
Merhaba sevgili okuyucularım. Bu hafta bilgisayarımı karıştırırken İsrael Ulusal Kütüphanesi’nde gerçekleşecek bir proje gözüme çarptı. Ulusal Kütüphane yeni bir projeye başlıyor. Projenin adı ‘’Güvenli Oda’’. Bu belgesel,7 Ekim’de tesadüfen bir araya gelen ve hayatlarının en kötü gününde beklenmedik bir şekilde aile olan hayatta kalanların hikayesini anlatıyor. Film, bu ayın sonlarında İsrael Ulusal Kütüphanesi’nin belgesel film festivali Docutext kapsamında gösterilecek.
Birine duymak istemediği bir hikâyeyi nasıl anlatırsınız?
Altı kez Emmy ödülü kazanan film yapımcısı Haley Geffen,7 Ekim 2023’te İsrael‘in güneyindeki kaos ortamında kuşatma altındaki Gazze sınırı bölgelerinden birkaç aileyi evine ve ailesine alarak onlara sığınak sağlayan Dr. Gedalya Fendel’i konu alan ‘’Güvenli Oda’’ belgeselini yaratırken bu bilmece ile boğuştu.
Rastgele bir araya gelmiş bu insanlar, Hamas teröristleri yakınlarda hala terör estirirken, bir şekilde güvenli odalarından ve o günkü savaş alanından çıkmayı başarıyorlar. Şok geçirmiş büyükanne ve büyük babalar. Evleri alevler içinde yanarken ilk bebeklerini dünyaya getirmek üzere olan bir çift ve anne babaları öldürülen ve kız kardeşleri kaçırılan iki çocuk. Günümüzün kültürel akımına kapılmış, İsrael hakkında ön yargıları olan, antisemitzme göz yumabilen ve tüm bunlarla hiçbir ilgisi olmasını istemeyen ortalama, ilgisiz izleyici için böylesine ağır bir hikâye dikkatlice anlatılabilmelidir.
Geffen,’’Siyaset ve din unsurları olmadan, ilk bakışta önemsizleştirilecek bir yapım olmalı. Video oyunu gibi görünmesine neden olan gereksiz görüntülerden arındırılmış olmalı. Dengeli olmalı,’’ dedi. ‘’Sadece insanlar için bir hikâye olmalı.’’
Film kronolojik olarak ilerlemiyor. Saf belgesel biçiminden farklı olarak, hikayelerin bir duvar halısı gibi iç içe geçtiği, daha bütünlüklü bir yapıya sahip. Hikâye anlatımının disiplinli olmasını ve her bir görüntünün gerekli olmasını sağlamak için hem Yahudi hem de Yahudi olmayan editörlerle çalıştı.
Ve elbette, bazı şeylerin söylenmesine hiç gerek yok. ’’Bizim bir halk olarak nasıl olduğumuz, birbirimize nasıl yardım ettiğimiz…Bu içimize işlemiş, Tevrat’tan alınmış bir öykü. İnsanları evinize almak, onlara bakmak, yüzlerindeki kanı temizlemek. Onlara yiyecek ve teselli vermek.’’
7 Ekim’de Geffen, yaşadığı California’daydı. Haberleri ve görüntüleri sindirmekte zorlandığını, çocuklarına olanları anlatmaya çalıştığını hatırlıyor. Kızı açıkça, ’başka bir Holokost mu olacak? diye sordu. İki hafta sonra devlet okulunda Yahudi karşıtı bir olay yaşanmıştı bile.
Geffen daha önce İsrael’de önemli bir dönem geçirdiği için oraya her zaman derin bir Siyonist bağ hissetmişti. O günden yaklaşık altı ay sonra, daha fazlasını kendi gözleriyle görmek ve olayların ardından tanıklık etmek için İsrael’e uçtu.
Tesadüfen Dr. Fendel, Geffen’in grubuna güney turu düzenleyen kişiydi. O günkü deneyimlerini anlatmaya başladıkça, Geffen, Fendel’in hala her şeyi sindirmeye çalıştığını, rastgele insanları bir araya getirip hayatlarını böylesine acımasız bir dönemde, birbirine bağlayarak yaptığı şeyin ciddiyetinin farkında olmadığını gördü. Aslında çok daha büyük bir hikâye olduğunu anladı ve sonunda herkesin onayını alarak hikayeyi anlatmayı başardı.
Film, daha az odaklanmış ellerde daha belirgin bir şekilde yer kaplayabilecek unsurlar içeriyor. Örneğin, İsrael Savunma Kuvvetleri Operasyonlar direktörlüğü eski başkanı İsrael Ziv ve Fauda televizyon dizisinin yaratıcılarından Avi İssacharoff’un anlatımları gibi. Ancak Geffen’in yönetmenliğinde hikaye aksi takdirde asla duymayacağınız karakterler etrafında sağlam bir şekilde şekilleniyor.
Belki de yaşananların insani boyutunun Geffen’i en derinden etkilemesi doğaldır. Kaçınılmaz olarak, bu durum onun neredeyse hiç bahsetmediği kendi deneyimini hatırlatabilir.
2010 yılında Maryland’teki Discovery Channel genel merkezinde silahlı bir saldırgan birkaç rehin almış ve Geffen diğer birçok kişiyle birlikte saatlerce bir üst kattaki bir odaya barikat kurarak belirsizlik için kalmıştı.
Geffen, safe room’un hiçbir şekilde kendisiyle ilgili olmadığını özellikle vurguluyor. Ancak film o günün psikolojik unsurlarına dair derin ve iç görülü bir bakış açısı sunuyor. İnsanların ölüm olasılığıyla nasıl yüzleştiğini, her bireyin kendi deneyimlediği algı ve gerçeklik arasındaki farkı gösteriyor.
Geffen’in önceki komedi çalışmalarına bakıldığında bu sert film bir sapma gibi görülebilir. Ancak tam da komedi geçmişi sayesinde küçük insani anların izleyici için o temel ilişkiyi nasıl yarattığını anlıyor. Belgeselde biri kendini küçümseyen bir gözlem yaptığında veya ellerini havaya kaldırıp alaycı bir şekilde güldüğünde,’ ‘İzleyiciler rahat bir nefes alabilirler. Bu onlara bağlantı kurma izni verir.’’
Bu insani unsur safe room’a hem ilgili olanlara hem de olmayanlara hitap etme yeteneği kazandırıyor. Rahatsız edici görüntülerden, gürültülü dogmalardan farklı olarak, duymak istemeyen ama duymak zorunda olan insanlara hitap etme potansiyeline sahip olan bu sessiz hikâye, işte bu özellikleriyle öne çıkıyor.
17 Ağustos pazartesi günü saat 12.15’te İsrael Ulusal Kütüphanesi ‘’Güvenli Oda’’ -Safe Room-filminin gösterimini gerçekleştirdi. Gösterimin ardından filmin önemli isimlerinden Dr.Gedalya Fendel, Merav Fendel ve Tamar Schlesinger ile birlikte film yapımcısı Haley Geffen’in katılımıyla bir soru cevap etkinliği düzenlendi. Söyleşi İngilizce olarak yapıldı.
İsrael Ulusal Kütüphanesi, Docutext festivaline sponsorluklarından dolayı Stuart Schoffman’ın yaptıkları ortaklık için Rosalie ve Richard Alter’e minnettardır.
Sevgili okurlar tıpkı Holokost’tan sonra geçen 80 yıl içinde hala canlılık ve tanıklarla anlatılan bu kıyım hikayeleri devam edecek, yıllar da ilerlese anlatılmaya devam edecek. Aynı şekilde 7 Ekim Hamas katliamları da nesilden nesle aktarılmaya devam edecek.
Sevgiyle kalın.
SARA YANAROCAK
IYT dip not :
İfade edilen görüşler İYT web portalının editöryal politikasını yansıtmayabilir.
Yazarların düşünceleri sadece kendilerini bağlar.
Bir önceki yazımı okudunuz mu?
Güncelleme tarihi: 4 gün önce
Bir süre önce geçmiş dönem İtahdut Başkanı Zali de Toledo’dan bir WhatsApp mesajı aldım. Meyer Lansky ile ilgili Kanal 11’de bir televizyon programının yer alacağını ve bunu duyurmamı rica ediyordu. Yanıtım “memnuniyetle” oldu.
Zali’yi Türkiye’de kültür ataşesi olduğu yıllardan tanıdım. Meyer Lansky hakkında “They called him a Gangster” adlı kitabı yayınlandığında eşim Nelly Barokas kendisi ile “İsrael’de Türkiyeliler Birliği” sitesinde zoom üzerinden bir söyleşi gerçekleştirmişti.
Ünlü Amerikan Yahudi’si gangster Meyer Lansky ile yaşadığı gizli aşkı ve onun bilinmeyen özel yaşamını anlatan klasik mafya biyografisinden çok bir anı kitabı niteliğindeki bu eser Türkiye’de de “Mafyanın Muhasebecisi- Bir Gangsterle Aşk Yaşamak” adı altında Mundi Yayınları tarafından yayınlandı.

Amacım kitabı tanıtmak değil ancak kısaca bir özet vermek istiyorum. Zali de Toledo genç yaşta İsrael’e gelir ve Tel Aviv'de Dan otelinde çalışırken Meyer Lansky ile tanışır. İkisi arasında 1970'te başlayan ve yaklaşık 12 yıl süren gizli bir ilişki gelişir. Lansky evlidir; buna rağmen Zali ile ilişkisi uzun yıllar devam eder. Lansky'nin İsrael'den ayrılmasından sonra da ilişkileri mektuplarla sürer. Zali kitabında Lansky'den yıllar boyunca yüzlerce mektup aldığını anlatmakta. İşin ilginç tarafı 2025'te yapılan bir açık artırmada, 1972-1982 arasında Lansky'nin Zali'ye yazdığı 600'den fazla mektuptan oluşan bir arşivin de ortaya çıkmış olması.
Zali de Toledo, Kan 11’de “Lansky: The Zionist Gangster” adı altında yayınlanan üç bölümlük belgeselin önemli konuşmacılarından biri. Hatta kanımca Lansky’yi, “çok nazik ve centilmen bir erkek” olarak tanımlayan Zali’nin kitabı ile belgesel bütünleşmekte.

Belgeselin ortaya attığı temel soru şu; “Bir mafya lideri olan Lansky’nin İsrael’in kuruluşuna katkısı olmuşsa, her Yahudi’ye vatandaşlık hakkı tanıyan devletin bu hakkı ondan esirgemiş olması yerinde miydi?”
İtalyanlar ABD’deki İtalyan mafyası ile övünür ve bunun hakkında birçok filim çekilmişken -en ünlüsü Marlon Brando’nun Godfather’ı- Yahudiler Yahudi mafyasının varlığı ve gücünü antisemitizmi tetikleyen bir etken olarak görmüş ve hasır altı etmişlerdir.
Peki niye Siyonist Gangster? Lansky, Lucky Luciano, Bugsy Siegel ve diğer Yahudi gangsterler suç dünyasının insanlarıydı. Kumar, fuhuş, uyuşturucu, haraç ve başka suç faaliyetleriyle bağlantıları vardı. Ama aynı kişiler, özellikle Nazizm döneminde ve 1945–48 arasında, Yahudi toplumu ve Siyonist hareket için para ve başka yardımlar da yaptılar.
Bağımsızlık Savaşı’nda ABD İsrael’e silah yardımında bulunmayı reddeder, ambargo koyar. Silahlar Sovyetler Birliği ve Çekoslovakya’dan temin edilir. Bu dönemde Lansky’nin 1940'ların sonlarında Siyonist harekete para verdiği, Haganah'nın Amerika'da silah ve para toplamasına yardımcı olduğu belgeselde tarihçiler tarafından aktarılmakta.
Ben Gurion Golda Meir’i maddi destek sağlamak üzere ABD’ye gönderdiğinde, Yahudi ve Yahudi olmayan gangsterlerin öncülüğünde ABD Yahudilerine düzenlenen toplantılarda milyonlarca dolar bağış toplanır.
Daha da ilginci belgeselde, Lansky'nin New York limanlarındaki mafya bağlantılarını kullanarak gönderilecek silahların sevkiyatına yardım ettiği anlatılıyor. Bazı kaynaklarda Arap ülkelerine gönderilen silahların limanda kaybolmasının veya İsrael'e yönlendirilmesinin de sağladığı belirtiliyor.
1970 yılında İsrael’e gelen Lansky vatandaşlık isteminde bulunuyor. Yanıt gecikiyor, dönemin dinci siyonist partisi “Mafdal”ın lideri ve İçişleri Bakanı olan Yosef Burg kendisi ile görüşmeyi kabul ediyor. Bir aracı partiye önemli bir bağışta bulunmasını öneriyor. Lansky’nin yanıtı; “Ben her yere kapıdan değilse pencereden girerim. Ama İsrael’e değil” oluyor.
Golda Meir ABD Başkanı Richard Nixon ile görüşmeye gidiyor ve İsrael’e Fantom uçaklarının verilmesini istiyor. Nixon’un koşulu ise “Ya Lansky’nin iadesi ya da Fantomlar” oluyor. İçişleri Bakanı Burg ise “Ben bir Yahudi’yi teslim etmem” diyerek bu istemi geri çeviriyor. Ne var ki vatandaşlık hakkı tanınmayan Lansky İsrael’i terk etmek ve ABD’ye dönmek zorunda kalıyor.
Ben gerçeklere ortaya koyan bu diziyi ölümünden 40 yıl sonra da olsa “Siyonist Gangster”e bir özür/minnet ifadesi olarak görüyorum.
İlk bölümün linki aşağıda
Av.Yakup BAROKAS
Not: Üç bölümlük dizinin son bölümü 29 Ağustos’ta yayına girecek


Amerikalı Yahudi çift Sandy ve Rosalie Goldstein, yaşın yeni bir başlangıç için engel olmadığını gösteren sıra dışı hikayeleriyle dikkat çekiyor.
Bugün Sandy 105, Rosalie ise 100 yaşında. Önümüzdeki ay 79. evlilik yıldönümlerini kutlamaya hazırlanan çift, Mart 2023’te ABD’nin New Jersey eyaletinden İsrael’e Aliya yaptı ve Netanya’ya yerleşti.
Hikâyelerini daha da dikkat çekici kılan ise Aliya düşüncesinin aslında onlarca yıl öncesine dayanması. Sandy yaklaşık 40 yaşındayken çift, İsrael’e göç etmeyi düşünerek yetkililerle görüşmüş, ancak kendilerine Sandy’nin “Aliya için fazla yaşlı olduğu” söylenmişti.
Hayatın koşulları planlarını erteledi fakat İsrael’e yerleşme düşüncesinden hiçbir zaman tamamen vazgeçmediler.
Yıllar sonra COVID-19 geçirmeleri ve rehabilitasyon sürecinin ardından aile yeniden bu konuyu gündeme getirdi.
İsrael’de yaşayan kızları Risa’nın “Şimdi değilse ne zaman?” sorusu kararlarını hızlandırdı.
1 Mart 2023’te Rosalie 97, Sandy ise 102 yaşındayken İsrael’e geldiler.
Netanya’daki yeni komşuları onları şarkılar ve danslarla karşıladı.
Bugün çift, beş torunları ve 13 torun çocuklarıyla yakın bir yaşam sürdürüyor.
Rosalie, bu yaşta taşınmanın büyük bir adım olduğunu kabul ederken, İsrael’e gelmeyi “hayatımızın en iyi kararlarından biri” olarak nitelendiriyor.
Sandy ise uzun yaşamı boyunca Sovyet Yahudilerinin özgürlüğü için yürüttüğü çalışmalar da dahil olmak üzere Yahudi toplumuna hizmet etmeyi yaşamının önemli bir parçası olarak görüyor.
Goldstein çiftinin hikayesi aynı zamanda İsrael’e ileri yaşta yapılan Aliya’daki artışı da gündeme getiriyor.
2025 yılında Kuzey Amerika’dan Nefesh B’Nefesh aracılığıyla Aliya yapan 4.150 kişinin 548’i 65 yaş ve üzerindeydi.
Bu sayı toplamın yüzde 13’ünden fazlasını oluşturuyor.
105 yıllık yaşam deneyiminin ardından Sandy’nin gelecek nesillere mesajı ise oldukça net: “Asla vazgeçmeyin.”
Rosalie’nin ileri yaşta Aliya yapmayı düşünenlere tavsiyesi de aynı ölçüde çarpıcı: Sağlığınız uçağa binecek kadar iyiyse, gelin.
Kaynak: The Jerusalem Post





















