İsrael’i protesto mu, Yahudi kültürünü dışlamak mı?
- 5 saat önce
- 3 dakikada okunur

Geçtiğimiz günlerde Batı’da, kültürel ve sanatsal alanda gündeme gelen iki olay özellikle dikkatimi çekti. İki ayrı ülkede gerçekleşen birbirinden farklı özelliklere sahip bu olayların sonuçta benzerlikler taşıdığına kanaat getirdim.
Londra’daki British Museum Yahudi Kültür Ayı kapsamında düzenlenecek bir konferansı erteleme kararı aldı. 28 Mayıs’ta yapılması planlanan “Ancient Israel and Judah in the British Museum” (British Museum’da Antik İsrail ve Yehuda) başlıklı bir konferanstı. Konferans gerçekleşmedi. Müze yönetimi, kayıt yaptıranların önemli bir bölümünün etkinliği kasıtlı olarak sabote etmeyi planladığı yönünde bilgi aldıklarını, bu nedenle erteleme kararı verdiklerini açıkladı.
Bu karar çok sert şekilde eleştirildi. Tarihçiler, Yahudi kuruluşları ve bazı siyasetçiler bir Yahudi etkinliğinin protesto nedeniyle ertelenmesini “baskıya boyun eğmek” olarak değerlendirdi. Özellikle Yahudi toplumundan gelen tepkilerde, bunun İngiltere’de giderek artan antisemitizmin doğal sonuçlarından biri olduğu ifade edildi.
Şaşacaksınız ama, Filistin yanlısı ve Siyonizm karşıtı gruplar da bu ertelemeye şiddetle karşı çıktılar. Kamuya açık bir müzede İsrael ve Yehuda tarihine ilişkin bir etkinliğin eleştiri ve tartışmaya açık olması gerektiğini ileri sürdüler.
Müze yönetimi etkinliğin yeni bir tarihe alındığını duyurduysa da bu olay günümüzde İsrael karşıtlığının yol açtığı gerilimin kültür kurumlarına nasıl yansıdığının en belirgin örneklerinden biri haline geldi.
Görülüyor ki Avrupa’da İsrael karşıtlığının ötesinde, Yahudi karşıtlığı yeniden boy gösteriyor, Yahudi kültürel etkinlikleri giderek daha fazla baskı altında kalıyor… Bence İngiltere’deki Filistin yanlısı baskı unsurlarının giderek yükselen gücünün bir sonucu maalesef…
Bu arada British Museum’un koleksiyonlarında antik İsrael ve Yehuda Krallıkları ile ilgili çok önemli eserler bulunduğunu da hatırlatmak isterim. Bunlar arasında Tel Dan Yazıtı, Lakiş Kabartmaları ve Siloam Yazıtı gibi eserlerle ilgili materyaller var. Yani İsrael ulusunun Kutsal Topraklarda çok eskilere dayanan varlıklarının kanıtları…
Dikkatimi çeken diğer bir olay da sinema dünyasıyla ilgili… İsraelli yönetmen Nadav Lapid, Fransa’nın güneyindeki FID Marseille International Film Festival’de jüri üyesi olarak görev yapacaktı. Ancak bazı yönetmenler ve sinema çevreleri, İsraelli bir sinemacının festivalde jüri üyesi olarak yer almasını protesto ederek filmlerini yarışmadan geri çekmeye başladı ve boykot çağrıları yapıldı.
Olayın dikkat çeken yanı, Lapid’in İsrael politikalarını uzun yıllardır sert biçimde eleştiren bir yönetmen olması. Geçen yıl çevirdiği “Yes” adlı film 7 Ekim sonrası İsrael toplumunu ve savaş atmosferini son derece eleştirel bir şekilde ele alan bir filimmiş. Bu arada, “Yes” sanırım sadece Yeruşalayim Film Festivalinde gösterildi. Lapid’i protesto edenlerin gerekçesi, filmin bütçesinin küçük bir bölümünün İsrael’deki bir kamu fonundan karşılanmış olmasıydı. Yani anlayacağınız, Lapid’in İsrael politikaları karşıtı filmler yapması bile onu bazı güç unsurlarının hedefi olmaktan kurtarmadı…
Sonuçta Nadav Lapid festivali zor durumda bırakmamak için çekilmeyi tercih etti. Fransa’da bir çeşit sürgünde yaşayan Lapid verdiği demeçte kendisinin değil, İsrael devlet politikalarının hedef alınması gerektiğini savundu. Bazı sinemacılar imzaladıkları açık mektupta, Lapid’e yönelik dışlama girişimini “entelektüel bir başarısızlık” olarak değerlendirdiler. Bu olay, Avrupa kültür dünyasında çok tartışılan bir soruyu yeniden gündeme getirdi: “İsrael’i protesto etmek ile İsraelli sanatçıları dışlamak arasında sınır nerede çizilmeli?”
Bence sorulması gereken soru şu: “Bir toplum savaş ve travma yaşarken, sanatçı o toplumun yaralarını mı sarmalı, yoksa tam tersine en rahatsız edici soruları mı sormalı?” Nadav Lapid belli ki ikinci yolu seçmiş. Bu yüzden de hem ülkesi İsrael’de, hem Avrupa’da eleştirilen yönetmenlerden biri olmuş…
Aktardığım bu iki örnekten de anlaşılabildiği üzere Batı’da İsrael karşıtlığının farklı boyutlara evrildiğini, bazı baskı unsurlarının güçlenmesi ve etkisiyle Yahudilikle ilintili her türden kültür ve sanat olayının engellediğini görüyoruz. Yahudi kültürü, müziği, tarihi ile ilintili etkinliklerin hedef alınması, sanatçıların dışlanması Yahudi toplumlarında ciddi bir güvensizlik oluşturuyor.
Son zamanlarda kültürel etkinliklerin hedef haline gelmesi, Yahudi toplumları tarafından yalnızca bir güvenlik meselesi değil, aynı zamanda aidiyet ve kabul görme meselesi olarak da algılanmakta.
Avrupa; “Meşru İsrael eleştirisi ile antisemitizm arasındaki çizginin nerede başladığını ve nerede sona erdiğini” sorgulaması gerekir. Bu soru Avrupa Yahudi yaşamının geleceği açısından önemli bir tartışma haline gelmiş durumda.
Batı’daki bu olumsuzluğun geçici olmasını umuyor, Yahudi geleneğinde sıkça kullanılan kısa ve anlamlı bir dilekle yazımı sonlandırıyorum… “HAZAK VEEMATZ” (Güçlü ol ve Cesaretini Koru)
Nelly BAROKAS
İYT dip not :
İfade edilen görüşler İYT web portalının editöryal politikasını yansıtmayabilir.
Yazarların düşünceleri sadece kendilerini bağlar.
Bir önceki yazımı okudunuz mu?



Yorumlar