Demokrasilerin işi zor
- 15 saat önce
- 2 dakikada okunur

Demokrasilerin işi zor.
Diktatörlüklere karşı, cihatçı devletlere veya terör gruplarına karşı demokrasilerin işi zor.
Bu görüşün gerçekliğini 7 Ekim 2023 katliamını takiben Ortadoğu'daki gelişmelerde en açık bir şekilde yaşıyoruz.
Eski zamanlarda savaşları daha güçlü olan taraf kazanırdı.
Bugün, eğer karşınızda bir diktatörlük veya cihatçı ideolojiye sahip bir örgüt varsa, gücünüz ne olursa olsun, “mutlak zafer” denen bir duruma gelebilmeniz mümkün değil.
7 Ekim'i takiben demokratik İsrael, terör örgütü Hamas'ın gelecekteki benzer katliamlarına engel olmak amacıyla harekât başlattı.
İsrael, kâğıt üstünde, Hamas'la kıyaslanamayacak derecede güçlü taraftı.
Üç yıla yakındır savaşıyor. Gazzeyi büyük ölçüde yerle bir etti.
Terör elebaşılarını bir bir yok etti.
Pek çok teröristi saf dışı bırakırken, maalesef Gazzeli halktan da pek çok ölen oldu.
ABD’nin aracılığıyla rehinelerinin tümünü, canlı veya ölü, geri getirebildi.
ABD, Hamas'la silahlarını bırakmaları koşuluyla ateşkes antlaşması yaptı. Ve savaş bitti gibi.
Sonuçta Hamas'ı yenebildi mi?
Hayır.
Hamas'ın ileride İsraele daha da büyük kayıplar vermesini önledi, belki bir süreliğine yurttaşlarına huzur elde etti ama mutlak bir zafer elde edemedi.
Hamas antlaşma koşullarına tabii ki uymuyor, silahlarını bırakmayı reddediyor. Şimdilik geçici bir sukunet var. Ta ki Hamas toparlanıp tekrar tacizlerine başlayana kadar.
Neden?Çünkü Gazze halkı Hamas'ın umurunda değil. Halk istediği kadar sefalet içinde olsun, Hamas için geçerli olan hayatta kalabilmek. Bunu sağladığı andan itibaren silah zoruyla hükümranlığını devam ettirmek sorun değil, ideolojik bir terör örgütü için.
Lübnana geçelim.
Lübnanın şu anki hükümeti İsrael ile kalıcı bir barışa sıcak bakıyor. Ancak Lübnan'da hükümranlığı yok.
Tüm komutanları öldürülmüş olsa da , Hizbullah yine silah gücüyle Lübnanı esir almış durumda.
Hizbullah da kimseye hesap verme durumunda olmadığı gibi, hayatta kaldığı sürece de Lübnanın esas sahibi. (İran’ın da desteğiyle tabii)
İmha edilmediği müddetçe de ne silahını bırakır , ne de İsrael ve Lübnan halkına huzur verir.
İran’a gelirsek;
ABD, İsrael ile birlikte İran’ı fena halde vurdu.
Ama rejimi değiştiremedi.
Rejimin tek amacı, aynı Hamas ve Hizbullah'ta olduğu gibi, hayatta kalabilmekti.
İran halkı onun en son derdi.
Ülkenin bulunduğu sefil duruma karşı gelip ayaklananlar oldu.
Rejim gözünü kırpmadan ayaklananlardan otuz kırk bin kadar kişiyi katletti.
Ve halk haklı olarak canını kurtarmak için evine dönüp susmayı tercih etti.
İsrael ve ABD halklarına hesap vermek zorunda olan demokrasiler.
ABD İran’dan ülkesine asker tabutlarının dönmesine göz yumamaz, Mondial’ı keyifle seyretmek isteyen sporseverini düşünmek zorunda. Arabasına koyduğu benzin fiyatını kabul edemeyen sürücünün isyanını göz önünde almak zorunda.
Trump ara seçimlerde bu faktörlerin büyük rol oynayacağının bilincinde.
Hal böyle olunca, pazarlık ve müzakere konularında doktora sahibi İranlı yetkililer, savaşı istemediğini anladıkları andan itibaren Başkan Trump’ı parmaklarında oynatıyorlar ve muhtemelen bundan zevk bile alabiliyorlar.
İran, Hizbullah ve Hamas bu zayıflamış durumlarında dahi çevrelerine zarar verip terör ve korku saçabiliyorlar.
Tüm bunlara karpuzcuların (kırmızı-yeşil ittifakı), ve kullanışlı aptal/cahillerin de dünya genelinde yanlış tarafı destekleyip haklı tarafa baskıları da eklenince gerek İsrael, gerekse ABD demokrasilerinin Ortadoğu'daki işi çok zor.
Bondi CHAKIM
IYT dip not :
İfade edilen görüşler İYT web portalının editöryal politikasını yansıtmayabilir.
Yazarların düşünceleri sadece kendilerini bağlar.
Bir önceki yazımı okudunuz mu?



Yorumlar