top of page

Beş yüz sayfalık bir roman nasıl ortaya çıktı?

  • 17 dakika önce
  • 3 dakikada okunur



1975’ten 2023’e uzanan bir hafızanın kırıkları,

Bir kadın anlatır, bir ‘Kule’ susmaz.

Mazal kendi hikayesi sandığı yerde başkalarının izlerini bulur. Kaybolmuş anılar, unutulmuş acılar ve içsel hesaplaşmalar...

Ben bu hikâyede var mıyım?

Galiba...

Ama kendi hikayem sandığım şeyin içinde bile başkalarının izleri var.

Ben sadece bu hikâyenin bir satırıyım. Anlatanın yükünü diğerleri çekiyor.

 Mazal Kısmet adlı romanın

arka kapak çalışması (Taslak)

 

Kitaptan bir bölüm:

Kendimi bilmeye başladığım yıllarda, kulaklarıma dolanan bir cümle vardı annemin çocuklara sık sık söylediği:“Unutmayın, Somoz Judyoz — unutmayın, biz Yahudiyiz.”

Heyecanlı, top meraklısı, yerinde duramayan, yaramaz abim Mordo, evin içinde annem için o Mordo’ydu ama dış dünyada “Murat.” Sokakta top oynarken, onu yemeğe çağırmak için balkona çıkar, kırık Türkçesiyle yarı Türkçe yarı Ladino seslenirdi:

“Muraaat, yukarı gel! Ven a kaza! Eve gel… unutma, Somoz Judyoz.”

Annemin “Unutmayın, Somoz Judyoz” diye seslenişinin altında ne vardı, yıllar sonra düşündüm. Belki dört bin yıl öncesine, Doğu Akdeniz’in eski topraklarına uzanan bir hafızanın tortusu… Kenan’dan Babil’e, oradan Roma’nın sürgün yollarına savrulan bir halkın hiç dinmeyen yolculuğu… Ana vatandan koparılmış ama bağını hiç koparmamış bir inat.

Ya da belki daha sade, daha çıplak bir şeydi bu: Sadece Yahudi oldukları için harap edilmiş atalarımın damarlarında dolaşan o susturulmuş çığlığın, annemin sesinde yeniden yankılanması.

Bilemiyorum.

Ama bildiğim bir şey var: Annem çocuklarının kimliğini korumaya çalışırken, onlara Türkçe kökenli isimler de vermişti. Sanki bizi hem saklamak hem de görünür kılmak ister gibiydi. Bir elimiz geçmişte, bir elimiz bu topraklarda olsun istemişti.

Babam için ise ben her zaman “Mazali” idim; İbranice’den gelen iyelik eki -i- ile, yani “Benim Mazalım.”

 

Merhaba sevgili dostlar,

Bugün size yakında basıma girecek olan romanım Mazal Kısmet ile ilgili birkaç satır paylaşacağım. Tabii ki konusundan bahsetmeyeceğim; o zaman işin hiçbir esprisi olmaz. Size bir kişi bir hikâye veya roman yazarken hangi aşamalardan geçer, azıcık ondan bahsedeceğim. Bu hikâye yine bir İstanbul hikâyesi, benim doğup büyüdüğüm topraklarda geçen bir hikâye. Hikâyeyi uzun zamandır zihnimde taşıyordum ve zaman içinde küçücük bir tohum olan o hikâyenin ana fikri dallandı, budaklandı, yeşerdi ve öyle bir noktaya geldi ki zihnimden taşarak satırlarda yaşamaya başladı. Ve ben uzun zamandır, bu hikâyeyi yazmaya başladığımdan beri diyelim, zihnimde bu hikâye ile yaşamaya başladım. Çantamda sürekli kalemim ve not defterim, en olmadık zamanda zihnimde canlanan diyalogları ve sahneleri hayata geçirmeye, sayfalarda kelimeler ve cümlelerle yaşatmaya yardımcı olan askerlerim oldular; kalemim, not defterim ve tabii telefonum.

 

Zihnimde canlanan sahneler ve diyaloglar en olmadık zamanlarda ortaya çıktılar; örneğin sabah karanlıkta saat dört gibi, kar kıyamette ben yollarda iken en durulmayacak yerde arabamı sağa çekip zihnimde çakan hikâyenin sahnelerini telefonuma sesli olarak kaydettim. İş yerinde cebimdeki küçücük not kâğıtlarına onlarca not yazdım ve eve gelir gelmez gün içinde toparladığım bütün parçaları ya defterime yazdım ya da vaktim olursa bilgisayara geçtim. Gün oldu dışarıda lapa lapa kar yağarken klavyenin önünde yazmaya devam ettim, içim cız ederek camdan dışarıya bakıp kaçan güne vahlandım. Ve en önemlisi bu süreç zarfında çok fazla okumadım, çok fazla seyretmedim. Neden derseniz, hikâyemin saf hâliyle beynimden kâğıda, benim kelimelerimle dökülürken hiçbir şeyden etkilenmesini istemedim; iç dünyama döndüm, tamamen benim duygularımdan ve hayal gücümden yarattığım kahramanların özgün olmaları için çalıştım. Böylece gittikçe yarattığım karakterler güçlendiler ve romanı yönetmeye başladılar; artık bana sadece yazmak kalmıştı. Şimdi ise yayınevi basmak için beklerken benim roman kahramanlarım hâlâ zihnimde konuşmaya ve anlatmaya devam ediyorlar ve ben de yazmaya devam ediyorum, bakalım ne zaman noktayı koyacağım.

 

Biliyor musunuz, başlarken niyetim yüz sayfalık bir hikâye olacağını düşünerek yazmaya başlamıştım; yayınevine gönderdiğimde ise üç yüz sayfa kadar olduğunu düşündüm, bilgisayardaki Word dosyam öyle gösterdi ama kitap şablonuna girince beş yüz sayfa göstermiş; benim kahramanlarımın ne çok anlatacak şeyi varmış meğerse...

 

Mazal Kısmet Bu roman kimlere hitap eder? Popüler bir dram romanı değil, hızlı akan bir olay romanı değil, polisiye ya da aşk romanı değil; bu roman sabırlı ve duygusal okura hitap eden bir kimlik romanı. Okuyucusu “ruh okumayı” sever; çünkü satır aralarında hem ailelerin hafızası hem de yakın tarihin üzerimizde bıraktığı izler dolaşır.

Ben kaçtım romanın kahramanları ile sohbete devam.

RahelÇela Behar


IYT dip not :

İfade edilen görüşler İYT web portalının editöryal politikasını yansıtmayabilir.

Yazarların düşünceleri sadece kendilerini bağlar.

 Bir önceki yazımı okudunuz mu?

 











Yorumlar


Bizi Takip Edin
  • Facebook Basic Square
  • Twitter Basic Square
  • Google+ Basic Square
WhatsApp Image 2020-09-08 at 20.52.59 (1

İLETİŞİM

Telefon                           :+97236582936
Mail                                :turkisrael@gmail.com

 

KÜNYE

İYT Web Sitesi Künyesi:
Editör                             :Av.Yakup Barokas
Grafik Tasarım              :Şemi Barokas 
                                       Ovi Roditi Gülerşen

© 2018 by Turkisrael.org

bottom of page