top of page


İran ile ABD arasındaki müzakerelerin hiçbir çözüme yaklaşamaması nedeniyle dört gün önce başlayan  ve İsraelin de katıldığı savaşın nasıl sonuçlanacağını şimdiden kestirmek olanaksız.


Ama gerek ABD ve gerekse İsrael için bu savaşın bir mecburiyetten doğduğu kesin.

1979 yılında İsraele göç ettim.


Aynı yıl İrandaki İslam Devrimi sonucunda tedrici bir şekilde de olsa mollalar rejime el koydu.

Mollla rejimi başından itibaren ABD ve İsrael karşıtlığını ‘’Raison D’etre’’ veya ‘’Rejimin bekasının gerekçesi’’ haline soktu.


Humeyninin deyimiyle İslam Devriminin dünyaya ihracaatı başladı.


47 senedir yaşadığım bu ülkede, 47 senedir İrandan yükselen ‘’ABD’ye Ölüm’’ ve ‘’İsrail’e Ölüm’’ haykırışlarını duymak  zorunda bırakıldım.


Halbuki ne ABD’nin, ne de İsraelin İranla sınırı bile yoktu.


Olay sadece haykırışlarla  bitse iyiydi.


İran proxileriyle giderek İsraeli bir çember altına aldı.


Kuzeyden Hizbullah ve Suriyede Esad rejimiyle, batıdan Gazzede Hamasla, doğudan Batı Şeriadaki teröristleriyle, daha da güneyden Yemendeki Hutilerle.


Tüm bu proxilerden yaptığı  saldırıları ambalajlamak için  de kılıf olarak  ‘’Filistin Sorunu’’nu kullandı.


Burada ‘’Filistin Sorunu’’yla  ilgili bir parantez açmam gerekli. (Gerçi  bu konuda çok yazdım ama).


Filistin Sorunu adı dahil, ‘’yaratılmış’’ bir narrativin sunulması.


Britanya Konsolosluğunun 1863 yılındaki (yani ‘’sözde Filistin’’ topraklarının işgalınden çok çok önce) sayımına göre,  Kudüsün eski şehrinde yaşayan 15 bin kişilik nüfusun 8 bini Yahudi, 4500’ü Müslüman ve 2500  kadarı  da Hristyan dinine mensuptular.  (Kaynak: When The Stones Speak, D. Spielman)


Bu topraklarda Müslüman Araplar da vardı,  Yahudiler de vardı.


Ama Filistin diye bir devlet ve sınırlanmış toprakları yoktu.


Yakın tarihi burda tekrarlamayacağım.


1948 yılında iki toplumun ayrı ayrı sınırlarda yanyana bu toprakları bölüşmesi kararı  alınıyor B.M. tarafından.


Yahudiler kabul ediyor, Araplar kabul etmeyip saldırıyor.


Yeniliyorlar.


Defalarca saldırıları tekrar ediyorlar.


Yeniliyorlar.


İsraelin o günden bugüne yaptığı toprak bölüşümüyle ilgili her öneriyi red ediyorlar. Terör artıyor.

Barış gelmiyor.


Bu  arada terör arttıkça İsraelde sağ kuvvetleniyor, az sayıda da da olsalar aşırı sağcılar  çatışmayı, bu sefer de ters taraftan daha da büyütüyorlar.


Barışın gelememesinin tek  nedeni değilse de ana nedeni:

Arap  toplumuna egemen kesimin, yöneticilerinin İsraelde Yahudilerle  yanyana yaşamayı değil de, bu topraklarda Yahudilerin yerine yaşamayı yeğlemeleri ve bunda ısrarcı olmaları.


Gerçekler ne derse desin, molla rejimi saldırganlığının meşruluğunu bu yaratılmış öyküye/  narrative bağlamayı da  başardı.


Molla rejimi bu iki devlete, (ABD ve IL) ölüm çağrılarıyla ve proxileriyle ABD ve  İsrael’e yaptığı bitmez tükenmez saldırılarıyla yetinmedi.


İsraele Ölüm çağrısının boş bir söylem olmadığını ispatlamaya koyuldu.


Tamamen saldırıya yönelik iki ölümcül silahı büyük  hızla geliştirmeye başladı.


Atom bombası  ve balistik füzeler.


Düşünün; gereğinde otuz binin üstünde gösterici kendi yurttaşını bir çırpıda katletmekten çekinmeyen böylesine çarpık  ve ölümcül ideolojiye sahip bir ülkenin elindeki bu silahlar önce İsraele sonrasında da ideolojik yaşam tarzına uymayan veya bir şekilde onu rahatsız eden her ülkeye yöneldiğinde neler olur?


İsraelde daha  geniş toprakları arzulayan belki yüzde beş,  belki de yüzde on gibi bir kesim olabilir.

Maalesef bu kesim bugünkü hükümette  de temsil edilebilir.


Ama büyük çoğunluk normal İsraelli, iyi  bir eş, iyi bir iş ister, çocuklarını en iyi şekilde eğitmek ister, kendi inanç  ve tercihleri çerçevesinde her insan gibi sukunet ve barış içersinde yaşamak ister.


İranla, İranliyla hiçbir husumeti yoktur.


Ama İranı yöneten mollalarının yüzünden 47 yıldır , hemen her yıl savaşmak  ve ölmek de istemez.


Önce proxileri tarafından sonra da bizzat İran tarafından bir yılda ikinci defadır günde bilmem kaç kere sığınaklara, güvenlikli odalara koşuşturmayı da istemez.


İsrael dışında yaşayan okurum;

Geceyarısı sirenlerle yataktan fırlamayı yaşadınız mı hiç?


Ya da duştayken sabunlu vücudunuzla 3 kat alttakı sığınağa  90 saniye içersinde koşuşturmayı denediniz mi?..bir elinizde 3 aylık bebeğinizle ?


Otonuzla işe giderken siren çaldığında en doğru  hareketin ne olduğunu  bilir misiniz?


Bu savaşın başlamasında etkin rol oynayan İsraeli kınayan tüm  batılı geçinen, Arap sermayesinin veya Müslüman oyların satın almış olduğu Avrupalı politikacılar, (evet İspanya başbakanı  sen de ), ABD’li progresivler,  akademisyenler, medya  mensupları, insan hakları savunucuları, (nerdeydin Greta İranda 30 bin kişi öldürülürken?), 47 yıldır sığınaklara koşuşturmanın ne olduğunu bilir misiniz?


Tüm bunların yüzündendir ki kendi yurttaşları dahil dünyaya kötülükten başka hiç bir şey getirmeyen bu sapık ideolojinin yöneticilerini durdurmak için harekete geçen ve yine 47 yıldır buna cesaret edemeyen tüm başkanların aksıne cesaretle bu işe soyunan ABD Başkanı Trump’a şapka  çıkartıyorum.

Kendisini beğensem de beğenmesem de.


Yine aynı şekilde beğenmesem ve kendisine oy vermesem de İsrael Başbakanı Netanyahuyu ABD ile bu uyumu sağladığı ve bu  -nükleere bir adım kalmış-  İran’a dur deme cesaretini gösterdiği için takdir ediyorum.


Savaş sonucu ne getirirse getirsin, bu dünyada elinde balistik füzeler ve nükleer silahı olan  ölümcül bir rejime, ölümü kutsayan bir rejime  yer yok.


Bunun içindir ki her normal insan gibi savaş karşıtı biri olmakla birlikte mecburiyetten doğan  bu savaşı onaylamak durumundayım.


Ve bu savaşı açanlara bugün değilse bile bir gün bütün dünya -ve özellikle yılların imparatorluğunun mirasçıları İran halkı- minnet duyacak.

  

Not: Biraz da İran yöneticilerinin akıl almaz saldırganlığının sonucu, Avrupada bazı liderler, (örneğin Almanya), geç  ve yavaş da olsa doğru tarafın yanında olmaya başlıyor.

Aynı bağlamda bazı Arap  ve Müslüman ülkelerin de İrana cephe almaya  başlaması ümit verici.

 

Bondi  CHAKIM


Bir önceki yazımı okudunuz mu?



IYT dip not :

İfade edilen görüşler İYT web portalının editöryal politikasını yansıtmayabilir.

Yazarların düşünceleri sadece kendilerini bağlar.






The word ‘Zionism’ is often misused. In fact, throughout history, every people have sought to determine their own destiny and establish their own state; this is not unique to any one group, but a widespread political process in human history.

 

Hello dear friends,This text is not a defense of Zionism, as it is sometimes negatively portrayed in certain circles today. On the contrary, it reflects the unusual thoughts of a woman over sixty, moving into old age, carrying a Turkish-Jewish identity, loving her native land and flag, passionately devoted to the Turkish language, thinking and writing in Turkish, and described by those around her as someone who “speaks and writes Turkish extremely well” — a true lover of Istanbul.

 

This writing is directed against those who view people only as “religious brothers” and separate them into right and wrong. It is also aimed at those who see only their own suffering while ignoring or dismissing the pain of others. It comes from the pen and heart of a woman who loves people for being human and can truly call them her “brother.”

 

Social media is a great power for all of us; however, we must remember that power can easily be misused when in the hands of evil. From what I observe online, the situation seems to have spiraled out of control. Therefore, I think:

O mankind, if you cannot stop the war, at least be silent. If you cannot act, if you cannot go to the battlefield to help the victims, then remain silent. Be silent, and according to your faith, pray, wish well, or send positive messages to the universe; but first, be silent and wish for peace. Remember: wars are started by states, not people, but the people suffer the consequences.

 

If you ask how I reached this point of frustration: I used to enjoy my mornings with coffee and reading the newspaper; now, my mornings are filled with coffee, social media, and online news. Of course, there are beautiful, thoughtful, and informative posts — for which I am thankful.


However, alongside these, there is hatred, and especially recently, posts targeting a specific people, filled with curses, and thousands of ordinary users writing “Amen” underneath. The other day, I saw a post that had reached the peak of this trend, with thousands of followers and “Amens” beneath it.

A man, wearing headphones and named R.K. (I will provide a link if possible), was spreading messages like:

“Jews are traitors; they were expelled from every country because of their betrayal; Zionist Jews are responsible for the Epstein cases; Jews are responsible for all evil in the world; now they have settled in that land” — and more.Thousands of people endorsed this. Some might say, “Let him talk, it’s harmless,” but remaining silent is a very dangerous act; silence is equivalent to condoning error. That is why I will write here as much as my space allows; those who understand, will understand.

 

Firstly, there is no reliable historical evidence supporting the claim that “Jews were expelled because they were traitors.” Historians generally explain the expulsion of Jews through religious unification policies, economic interests, and scapegoating of minorities.


Jews have always positively contributed to the societies they lived in, including in Turkey. The reasons for their departure from societies are historical and political. For example, Jews were expelled from Spain by Ferdinand II of Aragon and Isabella I of Castile to enforce religious unity; there is no collective evidence of “betrayal.” Therefore, this claim stems from antisemitic generalizations, not historical research.

 

Assigning all the evils revealed in revolting events such as the Jeffrey Epstein case to the Jewish people is clearly racist and antisemitic. Human nature is the same everywhere; there are good and bad people in every group. Therefore, we cannot classify entire peoples or races as “good” or “evil.”

For instance, the recent murders of two women and a child with the same name in Turkey relate to individual actions; they cannot be generalized to an entire population. Similarly, a radical Islamist or jihadist cannot be equated with my beloved Muslim neighbors or colleagues — they are not the same people and did not commit the same acts.

 

Regarding Israel:Every people dreams of establishing their own state; some can achieve it, some cannot. Establishing a state is the result of intelligence, organization, and unfortunately, sometimes war. I hope that in the future, states can emerge without the need for war. The expression “settling in a land” is unacceptable. History — not requiring deep knowledge — shows that in regions including Anatolia, England, France, Canada, and many others, multiple civilizations have ruled at different times. This demonstrates that states and societies emerge within shifting historical power balances.


“If we look at the meaning of the word ‘Zionism,’ which today is often filled with accusations, hatred, and negative connotations, we see that its original meaning is different. The definition I present here is based on sources such as Wikipedia and ChatGPT.”

 

  1. The Jewish people’s right to self-determination


    Zionism, according to many supporters, advocates for the Jewish people’s right to have their own national homeland.

  2. Historical connection


    It emphasizes the Jewish people’s historical and religious ties to the Land of Israel, acknowledging their cultural and historical roots spanning thousands of years.

  3. Security concern


    After long-term discrimination in Europe, including tragedies like the Holocaust, Zionists argued that Jews needed their own state for security.

  4. Establishment of a state


    This idea culminated in the establishment of the State of Israel in 1948, representing the national rebirth of the Jewish people.

  5. Cultural revival


    Zionism also promoted the revival of the Hebrew language and strengthening of Jewish culture and identity.

 

In short: stop the pointless arguments on social media and the toxic messages you spread against peoples. If you dare, go to the battlefield and help people in need — but do it with peace and love, not with weapons.


As for me, as I wrote in the first sentence and reiterate in the last: I am on the side of humanity. Faiths do not concern me; I judge people by their humanity. State policies do not bind me; I pray and wish for peace. I do not judge peoples or individuals by the politics of their states. My principle is: “THERE IS NO RELIGIOUS BROTHER, ONLY A HUMAN BROTHER.”


And one last request: please do not send me AI-generated videos claiming “Tel Aviv has been destroyed.” I have asked politely, yet they keep coming. I do not wish harm on any land or people, and neither should you.

Wish for goodness, so that everything may truly be good.


Rahel Çela Behar


IYT dip not:

İfade edilen görüşler İYT web portalının editöryal politikasını yansıtmayabilir.

Yazarların düşünceleri sadece kendilerini bağlar.

 *Daha önceki yazımı okudunuz mu?*

Have you read my previous post?



Merhaba sevgili kitap sever dostlar,

Sevgili Yakup Barokas’ın üç kitabına sahip olma ayrıcalığına geçtiğimiz Ekim ayında İsrael- Telaviv seyahatim sırasında elde ettim. Bu üç kitap Telaviv’de bulunduğum günlerde ve sonrasındaki yolculuğumun her aşamasında bana hem arkadaş oldu hem de bu sayede bir çok konuda tekrar düşünmeme ve bazı şeyleri daha derinden idrak etmeme vesile oldu.


Gelin emek, bilgi, anı, ve tecrübelerle donatılmış bu kitapların bana bir okuyucu gözü ile  yansıttıklarına birlikte bakalım... Elbette ki her okuyan bu kitaplarda kendinden bir parça bulacak, belki de benim gözümden kaçan farklı bir ayrıntı sizin zihninizin  ağında yakalanacaktır.


 Önce bu üç kitabın dikkatimi çeken ortak özelliklerinden söz etmek isterim. Bu üç kitap farklı konulara değinseler de bu üç kitabın ortak özelliği sade, samimi  bir dil kullanımıyla yazılmış olmalarıdır. Açık, anlaşılır ve akıcı bir  Türkçe, metinleri okuyucuya kolaylıkla ulaştırıyor. Benim görüşüme göre bu sadelik, akıcılık ve doğallık kitapların en dikkat çekici ve güçlü yönlerinden biridir. Anlatımın abartıdan uzak ve doğal oluşu, kitabın içeriğini daha içten ve samimi bir şekilde okuyucuya aktarıyor. Ve üç kitabında da paylaştığı  yaşadığı dönemi anlatan içeriklerle ilgili kullanılan eski fotoğraflar kitaplara ayrı bir görsel zenginlik getiriyor.

 

Sıradan Bir Yahudi’nin Biyografisi

Gözlem yayınları-213

Türü: Biyografi

Bu kitap, Yakup Barokas’ın anılarını topladığı bir eser. Aslında yazar, bu anıları kaleme alırken bir gün bunların bir kitaba dönüşeceğini düşünmeden yazmış. Amacı, abisi Rıfat’ın başından geçen komik hikâyeleri blogunda paylaşmak, okuyucusunu gülümsetmek ve var olan bir döneme tanıklık etmekmiş.

Ancak kitaplaşma aşamasında bunun yeterli olmadığını fark etmiş ve çok daha öncelerden, aile geçmişinden başlaması gerektiğini düşünmüş. Kaynak: Kitabın arka kapak notu.

 

Bana gelince; bu anı kitabı, benden neredeyse bir önceki neslin kaleminden çıktığı için, o dönemi eğlenceli ve zor taraflarıyla, sosyal ilişkileriyle, iş hayatıyla ve ülkenin siyasal durumunun bireyler üzerindeki etkileriyle daha açık ve net görme imkânı sundu.


Bu kitapta beni en çok yakalayan ayrıntılardan biri, Holocaust döneminde engelli bir abinin hikâyesi ve çocukların — yani kardeşlerin — bu abinin varlığından haberdar olmamalarıydı. Yıllar sonra kardeşlerin İsrael’de karşılaşmaları ve sonrasında gelişen ilişkileri ise bana başlı başına bir roman konusu olabilecek kadar etkileyici geldi.


Diğer bir ayrıntı ise yazarın ve ailesinin İsrael ile Türkiye arasındaki gidiş gelişleri ve bu süreçte yaşanan acı tatlı deneyimlerdi.


İsrael’de yaşamamış bir birey olarak kitabı okurken, İsrael yaşamına aslında kafamda önceden oluşturduğum bir şablondan baktığımı fark ettim. Kitabın bir bölümünde, orada yaşayan oldukça eğitimli göçmen bireylerin karavanlarda zorluklarla hayatlarını sürdürmeye çalıştıklarını ve aynı zamanda bir göçmen için dilin nasıl büyük bir engel oluşturduğunu okudum.


Beni yakalayan diğer bir ayrıntı, sayfa 29’daki “Ben nerede doğdum bilmiyorum” cümlesiydi. Yazar, anne ve babasını çok erken kaybetmiş olmanın verdiği boşluğu bu cümleyle dile getiriyor. Bu küçük ama çarpıcı ifade, kitabın samimi ve doğal anlatımının ne kadar derin bir duyguyu aktardığını gösteriyor.

Ve bazen bir insanın hayat hikâyesi, sadece bir dönemin tarihini anlatmaz; aynı zamanda hayatımıza dokunan insanları, eğrisiyle doğrusuyla yaşadığımız deneyimleri, başardıklarımızı, başaramadıklarımızı, kaybettiğimiz sevdiklerimizi ve daha birçok şeyi anlatır. Kitabın son sayfasına, yani 212. sayfaya geldiğinizde ise dolu dolu bir hayatın neredeyse özeti ile karşılaşıyorsunuz.


Bu bölüm, okuyucuya kendi hayatına şöyle bir bakıp sorgulama duygusu hissettiriyor. Beni derinden etkiledi.


Burada kesiyorum; çünkü biraz daha anlatırsam dayanamayıp kitabın tamamını size anlatacağım. Devamı kitapta…

 

 

 

Çocukluğumun Büyükadası 1951-1971Adalı Yayınları – 108 sayfa

Anılarımda Büyükada önemli bir yer tutar. Doğduğum yıldan başlayarak, her yaz adaya gittim.

Günümüzün Büyükadası, dünün Büyükadası değil; çok doğru. Mekanları değişti, insanları değişti, esnafı değişti, eşrafı değişti. Ben, o eski 1930’lu ve 1940’lı yılların kartpostallarında kalan adasını tanımadım. Ama benim yaşadığım dönemin fotoğrafları da soldu, renklerini yitirdi.


Kaynak: Kitabın arka kapak notu

Türü: Biyografi

Başlığından da anlaşılacağı gibi, bu kitap yazarın diğer kitabının adeta bir uzantısı niteliğinde; Büyükada’daki çocukluk ve gençlik anılarından bahsediyor.


Kitapta anlatılan tüm Büyükada anıları, ada yaşamı, eğlenceler ve ada insanları; tüm çocukluğu ve gençliği adada geçmiş bireylerin anılarıyla kesişiyor; ve  dudaklarda buruk bir gülümseme ve eski günlere özlemin getirdiği hüzün ile karışık duygularla kişiyi, ailelerimizle adalarda olduğumuz günlere götürüp geçmişe bir yolculuk yaptıracak nitelikte.


Adadaki paytonların kalkmasıyla ilgili kitapta yazar şöyle bir yorum yapıyor:

“Atlar için adaleti sağlama yönünde zor yolu denemek, çarpıklıkları düzeltmek yerine atları ortadan kaldırmak bir çözüm idiyse eğer; insanlar için adaleti sağlamanın yolu da insanların çalışmasına son vermekten mi geçiyor acaba?”

 

 

 

 

Türkiye Üzerinden Yasadışı Göç Edebiyatist yayınları-136 sayfaTürü: Tarihsel inceleme

Avrupalı Yahudilerin Nazi soykırımından kaçarken kullandıkları deniz araçları genellikle gemiden çok küçük yük gemileri, mavnalar ve hatta kayıklardı. Seyahatler çoğunlukla son derece güç, insanlık dışı ve tehlikeli koşullarda gerçekleşmekteydi.


Kaynak: Kitabın arka kapak notu

Yazarın bu çalışması, birkaç arkadaşıyla birlikte 1994 yılında hayata geçirilmiştir. Kitap, Avrupa’da Nazi vahşetinin yükselmeye başladığı yılları, öncesini ve sonrasını konu alıyor; aynı dönemde, gemilerle veya karadan, henüz devlet olarak kurulmamış İsrail topraklarına yapılan göçün öyküsünü anlatıyor.


Bu eserde yazar, sadece tarihsel bir inceleme sunmakla kalmıyor; aynı zamanda olayları bizzat yaşamış tanıklarla yapılan söyleşileri de aktarıyor. Bu yaklaşım, kitabı hem bilimsel bir tarih çalışması hem de canlı, bireysel deneyimlerin derinliğiyle zenginleşmiş bir anlatı hâline getiriyor.


Kitap dört bölümden oluşuyor. İkinci bölüm, tarihsel başlıklar altında, belgesel ve tarihi önem taşıyan söyleşileri hiçbir düzeltme yapmadan okuyucuya aktarıyor.


Üçüncü bölüm olan “Salvador Gemisinden Bir Ses” ise özellikle etkileyici. Yazar, Nelly Barokas, Salvador Gemisi kurtulanları ile Silivri’de buluşuyor ve onların yaşadıklarını birebir aktarıyor.


Okuyucu, bu bölümde kurtulanların o gün yaşadıkları dehşeti, doğrudan kendi ağızlarından öğreniyor.


Rahel Çela BEHAR


Bir önceki kitap tanıtımını gördünüz mü?




Featured Posts
Recent Posts
Archive
Search By Tags
Follow Us
  • Facebook Basic Square
  • Twitter Basic Square
  • Google+ Basic Square
WhatsApp Image 2020-09-08 at 20.52.59 (1

İLETİŞİM

Telefon                           :+97236582936
Mail                                :turkisrael@gmail.com

 

KÜNYE

İYT Web Sitesi Künyesi:
Editör                             :Av.Yakup Barokas
Grafik Tasarım              :Şemi Barokas 
                                       Ovi Roditi Gülerşen

© 2018 by Turkisrael.org

bottom of page