

SEGUN EINSTEIN KUALO ES LA MUERTE
Segun Albert Einstein, la muerte no es un evenimiento misteriozo del kual devemos espantarmos. La muerte es la realidad la mas natural de la natura. Komo el ombre nase, un dia tambien se muere; i esto es una parte inevitavle de la vida. Einstein pensava ke la muerte deve ser akseptada komo una koza natural. Lo emportante, para el, no es fuyir de la muerte, ma emplear el tiempo de la vida ke tenga senso. Sigun Einstein, kada persona es una parte chika del universo, komo las es


İSRAEL NE DEMEK?
Tevrat'ta Yakup bütün gece gizemli bir varlıkla güreşir. Sabah olduğunda ona yeni bir isim verilir: Israel. “Çünkü Tanrı ile ve insanlarla mücadele ettin ve üstün geldin.” O geceden beri bu isim bir halkın hikâyesini taşıyor. Garip olan şu ki, isim değişmediği gibi hikâye de pek değişmedi. Üç bin yıldan uzun zamandır aynı halk ayakta kalmaya çalışıyor. Bazen toprağını korumak için, bazen dilini, bazen inancını, bazen de sadece varlığını sürdürebilmek için. Bugün bu mücade


DENİZ FENERİ
Hepimizin bildiği bir hikayedir. Bir gemi kaptanı bir ışık kaynağı görür. Işık kaynağına yön değiştirmesini ister. Işık kaynağı bunun mümkün olmayacağını söylese de kaptan konuda ısrarcı olur ve sonuçta korkunç bir gürültü ile bir deniz feneri olan ışık kaynağına çarpar. Bu hikayeden çıkarılacak birçok ders vardır. İnatçı kaptan ile gerçek kimliğini bir türlü açılamayan deniz feneri. Gelin kimin haklı kimin haksız olduğunu bir tarafa bırakalım ve bugünün şartlarına bir göz at


HAYATI SEÇ
3 sene önce bu sabah İsrael topraklarında yaşanan son yüzyılın en büyük faciasına uyanmış, olanları anlamaya çalışıyorduk. Tora bize hayatımız hakkında ne söylüyor? Bu soruya cevap ararken yaşamı vahşice ellerinden alınmış tüm kardeşlerimizin ruhunun yükselmesini, bedenen ve ruhen yaralan herkesin de şifalanmasını dilerim... Hayatında en az bir kere kendine şu soruyu sormuş olabilirsin: Neden ben? Neden bu aile? Neden bu hayat? Neden bu kırılmalar? Neden bazı insanların yol


CENNETTEN BİR MUCİZE
Merhabalar sevgili dostlar, Bugün sizlerle hemen hepimizin geçen hafta haberdar olduğu ve yüreğimizi hoplatan bir haberin sonrasında sizler için toparladığım ve o gün uçakta yaşananlar ve sonrasında neler olmuş, neler bitmiş onları anlatmak isterim. Tabii belki birçoğunu ütün bunları biliyorsunuz ama olsun bu yaşanan bir mucize idi gelin bu mucizeye birlikte bir göz atalım… Ben önce olayın sonundan başlayacağım; yani kurtuluş sonrası uçak Tel Aviv’e indikten sonra Biny


BEREŞİT - NEGATİF VAROLUŞ
BH Tanrı; evren, dünya ve içindekileri (dağlar, akarsular, hayvanlar, ışık saçan kaynakları) tamamlanmış (çoğul) olarak yarattı. “Peki……. neden tek bir kişiyle başladı?” İlk olarak, bize HER YAŞAMIN SONSUZ DEĞERİNİ, tek bir yaşamdan koca bir dünyanın doğabileceğini ve bu nedenle birbirimizi her ne pahasına olursa olsun korumakla yükümlü olduğumuzu öğretmek için. Hepimizin ortak bir ataya sahip olması bizi birbirimize AİLE yapar. Aile olmak, her zaman iyi geçineceğim


J’Accuse! Hepimiz suçluyuz, algoritmalar da......
Giderek kutuplaştık. Sadece yaşadığım ülkede değil, tüm dünyada bu böyle. İsrael’de seçim günü yaklaştıkça ülkede yıllardır milleti ikiye bölen ’Bibi: İsrael’in Kralı’’ veya ‘’Yeter ki Bibi Olmasın’’ sloganları kutuplaşmayı yeni boyutlara taşıyor. Bu haftaki yazımın amacı bir tarafı övmek veya yermek değil. Yazılarımı izleyenler politik duruşumu bilir zaten. Geçmişteki ve de 7 Ekim’den sonraki bazı başarılarına rağmen, gerek uzun süre iktidarda kalmanın yozlaştırdığına inandı


7 EKİM’DEN ÜÇ YIL SONRA
7 Ekim’den bir gün sonra kaleme alıp İYT sitesinde yayınlanan “İnfial Büyük” başlıklı yazımı aradan tam üç yıl geçtikten sonra yeniden okudum. Belki siz de okumak istersiniz? ...Hatta iki hafta sonra yazdığımı da… İNFİAL BÜYÜK Siren uzun uzun çalıyor. Yataktan fırlıyorum, ne olduğunu anlamadan. Saat tam 6.30…Sığınağa inmeye vakit yok, apartmanın en korunaklı yeri merdiven boşluğuna, sahanlığa çıkıyoruz. Uzun bir bekleyiş, belki birkaç dakika ve bum sesi. Roketlerin hedefi o


TÜRKİYE NE KADAR GÜÇLÜ?
Geçtiğimiz haftalarda büyük bir borsa skandalı ile sarsılan ülkenin, zamanında bağımsız ve güçlü kurumları neden bu “dolandırıcılığa” engel olamadılar? Güçlü addettiğimiz Türkiye’nin zayıf noktalarından mı, İstanbul Borsasına kayıtlı bazı şirketlerin değerlerinin bir avuç kişi tarafından şişirilmesinin yatırımcıların 25 milyar dolarına (?) mal olması? Türkiye dünyanın şanslı ülkelerinden biri: 770.000 km2 üzerinde 90 milyonluk nüfus, Balkanlar’dan İran sınırına, Karadeniz’d


1920–1926: FAY HATLARI BÜYÜYOR
Geçen yazımızda Tanzimattan beri eşit vatandaşlığa inanan ve hazırlanan Yahudilerin 1908’deki Meşrutiyetle bu inançla nasıl iki elle sarıldıklarını, Avrupa’da filizlenen Siyonizm’e fazla yüz vermeyip Osmanlı vatandaşı olma yolunda ilerlerken, Balkan savaşı fecaati ve yükselen Türk milliyetçiliği nedeniyle ait oldukları ülkede birden istenmeyen unsur haline gelmelerini anlattık. Kurtuluş savaşı ve Cumhuriyetin kuruluşuna kadar geçen sürede, bu daha çok hissedilmeye başlandı.




















