top of page

Buenos Dias Senior!!

  • 3 dakika önce
  • 4 dakikada okunur

YARI ŞAKA YARI CİDDİ

 (Bu başlık altındaki yazılar yaklaşık 2000-2005 yılları arasında İsrail'deki Türkiye'liler Birliği'nin tarihi Bülten gazetesinde yayınlanmıştır.)

  

Nerede ise 36 yıldır Türkiye’de yaşamıyorum. 17 yaşıma kadar yaşadığım İzmir’i bile tanıyamıyorum artık.


İzmir’e son gittiğimde kordon boyunu bir türlü bulamadım. Karataş’daki deniz kıyısında, çocukluğumun evleri ve yalıları da ortadan yok olmuşlar. Oralarda epey dolaştıktan sonra sebebi ortaya çıktı: ben görmeyeli denizi doldurmuşlar! Vardır mutlaka benim anlayamadığım bir nedeni.

 

İstanbul’u deseniz, zaten bilmezdim. Ama, son yıllarda iş için gide gele orayı İzmir’den daha fazla tanır oldum. Gerçi, her şeye rağmen açıkça itiraf etmem gerekirse, ortalama İsrail’li bir turist artık Türkiye’yi benden iyi tanıyabilir.

 

Sima olarak tipik bir Türk erkeği sayılmam. En zevk aldığım durumlardan biri, beni turist zannedip bir şeyler teklif etmek için bana bulaşanları şaşırtmak. Yanımda İsrail’li bir tanıdıkla İstiklâl caddesinde dolaşırken yaklaşırlar, beklediğim soru gelir: “may I offer you a good Russian girl?”. Ben, “hastir git len, kazıklayacak başka bir kaz bul, bizi turist mi sandın?!” diye cevabı yapıştırdığımda adamın nasıl apışıp kaldığını görmek beni zevkten bitirir. Yanımdaki İsrail’li ne dediğimi anlamadan hemen “yaşşa be Moşe, sen yanımda olmasaydın ben bu kene gibi heriften nasıl kurtulurdum?” deyip beni kutladığında koltuklarım kabarır!

  

Geçenlerde eşim ve oğlumla birlikte bir akraba düğünü vesilesiyle Türkiye’ye gittim. 21 yaşındaki oğlumun daha önce gitmişliği var Türkiye’ye, ama ilk kez beraberiz orada.  Belli ki benimle beraber olmak başka bir güvence veriyor ona. Babasının doğduğu ve avucunun içi gibi bildiği bir ülkede onunla beraber olmak her oğlana nasip olmaz. Şanslı kerata…

 

Kendimize yarım gün ayırdık. Ona biraz etrafı göstereceğim. Taksim civarındayız. Koca oğlanın elinden tutuyorum. Burası Türkiye oğlum, ne olacağı belli olmaz, bilmek lâzım etrafı.

Yaya geçidinde yeşil. Tam geçiyoruz, bir taksi kulak tırmalayıcı fren gıcırtısıyla bize bir santimetre kala zorlukla duruyor. Nerede ise arkasından gelen bütün arabalar da zincirleme birbirine bindirecekler. Kafasını camdan çıkararak “Höööst önüne baksana Turist Ömer!!” diye bağırıyor bana şşoför!  Oğlum, “ne oluyor baba?” diye endişeyle soruyor. Ben ona “yok bişey oğlum yok bişey, adamcağız dikkatsizliğinden ötürü özür diliyor, biliyorsun insanlar burada çok nazik!” diyorum.

 

Birazdan acıkıyoruz. Oğluma diyorum ki, “benim için çocukluğumun basit ama en nefis yemeğidir, gel hemen bir simitçiden çıtır simitler alalım, biraz da kaşar peyniri alırız, birer de demli çay, ahh ahh başka hiçbir şeye değişmem bunu !”. Bu arada araya araya tabanlarımız yoruluyor ama yollarda bir tane simitçi yok. Dayanamayıp birisine soruyorum “abi siz galiba turistsiniz burada, artık sokak simitçileri yok, simit sarayları açıldı” diyor. Ben oğluma “evet önemli bir sebep olduğunu anlamıştım, bugün simitçilerin milli bayramıymış, gel biz kebapçıya gidelim” diyorum.

 

Yemekten sonra oğlum ille kapalı çarşıyı görecek. “Bırak yahu, biz turist miyiz, ne yapacağız orada?” diyorum. Nafile. Laf anlatamıyorum. Peki haydi görsün orayı da şansı var ki burada benimle bulunuyor! Atlıyoruz bir taksiye, ver elini kapalı çarşı.

Başlıyoruz o labirentin içinde dolaşmaya. Her dükkânın önünde dükkâncının tellâlı fırlayıp bana “buenos dias senior” deyip, satmak için burnuma doğru bir şeyler uzatıyor. Ulan brakın beni, biz turist filân değiliz diye söyleniyorum. Boşuna. İki adımda bir “buenos dias senior”!!. Meğerse o günlerde İspanya’dan çok turist varmış. Ee olacak o kadar. Şanslarını deniyor dükkâncılar. İspanyol olsam ayaküstü sokacaklar kazığı.

  

Yarım saat sonra bana atılan İspanyolca laflardan bunalıyorum. Oğluma, “gel Allahaşkına dönelim otele, burası tam turist kazığı yemek için” diyorum. Çıkıyoruz dışarıya. Taksi aramak için etrafa bakınıyorum. Birden kafamı çeviriyorum, o ne, o ne? İki satıcı ellerinde parfüm kutularıyla bizim oğlana satış yapmaya uğraşıyorlar!  Yanlarına koşuyorum: “Hoo, hoo, ağır olun gençler! hayrola, bizi turist filan mı sandınız?”.

  

Satıcılar: “Estafurullah sayın abicim, şimdi gemicilerden kaçak mal aldık, vallahi billahi Armani. 20 dolar ver de eve bir siftah götürelim!!” diyorlar. Ben oğluma “sakın haa! büyük ihtimalle bunlar sahtedir” diyorum. Oğlum “baba bunları İsrail’de 450 şekele satıyorlar denemeğe değmez mi?” diye soruyor.  Gerçekten 20 dolar çok fazla değil böyle bir parfüme, ama bilmem ki?. Sonunda, “oğlum, bile bile kazık yemektir ama gel alalım bakalım” diyorum.

  

Satıcılar daha da heveslenip “ikinciyi alırsan yarı fiyat” diye yırtınıyorlar. Oğlum, “10 dolara Hugo Boss parfüm! arkadaşlara hediye de lazım zaten” diyor. “Peki oldu olacak iki tane daha alalım” diyorum.  Ben satıcıyı, “ulan, peki ver ama sahteyse vallahi döner yerim seni buracıkta” deyip korkutarak deniyorum. O, “sayın abicim, Allah çarpsın, şimdi aldık bu malları, kime istersen sor, biz her gün buradayız, herkes bizi tanır, bir şikâyetin olursa hemen dönersin, mallar garantilidir” diyor. Etrafımıza toplanmış insanlar başları ile onaylıyorlar satıcıların söylediklerini. Rahatlıyorum. Kutuları yakından inceliyorum, halis Hugo Boss.

  

Otel yolunda, takside, artık dayanamıyorum, mütevaziliği bir kenara bırakarak oğluma, “galiba iyi iş yaptık, yazık ki biraz daha dayatıp fiyatı indirmedim” diyorum.

Ama, hadi bunlar da biraz ekmek yesinler.

 

İsrail’e dönüşte oğlanın içine sinmiyor, hediyeleri arkadaşlarına dağıtmadan önce parfüm kutularından birini açıyor. İçinden çıkan, adi bir şişede renkli kolonya!

Oğluma karşı yerin dibine geçiyorum, ama renk vermemeğe çalışarak “ben sana bunlar dolandırıcıdır, almayalım demedim mi?” diye çıkışıp prestijimi korumaya çalışıyorum.

 

Ama durun siz durun, kapalı çarşının çıkışında beni turist zanneden o namussuzlarla işim daha bitmedi. O herifler nasıl olsa dedikleri gibi hep oradadırlar, İstanbul’a ilk yolum düştüğünde, o üç şişe kolonyayı lıkır lıkır katıksız içireceğim onlara!!.

                                                                                   

Moşe MİTRANİ     


IYT dip not :

İfade edilen görüşler İYT web portalının editöryal politikasını yansıtmayabilir.

Yazarların düşünceleri sadece kendilerini bağlar.


Bir önceki yazımı okudunuz mu?


          


Yorumlar


Bizi Takip Edin
  • Facebook Basic Square
  • Twitter Basic Square
  • Google+ Basic Square
bottom of page