Sirenlerin Arasında Umudu korumak
- 4 saat önce
- 2 dakikada okunur

Bir haftadır sirenler çalıyor. İşe gitmiyoruz, okullar kapalı. Sığınaklara koşuyoruz ve başımızın üstünde patlama sesleri yankılanıyor.
Bana nasıl olduğumu, nasıl hissettiğimi soran mesajlar alıyorum. (Almadığım mesajlar için hayal kırıklığı yaşamayı zaten iki yıl önce bıraktım; o zamandan beri sosyal medyayı da hiç kullanmıyorum.)
Ve dürüst olmak gerekirse, bugünlerde ben şahsen duygularımı isimlendirmeye ve sakinleştirmeye çalışıyorum. Korkunun insanı boğduğunu çok uzun zaman önce öğrendim. Endişe hayatı mahveder, nefesinizi keser.
Umut, sönene kadar bizi ayakta tutabilir ama sönmeye başladığında onu yeniden canlandırmak zordur.
Bu yüzden ben hedefimi kesinlik olan alanlara yöneltiyorum. Duygusal enerjimi oraya odaklıyorum.
Zamanımın çoğunu korku, stres ve umut arasında ve zaman zaman gelen küçük bir neşe anına şaşırarak geçiriyorum ylne de kesinliğin daha sakinleştirici olduğunu düşünüyorum. Kabul etmesi daha kolay, derin ve düzenli nefes almamı sağlıyor.
Başımızın üstünde, mikrodalgada patlayan mısır tanelerine benzeyen o küme patlamalarının sesine karşı yapabileceğim hiçbir şey yok. Tek yapabildiğim, her patlamanın göğsümden geçip sığınağın duvarlarında yankılandığını hissetmek.
Duşumu, fırınımı ve market alışverişimi sirenlere göre ayarlamaya çalışsam da onların ne zaman çalacağını kontrol edemiyorum.
Gökyüzündeki gürültü ne kadar artarsa, tehlike ne kadar uğuldarsa, uyumayan ve uykusuz kalmayan O’na güvenme ihtiyacım da o kadar artıyor.
İnsanlar bana nasıl başa çıktığımızı soruyor. Ben de şöyle cevap veriyorum:
“Saat saat… gün gün… ve içimden geldiği gibi.”
Çünkü ben sadece şu anı kontrol edebilirim.
Purim için evden dışarı çıkamasak bile çocuklarıma kostümler giydirmek… Şabat için aileme halla ekmeği hazırlamak gibi …
Sığınağa götürdüğüm o çay fincanı… Kendime ödül olarak verdiğim üç dilim çikolatalı doğum günü pastası… Sabahın bilmem kaçında içtiğim kahve… sırf sahlep tadı almak umuduyla sulandırarak hazırladığım puding ile muhallebi arasındaki o garip tatlı gibi.
Ve uykuya daldığımda, düşüncelerimin serbestçe dolaşmasına izin verdiğimde… Onlar henüz uzaklara gitmek istemiyorlar. Şimdilik değil.
Bazen bundan sonra ne olacağını düşünüyorum.
Barış hüküm sürdüğünde dünyanın nasıl bir yer olacağını, endişelerden arınmış olma hissini, derin bir sakinliği, İçsel bir güç duygusunu…
Ve o zaman şunu fark ediyorum: Belki de hayalini kurduğumuz o dünyanın temelleri tam da şimdi atılıyor. Tam da bu sığınakların içinde.
Buradan, dayanışmadan, sabırdan ve inançtan yeni bir dünyanın barışçıl bir şekilde yeniden inşası doğuyor. Ve böylece kesinliğimi yeniden buluyorum.
Yarının bize neler getireceğinden emin değiliz. Sirenlerin ne zaman tekrar çalacağını da bilmiyoruz ama kim olduğumuzdan eminiz. Neden burada olduğumuzdan eminiz.
Atalarımızın topraklarında, kendi evimizde yaşamlarımızı kurmaya, üretmeye, umut etmeye devam edeceğiz.
Ve bir gün — belki de umduğumuzdan daha kısa bir süre içinde —gökyüzü nihayet sakinliğine kavuşacak.
Her anıma şükrediyorum.
Her şeye rağmen güvendeyim. Sevdiklerimleyim.
Belki de bu günler bize her yıl takvimde tekrar eden o yolu yeniden hatırlatıyor: Purim’den Pesah’a giden yolu.
Purim’de karanlığın içinden mucizeyi hatırlarız. Pesah’ta ise özgürlüğe doğru yürümeyi. Biri bize şunu öğretir: her şey tersine dönebilir. Diğeri ise şunu: en dar yerden bile bir çıkış vardır.
Belki de bu yüzden tam şimdi, sirenlerin ve sığınakların ortasında, içimizde küçük ama sarsılmaz bir bilgi var: Geçmişte kurtulduk.
Bugün dayanıyoruz.
Ve özgürlüğe doğru yürümeye devam ediyoruz çünkü Purim’de mucizeyi hatırlarız, Pesah’ta özgürlüğü yaşarız.
Riva N. ESSEMİNİ
Bir önceki yazımı okudunuz mu?



Yorumlar