Kasım ara seçimlerinden önce binlerce Amerika’lı ülkeden artık soğuduklarından, silahlı katliamların şiddetinden veya Trump yalanlarını ciddiye alan Cumhuriyetçilerin zafer olasılıklarından dolayı kentlerini terk edip Avrupa’ya yerleşmeye karar vermişler. En cazip hedef İtalya: Gayrimenkul fiyatları düşük, yaşam kalitesi yüksek, cinayetler yok denecek kadar az (kıskanç kocalar haricinde) ve güneşle deniz bol.


Brexit karşıtı olan İngilizlerin de muhafazakar hükümetlere kızgınlıklarından İspanya’da ev aldıkları ve işlerini internet üzerinden yürüttüklerini basından takip ediyoruz.


Bu yüzden ABD veya İngiltere’de nüfusun azaldığını kimse iddia etmiyor. Aksine Amerika ve Birleşik Kırallık dünyanın en fazla göçmen çeken ülkeleri. Hatta gelmek isteyenler ayrılmayı arzu edenlerden o kadar fazla ki muhacirleri durdurmak için biri güney sınırına çelik bariyer çekerken diğeri de Manş’ı botlarla katedenleri Rwanda’ya sürmekle tehdit ediyor.


Fakat bizi doğrudan ilgilendiren topraklarda “artık gitmenin zamanı geldi mi?” sorgusu sık gündeme gelmeye başladı.


Erdoğan’ın 2023 seçimlerini kazanma şansının son haftalarda yükselmesi seküler Türkler arasında paniğe yol açacak kadar kaygı uyandırıyor. Geçtiğimiz hafta Avam Kamarasında (İngiltere Parlamentosu) düzenlenen “Erdoğan Sonrası Türkiye” konulu konuşma ve akabindeki sorular muhalefetin program eksikliğini ve henüz aday tespit etmemiş olmalarını gündeme getirdi. “Erdoğan sonrası…gene Erdoğan mı?” ihtimali salondaki onlarca izleyiciyinin umutlarını suya düşürdüğü gibi Türkiye’de milyonları da kara kara düşündürüyor.


İktidardan bezmiş Ruslardan sonra ülkelerini terk etmek isteyen Avrupa’lı ikinci vatandaş kitlesi Türkiye’de. Bu yıl 2500 doktorun göçü gerçekleştiğinde son 10 yılda ayrılan hekim sayısı 50 misli artmış ve 10.000’i bulmuş olacak.


Tıp camiasından hemen sonra gitmek isteyenler bilişim uzmanları. Onları Türkiye’de tutabilen tek faktör Amerikan oyun şirketlerinin dağıttıkları dolgun maaşlar.


Neden ülke değiştirmeye yönelinir? 2016’da bizim Londra’ya taşınma kararımızın ardında ilk torunumuzun birkaç ay önce dünyaya gelmiş olması yatar. Bu çeken faktör… Esas itici güç ise Türkiye’de kendimizi siyasi ve moral baskı altında hissetmemizdi. Tüm arkadaşlarımız atmosferden bunalmalarına rağmen hiçbiri bu stratejik adımı atmadı. İş sorumlulukları ve ailenin bir kesiminin yurt içinde bulunması onları sabit tuttu veya yaşamlarını toptan değiştirme gibi koskoca bir engeli aşmayı göze almadılar.


Göze alanlar daha genç yaşlarda çiftler. Çocuklarının eğitimleri ve dış dünyaya açılmaları gereği onları sınır ötesine itiyor. Yahya Kemal Beyatlı’nın Sessiz Gemi şiirini ölenlere değil de yaşayanlara yoralım:

Birçok gidenin her biri memnun ki yerinden,

Birçok seneler geçti, dönen yok seferinden.

Türkiye’de Erdoğan’ın 5 yıl daha iktidarda kalma olasılığı yüzbinleri göçe teşvik ediyorsa, ayni sonucu yeni oluşacak sağcı ve daha dindar hükümetlerden dolayı İsrail’de de bekleyebilir miyiz? Ne kadar “boğuluyorum” hissiyatını yaşadıklarına bakar. Çocuklarının geleceklerinin Batı Avrupa veya Amerika’da ne kadar parlak olacakları öngörüsüne bakar. İsrail’de gelecek seçimlerde yeniden merkeziyetçi politikalara sahip hükümetlerin iktidar olasılığına bakar.

Tahminimce birkaç yıl içerisinde İsrail’den Batı’ya göç edenlerin sayısı, nüfusa oranla dahi Türkiye’den çok daha az olacaktır.

















La lingua ke yamamos el Judeo Espanyol o el Ladino, es una meskla interesante ke fue empleyada asta oy kon una fidelidad ke se enkontra ralamente en la historia, por los Djudios ke antes mas de 530 anyos, tuvieron ke salir de la Espanya.


Dependiendo de los lugares i los paises ande bivieron, kon los anyos, a esta lingua se adjustaron las kolores i las savores de diferentes kulturas. Ma esta lingua oy se enviejesyo, tanto ke oy esta en perikolo de despareserse totalmente. En muestros dias los mansevos ke avlan i entienden esta lingua se enpokesyo bastante.


Entre los esforsos para konservar i arebivir esta lingua i erensia se estan organisando oy, a traves del mundo, reuniones de konversasyon, kursos, piesas de teatro, diksyonaryos i arekojimientos de “dichas i refranes”.


Nuestros avuelos yamaron estas palavras “refranes” al lugar de “proverbos”, puede ser porke eran metidos en rima o puede ser porke tenian una forma folklorika. Estos refranes oy okupan un ancho mosaiko de kolores, una grande lojika, una filozofiya de vida i un trezoro de umor sin semejansa. Lo mas interesante es ke el senso i los konseptos ke mos komunikan estan aktuales, mizmo despues de serka de 550 anyos. En fakto, la persona keda la mizma i no trokara mizmo si pasaran sienes de anyos.


Estas palavras konservan una filozofiya mesklada kon muncha umor de la vida Djudiya de al tiempo. Mos reflektan los uzos i las kostumbres, las kreensias, el modo de bivir de las famiyas i de la sosiedad en la Diaspora. Mos azen riir en pensando.

Riir en pensando… si…, el Djudyo siempre se aserka a sus tristesas i amarguras kon un poko de umor. Sera puede ser para pueder tener la fuersa de pueder suportar mas fasilmente lo ke le viene a la kavesa.


Kon esta idea es ke aze mas de 35 – 40 anyos, mi kerida amiga BEKI BARDAVID –ke este en ganeden -se metyo en tino de arrekojer lo mas ke puede de estas dichas i refranes i empeso un lavoro de anyos. Verso la fin de los anyos 1990’s, serka de 1998, despues de aver penado munchos anyos sovre esto eya sola, me rogo de adjustarme a eya para kompilarlos i espesyalmente para las traduksyones.

Ansi nasyo en 2006, un album de dos volumes ke Beki yamo “TREZORO SEFARADI”.


Keridos lektores, los refranes i las dichas ke komparti asta oy kon vosotros fueron una kompilasyon del primer de los dos volumes “Folklor de la Famiya Djudiya”. El sigundo livro, “De Punta Pie a Kavesa”, kontiene proverbos i dichas sovre las partes del puerpo. Empesando kon Aluenga i Alma asta la Unya. Todos estos proverbos i dichas, en estos livros, son tradusidas al Turko, Fransez i Inglez.


En las semanas ke vienen vo kompartir kon vosotros partes del sigundo livro empesando kon la aluenga. Al vermos!



Eddy Hamel, Naziler için Yahudi olmanın ne denli önemli olduğunu gösteren en iyi örneklerden biri. Bu yazımda bunun nedenini, Eddy Hamel'i yaşamını aktarırken daha iyi anlatabileceğimi düşünüyorum.

 



Hollanda'dan ABD'ye göç etmiş bir aile olan Hamel ailesi, 21 Ekim 1902'de doğan çocuklarının adını Edward koyar. Küçük Eddy futbola olan ilgisini ve yeteneğini harmanlayarak yaşıtları arasından sıyrılır. ABD'de futbolun yaygın olmaması nedeniyle Hamel'in anne-babası Eddy 15 yaşındayken Eddy'nin Amsterdam'a dönmesine ve dönemin en önemli takımlarından Amsterdamsche FC (AFC) altyapısına yazılmasına izin verir.

1920 yılında profesyonel olarak AFC'de forma giymeye başlayan Eddy Hamel, 1922'de ise Ajax'a transfer olarak bu kulüpte forma giyen ilk Yahudi ve aynı zamanda ilk Birleşik Amerikalı futbolcu olur. Tribünlerinde "Davud'un Yıldızı"nı görmeye alıştığımız Ajax'ta bugüne kadar Johny Roeg, Bennie Muller, Sjaak Swart ve Daniel de Ridder bunu başarabilen diğer Yahudilerdir.


8 sezon Ajax forması giyen Eddy Hamel büyük bir hayran kitlesine ulaşır. O dönem hiç de alışık olunmadık bir şekilde Eddy Hamel'i izlemek için diğer takımlardan taraftarlar da Ajax'ın maçlarını izlemeye gelir.


Eddy Hamel 1930 yılında profesyonel futbol kariyerini noktalar. Ajax'ın veteran takımında forma giymeye devam eder. Aynı zamanda Alcmaria Victrix takımında teknik direktörlük yapar. 1928'de evlendiği Johanna Wijnberg'den 1938 yılında ikiz çocukları Paul ve Robert dünyaya gelir.



Güzel günlerin geride kalması uzak değildir. 1939'da Almanya'nın Polonya'yı işgal etmesiyle başlayan 2. Dünya Savaşı'nda Naziler'in hedefinde Hollanda vardır. Mayıs 1940'ta Nazi Almanyası Hollanda'yı işgal eder. Bu işgalden sonra yerel faşist gruplar Hollanda'daki Yahudilerin toplanmasına ve Naziler'e teslim edilmesine yardım eder. Eddy Hamel de bu toplanan isimlerden biridir. ABD vatandaşı olması bir süre Eddy Hamel'e yardımcı olur ancak ABD'nin 1941 sonlarında savaşa girmesiyle Eddy Hamel 1942'de, ABD vatandaşı olmasına rağmen gözaltına alınır. Birkenau'da 4 ay ağır işler yaparak geçirir. Bir Nazi muayenesi sırasında ağzındaki apsenin şiştiği tespit edilir ve Auschwitz'e sevk edilir. 30 Nisan 1943'te ise Auschwitz'deki gaz odalarına gönderilerek öldürülür.


Auschwitz: Unutulan Kanıt adlı televizyon belgeselinde mahkum arkadaşı ve Holokost kurtulanı Leon Greenman, söz konusu tıbbi muayene sırasında Eddy Hamel'in hemen önünde olduğunu kendisinin bu sayede gaz odalarına gönderilmediğini anlatır.


Eddy Hamel, Naziler tarafından öldürülen birkaç Yahudi futbolcudan biridir.






Featured Posts
Recent Posts
Archive