top of page

BUGÜN ANNELER GÜNÜ

  • 1 gün önce
  • 3 dakikada okunur



Merhaba sevgili okuyucularım. Önce kadın okuyucuların Anneler Günü’nü kutluyorum.

 

Uzun zamandır savaşın ve ortalıktaki problemlerin arasında adeta insan olduğumuzu unuttuk. Bir sıkıntı sarmalına girdik; içinde debelenip duruyoruz. Aslında bazen dertlere de mola verip etrafımıza bakmamız lazım.

 

Biz anneyiz; yavrularımız var. Evlatlar, annelerinin ballı lokma tatlısıdır. Onlar eve gelince ortalık aydınlanır, eve ışık gelir, yaşadığımızı anımsarız.

 

Anne olamayan kadınların da içlerinde sonsuz bir anaçlık duygusu taşıdığını çok iyi biliyorum. Çocuk sevmek için onu rahminizde değil, kalbinizin içinde de büyütebilirsiniz.

 

Bugünün aşkına bütün kadınlara “Lehayim” demek istiyorum.

 

Size güzel bir annelik hikâyesi anlatmak istiyorum.

 

Rivka, oğlunu ilk kez kucağına aldığında hastane odasında kimse yoktu. Sadece gece vardı ve camdan görülen solgun şehir ışıkları...

 

Hemşire çocuğu bırakıp çıkınca uzun süre ona baktı. Küçük burnuna, kapalı gözlerine, yumruk yaptığı ellerine…

 

Sonra korktu.

 

Çünkü annelik dediğimiz şey korkuyla gelirdi.

Rivka kırk yaşında anne olmuştu. Yıllarca çocuk sahibi olamamış, her bayram masasında aynı bakışlara maruz kalmıştı.

 

“Tanrı isterse olur.”

 

Bu cümle teselli gibi söylenirdi ama içinde görünmez bir suçlama taşırdı.

 

Kayınvalidesi her Şabat duasından sonra ona uzun uzun bakardı. Sanki eksik olan şey Rivka’nın bedeninden değil de ruhundan kaynaklanıyormuş gibi.

 

Sonra bir mucize olmuştu. Doktorların “zor” dediği şey gerçekleşmişti.

 

Ama mucizeler insanın korkularını bitirmiyordu.

 

Çocuğu doğduktan sonra Rivka geceleri uyuyamaz oldu. Bebeğin nefesini dinliyor, sustuğu anda panikle yatağından kalkıyordu.

 

Kocası Daniel bir gece ona:

 

— “Biraz dinlenmelisin,” dedi.

 

Rivka başını salladı.

 

— “Annem de böyleydi.”

 

Bunu söylerken sesi garipleşti.

 

Çünkü annesi Ester sevgisini hiçbir zaman yumuşak göstermemişti. Hayatta kalma biçimi gibi severdi insanları: sert, kontrollü, sessiz...

 

Ester, Holokost’tan kurtulan bir annenin kızıydı.

 

Evlerinde saygı vardı ama huzur yoktu.

 

Kapılar hep iki kez kilitlenirdi. Ekmeğin kırıntısı bile çöpe atılmazdı.

 

Çocuklar yüksek sesle gülünce birileri mutlaka “Sessiz olun,” derdi. Sanki dünya her an kötüleşebilirmiş gibi...

 

Rivka çocukken annesine bir gün şunu sormuştu:

 

— “Neden hep korkuyorsun?”

 

Ester cevap vermemişti. Sadece kızının saçını düzeltmişti.

 

Bazı korkular anlatılmazdı; miras kalırdı.

 

Şimdi Rivka aynı korkunun onun ellerini geçirdiğini fark etmişti. Oğlu Yonatan üç yaşına geldiğinde parkta koşmaya başladığında bile içi daralıyordu.

 

Bir yabancı biraz fazla yaklaşsa hemen ayağa kalkıyordu. Çocuk düşse kalbi sıkışıyordu.

 

Daniel bazen ona:

 

— “Dünya sadece kötü bir yer değil,” diyordu.

 

Ama Rivka buna tam inanamıyordu.

 

Çünkü ailesindeki kadınlar yalnızca çocuklarını büyütmezdi; onları yaklaşan felaketlerden korumaya çalışırdı.

 

Bir gün Yonatan okuldan ağlayarak geldi.

 

Öğretmeni sınıfta herkesin ailesini çizmesini istemişti. Yonatan bütün resmi siyaha boyamıştı.

 

Rivka şaşırdı.

 

— “Neden böyle yaptın?”

 

Çocuk omuz silkti.

 

— “Çünkü sen hep korkuyorsun anne.”

 

Bu cümle Rivka’nın içine saplandı.

 

O gece mutfakta tek başına oturdu. Annesini düşündü. Anneannesini, hiç tanımadığı hâlde düşündü. Taşınan korkuları düşündü.

 

Ve ilk kez şunu fark etti:

 

Ailesindeki kadınlar çocuklarını o kadar çok korumaya çalışmıştı ki bazen onlara dünyanın güzelliğini göstermeyi unutmuşlardı.

Ertesi sabah Yonatan’ı okula göndermedi. Otobüse bindiler ve deniz kıyısına gittiler.

 

Çocuk kumlarda koşarken Rivka onu uzaktan izledi. İlk kez her düşüşünde yerinden fırlamadı.

 

Yonatan denize doğru bağırdı:

 

— “Anne bak!”

 

Rivka el salladı.

 

Sonra kendi annesini düşündü. Ester böyle bir şey yapmazdı. Çünkü onun kuşağı hayatta kalmayı öğrenmişti, huzuru değil...

 

Akşam eve dönerlerken Yonatan annesinin elini tuttu.

 

— “Bugün neden hiç korkmadın?”

 

Rivka uzun süre cevap veremedi.

 

Sonra yavaşça gülümsedi.

 

— “Çünkü seni sadece korumam gerektiğini sanıyordum. Meğer yaşamını da izlemem gerekiyormuş.”

 

Anneler Gününüz ve her gününüz kutlu olsun.

 

Sevgiyle kalın.


SARA YANAROCAK

 

 IYT dip not :

İfade edilen görüşler İYT web portalının editöryal politikasını yansıtmayabilir.

Yazarların düşünceleri sadece kendilerini bağlar.

 Bir önceki yazımı okudunuz mu?









Torunuma Mektuplar-Sara Yanarocak
Satın Al

Yorumlar


Bizi Takip Edin
  • Facebook Basic Square
  • Twitter Basic Square
  • Google+ Basic Square
WhatsApp Image 2020-09-08 at 20.52.59 (1

İLETİŞİM

Telefon                           :+97236582936
Mail                                :turkisrael@gmail.com

 

KÜNYE

İYT Web Sitesi Künyesi:
Editör                             :Av.Yakup Barokas
Grafik Tasarım              :Şemi Barokas 
                                       Ovi Roditi Gülerşen

© 2018 by Turkisrael.org

bottom of page