REE - TANRI’YI GÖREBİLİRMİYİZ?
- 2 gün önce
- 2 dakikada okunur

B.H.
Dünya çapında bir sporcunun olağanüstü bir şey yapmasını izleyin. Yüksek bir atlama platformundan havada takla atıp dönmesini - tenis topunu top mermisi gibi fırlatacak kadar hızlı bir şekilde servis etmesini izleyin.
Sıklıkla, bu becerinin geliştirilmesi için yoğun çaba ve on binlerce deneme gerektiğini unutuyoruz. Bir kişinin bir aktiviteye "doğuştan" yeteneği olsa bile, şampiyon olmak için sürekli çaba gerektirir.
Çünkü “Izdıraba göre ödül vardır”. (Pirke Avot 5:23) veya Jane Fonda'nın özetlediği gibi, "Acı yoksa kazanç da yok."
Bir beceride ancak sürekli pratik yaparak ustalık geliştirebiliriz. Tekrar sıkıcıdır; sanırım çoğu sporcu bir noktada sporundan sıkılır; ancak mükemmelliğe ulaşma çabası sürekli çabayı motive eder.
Madem bu kadar açık, neden çoğu insan başka bir yeteneğin de hızla ve zahmetsizce kazanılacağını bekliyor?
Burada inançtan söz etmek istiyorum.
Birçok insan dini inancın ya sahip olunan ya da olunmayan bir şey olduğunu ve anında edinildiğini düşünüyor. Bir dua kitabı açtığınız veya mumları yaktığınız anda Tanrı'nın varlığını hissetmezsiniz.
İnanca karşı sabırsızız ve onu geliştirmek için gereken çabayı göstermiyoruz. Ani dönüşümlerle ilgili popüler hikayeler, inancın hiçbir çaba gerektirmeyen bir hediye olduğu beklentisini besliyor.
Ancak bu beklenti ne gerçekçi ne de verimlidir. İnanç, aslında çaba gerektiren ve aşamalar halinde gelişen bir beceridir.
Çünkü İbranice'de "İman" olarak tercüme edilen "Emuna" (אמונה) sözcüğü soyut kavramlara duyulan entelektüel bir inanca sahip olmak anlamına gelmez. Bunun yerine güçlü bir evlilik veya ebeveyn – çocuk bağı gibi "Sadakat" - "Bağlılık" ve sarsılmaz "Güven" anlamına gelir.
Bu, Tanrı ile olan ilişkinize güvenerek belirsizlikle yaşama cesaretine sahip olmaktır. Zor zamanlarda veya cevaplar belirsiz olduğunda bile Tanrı ve diğer insanlarla kurulan bağa güvenmek anlamına gelir.
Avraam’ın Tora’da Tanrı ile karşılaşmasında metin, "ve Tanrı’ya güvendi" (Bereşit 15:6) der; bu da pasif kabulden ziyade aktif bir güveni yansıtır.
İnancın aşamalarını Devarim 13:5 şöyle açıklıyor. Tanrı’nın ardından yürüyün, Ona saygı gösterin, emirlerine uyun, sesini dinleyin - hizmet edin, ve Tanrı'ya sarılın.
İnancı geliştirmenin ilk aşaması, farklı davranmaya karar vermektir. Bu, özerkliğimizin (ego) bir kısmından vazgeçmeyi gerektiri. İkinci aşama, saygıyı geliştirmektir. Basit gibi görünse de, Tanrı'nın emredici varlığının psikolojik farkındalığını geliştirmek zaman alır.
Üçüncü aşamada elbette(ki), birçok insan ne olduklarını bilmeden bile bazı emirleri yerine getirir. Ancak önemli olan devamlılıktır. Buna emirleri "korumak" deniyor.
Günlük yaşantınız şayet şefkat dolu olursa emrin (Mitsva’nın) kendisi siz olursunuz. Bu noktada Sesi işitmeye başlarsınız. Çünkü Tanrı’nın sesi şefkat ilkesi ile duyulabilir hale gelir. Bu bilinç günlük rutinlerimize sızar, alışkanlıklarımızı, ilişkilerimizi, evlerimizi ve ofislerimizi etkiler.
Artık eylemleriniz gerçek anlamda 'avoda' (hizmet) olarak tanımlanabilir. Bu aşamaya ulaşana kadar Yahudi uygulamaları biraz bencilce olabilir. Son aşama ise ulaşılması ve sürdürülmesi en zor olanıdır. Tanrı'ya tutunmak…
İnanç, durağan bir kurallar bütünü değil; dinamik, ömür boyu süren bir diyalogdur. Evet….., amatör bir atlet bile bazen mükemmel bir servis atabilir ve herkes aniden Yüce Tanrı'ya karşı yoğun bir farkındalık hissedebilir.
Ancak Tanrı'ya nasıl bağlanılacağını öğrenmek için irade, çaba, bağlılık ve ilham gerekir. Her birimizin zorluklar için tasarlanmış ve ilgi bekleyen bir ruhu var.
O’nun sesini dinlemek veya hizmet etmek veya sarılmak inanın materyalizm, rekabet ve bencillik tarafından yönlendirilen yaşantılarımızın büyük bir dinginlik – doygunluk ve esenlik ile kutsanmasına yol açacaktır.
Böylece …….."Tanrı kimdir?" sorusunun yanıtını göreceksiniz. (Ree)
Sevgilerimle - Sabat Şalom
Moşe PASENSYA
Geçen haftanın peraşasını okudunuz mu?


Yorumlar