ALIŞKANLIĞIN SESSİZ GÖLGESİNDE
- 6 dakika önce
- 2 dakikada okunur

Yaş almak insanın bedeninde olduğu kadar ruhunda da izler bırakır. Gençlik yıllarında hayat önümüzde uzanan geniş bir yol gibidir. Her köşenin ardında yeni bir sürpriz, yeni bir heyecan, yeni bir başlangıç varmış gibi görünür. Yıllar geçtikçe yolun büyük kısmı geride kalır. İnsan artık nelerin mümkün olduğunu, nelerin olmayacağını daha iyi bilir. Bu bilgi bir yandan huzur verirken bir yandan da heyecanın yerini alışkanlığa bırakmasına neden olur.
Belki de yaşlılığın en belirgin özelliği, günlerin birbirine benzemeye başlamasıdır. Sabah kalkılır, kahve hazırlanır, ev işleri yapılır, televizyon açılır, ve bir gün daha sessizce kapanır. Bir zamanlar özel görünen birçok şey sıradanlaşır 50 yıllık bir evlilikte eşin yüzü artık ezbere bilinen bir kitap gibidir. Çocukların büyümesi, torunların dünyaya gelmesi aile sofraları… Bunların hepsi büyük mutluluk kaynaklarıdır ama insan ruhu tuhaf bir yapıya sahiptir. En değerli şeylere bile zamanla alışır.
Alışkanlık, hayatı ayakta tutan görünmez bir iskelet gibidir. Onsuz yaşamak zor olurdu. Fakat bazen aynı alışkanlıklar insanın dünyasını daraltır. Bir süre sonra yaşamaktan çok yaşamı sürdürmeye başlarız. Günler geçer ama içimizde yeni bir şey doğmaz işte o zaman insan kendine şu soruyu sorar:’’ hayatın tadı nereye gitti?’’
Yaşam isteği her zaman büyük coşkularla ortaya çıkmaz. Bazen küçük şeylerin içinde saklanır. Sabah pencereyi açtığında yüzüne vuran serin rüzgârda, sevilen bir şarkının unutulmuş bir dizesinde, torunun telefondaki sesinde, eski bir fotoğrafın uyandırdığı hatırada… yaşam sevgisi çoğu zaman büyük olaylarla değil, küçük anlarla beslenir.
Yaş ilerledikçe insanın dünyayla ilişkisi değişir. Gençken gelecek için yaşanır, ilerleyen yaşlarda ise geçmiş de masaya oturur. Hatıralar çoğalır, kayıplar çoğalır, özlemler çoğalır. İnsan bazen bir odada otururken, kırk yıl önceki bir günü bugünden daha canlı hissedebilir. Geçmişin ağırlığı ile bugünün sessizliği arasında gidip gelir.
Bununla birlikte yaşlılığın gençlikte bulunmayan bir zenginliği vardır. Görme yetisi. Sadece gözle değil kalple görme yetisi. İnsan yıllar içinde başarıların da, başarısızlıkların da geçici olduğunu öğrenir. Kırgınlıkların çoğunun anlamsızlaştığını, gururun pek çok şeyi gereksiz yere zorlaştırdığını fark eder. Hayatın özünün büyük zaferlerde değil, sevdikleriyle geçirilen sıradan günlerde saklı olduğunu anlar.
Belki yaşam isteği de burada yeniden doğar. Gençliğin ateşli arzularında değil, sade bir kabulün içinde. Her günün bir hediye olduğunu bilerek uyanmak da. Eksiklere rağmen şükredebilmek de. Hala gökyüzünü seyredebilmek de. Hala bir kitabın sayfalarında kaybolabilmek de.
Çünkü yaş almak, hayattan uzaklaşmak değildir. Yaş almak hayatla ilişkinin biçim değiştirmesidir. Gençlikte yaşam önümüzde duran bir vaat gibiyken, yaşlılıkta elimizde tuttuğumuz bir emanete dönüşür. Ve insan bir gün şunu anlar: Yaşamın anlamı belki de büyük heyecanlarda değil, tekrar eden günlerin içinde bile küçük bir ışığı fark edebilmektir. O ışık bazen çok zayıf gözükür ama insanı hayata bağlayan şey çoğu zaman zaten o küçük ışıktır.
Sevgiyle kalın.
SARA YANAROCAK
IYT dip not :
İfade edilen görüşler İYT web portalının editöryal politikasını yansıtmayabilir.
Yazarların düşünceleri sadece kendilerini bağlar.
Bir önceki yazımı okudunuz mu?


Yorumlar