Yeri Dolmayacak Bir Farklı Nesil!
- 5 saat önce
- 2 dakikada okunur

Hoşgörü, tolerans, güler yüz...
Bir Babalar Günü daha geçti. Babamı yine sevgiyle andım.
Yurt dışına yerleştikten sonra babamla her gün rutin olarak WhatsApp görüntülü görüşmesi yapardık.
Bir gün ona sormuştum:
-Baba, özlemiyor musun beni?
Her zamanki şakacı tavrıyla gülümsemişti.
-Özlemeeem...
Bize takılmayı, damarımıza basmayı çok severdi. Sonra da kızdığımızı görünce kahkahayı basardı.
-Nasıl yani? Gerçekten mi? dedim.
— Eveeet, özlemem.
Karşılıklı bakıştık. O anı unutmadım, unutamam. Ta okyanus ötesinden gözbebeklerimiz buluştu. Elini kalbine götürdü ve üzerine koydu.
-Bak, dedi. Sen de kardeşlerin de hep burada. Sizi kendimle taşıyorum. Bütün gün sizinle konuşurum. Özellikle seninle... Şimdi annenle de konuşmaya başladım. O yüzden özlemem. Suretiniz de sesiniz de hep burada, kalbimde...
Babam ve onun nesli, 1935 kuşağı... Bugün ‘Sessiz Kuşak’ (Silent Generation) olarak adlandırılan kuşaktandı. Onlara ‘sessiz’ demek bana haksızlık gibi geliyor çünkü onlar konuşmaktan ve anlatmaktan çok yaşayan insanlardı. Onlar farklıydı, çok farklı. Sabır, dayanıklılık ve gösterişten uzak ve tasarruflu olmayı bilen bir nesil. Bizim tam anlamıyla anlayamayacağımız, ne kadar okusak da bütünüyle kavrayamayacağımız bir nesil.
Babam, biz üç kardeşin bir dediğini iki etmemek için sanki yemin etmiş gibiydi.
Ben o dönem her şeyin en iyisini isterdim. Hiç itiraz etmezdi. Bir gün, o zamanların en iyi ayakkabı mağazalarından biri olan ‘Goya'dan bir ayakkabı beğendiğimi söylemiştim.
- “Git al, ne beğendiysen al”, demişti hiç düşünmeden.
Sonra büyüdüm ve babamın aynı paltoyu, aynı kasketi ve aynı ayakkabıları yıllardır, değiştirmeden giydiğini fark ettim.
- “Baba”, dedim. “Bize ne istediysek aldın. Neden kendine hiçbir şey almıyorsun?” Yıllardır aynı palto üzerindesin.
Gülümsemişti.
-Sizin babanız zengindi yavrum, o yüzden size alırdı. Benim babam fakirdi.
Lisedeydim. Okulumuza ansiklopedi satan bir kurum gelmişti; bizi bilgilendirmiş ve velilerimizin isimlerini almıştı.
Bir hafta sonra okuldan eve geldiğimde odada yığılmış İngilizce Britannica ansiklopedilerini gördüm.
-Baba, ne yaptın?
Gülerek cevap verdi:
-Sen seversin. Karıştır işte...
Yoksul bir çocukluk ve zor yıllar yaşamış bir nesildendi. Ama yine de mutlu bir nesildi.
Babamdan öğrendiğim en önemli iki şey hoşgörü ve toleranstı. İnsanlara karşı bu iki kavramı öylesine içselleştirmişti ki bazen onu uyarmak zorunda kalırdım:
-Ya babacığım, bu kadar da tolerans fazla değil mi?
Gülerdi. Çok güler yüzlü, çok şakacıydı.
-“Hoş gör”, derdi. Her şeyi hoş gör. İnsanları da dünyayı da değiştiremezsin.
Bugün çok farklı bir dünyadayız. Sosyal medya, felsefi düşünceler, kişisel gelişim söylemleri ve olumlamalar her yerde. Herkesin her şeyi bildiği, herkesin filozof olduğu bir çağdayız. Ama yeni nesiller olarak biz teknolojide, bilgide ve sahip olduğumuz imkanlarla onları geçmiş olabiliriz ama, fedakârlık, anlayış ve insanı olduğu gibi kabul etme konusunda o eski nesle erişebilmesi için daha çok ekmek yememiz gerektiğini düşünüyorum.
Baba olmak zor. Her erkek baba olmanın hakkını veremiyor. Benim babam ise verenlerdendi.
Yaşayan tüm gerçek babaların ‘Babalar Günü’ kutlu olsun.
Aramızdan ayrılanların ise mekânı cennet olsun.
Sağlıkla kalın
Rahel Çela Behar
IYT dip not :
İfade edilen görüşler İYT web portalının editöryal politikasını yansıtmayabilir.
Yazarların düşünceleri sadece kendilerini bağlar.
Bir önceki yazımı okudunuz mu?



Yorumlar