VAROLUŞ NEDENİM
- 21 saat önce
- 2 dakikada okunur

Bazı kelimelerin gölgede kalması gerektiğini söylediler bana. Sanki harflerim fazla yüksek sesle konuşuyormuş gibi, sanki cümlelerim bir yerlerde birilerine dokunuyormuş gibi…oysa ben kelimeleri hiçbir zaman bir silah gibi tutmadım, onları karanlıkta yolumu bulmamı sağlayan küçük ışıklar olarak gördüm. Yine de şimdi, bazı yazılarımı yazmamam gerektiğini öğreniyorum. Bu, bir yazar için en ağır cümlelerden biridir belki de, ‘Sus''.
Ama susmak benim dilimde hiçbir zaman bir son olmadı. Susmak, sadece kelimelerin içinde daha derine kök salması demekti. Çünkü ben yazmaya yalnızca bir alışkanlık olarak değil, bir varoluş biçimi olarak bağlandım. Kalemin ucunda kendimi buldum, cümlelerin arasında kayboldum, sonra yeniden kendimi yarattım. Yazmak benim için sadece anlatmak değil, anlamaktı. Kendimi, dünyayı, insanları ve en çok da içimdeki o durmak bilmeyen sesi…
Bana ''yazma'' diyenler, belki yazmanın ne demek olduğunu hiç hissetmemiş olanlardır. Bir düşüncenin zihinde kıvılcım gibi çakıp kalbe inmesini, oradan parmaklara süzülmesini… Bir cümlenin, insanın içini hafifleten bir nefes gibi kağıda dökülmesini… Bunları bilmeyenler için yazmak sadece kelimelerin yan yana gelmesidir. Ama benim için yazmak, yaşamaktır.
Ben yazarken çoğalırım. Bir insanın içine kaç hayat sığar, hiç düşündünüz mü? Yazdıkça anladım ki, insan sadece kendi hikayesini taşımaz. Başkalarının acıları, sevinçleri, kırgınlıkları birikir içinde. Bir noktada bunlar taşar. İşte o taşma anı yazıdır. O yüzden yazmayı bırakmak yalnızca kendinden değil, içimde taşıdığım bütün o hikayelerden vazgeçmek demek olurdu. Buna razı değilim.
Evet, belki bazı yazılarım' 'sakıncalı'' bulunuyor. Belki bazı cümlelerim fazla dürüst, fazla çıplak, fazla gerçek… ama ben yazarken süslemem, saklamam, kaçmam. Çünkü biliyorum ki en güçlü metinler en sahici olanlardır. Ve sahicilik çoğu zaman rahatsız eder. Ama rahatsızlık düşünmenin başlangıcıdır.
Yaratmanın ve üretmenin kıymetini bilen biri olarak, kalemimi bırakmak benim için kendimden vazgeçmek gibi olurdu. İnsan üretmeden yaşayabilir mi? Belki nefes alır, yürür, konuşur… ama gerçekten yaşar mı? Benim cevabım hayır. Çünkü üretmek, insanın içindeki boşluğu dolduran en derin anlamdır. Bir şey yaratmak, yoktan bir şey var etmek, insanın kendine attığı en güçlü imzadır.
Ben yazarken yalnız değilim. Geçmişim yanımda, hayallerim önümde yürür. Korkularım bile cümlelerimde yer bulur. Her kelime, içimdeki bir parçanın dışarı çıkmasıdır. Bu yüzden yazmayı bırakmak, kendimi susturmak değil, kendimi inkâr etmek olurdu.
Belki daha dikkatli yazacağım. Belki bazı cümleleri dolaylı kuracağım, bazı duyguları daha ince işleyeceğim. Ama yazmayı bırakmayacağım. Çünkü ben yazdıkça varım. Yazdıkça güçleniyorum. Yazdıkça anlıyorum ki, kelimeler sadece birer araç değil, aynı zamanda birer dirençtir.
Ve ben direneceğim.
Kelimelerimle, duygularımla, içimdeki o bitmeyen anlatma isteğiyle…çünkü biliyorum ki, bir insan gerçekten sevdiği şeyi bırakmaz. Ben yazmayı seviyorum. Hem de öyle bir seviyorum ki vazgeçmek aklımdan bile geçmiyor.
Belki bazı kapılar kapanır, belki bazı yollar daralır… ama yazının yolu her zaman vardır. Ben de o yolu bulurum. Çünkü ben, yazmaya düşkün biriyim. Düşkünlük bazen bir zayıflık değil, inşanın en büyük gücüdür.
Sevgiyle kalın.
SARA YANAROCAK
IYT dip not :
İfade edilen görüşler İYT web portalının editöryal politikasını yansıtmayabilir.
Yazarların düşünceleri sadece kendilerini bağlar.
Bir önceki yazımı okudunuz mu?


Cok guzel bir yazi. Tebrikler