.


O ısırıklı elma logosu olmasa idi uzaklar bu kadar yakın olmıyacak, kocaman kuruluşlar örneğin bankalar hastaneler birkaç tuşa sığamayacak, bunca bilgi sahibini bulamayacaktı. Meşhur markanın logosunun neden ısırıklı bir elma olduğu hakkında birçok yorum okudum. Marka sahibinin o dönem diyette olduğu ve en çok da elma yediği düşünülmekle birlikte teknolojinin babası sayılan bir başka devin elma yiyerek intahar etmesine kadar uzanan yorumların arasında en çok “yapılacak daha çok şey var” fikrini sevdim. Telefonun mucidi bir “alo” sesi için hayatını verirken bugün bİr telefon İle hayatımızı elimizin altında alıyoruz.



Tüm bu olaylar olmasa idi kısaca devinim asla olmıyacaktı… Bir meyve olmanın çok ötesinde yaratılışta bilimde sanatta edebiyatta teknolojide her her yerde elmanın izini görüyoruz.



Elma insanın hayal gücü ile hikayeleştirme yeteneğini bir araya getirerek masallara da konu olabiliyor. En çok okunan bilenen ve anlatılan masalların biri olan Pamuk Prenses de elmayı hayatı değiştiren bir karakter olarak karşımıza çıkıyor. Kötü kalpli cadı zehirli elma ile bayılırken prensin öpücüğü ile uyanıyor. Elma zehirliyor, öpücük hayatı yeniden yaşatıyor.



Çocuklarımıza elma yemenin faydalarını sırası ile anlatır içindeki vitaminleri teker teker sayarız.

Şimdi ufakcık bir soru hepimiz için geçerli elma sayesinde gelinen günümüz yaşantısında elma olmasaydı ne olurdu.

Tatsız bir hayat …


Not: Elmanın bu denli çığır açan insan hayatına etkisi olan bu meyve hakkında daha çok konuşulur. En çok merak ettiğim ise Türkçe’de zorlu bir durumu anlatmak için neden hala “ayvayı yemek” ifadesi kullanılır.


















El tyempo de la pandemiya, estavan dizyendo kuando va eskapar esta korona, todo va trokar, nada no va ser komo era antes. Yo pensava kualo puede trokar, diziya ke eskape una ora mas antes i viniremos a la vida normal. Porke diyas de un anyo no estava pasando la ora sovretodo las noches. Ke desho ke tomo mas de dos anyos estuvimos enserrados solos i sekos, mezmo los moedes lo mas ke me vino muy afuerte.


Orozamente ke mos konosimos kon el ZOOM i achakes del zoom mos estavamos vyendo kon los ijos, kon los inyetos i mezmo kon amigas ke no mos vimos anyos. Kada diya a las oras sinko mos estavamos topando kon las kupas de kafes en las manos estavamos konversando. Los primeros tyempos vino kon savor ma kuando alargo, empeso a enfasyar porke estava todo la mezma konversasyon. Ke desho la korona ke tomo la korona kada uno estava kontando lo ke oyo, de mi emparte fui la primera ke me sali del grupo. Orozamente ke me plaze eskrivir. En akeos diyas eskrivi dos senaryos de teatro i un dokumental. Dospues empesimos a ver las fyestas, berit, tefilin i tefilas de demanyana i tadre i siguro meldados fueron todo en zoom. Todo estava muy ermozo, sin penar, sin vistir, sin salir a la kaye kon un ID. entra al zoom aze tu onor. Ma malorozamente por muunchas personas i esto se abuzo.


Una tadre entri al zoom ke aviya meldado del marido de una amiga. Asigun entri todos estavan asperando la ora del meldado, los aveles tristes, yo de ver syertas personas me enkanti, ken mal vistidos, ken kon atlet, ken komyendo pipitas, ken espandido en la kanape avlando kon telefon. Es verda en kaza no mos vamos a vistir smokin ma ya kaliya un poko de respekto.


Lo mas ke me maraviyi fue, este enverano lo ke vide en la guerta de Anadolu Kulubü. De uzo kada diya me vo a la mar. Akea demanyana sali de kaza entri al klob, vide un grupo de mujeres byen vistidas konversando en la guerta. Lo mas de diyas munchas mujeres ke son myembros, aresiven musafires, komen en el restoran selebran aniversaryos. Las saludi i abashi a la plaj. Dospues de unos kuantos minutos una de eyas ke es en mezmo tyempo mi amiga, abasho a la plaj, vino allado de mi i se asento.

le demandi:

-Ariva kualo ay? aniversaryo u vijita?

-No ay ni aniversaryo ni vijita

- I kualo era?

- Es kondoleensya ke izimos

- Kondoleensya?????

İ kontinuo a kontarme.

-De tala amiga se le muryo la madre, no mos puedimos ir al funeral, komo mora muy leshos la yamimos a la guerta del klob para dizirle “MAS POR DİNGUNOS NO” le izimos la onor i agora se fueron a la eskala a komer pishkado, yo no me kije ir esta muncha kalor abashi a la mar.


Veramente no topi de pensar. No es por blamar a dingunos, kada uno lo ke kere aze ma azer kondoleensya en la guerta de el klob …

İ ESTO TENİYAMOS DE VER.








Featured Posts
Recent Posts
Archive