GÜNAH KEÇİSİ

Kipur’dan antisemitizme, başkasını suçlamaktan kendi sorumluluğumuza… Yom Kipur yaklaşırken hepimiz biraz daha içimize dönüyoruz. Ne yaptım? Neyi kırdım? Kime haksızlık ettim? Neyi onarmam gerekiyor?
Yom Kipur'un içinde çok güçlü ve biraz da rahatsız edici bir sembol vardır: Günah keçisi. Kipur'daki iki keçiden biri Tanrı'ya sunulurken, diğerinin üzerine İsraeloğullarınım günahları sembolik olarak yüklenir ve çöle gönderilirdi. Bu ritüeli yalnızca tarihsel bir uygulama olarak değil, insan psikolojisinin çok eski bir mekanizması olarak da okuyabiliriz: İnsan, taşıması zor olan suçluluğu ve sorumluluğu bazen kendisinden uzaklaştırıp bir başkasının üzerine bırakmak ister. Ve burada Kipur ile insanlık tarihinin karanlık bir sayfası arasında çok güçlü bir bağlantı ortaya çıkıyor: Günah keçisi yaratmak.
Yahudiler neden bu kadar sık günah keçisi yapıldı? Antisemitizm, yalnızca modern çağın veya Nazi Almanya’sının ortaya çıkardığı bir nefret değildir. Kökleri binlerce yıl geriye uzanır ve tarih boyunca farklı biçimlere bürünmüştür. Avrupa'nın Hristiyanlaşmasıyla birlikte Yahudilere yönelik dini düşmanlık giderek kurumsallaştı. Yahudiler, İsa'nın ölümünden sorumlu tutuldu; Yahudiliğin Hristiyanlık tarafından eski bir ahit olduğu öğretildi ve Yahudilerin inançlarını korumaları inatçılık ya da hakikate karşı çıkış olarak yorumlandı. Bunun sonucunda Yahudi yalnızca “farklı inanca sahip komşu” olmaktan çıkarıldı.
Öteki haline getirildi. Orta Çağ'da bu düşmanlık yalnızca sözlerde kalmadı. Yahudiler bazı ülkelerden kovuldu; toprak sahibi olmaları ve belirli meslekleri yapmaları sınırlandı; özel vergilere tabi tutuldular, ayrı mahallelerde yaşamaya zorlandılar ve kimi dönemlerde üzerlerinde Yahudi olduklarını belirten işaretler taşımaları emredildi. İngiltere'den 1290'da, Fransa'dan 1394'te ve İspanya'dan 1492'de kitlesel sürgünler yaşandı. Sonra korku daha da karanlık bir biçim aldı. Kan iftirası. Yahudilerin Hristiyan çocukları öldürüp kanlarını dini ritüellerde kullandıkları yönündeki tamamen asılsız suçlamalar yayıldı.
Bu yalanlar özellikle Orta Çağ'da Yahudi topluluklarına yönelik şiddeti ve katliamları körükledi. Ve veba geldiğinde... Avrupa'yı Kara Ölüm kasıp kavururken Yahudiler kuyuları zehirlemekle suçlandı. İnsanlar korkuyordu. Ölümler açıklanamıyordu. Ve korkunun bir hedefe ihtiyacı vardı. Günah keçisi hazırdı. Bu, günah keçisi mekanizmasının psikolojik açıdan ne kadar tehlikeli olduğunu gösteriyor: Gerçek neden karmaşık olduğunda, insan zihni bazen basit bir suçlu arar. Bilmiyoruz demek yerine: Onlar yaptı demek daha kolaydır.
Fakat tarih burada bitmedi. Aydınlanma geldi. Toplumlar sekülerleşti. Yahudilere yönelik eski dini kısıtlamaların bir kısmı kaldırıldı. İnsanlar hukuken daha eşit hale gelmeye başladı. Peki antisemitizm ortadan kalktı mı? Hayır. Sadece dili değişti. 19.yüzyılda dini antisemitizmin yanına milliyetçi, ekonomik ve sözde “bilimsel” ırkçı antisemitizm eklendi. Artık mesele yalnızca Yahudi’nin neye inandığı değildi. Yahudi olmak, sözde “kan” ve “ırk” meselesi olarak tanımlanmaya başladı. Yani artık İnancını değiştirirsen kurtulursun bile denmiyordu. Sen doğuştan busun deniyordu. Bu değişim korkunç derecede önemliydi çünkü insanın değiştirebileceği bir davranışı suçlamak başka şeydir; bir insanın doğuştan kimliğini suç olarak ilan etmek başka.
Naziler bu eski dini, ekonomik ve toplumsal antisemittik imgeleri modern ırk ideolojisiyle birleştirdiler. I. Dünya Savaşı'nın yenilgisi, ekonomik kriz, siyasi istikrarsızlık ve toplumsal öfke ortamında Yahudiler Almanya'nın yaşadığı sorunların kaynağı olarak gösterildi. Naziler iktidara geldikten sonra bu nefret propagandadan yasaya, yasadan sistematik dışlamaya ve sonunda soykırıma dönüştü. 1935 Nürnberg Yasaları Yahudileri “ırk” üzerinden tanımladı. Ve birkaç yıl içinde Avrupa Yahudilerinin insanlık dışsallaştırılması, milyonlarca insanın sistematik olarak öldürülmesine giden yolu açtı.
Holokost, bir gecede ortaya çıkmadı. Önce kelimeler vardı. Sonra stereotipler. Sonra komplo teorileri. Sonra dışlama. Sonra yasalar. Sonra insanlıktan çıkarma.Ve sonunda katliam Amerika Birleşik Devletleri Holokost Anma Müzesi'nin de vurguladığı gibi, antisemitizm çoğu zaman günah keçisi yaratma ve komplo teorileri üzerinden ilerler; tarih, bunun ayrımcılıktan kitlesel şiddete ve soykırıma kadar tırmanabileceğini göstermiştir.
İşte Yom Kipur burada yeniden karşımıza çıkıyor çünkü Kipur'un bize söylediği şey aslında bunun tam tersidir. Suçlu bir başkası demek yerine, benim payım ne? diyebilmek. Tora'nın teşuva fikri insanı sorumluluğuna geri çağırır. Hata yaptım. Ben. Benim payım. Benim sorumluluğum. Bu insan psikolojisi açısından inanılmaz güçlüdür çünkü senin yüzünden demek kolaydır. Ben burada ne yaptım? demek çok daha zordur.
Ve belki Yom Kipur'un günah keçisi sembolünün bugün bize sorabileceği en önemli soru şudur: Kendi yükümü kimin üzerine bırakıyorum? Hayatımda kimi suçlu ilan ediyorum? Eşimi? Ailemi? Geçmişimi? Toplumu? Başka bir grubu? Politkacıları? Ya da kendimi? Bazen insan başkasını günah keçisi yapar. Bazen de kendisi olur. Teşuva ise ne başkasını suçlamak ne de kendini sonsuza kadar cezalandırmaktır. Teşuva Sorumluluğu geri almaktır. Gerçeği görebilmektir. Yanlışı kabul etmektir. Mümkünse onarmaktır. Ve aynı zamanda şunu söyleyebilmektir: Başkasının günahını taşımak zorunda değilim...
Belki de antisemitizm tarihinden öğrenmemiz gereken en önemli derslerden biri budur: Bir toplum kendi korkularını, öfkesini ve başarısızlıklarını sürekli olarak başka bir grubun üzerine yüklüyorsa, problem artık yalnızca o gruba yönelik nefret değildir. Toplum kendi gerçeğiyle yüzleşme yeteneğini kaybetmeye başlamıştır. Bu Yom Kipur'da belki kendimize iki soru soralım: Ben hangi sorumluluğumu başkasının üzerine bırakıyorum? Ve Başkalarının bana yüklediği hangi suçu artık taşımayı bırakmam gerekiyor? Gerçek Teşuva, suçluyu bulmak değildir. Gerçek Teşuva, gerçeğe dönmektir. Ve bazen özgürlük, başkasına yüklediğimiz taşı geri almakla; bazen de bize ait olmayan bir yükü, artık taşımayı reddetmekle başlar.
Gmar Hatima Tova
Riva N. ESSEMİNİ
Bir önceki yazımı okudunuz mu?



Yorumlar