top of page

YARI ŞAKA YARI CİDDİ

 (Bu başlık altındaki yazılar yaklaşık 2000-2005 yılları arasında İsrail'deki Türkiye'liler Birliği'nin tarihi Bülten gazetesinde yayınlanmıştır.)


Belki duymuşsunuzdur, kısa bir süre önce hesapta olmayan ağır bir ameliyat geçirdim. Hayatım birden kaydı, ama şimdi, Allahtan, yavaş yavaş eski yörüngesine oturuyor. Bu arada Bülten’e yazımı verme zamanı geldi çattı. Hem bir şey yazmamış olduğumu, ama daha kötüsü, bir şey yazamadığımı farkettim. Sanki yazmayı unutmuşum. Hissediyorum ki, Nesim Güveniş ağabeyim birazdan kapımı çalacak “Ee? hastaydın mastaydın anladık da, yazın nerde yazın?” diye soracak.

  

Sanki bütün ilhamım kurumuş. Ameliyatımla ilgili bir şey yazmamağa karar verdim. O kısmı şimdilik unutmağa çalışıyorum. Bütün kötü şeyler gelecekte olumlu bir bakış açısı alabilir ya, o zaman belki bir şeyler yazarım.

  

Bugün bilgisayarın başına oturdum, bütün gücümü ve dikkatimi toplayarak bir şeyler yazmaya çalışıyorum. Nafile. Ne yazayım yahu? Peki bir arkadaştan benim için bir şeyler yazmasını istesem altına da ben kendi adımı yazsam ne olur? kimse fark eder mi? Alt tarafı yazıyı okuyan, ya, “narkozun etkisi ile biraz kafasının ayarı bozulmuş” der. Ya da, “ameliyat yaramış bak bu sefer ne güzel yazmış” der? İkisi de olabilir vallahi.

 

Peki ben, mesela, ünlü Türk mizah yazarı Gani Müjde’ye gitsem yalvar yakar ayaklarına kapansam, bu kez benim adımla Bülten’e bir yazı yazmasını istesem. Adam da beni kafasından atmak için, defi bela, on dakikada bir şey yazıp elime verse, altına da ben ismimi yazsam ne olurdu acaba? “Vay be! Mitrani’ye bak, bu kez ne biçim güzel yazmış” dermiydiniz?

 

Aslında, deli bir düşünce ama, hayattaki ünlü simaları, meşhur olmuş kişileri alsak, tombala torbası içine atıp karıştırsak ve sonradan yeniden çeksek her şey allak bullak mı olurdu? Yoksa her şey bir süre sonra yeniden bir şey olmamış gibi yeniden yerine otururmuydu?

 

Bundan aylar önce, Washington Post’da ilginç bir deneyin hikâyesi anlatılmıştı. Belki de bildiğiniz gibi, Joshua Bell bugün yaşayan en büyük keman virtüözlerinden biridir (40  yaşında). Konserlerine bilet bulabilen şanslıların yüzlerce dolara veda etmeleri gerekir. Kendisinden ilginç bir deneye ortak olması istenmiş. Deney kapsamında, Joshua Bell, 3.5 Milyon dolar değerindeki Stradivarius kemanını alıp, sabahın alacakaranlığında Washington’daki bir Metro istasyonu çıkışına yerleşmiş. Önüne mendilini serip, bütün maharetiyle 3 saat boyunca en güzel klâsik parçaları çalmış.

  

Joshua Bell’in önünden aceleyle işine koşan binin üstündeki insan arasından sadece yedi Allahın kulu müziği dinlemek için bir dakika duraklamış, o kadar. Üç saat sonra da mendilin üstünde 32 dolar toplanmış!

 

Eğer önünden hızla geçenlere çalmakta olan sokak çalgıcısının kim olduğu anlatılsaydı, herşeylerini biyana bırakarak durup dinlemek için karşısına çökerlermiydi acaba? Neden yaparlardı bunu? Beleş konser dinlemek için mi? yoksa sonra “bak ben Joshua Bell’i dinleme fırsatı buldum” diye etraflarına ballandırarak anlatma fırsatı için mi? Yoksa jötonun düşmesiyle, müziği gerçekten zevkle dinlemek için mi?


Peki, bilmem hangi müzedeki ünlü bir resmi alıp basit bir çerçeveye takarak duvarlarında amatör ressamların resimlerini sattığı bir lokantaya assanız, sizce kaç kişi o resmin güzelliğini fark edip satın almak için üstüne atlardı?

  

Tabii ki, ele alınacak temel sorular şunlar olmalı: İnsanlar dehayı uygun olmayan ortamlarda da tanıyıp değerini verebilir mi? Güzellik nedir? Ölçülebilir mi? Bu, kişiden kişiye göre değişebilen bir tanım mı? Bildiğim kadarı ile bütün bu sorular filosofların yüzlerce hatta binlerce yıldır tartıştıkları ve içinden çıkamadıkları meseleler.

  

Örneğin ben, ne zaman Louvre müzesine girsem, 45 dakika sonra kendimi çıkış kapısındaki kafeterya’da oturur bulurum. Buna karşılık, o müzeyi günlerce dolaşıp halâ sindiremedikleri için hayıflanan kişiler de tanırım. Demek ki anlamayana davul zurna az!

  

Acaba, içine su katılarak hazırlanan instant çorbalar gibi ünlü oluvermiş (Pop Star, Big Brother, ...) kişilerin kim olduklarını bilmeseydik, sokakta başımızı çevirirmiydik onlara doğru? Acaba, üniformasını artık çıkarmış yüksek rütbeli bir subayla onun kim olduğunu bilmeden beraber olsanız, onun liderliğini keşfedip hemen ona hayranlıkla bakarmıydınız. Acaba beni (evet beni!) başka bir ülkeye İsrael’i temsilen büyükelçi olarak gönderseler, oradaki arkadaşlar benimle yarım saat durduktan sonra “yok canım bu işte bir yanlışlık olmalı, kim bu hıyar” derlermiydi?

  

Acaba Binyamin Netanyahu’yu yanlız başına Afrika’daki bir kabile ile yaşamaya yollasalar bir süre sonra o kabilenin “başbakanı” oluverirmiydi? Yoksa onu  kısa zamanda çorba kazanının içine atıp kaynatıp yerler miydi? Acaba Shimon Peres’i bir süpermarketin kapısına çantaları açıp bakan bir güvenlik görevlisi olarak koysalar (başka ülkede canım!) bir süre sonra işini iyi yaptığı için maaşını arttırırlarmıydı?

 

Ah, başıma ağrı girdi.

 

Haydi Hoşçakalın!

Gani Müjde

                                                                                   

Moşe MİTRANİ     


IYT dip not :

İfade edilen görüşler İYT web portalının editöryal politikasını yansıtmayabilir.

Yazarların düşünceleri sadece kendilerini bağlar.


Bir önceki yazımı okudunuz mu?


          



 

Abdol Hossein Sardari, el diplomat irani de Paris en el tiempo del Holokosto, salvo los judios iranis, konvensiendo los almanes ke los judios iranis no eran de la rasa semit.  Sardari empleyo el estudio de un sientifiko irani, i los izo kreer a los almanes ke estos judios eran de la rasa aryan, komo lo son los almanes.


Un fonksionario irani ke salve judios en riskando su vida?  Oy, mos esta viniendo difisil de kreer este senario.

 

Konosido komo ‘El Schindler de İran’, Sardari salvo miles de judios de la muerte, en empleyando ‘la ideolojiya de los Nazis’.

En los anyos 1940’s, kuando los Nazis empesaron a aplikar aksiones anti-judias en la Fransia okupada, Sardari izo su mision de protejar los iranis en esta rejion.

Empleyando la ideolojia de los almanes, los konvensio ke los judios iranis no tenian dinguna relasion kon los judios evropeanos, i ke las leyes rasial del Reich no deven de ser aplikadas por eyos.

 

El eskridor del livro ‘İn the Lion’s Shadow’ (una biografia de Sardari), Foriborz Mokhtari, esta diziendo ke Sardari reusho a trompar los almanes kon sus proprio djugo.

Sardari, kon su formasion de avokato, bushko kaminos para konvenser los almanes. Esta ‘teoria rasial’ ke Sardari topo, lo inyervo a Eichmann, ma Sardari defendio esta ley tanto bueno ke, le kedo las manos atadas de Eichmann.

Es ke Sardari se estava kreendo en esta ‘teori rasial’? En realidad, esta teoria no lo enteresava del todo. Su mision era de savlar todos los iranis, kualsiker seygan sus relijiones.

 

Sardari reusho a realizar su plano. Kuando los judios iranis fueron forsados a meter la estreya amariya enriva de sus brasos, Sardari dio una direktiva diziendo ke los judios iranis deven de ser konsiderados afuera de esta ley.

Sardari les prokuro a los judios 500’a 1000 pasaportos iranis. Estos pasaportos salvaron 2000’a 3000 vidas, porke kada pasaporto estava pasando por una famiya.

 

Por eskrivir su livro ‘İn the Lion’s Shadow’, Mokhtari avlo kon judios ke, grasias a Sardari, salvaron de la muerte. Segun estos sorviventes, la primera preokupasion de Sardari fue de prokurar pasaportos emprimero por los judios iranis, mezmo por los judios ke estavan kazados kon non-iranis.

Kuando la politika troko, el governo irani ordono Sardari de salir imediatamente de Paris, i de tornar a İran. Sardari ensistio de estarse en Fransia. El governo irani le korto la mezada. Sardari kedo sin paras,  ma kontinuo a savlar a los judios.

 

En el anyo1978, tres anyos antes ke se muera, kuando estava en egzilo en Londra, Yad Vashem le demando sovre sus aktividades en el tiempo de la gerra. Sardari respondio ke su dover era de savlar a todos los iranis.


El Sentro Wiesental en Los Angeles, i otras enstitusiones judias lo onoraron por sus aktividades korajozas. Yad Vashem no lo metio en su lista de ‘los 23.000 Djustos entre las Nasiones Unidas’, porke las otoridades se estan kreendo ke Sardari no risko su vida para savlar a los judios.


Mokhtari esta esperando ke Yad Vashem va ajutar el nombre de Sardani a esta lista, duspues ke vana meldar el livro ‘İn the Lion’s Shadow’, i vana ver komo Sardari kontinuo a estarse en el teritorio enemigo, para savlar a los judios iranis, mezmo duspues ke el governo irani le ordono de tornar atras.


Dora NİYEGO

 

 

Es ke meldatesh la eskrita de una semana antes?

 














En una tadre, en Estanbol en el Bosforo, en una meyana, mirando las olas de la mar, el syelo ennuvlado, en la meza de allado dos ombres avlando las problemas del pais, yo miri al vazo yelado de raki ke taniya en mi mano i dishe de mi para mi;

 

“ Komo de koza sos tu? Te pueden bever en un bodre de mar enburujado en una gazeta, i te pueden bever en una meza kuvyerta kon un mantel blanko enkolado, kon aperitivos ma no troka ni los penseryos, ni la melankoliya ni la alegriya”.

 

 

El raki no es komo bira, la bira la beven todos, el viski te kema el garon, ma el rakı tyene una silueta, su golor es amor, su savor es vida. Tyene un titro “Meza de raki.”

Kuando estas kon la melankoliya korres a una taverna. El raki no se beve para topar remedyo, se beve para olvidar. Es la bevida nasyonal de Turkiya, bevemos esta bevyenta ke gole el anason asta la ultima esperansa, asta la muerte.

      

 

 El raki es la sola bevyenta ke se beve kon dos vazos? Komo la alma i el puerpo, komo dos amantes, komo la noche i el dia, komo oyir los problemas del de enfrente, todo se reuna en los muchos komo bezos de amor.

Si no egzistiya el raki, las kantikas kedavan guerfanas, esta bevyenta tyene una kapachedad de azerte olvidar tus penas tus ansyas. Yo lo bivi, por esto lo se. Una tadre en bevyendo me salyo de la boka, les diche a los amigos

“Este echo es enposible” me respondyeron “en lo emposible mezmo ay una posibilidad” komo dizen: el raki aze avlar.

 

 

El raki se envento ke menester de ir al psikologo, ay muncha djente ke dizen bever es pekado, es amargo, desha ke avlen....

kuando te reunas en una meza i avlas kon amigos, te topas en otro mundo, kontas, riyes kon ironiya. No te olvides! El vino es para los ke biven, el rakı es para  los ke no alkansaron a sus amores.

Aze atansyon kon ken vas a bever i deke esta bevyendo raki. Es verda ke los vazos se alevantan por el de allado de ti,  en verda se alevantan por el ke tyenes en el tino. Es muy ermozo de ir a bever kon amigos ma no te olvides ke bever raki kon una mujer ke keres byen es otro.

 

 

Es ke en tu vida tyenes bevido kon una mujer ke todo su amor lo kargo en sus ojos? No puedes saver la ermozura de bever raki kon una mujer ke te ama.


Si en una meza no ay una mujer, absolutamente ay una meza de rakı por una mujer.

 

Eskrito por AYDIN BOYSAN

Tradyksyon FORTİ BAROKAS

 

Forti BAROKAS

Es ke meldatesh la eskrita de una semana antes?











Featured Posts
Recent Posts
Archive
Search By Tags
Follow Us
  • Facebook Basic Square
  • Twitter Basic Square
  • Google+ Basic Square
WhatsApp Image 2020-09-08 at 20.52.59 (1

İLETİŞİM

Telefon                           :+97236582936
Mail                                :turkisrael@gmail.com

 

KÜNYE

İYT Web Sitesi Künyesi:
Editör                             :Av.Yakup Barokas
Grafik Tasarım              :Şemi Barokas 
                                       Ovi Roditi Gülerşen

© 2018 by Turkisrael.org

bottom of page