top of page


Mantar sever misiniz? Bizim neslin oldukça temkinli yaklaştığı bir doğa harikasıdır. Annemin evindeki saf Sefarad mutfağında adı garnitür olarak bile geçmez. Mantar bir bitki değildir, bir hayvan da değildir. Kendilerine ait bir alemleri vardır. Adeta bir krallık bir koloni. Ama ne enteresan bir olgu ki kimileri çok faydalı iken bazıları zehirli. Yendiğinde yaşamınızı yitirme tehlikesi ile karşı karşıya kalırsınız. Zehirli ile faydalı olanı birbirinden nasıl ayırt edilir diye sorulduğu zaman bunun hiçbir şekilde cevabını verebilecek birileri yok. Sadece tecrübe konuşuyor. Onun için mantar toplamaya büyük anne ile çıkmak gerek. Onun tecrübelerinden yararlanmak gerek.

 

Mantar Misel adı verilen ipliksi yapılarla toprak altında yayılırlar. Mantar bu yapının toprak üzerinde görünen kısmıdır. Misel toprakta organik maddeleri parçalayarak besin döngüsüne katkı sağlar. Bir anlamda doğanın çöpçüsüdür.

 

İnsan doğası ile mantar çok benzeşir. Mantarın görünmeyen yüzü toprakta yayılır. İnsanın bilinçaltı da insanın görünen kısmından çok daha derindir. Tehlike ve güzellik mantarda iç içe geçmiş gibidir. Her güzel olanın faydalı olmadığını hatırlatır. Yüzeyde görünenin gerçek olmadığı düşüncesi mantar ile özdeşleşir. Mantarın iyisini bulmak bir tecrübe işidir. İnsanın da bilgelik anlayışı tecrübe ile anlamlı hale gelir. Hayat sürprizler ile doludur. Tıpkı güzel bir mantarın ne zaman karşınıza çıkacağını bilmediğimiz gibi bizleri daha iyiye götürecek olan ile ne zaman karşılaşacağımızı bilemeyiz.

 

Doğa cömerttir ve özgürdür. Ama özgürlük de bazen tehlikelidir. Cömert doğa ile insan arasında çok sıkı bir bağ vardır. Ancak doğa üretebildiği kadar üretecektir. Bir gün tükenebileceği gerçeğini unutmamak gerekir. İşte bu noktada mantar yavaş yavaş üretir ve doğayı korurken, insan aceleci ve sabırsız davranır. Koparır ve tüketir. Halbuki mantar toprak altında her türlü canlı ile bağ kurar. İnsan tabiatı yöneteceğini düşünür ve kendisini toprağın efendisi ilan eder. Mantar ise doğanın eşitliğine inanarak ürer. İnsanoğlu geçmişi ile yüzleşmek istemez zaman zaman. Ama mantar en ufak bir parçası ile tekrar tekrar geçmişe döner ve kendini yeniler.

 

Çoğu insan hayatında tehlikelere yer vermek istemez. Garanti oynar. İşte bu yüzden bu tür insanlar asla mantar yemezler. Ve sanırım aynı tip insanlar adrenalin ve heyecan duygusunu sevmezler, sınırları zorlamamak gibi düşünceleri yoktur. Dolayısıyla dağ yürüyüşleri veya yamaç paraşütü gibi sporları denemek bile istemezler.

 

Mantar seçmek üzerime bir kitap yazılmadı. Ve bunun tehlikesini yok etmek amacı ile yapay mantar üretimine başlandı. Aynı lezzet ve aynı derecede faydalı olan kültür mantarları hayatımıza girdi. Ne yazık ki dost seçmek üzerine de bir kitap yazılmadı (her ne kadar bazı tavsiyelerde bulunulsa da) ve ne yazık ki kültür dostluklar üretilmedi.  Dolayısıyla tehlike hep devam ediyor. Zararlı ilişkilerden korunmak hiç de kolay olmuyor. Ve bu  konuda üretim tesisleri veya kontrollü üretim söz konusu değil. Yazımın başında ifade ettiğim gibi tek çıkar yol tecrübelerden yararlanmak.


Feride PETİLON


IYT dip not :

İfade edilen görüşler İYT web portalının editöryal politikasını yansıtmayabilir.

Yazarların düşünceleri sadece kendilerini bağlar.

 Bir önceki yazımı okudunuz mu?











Dostoyevski era muy amator de djugar kumar. Por esta razon se endevdo miles de rubles, no estava puedyendo pagar su devda. En este momento, un editor nombrado Stellovski savyendo su fama de djugador, le dize a Dostoyevski:

 

-Yo te va pagar todas las devdas i te va dar un montante de paras ke te va sirvir kaji 2 anyos ma kale ke sinyas un kontrato.

 

-Kontrato? Ke me demandas?

 

-Yo kero ke me eskrivas un kurto romanso. Este romanso lo kero en 24 mezes. Si lo eskapas i me lo entregas en entervalo de 24 mezes, no va aver dingun problem. Si no me lo entregas en 24 mezes, mezmo un diya si tadras, los derechos de todas las ovras ke emprimates fin agora i las ke vas a emprimar mezmo, seran miyas.

 

Dostoyevski tanta devda teniya i ke no era posivle de pueder pagar, ovligado sinyo el kontrato.

 

Ya paso 23 mezes, Dostoyevski no eskrivyo ni una fraza. El eskritor Stendhal ke ya estava al koryente de todo, le konsejo de eskrivir en diktando (en avlando). No tenyendo otro remedyo Dostoyevski aksepto esta idea.

  

Akel tyempo en Rusia, aviya una eskola de sekretaria. Una buena eleva de esta eskola, nombrada Grigoryevna Snitkin, le disho a Dostoyevski ke seria muy oroza de lavorar kon un eskritor komo el i aksepto.


El ultimo diya, Dostoyevski se lo yeva imediatamente al buro de Stellovski. Ma topa el buro serrado. El buen del eskritor, para tomar todos sus derechos akel diya serro el buro para ke Dostoyevski no pueda entregar su romanso.

  

De vista se fue a la polisiya, peno i lazdro, tomo avokatos, kurto parvino a ganar el proseso i organizo una fyesta kon vodka para selebrar la viktorya.

 

Por siguro tanbyen envita a Grigorievna Snitkin.

Dospues de komer i bever, Dostoyevski toma la palavra i le demanda a la ermoza Grıgorievna:

 

- Kero eskrivir un romanso, ma kero saver tu opinyon

 

-Me alegro muncho; ke sujeto es?

 

-Ay un ombre, es una persona terible, sufre de atakes de epilepsi, es un mal djugador i piedre muncha moneda. Este ombre esta ennamorado de una muchacha muncho mas manseva de el, komo le puede propozar de kazarse kon el?

 

La ermoza muchacha le responde:

 

-Esto akseptando su propozisyon, si, me kero kazar kon el sinyor Mikhailovich.

El romanso ke eskrivyeron endjuntos es “EL DJUGADOR”, en turko “KUMARBAZ.

 

En ora de murir le disho a su ermoza mujer:

-Anna, nunka te enganyi, mezmo en mis esfuenyos, nunka te enganyi.


Forti BAROKAS


Es ke meldatesh la eskrita de una semana antes?









İsrael'de bir süre yaşadıktan sonra insan ilginç bir şey fark ediyor: burada hiç kimse sadece "burada doğmuş biri" değil.


Birisi Fas'tan gelmiş bir ailenin üçüncü kuşağı.


Bir başkasının dedesi Polonya'dan kurtulmuş.


Bir başkasının annesi Etiyopya'dan yürüyerek gelmiş. Bir başkası geçen yıl Paris'ten, New York'tan, Moskova'dan bavulunu alıp gelmiş.


Ve insan ister istemez aynı soruyu soruyor: Neden?


İnsan neden bildiği dili bırakır?


Neden alıştığı sokakları, arkadaşlarını, çocukluğunun geçtiği şehri bırakır?


Neden bazen ekonomik rahatlığını bile bırakıp dünyanın en karmaşık bölgelerinden birine gelir?


Dışarıdan bakınca bunun cevabı bazen fanatizm gibi görünebilir.


Ama burada yaşayanların hikâyelerini dinledikçe başka bir şey anlıyorsunuz.


İnsanlar sadece bir ülkeye gelmiyor. Bir hikâyenin içine giriyor.


Yahudi tarihinde "ev" her zaman bir adres olmadı. Bazen bir dua oldu. Bazen bir sofrada tekrar edilen bir aile hikâyesi. Bazen de sadece iki kelime: "Belki bir gün."


Ve o "bir gün", bazı insanlar için gerçekten geliyor.


Israel'e yeni gelen birini gördüğünüzde bunu hissediyorsunuz. İbranicesi zayıf olabilir. Kimseyi tanımıyor olabilir. Bürokrasiyle boğuşuyor olabilir. Hatta bazen kendi kararından korkuyor bile olabilir.


Ama gözlerinde garip bir şey vardır. Yeni bir yere gelmiş gibi değil; çok uzun zamandır gitmesi gereken bir yere nihayet ulaşmış gibi.


Modern dünyada insanlar genellikle daha rahat yaşamak için göç eder. Burada ise insanlar bazen daha rahat bir hayatı bırakıp gelir.


Çünkü bazı kararlar konforla açıklanamaz.


Bazı kararlar aidiyetle açıklanır.


Belki çocuklarının kendi dilinde düşünebilmesi için geldiler. Belki torunlarının kim olduklarını açıklamak zorunda kalmaması için. Belki de hayatlarında ilk kez tarihin misafiri değil, sahibi gibi hissedebilmek için.  Bunları sormaya gerek yok. Çoğu zaman gözlerinden okunuyor zaten.


Bu ülkeye gelen insanların çoğu daha iyi bir hayat aradıkları için gelmiyor. Kendilerine ait bir hayat aradıkları için geliyor.


Ve insan bu hikâyeleri dinledikçe şunu düşünmeden edemiyor: Belki İsraelli olmak bir pasaporta sahip olmak değildir.


Belki İsraelli olmak, dünyanın neresinde yaşarsan yaşa, bir gün eve dönme ihtimalini kalbinin bir köşesinde taşımaktır.


Ve belki de o ihtimali hayatı boyunca taşıyan herkes, farkında olmadan zaten biraz İsraellidir.


Ezra BEHAR

  

IYT dip not :

İfade edilen görüşler İYT web portalının editöryal politikasını yansıtmayabilir.

Yazarların düşünceleri sadece kendilerini bağlar.


Bir önceki yazımı okudunuz mu?











Featured Posts
Recent Posts
Archive
Search By Tags
Follow Us
  • Whatsapp
  • Facebook Basic Square
  • Twitter Basic Square
  • Google+ Basic Square
bottom of page