top of page


Rosh HaShana’yı son yılların en kalabalık bayram sofrası etrafında karşıladık. Çocuklar, torunlar, akrabalar, yakın dostlar. Çocukluğumun o çok kalabalık bayram sofralarını anımsadım. Ama bu kez bir farkla… Çocuk değil, ben ve eşim sofranın en yaşlılarıydık artık… 

 

Kaleme aldığım bu yazı Türkiyeliler Birliğinin web sitesine yazdığım 200.’cü köşe yazısı. Yazılarımda İsrael’i, yaşadıklarımızı, sevindiklerimizi, üzüldüklerimizi, bazen de hepimizi düşündüren olayları kaleme döktüm. Kimi zaman tarihin içinden geçtik, kimi zaman müziğin peşine düştük, kimi zaman bu ülkenin günlük hayatına baktık. Ama her defasında aynı şeyi yapmaya çalıştım: Yaşadığımız zamana daha yakından bakmak.

 

Bugün 200. yazımı yazarken bunun Rosh HaShana ve Yom Kipur arası günlerine rastlaması bana güzel bir rastlantı gibi geliyor. Geride yaptıklarıma bakmak ve gelecekte neler yapmak istediğimi düşünmek için güzel bir fırsat…

 

Her yıl olduğu gibi bu yıl da Rosh HaShana öncesi istatistikler yayınlandı. Ne mutlu ki İsrael nüfusu 10.305.000’i buldu. Geçen yıla oranla nüfus 124.000 kişi çoğaldı. İsrael’e göç durumu çok parlak değil. Yıl boyunca 24.000 göçmen ülkeye gelmiş, ülke dışında yaşayan 21.000 İsraelli de eve dönüş yapmış. Buna karşılık 57.000 kişinin ülkeyi terk etmiş olması işin üzücü yanı.

 

Rosh HaShana ile Yom Kipur arasındaki bu günlerde insan ister istemez biraz duruyor, geriye bakıyor ve önündeki yıla dair dileklerde bulunuyor.

Yeni bir yılın başlangıcında hepimizin ortak bir dileği olabilir: Geçtiğimiz yılların üzerimizde bıraktığı ağırlık biraz olsun hafiflesin. Kaygılar, korkular, belirsizlikler azalsın. Geleceğe bakarken içimizde biraz daha umut, biraz daha güven olsun.

 

İsrael’de Hamas’ın katliam yaptığı 7 Ekim’den bu yana, son yıllar hepimiz için kolay geçmedi. Kaçırılan rehinelerin geri getirilmesine dek yaşanan çaresizlikler, Gazze’de Hamas’a, Lübnan’da Hizbullah’a karşı savaş, kaybedilen genç yaşamlar, üstüne üstlük İran’ın yıkıcı füzelerine maruz kalınması, sığınaklarda, güvenli odalarda geçen saatler… İhtiyat askerlerimizin ülkeyi korumak için, ailelerinden, çocuklarından, sosyal yaşamlarından uzakta 500 günün üzerinde görev yapmak zorunda kalmaları…

 

Bu travmatik durumun ötesinde toplum içindeki derin ayrılıklar hayatımızın bir gerçeği oldu. Siyasi fikir ayrılıkları keskinleşti. Önümüzdeki 27 Ekim genel seçim sonuçlarının ülkemizde daha dingin bir ortam oluşturmasını diliyorum. Daha iyiye, daha başarıya götürecek bir değişim…

 

Bir ülkeyi yalnızca güçlü ordular, sağlam ekonomiler ya da gelişmiş teknoloji ayakta tutmaz. Bir ülkenin gerçek gücü, zor zamanlarda insanların birbirine ne kadar sahip çıktığında da saklıdır.

Elbette farklı düşüneceğiz. Farklı siyasi görüşlerimiz, farklı yaşam biçimlerimiz, farklı hayallerimiz olacak. Bunlar bir toplumun zenginliğidir. Belki de yeni yıldan en büyük dileğimiz İsrael’in zor zamanlarda ortaya çıkan o güçlü dayanışma ruhunu yeniden hissedebilmek olmalı… Ve bu ülkenin insanlarının, bütün farklılıklarına rağmen, yeniden “BİZ” diyebilmesi olmalı…

 

Rosh HaShana ile başlayan ve Yom Kipur’a uzanan bu günler, sadece geçmişi değerlendirmek için değil, geleceğe nasıl bakmak istediğimizi düşünmek için de bir fırsat. Ben geleceğe biraz daha umutla bakmak istiyorum.


Daha huzurlu bir İsrael’e…

İç ve dış barış içinde İsrael’e…

Dünyada yeniden eski prestijini kazanacak İsrael’e…

Shana Tova ve Hatima Tova…

 

Nelly BAROKAS


İYT dip not :

İfade edilen görüşler İYT web portalının editöryal politikasını yansıtmayabilir.

Yazarların düşünceleri sadece kendilerini bağlar.


Bir önceki yazımı okudunuz mu?




Ada Yonath (1939–2026) Fotoğraf: Rkott / Wikimedia Commons – CC0, Public Domain
Ada Yonath (1939–2026) Fotoğraf: Rkott / Wikimedia Commons – CC0, Public Domain





İZ BIRAKANLAR

Ada Yonath (1939–2026)


31 Ağustos 2026'da bilim dünyası çok önemli bir ismi kaybetti.

Ada Yonath…


Yeruşalayim'de, maddi imkanları oldukça sınırlı Yahudi bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi.

11 yaşında babasını kaybetti ve henüz çocuk yaşta ailesine destek olmak için çalışmaya başladı.


Yıllar sonra bilim dünyasının “neredeyse imkansız” gördüğü bir probleme meydan okuyacak ve Nobel Ödülü kazanan ilk İsraelli kadın olarak tarihe geçecekti.


1939 yılında Yeruşalayim'de doğan Yonath'ın bilime olan merakı çok küçük yaşlarda başladı.

Henüz beş yaşındayken evlerinin balkonunun yüksekliğini ölçmeye çalışırken masa ve sandalyeleri üst üste koydu düşerek kolunu kırdı.Deney başarısız olmuştu belki, ama soru sormaktan ve denemekten hiç vazgeçmedi.


Babasının ölümünden sonra ailesi Tel Aviv'e taşındı. Eğitimine devam eden Yonath, askerlik hizmetinin ardından Yeruşalayim İbrani Üniversitesi'nde kimya okudu ve 1968'de Weizmann Bilim Enstitüsü'nde doktorasını tamamladı.


1970'te Weizmann'da İsrael'in ilk protein kristalografisi laboratuvarını kurdu.

Ardından bilim dünyasının en zor problemlerinden birine yöneldi ribozomun yapısını çözmek.

Ribozom, en basit anlatımıyla hücrelerimizin içindeki küçücük bir “protein fabrikasıdır.” Genetik bilgiyi okuyarak yaşam için gerekli proteinlerin üretilmesini sağlar. Ancak büyüklüğü ve karmaşık yapısı nedeniyle onu kristalleştirip atom düzeyinde incelemek birçok bilim insanı tarafından neredeyse imkansız görülüyordu.


Ada Yonath vazgeçmedi.

On yıllar süren deneyler, binlerce deneme ve başarısızlığın ardından ribozomun üç boyutlu yapısının anlaşılmasını sağlayan öncü çalışmalara imza attı. Araştırmaları, hücrelerin nasıl çalıştığını anlamamıza katkı sağlamanın yanı sıra bazı antibiyotiklerin bakteriler üzerindeki etkilerinin ve antibiyotik direncinin daha iyi anlaşılmasının da yolunu açtı.


2009 yılında Ada Yonath, Thomas Steitz ve Venkatraman Ramakrishnan, “ribozomun yapısı ve işlevi üzerine çalışmaları” nedeniyle Nobel Kimya Ödülü'ne layık görüldüler.


Yonath böylece Nobel Ödülü kazanan ilk İsraelli kadın oldu. Aynı zamanda Kimya dalında Nobel kazanan 45 yıl sonraki ilk kadın ve bu ödülü alan tarihteki dördüncü kadındı.


Yeruşalayim'den Dünyaya Uzanan Bir Bilim Yolculuğu

Ada Yonath'ın hikayesini özel kılan yalnızca Nobel değildir.

Yeruşalayim'deki mütevazı çocukluğundan Rehovot'taki Weizmann Bilim Enstitüsü'ne, oradan dünyanın en büyük bilim sahnesine uzanan yaşamı merakın, kararlılığın ve “imkansız” denileni sorgulamanın hikayesidir.


2002'de İsrael Ödülü'nü, 2007'de Wolf Kimya Ödülü'nü aldı ve dünyanın birçok üniversitesi tarafından onurlandırıldı.


Ancak aldığı onlarca bilimsel ödül arasında çok daha mütevazı bir tanesinin özel bir yeri vardı küçük torunu Noa'nın 2005 yılında kendisine verdiği “Yılın Büyükannesi” ödülü.


31 Ağustos 2026'da Ada Yonath'ı 87 yaşında kaybettik. Yaşamının neredeyse son günlerine kadar araştırmaya ve bilimsel çalışmalarını yayımlamaya devam etti.


Ardında yalnızca bir Nobel madalyası değil, hücrelerin çalışma biçimini anlamamızı değiştiren ve antibiyotik araştırmalarına ışık tutmaya devam eden büyük bir bilimsel miras bıraktı.


Bir zamanlar araştırdığı problemin çözülemeyeceğini düşünenler vardı.

O ise denemeye devam etti.


Çünkü bazen bilim tarihini değiştiren şey, cevabı bilmek değil, herkes vazgeçtiğinde soruyu sormaya devam etmektir.


Bir Nobel madalyası zamanla bir müzede sergilenebilir.

Ama insanlığa bırakılan gerçek miras, nesiller boyunca yaşamaya devam eder.

Bazen en güçlü izler, sessizce yazılır.

İz bırakanları hatırlamak ise, geleceği daha bilinçle kurmanın bir yoludur.


Biliyor muydunuz?

  • Ada Yonath, Nobel Ödülü kazanan ilk İsraelli kadın oldu.

  • 2009'da Nobel Kimya Ödülü'nü aldığında, bu dalda ödülü kazanan 45 yıl sonraki ilk kadın ve tarihteki dördüncü kadın oldu.

  • 1970 yılında Weizmann Bilim Enstitüsü'nde İsrael'in ilk protein kristalografisi laboratuvarını kurdu.

  • Nobel'e uzanan ribozom araştırmaları bilim çevrelerinde başlangıçta pek çok kişi tarafından neredeyse imkansız görülüyordu.

  • Torununun verdiği “Yılın Büyükannesi” ödülü, sahip olduğu çok sayıdaki prestijli ödül arasında onun için özel bir yere sahipti.

Nobel Prize – Ada Yonath


Daha Derin Araştırmak İsteyenler İçin

Nobel Prize – The Nobel Prize in Chemistry 2009

Nobel Prize – Ada Yonath: Women Who Changed Science



Ovi R. GÜLERŞEN

Bir önceki İz Bırakanlar yazımı okumak için tıklayın.








Katar etki alanı bağlamında son 30 yılın en başarılı jeopolitik öyküsü. Ortadoğu’nun kilit diplomatik oyuncusu.

Yerli halkı 300 bin kişiden ibaret, geçmişi sadece 55 yıllık olan bu küçücük ülke, Katar, ayrıntılarına daha önceki yazılarımda değindiğim bu ‘’yumuşak gücü’’yle dünyayı neden / nasıl bu kadar etkiliyebiliyor?

Küçücük nüfusuna oranla gayet geniş olan maddi kaynaklarını, amaçları için en verimli şekilde kullanarak.

Seçtiği ülkelerde ‘’Katar milli servet fonu’’ndan yüzlerce milyar dolarlık yatırımlar yaparak.........ki bunların en önemlileri, en büyük Avrupa bankaları, özellikle Londra’da gayrimenkuller, uluslararası şirketler, spor ve özellikle futbol. (2022 FIFA dünya kupasını Katarda düzenlemeyi başardı. Bu başarı için bazı yetkililere ne kadarlık bir ‘’bağış!’’ ta bulunduğu gazete manşetlerine yansıdı.)

Üniversite ve Araştırma Enstitülerine ve müttefiklerine mali destek vererek

İnsani yardumlarda bulunarak ve diplomatik gücünü arttıracak ‘’teşvik”ler vererek.

 

İlk yazımda da belirttiğim gibi çok değişik ülke ve örgütlerle sıkı ilişkiler kurarak, (örneğin Müslüman Kadeşler ile organik bağları nedeniyle kesinlikle İsrael karşıtı olmasına rağmen, bırakın İsrael’le ilişkide olmayı, İsrael başbakanlığında çalışan bazı personeli ‘’danışman ‘’ olarak kullanma becerisini gösteren bir ülke Katar!)

1996 yilinda yayına baslayan El Cezire TV kanalı sayesinde Ortadoğu ve hatta dünya gündemine etkide bulunabilmesi, (kanal tamamen ülke amaçlarına hizmet eder ve olayları onların belirlediği narativler şeklinde  sevis eder)

Oynak bir politika izlemesi, değişik kutuplarla uyum sağlayabilmesi (örneğin Sünni blokun önemli bir üyesi olmasına rağmen Şii İran ile de iyi geçinebilmesi)

 

Dizinin ilk yazısında ufak bir spoiler yapmış ve Katar’ın üstün terziliğinden söz açmıştım. Katar’ı Batı dünyasıyla ilişkilerinde müşterisine göre elbise dikmesini bilen usta terzilere benzetenler var. Doğru bir tespit. Kendisine değişik şekillerde bağladığı batılı yetkililerin her birine neler söyleyeceğini, onları nasıl elde edeceğini çok iyi bilen bir oyuncu Katar.


Ve artı ve eksilerini çok iyi bilen ve buna göre hareket eden bir ülke. Örneğin askeri gücünün eksikliğinin farkındadır ve bunu kullanmaz/ kullanamaz. Bunun yerine parasal gücünü, arabuluculuk becerilerini, medya gücünü kullanarak ülkeyi önemli bir konuma taşımayı başarır.

Ayrıca ABD ile kurmuş olduğu stratejik iş birliği, -ki ülkesinde ABD ‘ nin Ortadoğu’daki en büyük askeri üssünü barındırıyor- ona üstün bir korunma ve prestij sağlıyor.

 

Peki tüm bunları saydıktan sona Müslüman Kardeşlerle bağları ve bu ideolojiye sahip çıkması ABD ile ilişkilerinde sorun yaratmıyor mu?

Evet, yaratıyor; ancak ABD özellikle Ortadoğudaki üssü ve ekonomik çıkarlarını, -ki bunlar iş adamı / Başkan Trump zamanında daha da arttı-, büyük doğal gaz kaynaklarını düşündüğünde Katar’ın Müslüman Kardeşler ideolojisine ve Hamas hamiliğine göz yummayı yeğliyor. Ayrıca ABD’nin kaşısında olan bu İslami örgütlerle bir iletişim kanalını korumuş oluyor.

 

Kısa bir örnek:

İlk başkanlık döneminde Trump basına açık bir toplantıda, çok açık bir dille Katar’ı terörizme destek vermekle suçlamıştı.

Ancak ikinci başkanlık döneminde Katar tarafından Trump’a önce 500 milyon dolarlık bir uçak hediye ediliyor, daha sonra da ABD’ye bir trilyon dolarlık yatırım sözü veriliyor.

Ve Katar Emiri Beyaz Saray’da krallar gibi ağırlanıyor.

Katar para gücüyle etki satın alır.

2015 yılından bugüne Washington’daki lobicilik çalışmalarında 250 milyon dolar civarında bir harcama yaptığı söylenir.


Al Thani ailesinin serveti 200 ila 475 milyar dolar arasında bir rakkamdır. Binde birini Washıngtonda politikacı ‘’etkilemeye!’’ yatırırsa ne olur ki?

Bir yanda Hamas’ı, El Kaida’yı destekler, diğer yanda yetkilileri CIA ve Mosad başkanlarıyla el sıkışır.

Yine de ABD ‘nin politik çevrelerinde bu ilişkiye iyi gözle bakmayan politikacılar da mevcut.

Batı dünyası zamanla Katar’ı daha iyi anlayıp politikasını değiştirebilecek mi? (Örneğin Avrupa Katar’dan aldığı büyük miktarda doğal gazı gözardı edebilecek mi?)

Yoksa Katar ikili oynamaktan vazgeçecek mi?

Sanmam ama yine de zaman gösterecek.


Bond, CHAKIM

 


IYT dip not :

İfade edilen görüşler İYT web portalının editöryal politikasını yansıtmayabilir.

Yazarların düşünceleri sadece kendilerini bağlar.


Bir önceki yazımı okudunuz mu?








Featured Posts
Recent Posts
Archive
Search By Tags
Follow Us
  • Whatsapp
  • Facebook Basic Square
  • Twitter Basic Square
  • Google+ Basic Square
bottom of page