

TAŞ KAĞIT MAKAS : Evliliğin Karanlık Labirenti
Psikolojik gerilim romanları çoğu zaman bir suçun peşinden gider; fakat Taş Kâğıt Makas yalnızca bir suç hikâyesi değildir. Alice Feeney, bu romanda okuru bir cinayetin ya da bir komplonun değil, bir evliliğin içindeki sessiz çatlakların izini sürmeye davet eder. Romanın merkezinde Adam ve Amelia Wright vardır. Dışarıdan bakıldığında uzun yıllardır birlikte olan sıradan bir çift gibi görünürler; ancak Feeney daha ilk sayfalardan itibaren bu ilişkinin görünenden çok daha kırıl


7 Ekim: Ruhumuzun Üzerindeki Karabulut
Bugün 7 Ekim. Üç yıl önce bugün, İsrail'in üzerine yalnızca bir saldırı değil, yıllarca kolay kolay kalkmayacak bir karabulut çöktü. Sabahın erken saatlerinde başlayan sirenler, telefonlara düşen korkunç haberler, kapıların arkasında bekleyen insanlar, sığınaklara koşan aileler... Sonra ölüm haberleri, kaybolanlar, yakılan evler, paramparça olmuş hayatlar ve Gazze'ye götürülen rehineler... Üç yıl geçti. Ama bazı acıların takvimle ölçülen bir ömrü yok. Bugün hâlâ birçok İsrail


Yom Kippur ve İçimizdeki Günah Keçisi
Dün Yom Kippur'du. Yahudi dünyasının en kutsal, en sessiz, en ağır günlerinden biri… Sokakların boşaldığı, hayatın yavaşladığı, insanın ister istemez kendi içine döndüğü bir gün. Ben Yom Kippur'u çocukluğumdan beri sevmişimdir. Belki “sevmek” doğru kelime değil. Bende hep başka türlü bir duygu uyandırmıştır. Biraz ürperti, biraz merak, biraz da hesaplaşma… Şimdi yetmiş yaşımı doldurmuş biri olarak bugünün anlamı bana eskisinden daha farklı geliyor. Çünkü insan gençken önüne


BİRLİKTE OLMANIN SIRLARI
İnsan gençliğinde birlikte olmanın sırrını aşkta arar. Kalbin hızlı atışlarında, özlemde, heyecanda ve karşısındaki insanı düşünmeden geçiremediği saatlerde... Oysa yıllar geçtikçe anlar ki birlikte olmanın gerçek sırrı, yalnızca aşk değildir. Aşk bazen güçlenir, bazen zayıflar; bazen görünür olur, bazen sessizce geri çekilir. Ama iki insanı onlarca yıl boyunca yan yana tutan şey, her gün yeniden verilen küçük ve görünmez bir karardır: "Bu insanla hayatı paylaşmayı sürdüreceğ


GÜVENLİ ODADAKİ İNSANLAR
Merhaba sevgili okuyucularım. Bu hafta bilgisayarımı karıştırırken İsrael Ulusal Kütüphanesi’nde gerçekleşecek bir proje gözüme çarptı. Ulusal Kütüphane yeni bir projeye başlıyor. Projenin adı ‘’Güvenli Oda’’. Bu belgesel,7 Ekim’de tesadüfen bir araya gelen ve hayatlarının en kötü gününde beklenmedik bir şekilde aile olan hayatta kalanların hikayesini anlatıyor. Film, bu ayın sonlarında İsrael Ulusal Kütüphanesi’nin belgesel film festivali Docutext kapsamında gösterilecek.


Bilinmezliğin İçinde
Bilinmezliğin İçinde Merhaba sevgılı okuyucularım. Bugün kendimi bir bilinmezliğin içinde buluyorum. İçimdeki boşluk giderek büyüyor. Nereye doğru savrulduğumu bilmiyorum. Sanki hayatın kıyısında durmuş, önümden geçen günleri seyrediyorum. Eskiden beni harekete geçiren, meraklandıran, yazmaya oturttuğumda kelimeleri arka arkaya getiren bir iç dürtü vardı. Bugün o dürtünün sesi çok uzaktan geliyor. Üstelik yazmam gereken bir köşe yazısı var. Ama konu bulamıyorum. Daha doğrus


Umut Üzerine
İnsan, geleceği düşünebilen tek canlıdır. Belki de bu yüzden umuda en çok ihtiyaç duyan da odur. Geçmişin yükünü omuzlarında taşırken, bugünün zorluklarıyla mücadele eder ve yarına dair küçük de olsa bir ışık arar. İşte umut, o ışığın adıdır. Görülmeyeni görebilme, henüz yaşanmamış bir güne inanabilme cesaretidir. Ne var ki umut, çoğu zaman yanlış anlaşılır. Bazıları onu gerçekleşmesi belirsiz hayaller kurmak sanır. Oysa umut, gerçekle bağını koparmayan bir direniştir. En kar


NEREYE DOĞRU GİDİYORUZ?
Yaz mevsiminin insana verdiği uyuşukluk başka hiçbir mevsimde yoktur. Öğle güneşi yalnızca asfaltı eritmez; düşünceleri de ağırlaştırır. İnsan sabah erkenden uyanır ama gün ilerledikçe zamanı taşıyamaz olur. Pencereden dışarı bakarken sıcak havanın titreşen görüntüsüyle birlikte ruhunun da aynı belirsizliğin içine girdiğini hisseder. Özellikle yaşı biraz ilerlemiş, hayatın büyük mücadelelerini geride bırakmış insanlar için yaz, yalnızca bir mevsim değildir; geçmişle bugünün h


BUGÜN BABALAR GÜNÜ
Takvimde sıradan bir gün gibi duran bu tarih, benim için yıllardır kalbimde sessizce açılan bir kapıdır. O kapının ardında babam vardır; sıcak gülümsemesi, şefkatli bakışları, güven veren sesi ve hiç solmayan sevgisi… Babamı 2003 yılında kaybettim. O zaman kırk yedi yaşındaydım. İnsan kaç yaşında olursa olsun, anne ve babasının varlığına ihtiyaç duyuyor. Saçlarına aklar düşmüş, kendi çocuklarını büyütmüş olsan bile, bir köşede seni koşulsuz seven bir babanın var olduğunu bi


ALIŞKANLIĞIN SESSİZ GÖLGESİNDE
Yaş almak insanın bedeninde olduğu kadar ruhunda da izler bırakır. Gençlik yıllarında hayat önümüzde uzanan geniş bir yol gibidir. Her köşenin ardında yeni bir sürpriz, yeni bir heyecan, yeni bir başlangıç varmış gibi görünür. Yıllar geçtikçe yolun büyük kısmı geride kalır. İnsan artık nelerin mümkün olduğunu, nelerin olmayacağını daha iyi bilir. Bu bilgi bir yandan huzur verirken bir yandan da heyecanın yerini alışkanlığa bırakmasına neden olur. Belki de yaşlılığın en beli






















