Magda Hellinger
- Yelda Yael PENSO

- 3 saat önce
- 2 dakikada okunur

Bu hafta sayfamızın konuşu Magda. 27 Ocak Uluslararası Holocaustu Anma Günü anısına
Bir daha asla!

Magda Hellinger, Holokost tarihinin en zor ve ahlaki açıdan en karmaşık tanıklıklarından birini geride bırakmış Yahudi bir kadındır. Onun hikâyesi yalnızca hayatta kalmanın değil, insanlığın sistemli biçimde yok edilmeye çalışıldığı bir düzende vicdanını korumanın da hikâyesidir.
1926 yılında Slovakya’da doğan Magda, gençliğini ailesiyle birlikte sıradan bir Avrupa Yahudi yaşamı içinde geçirmeyi hayal ederken, Nazi işgaliyle birlikte hayatı geri dönülmez biçimde değişti. Henüz 16 yaşındayken Auschwitz-Birkenau toplama kampına gönderildi. Bu yaşta bir çocuk için kamp, yalnızca fiziksel bir tehdit değil; kimliğin, umutların ve insanlık duygusunun sürekli olarak parçalandığı bir mekândı.
Auschwitz’te Magda, kadın mahkûmların kaldığı barakalarda Blockälteste (baraka sorumlusu) görevine getirildi. Bu görev, onu Nazi kamp sisteminin işleyişine istemeden de olsa dâhil etti. Emir vermek, düzen sağlamak ve üstlere rapor sunmak zorundaydı. Ancak Magda, bu rolü körü körüne benimsemedi. Sahip olduğu sınırlı gücü, mümkün olan her an başkalarını korumak için kullandı. Hasta kadınları sakladı, çocukların hayatta kalmasına yardımcı olmaya çalıştı ve bazı durumlarda listelerde yaptığı küçük değişikliklerle insanların ölümden kurtulmasına katkı sağladı.
Bu eylemler, dışarıdan bakıldığında küçük gibi görünse de Auschwitz gibi bir yerde her biri yaşam ile ölüm arasındaki fark anlamına geliyordu. Magda’nın yaşadığı en büyük iç çatışma, hayatta kalmak için sisteme uyum sağlamak zorunda kalması ile bu sistemin bir parçası olmamaya çalışması arasındaki gerilimdi. Bu nedenle onun tanıklığı, Holokost anlatıları içinde özellikle çarpıcıdır; çünkü okuyucuya basit bir kahramanlık hikâyesi değil, insan olmanın ağır ahlaki yükünü sunar.
Savaşın ardından Magda Hellinger uzun yıllar boyunca yaşadıklarını anlatmadı. Travma, suçluluk duygusu ve hatırlamanın acısı onu sessizliğe itti. 2006 yılında hayatını kaybedene kadar anılarını büyük ölçüde kendi içinde taşıdı. Ölümünden sonra, kızı tarafından kaleme alınan ve Magda’nın tanıklıklarına dayanan The Nazis Knew My Name adlı kitap yayımlandı. Bu eser, sade dili ve dürüst anlatımıyla, Holokost hafızasında önemli bir yer edindi.
Magda Hellinger bugün hayatta değildir; ancak bıraktığı tanıklık yaşamaya devam etmektedir. Onun hikâyesi, en karanlık koşullarda bile insanın başkaları için sorumluluk alma kapasitesinin yok edilemeyeceğini hatırlatır. Sessiz ama kararlı cesareti, tarihin içinde güçlü bir vicdan sesi olarak varlığını sürdürmektedir.
Yelda PENSO
Bir önceki İz bırakanlar köşemdeki yazım için tıklayınız...





Yorumlar