top of page


Bazı insanlar tarihin merkezinde durur. Bazılarıysa tarihin kaderini değiştirir ama isimleri neredeyse hiç duyulmaz. Kral David’in annesi Nitsevet bat Adael, işte böyle bir kadın. Tanah onun adını neredeyse hiç söylemez çünkü bazen en büyük hikâyeler sessizlikte yazılır.

 

Yahudi geleneği anlatır: David’in babası İşay büyük bir tsadikti ancak bir dönem soyuyla ilgili derin bir halahik korkuya kapıldı. Çünkü David’in soyunun kökeninde Rut vardı; yani Moavlı Rut. Her ne kadar hahamlar “Moavi velo Moavit”; “yasak Moavlı erkek içindir, kadın için değil” diyerek Rut’un kabul edildiğini açıklamış olsalar da, İşay'ın içinde yine de bir korku büyüdü: “Ya yanlış yaşıyorsam?” “Ya soyum gerçekten tam kabul edilmiyorsa?”

 

Ve bazen korku, insanın gerçeği görmesini engeller. İşte şalom bayit eşler arasındaki barış da tam burada kırılmaya başlar çünkü evliliklerde çoğu zaman problem öfke değildir, korkudur. Bir eş gerçekten kızgın olmayabilir; sadece yetersiz görünmekten korkuyordur. Sevilmemekten korkuyordur. Kontrolü kaybetmekten korkuyordur. Korku kendini sevgi diliyle ifade etmez. Eleştiri gibi çıkar. Sessizlik gibi çıkar. Mesafe gibi çıkar.

 

Bugün birçok evde yaşanan şey tam olarak budur: İnsanlar birbirlerini değil, korkularını dinliyor. İşay da korkuya kapıldı ve karısı Nitsevet’ten uzaklaştı. Yıllar sonra bir plan yaptı: Bir cariye aracılığıyla çocuk sahibi olmak istiyordu. Ancak o gece tarihin yönü sessizce değişti. Nitsevet cariyeyle yer değiştirdi. Ve o birliktelikten David doğdu ama İşay gerçeği bilmiyordu.

 

Nitsevet suçlandı. İffetsizlikle itham edildi. Evde dışlandı. İnsanların bakışları altında sessizce yaşadı. Bir düşünelim… Tamamen masum bir kadın. Kendisini savunabilecek durumda değil. Kimse ona inanmıyor. Ve yine de susuyor. Neden? Çünkü bazen insan haklı olduğunu ispatlamaya çalışırken daha büyük bir hakikati kaybedebilir.

 

Nitsevet’in sessizliği zayıflık değildi gerçeğe olan inancıydı. Bugün modern dünyada sessizlik çoğu zaman güçsüzlük gibi görülüyor. Sürekli kendini anlatman, savunman, görünür olman gerekiyor. Ama Nitsevet bize başka bir şey öğretiyor: Bazı doğrular zamanın içinde olgunlaşır, ilahi adalet eninde sonunda ortaya çıkar...

 

David doğduğunda aile onu da dışladı. Midraş anlatır ki, David uzun süre kardeşlerinden ayrı tutuldu. Hatta Peygamber Samuel, İşay'ın oğullarını kutsamak için eve geldiğinde David çağrılmadı bile. İnsanlar dış görünüşe bakabilir ama A-şem kalbe bakar.” Ve dışlanan o çocuk kral oldu. O gün yalnızca David’in yükselişi değildi. O gün Nitsevet’in sessiz gözyaşlarının cevabıydı.

 

Belki bugün de birçok kişi Nitsevet gibi hissediyor. Evinde verdiği emek görünmüyor olabilir. Sürekli güçlü olması bekleniyor olabilir. Yorulsa bile ayakta kalması gerekiyor olabilir. Ve en büyük kırgınlığı belki de şudur: “Kimse beni gerçekten görmüyor.”

 

Oysa Yahudi bakışı bize şunu öğretir: A-şem görünmeyeni görür. Şalom bayit yalnızca kavga etmemek değildir. “Şalom” kelimesi “şalem” bütünlük kökünden gelir. Yani şalom bayit, iki kusurlu insanın birlikte daha bütün hâle gelmesidir. Bu yüzden gerçek evlilik, doğru insanı bulmak kadar doğru insan hâline gelmektir. Bazen insanlar ilişkide ilk kriz geldiğinde şunu düşünüyor: “Demek yanlış kişideyim.” Ama Tora şöyle der: “Belki doğru yerdesin ama henüz birbirinizin korkularını duymayı öğrenmediniz.”

 

Nitsevet’in hikâyesi burada çok güçlü bir soru bırakıyor: Benim sessizliğim dua mı, duvar mı? Çünkü sessizlik bazen iyileştirir, bazen uzaklaştırır. Nitsevet’in sessizliği Tanrı ile konuşan bir sessizlikti. Kırgınlıktan değil, derin bir emunadan doğuyordu. Ve belki bu yüzden onun görünmeyen hikâyesinden İsrailoğullarının en büyük kralı doğdu. Bugün dünya görünür olmayı kutsuyor. Alkışlanmayı, fark edilmeyi, sürekli konuşmayı, beğeni almayı…

 

Ama Yahudi tarihi bize başka bir şey söylüyor: Bazı krallıklar sessiz kadınların dualarıyla kurulur. Belki bugün verdiğin emek görünmüyor. Belki duaların hemen cevaplanmıyor. Belki insanlar seni yanlış anlıyor. Ama Nitsevet’in hikâyesi hâlâ umut fısıldıyor: A-şem sessiz emekleri unutmaz. Ve bazen görünmeyen bir kadın, nesiller boyu sürecek bir krallığın temelini atar.

 

Riva N. ESSEMİNİ

 

  Bir önceki yazımı okudunuz mu?

 

 

 









Anne kız tartışıyor… Anne hem öfkeli hem korumacı hem yerinde duramıyor hem de sevecen olmaya alışıyor… Kız anlamıyor.  Önsezi ve önyargılar ile örülen bu karmakarışık durum bir gün çözülecek mi?   Einstein bile “Atomu parçaladım ama önyargıları parçalayamadım” demiş. Kız bunu bilmiyor.

 

Einstein’ın kastettiği şey, bilimsel ilerlemenin ahlaki ve düşünsel ilerlemeyi otomatik olarak getirmediğidir. Atom dış dünyadır ön yargı ise içimizde.

 

Geçmiş deneyimler ile zaman içinde yetersiz bilgi ile, esnekliği olmayan kalıplar insanoğlu için en büyük tehlike olan önyargıları oluşturuyor. Kişi deneyimleri kendi yaşamamış olsa da genetik olarak aktarılan bazı korkuları yıkmak için savaşmaz. Yenik düşmekten korkar. Günümüze geldiğimizde bu konularda yanılma payı ve beraberinde adaletsiz davranma kaçınılmaz oluyor. Aşırı genelleme kişiyi önyargıları ile davranmayı getirir. Önyargı ani ve net karar verdirtir soru sorma fırsatı vermez. Önyargı kesindir.  Önyargı iletişimi baştan sınırlar ve devam etmesine duvar örer. Çünkü kendini korumak içgüdüsü hâkim olur. Beyin çalışmadan tasarruf etmek ister. Konuyu bir kere daha gözden geçirmeyi, o günkü şartları bir kez daha irdelemeyi reddeder.  Verdiği kararın arkasında durmak amacı ile bir kez daha önyargılarına yenilir. Bir türlü kendi kurduğu çemberi kıramaz. Önyargı ile yaklaşılan doğa dokunulmaz ve tartışılmazdır. Değiştirilememesi gerekendir. Tıpkı insan gibi. Bu alışkanlık sosyal kültürel ve özellikle psikolojik katmanlara sahiptir. Önyargı bir davranış şeklinden öte bir mirastır. Kolaylıkla kabul edilir.

 

Kişi kendince bir hayat felsefesi edinmiştir. Bu felsefenin genişlemesi ve farklı pencerelerden hayata bakışması noktasında son derece tembel davranır. Önyargıları adeta beynini dinlendirir. Bilimin doğrultusunda ilerlemeyi durdurur. Akıl ve bilim ancak deneyler ile bir sonuca varır.

Bu deneyleri yapabilmek ise ancak önyargıları bir an için bile bir kenara koyma önsezisine sahip olmayı gerektirir.


Halbuki bazen hayatın içinde önsezilerimizin de bizleri doğru yerlere taşıdığını görebiliriz. Önsezilerimizin kaynağı zaman içimde toplanan ipuçlarıdır. O İpuçları ki aynı bir bilgisayarda olduğu gibi en olmadık yerde “alert” verir. Hemen dikkate alırız. Bu içsel farkındalık ve dikkat diğer gözlemlere açıktır başka veriler toplamaya hazırdır. Anlar ve  olasılıklar konuşulabilir. Ve yol gösterici bir anlamda ışık kaynağı olmaya açıktır. Önsezi ile varılan nokta daima gündeme tekrar getirilmeye hazırdır. Düşünme, sorma yetisine sahiptir.


 Şimdi gelelim başta söz ettiğimiz anne kız diyaloguna. Hangisi kazanacak bilmiyoruz ama aralarındaki sevginin daima var  olacağına eminim. Yeter ki anne üslubunda ve kelime seçiminde  biraz daha dikkatli olsun. Tecrübelerini konuştururken açık kapılar bıraksın. Korkuları ile egosunu karıştırmasın. Güncel olanı geçmiş ile karşılaştırmaktan vazgeçsin. Ve kızımız daha saygılı, daha az inatçı, değerlere bağlı olsun, dinlesin ve dinlediklerini akıl süzgeçinden geçirmek için hem kendine hem de annesine zaman tanısın.


Sizce  mümkün mü? Hayır veya evet dersem ön yargılı olurum.Belki,  olabilir, örnekleri var dersem önsezilerimizin kulak vermeye hazırım demektir.


Kolay mi? Değil  ama denemeye değer.


Feride PETİLON


IYT dip not :

İfade edilen görüşler İYT web portalının editöryal politikasını yansıtmayabilir.

Yazarların düşünceleri sadece kendilerini bağlar.

 Bir önceki yazımı okudunuz mu?










(Fotoğraf: Facebook)
(Fotoğraf: Facebook)

İsraelli şef Raz Shabtai'nin restoranı "Motra", bu prestijli başarıyı elde ederek dünyada bir yıldız sahibi olan tek koşer restoran oldu. Shabtai: "Koşer yemeklerinin, dünyadaki herhangi bir lüks restoran kadar aynı hırsı ve yaratıcılığı hak ettiğine her zaman inandık."

  

İsraelli şef Raz Shabtai'nin restoranı Motra Restaurant'ta, 2026 Florida Michelin Rehberi'nin açıklanmasının ardından gözyaşları, kucaklaşmalar ve büyük bir şok yaşandı.


Kuzey Miami'deki restoran ilk Michelin yıldızını aldı ve şu anda bu yıldıza sahip dünyadaki tek koşer restoran olma özelliğini taşıyor.


Restoran sadece bir yıl önce açıldı ve bu yıl rehberden yeni bir yıldız alan Miami'deki tek restoran oldu.

Projenin arkasında, İsrael'de doğan ve Güney Florida'ya taşınmadan önce yıllarca Yeruşalayim, Tel Aviv ve New York'ta çalışan Shabtai var.


Restoran, merhum büyükannesinin adını taşıyor ve Yeruşalayim, Kuzey Afrika, Doğu Avrupa ve Levant'tan etkiler taşıyor.

 

Kaynak : Maco

 

 



Bir önceki sosyalağlardan yazısını okudunuz mu?


 

Featured Posts
Recent Posts
Archive
Search By Tags
Follow Us
  • Facebook Basic Square
  • Twitter Basic Square
  • Google+ Basic Square
bottom of page