

Umut Üzerine
İnsan, geleceği düşünebilen tek canlıdır. Belki de bu yüzden umuda en çok ihtiyaç duyan da odur. Geçmişin yükünü omuzlarında taşırken, bugünün zorluklarıyla mücadele eder ve yarına dair küçük de olsa bir ışık arar. İşte umut, o ışığın adıdır. Görülmeyeni görebilme, henüz yaşanmamış bir güne inanabilme cesaretidir. Ne var ki umut, çoğu zaman yanlış anlaşılır. Bazıları onu gerçekleşmesi belirsiz hayaller kurmak sanır. Oysa umut, gerçekle bağını koparmayan bir direniştir. En kar


NEREYE DOĞRU GİDİYORUZ?
Yaz mevsiminin insana verdiği uyuşukluk başka hiçbir mevsimde yoktur. Öğle güneşi yalnızca asfaltı eritmez; düşünceleri de ağırlaştırır. İnsan sabah erkenden uyanır ama gün ilerledikçe zamanı taşıyamaz olur. Pencereden dışarı bakarken sıcak havanın titreşen görüntüsüyle birlikte ruhunun da aynı belirsizliğin içine girdiğini hisseder. Özellikle yaşı biraz ilerlemiş, hayatın büyük mücadelelerini geride bırakmış insanlar için yaz, yalnızca bir mevsim değildir; geçmişle bugünün h


BUGÜN BABALAR GÜNÜ
Takvimde sıradan bir gün gibi duran bu tarih, benim için yıllardır kalbimde sessizce açılan bir kapıdır. O kapının ardında babam vardır; sıcak gülümsemesi, şefkatli bakışları, güven veren sesi ve hiç solmayan sevgisi… Babamı 2003 yılında kaybettim. O zaman kırk yedi yaşındaydım. İnsan kaç yaşında olursa olsun, anne ve babasının varlığına ihtiyaç duyuyor. Saçlarına aklar düşmüş, kendi çocuklarını büyütmüş olsan bile, bir köşede seni koşulsuz seven bir babanın var olduğunu bi


ALIŞKANLIĞIN SESSİZ GÖLGESİNDE
Yaş almak insanın bedeninde olduğu kadar ruhunda da izler bırakır. Gençlik yıllarında hayat önümüzde uzanan geniş bir yol gibidir. Her köşenin ardında yeni bir sürpriz, yeni bir heyecan, yeni bir başlangıç varmış gibi görünür. Yıllar geçtikçe yolun büyük kısmı geride kalır. İnsan artık nelerin mümkün olduğunu, nelerin olmayacağını daha iyi bilir. Bu bilgi bir yandan huzur verirken bir yandan da heyecanın yerini alışkanlığa bırakmasına neden olur. Belki de yaşlılığın en beli


BU BENİM SEFER TORA’MDIR
Merhaba sevgili okuyucularım. Geçtiğimiz hafta çok önemli bir şahsiyeti kaybettik. Abraham Abe Foxman. Savaşın bittiği 1945 yılında, hayatta kalabilen kimsesiz Yahudilerin, ailelerini çılgına dönmüş bir şekilde aradıkları dönemde, Henryk henüz küçük bir çocuktu. Henryk dadısıyla birlikte yaşıyordu. Dadı, çocuğun babasının isteği üzerine onu yanına almış, kendi çocuğu gibi bakmış, yedirmiş içirmişti. Onu Nazilerden korumuştu. Aslında kadın bunu yaptığı için hayatını tehlikeye


BUGÜN ANNELER GÜNÜ
Merhaba sevgili okuyucularım. Önce kadın okuyucuların Anneler Günü’nü kutluyorum. Uzun zamandır savaşın ve ortalıktaki problemlerin arasında adeta insan olduğumuzu unuttuk. Bir sıkıntı sarmalına girdik; içinde debelenip duruyoruz. Aslında bazen dertlere de mola verip etrafımıza bakmamız lazım. Biz anneyiz; yavrularımız var. Evlatlar, annelerinin ballı lokma tatlısıdır. Onlar eve gelince ortalık aydınlanır, eve ışık gelir, yaşadığımızı anımsarız. Anne olamayan kadınların


İSRAEL DEVLETİ 78 YAŞINDA
Merhaba sevgili okuyucularım. İsrael'in 78. Doğum günü kutlu olsun. İsrael Devleti'nin kuruluşunun üzerinden 78 yıl geçti. Bu yalnızca bir takvim hesabı değil, zamanın içine işlenmiş bir irade, bir direnç ve bir var olma ısrarıdır. Henüz bir devlet bile değilken başlayan mücadele, toprağa değmeden kök salmaya çalışan bir ağacın sabrını andırır. Rüzgâr sert esti, mevsimler çoğu zaman acımasızdı, ama o ağaç, köklerini derine, çok derine indirmeyi öğrendi. Bu ülke sanki hiçbir


SAVAŞA VERİLEN ARADA HİSSETTİKLERİM
Savaştan sonra içimde kalan şey tam olarak bir duygu değil…daha çok bir boşluk, gürültünün yerini alan ağır bir sessizlik var, ama bu sessizlik huzurlu değil, aksine kulaklarımda hala yankılanan sesleri saklıyor. Bazen her şey bitmiş gibi hissediyorum, bazen de hiçbir şey bitmemiş gibi. Yorgunluk sadece bedenimde değil, düşüncelerimde de. Eskiden net olan şeyler şimdi bulanık. Ne için savaştığımı biliyorum ama bedelini anlamak zaman alıyor. Kaybettiklerim, geride bıraktıkla


VAROLUŞ NEDENİM
Bazı kelimelerin gölgede kalması gerektiğini söylediler bana. Sanki harflerim fazla yüksek sesle konuşuyormuş gibi, sanki cümlelerim bir yerlerde birilerine dokunuyormuş gibi…oysa ben kelimeleri hiçbir zaman bir silah gibi tutmadım, onları karanlıkta yolumu bulmamı sağlayan küçük ışıklar olarak gördüm. Yine de şimdi, bazı yazılarımı yazmamam gerektiğini öğreniyorum. Bu, bir yazar için en ağır cümlelerden biridir belki de, ‘Sus''. Ama susmak benim dilimde hiçbir zaman bir so


SİRENLER ALTINDA YAŞAMAK
Merhaba sevgili okuyucularım. Hayat bütün ritmi ve hızıyla devam ediyor. Değişen bir şey yok. Dolayısı ile ben de hem sizlerin, hem de kendi hissettiklerimi kaleme aldım. Son yıllarda İsrael'de hayatın ritmine yeni bir ses karıştı: Sirenler. Bir zamanlar yalnızca ambulansların ya da uzak bir tehlikenin habercisi olan o keskin ses, şimdi günlük hayatın içine yerleşmiş durumda. Gökyüzünde beliren tehditlerin habercisi. İran'la yaşanan gerilimin ve bölgedeki savaş halinin gölg






















