
Bir insan kendini yenileme yeteneğine sahip olduğu sürece yaşayan bir varlıktır. - Henri Frederic Amiel
Moşe şöyle dedi: Ben bugün 120 yaşındayım. (Artık sizin önünüzde) Çıkıp gelemeyeceğim ve Tanrı bana, ‘Yardeni geçmeyeceksin’ dedi. (Devarim 31:2)
Hayatının sonuna yaklaşan biriyle hiç birlikte oldunuz mu?
Hatırası mübarek olsun babam Rabi İsak PASENSYA ile son günlerinde vakit geçirmek benim için büyük bir lütuftu.
Elini tuttum ve alnından öptüm gözlerinde mutlak bir berraklık vardı. Aldığı ödüllerin ve teşekkür mektuplarının hiç bir önemi yoktu. Önemli olan tek şey sevdiği insanlar ve ailesiydi.

Moşe, Tanrı ona dünyadaki son gününe uyandığını söylediğinde aynısını yaptı. Bu gezegende yaşayan en mütevazı insan olan Moşe, son gününde görevinin Yahudi halkına veda etmek ve yaklaşan ölümü için onları teselli etmek olduğunu anlamıştı. Çünkü onun için en önemli şey, Mısır'dan çıkarıp çölden geçirdiği halkıydı.
Moşe, sadece kehanet kudreti ile peygamberliğin eşsiz bir örneği değil, Ruhani Liderliği - Mişkan Projesinin Yöneticiliği – Kohenlerin ilham kaynağı olması ile de benzersizdi.
Halkı ile ilgili nerdeyse yönlendirmediği hiçbir şey kalmamıştı. Onlar için endişeleniyor ve dünyadan ayrıldığında boşluğun nasıl doldurulacağını açıklıyordu.
“Güçlü ve kararlı olun! Korkmayın ve onların önünde yılmayın. Çünkü Tanrın Aşem - sizinle birlikte yürüyor. Sizi terk etmeyecek ve yüzüstü bırakmayacaktır.” (Devarim 31:6)
Halkına, Tanrı ile ilişkiniz bana bağlı değil, diyordu. Önünüzdeki yoldan korkmayın, çünkü Tanrı bugüne kadar sizinle beraber olduğu gibi, sizi korumaya ve size yol göstermeye devam edecektir.
Sonra Yeoşua’yı çağırdı ve bütün İsrail halkının gözü önünde ona şöyle dedi. "Güçlü ve Cesur ol. Çünkü sen, bu halkla birlikte, Tanrı’nın atalarına yemin ederek verdiği ülkeye gireceksin. Bu ülkeyi onlara sen pay edeceksin." (Devarim 31:7)
Halkın en yeteneklisi olan Yeoşua görevi devralacak ve toprağı pay edecekti. Tanrı’nın sesini duyabilmek için birlikte Buluşma Çadırı'na giderler. Bulut Sutunu görünür. Hikaye, Moşe olmadan da devam edecekti.
Ancak bu sözler (peraşa) tuhaf bir kelimeyle başlar. “VAYELEH” – “Ve O (Moşe) GİTTİ” -- Moşe nereye gidiyordu? Bütün bu zaman boyunca ayakta durup milletle konuşuyordu!
O son yürüyüşünü yapıyordu. Hayatı boyunca sürekli yürüdü. Yani potansiyelini gerçekleştirdi. Ama artık "gelip gidemiyor.”
Moşe, yürümenin, yani büyümenin insanın temel niteliği olduğunu öğretir. Her zaman eylem ve hareket olmalıdır. Durağan olmak, insan olmak değildir.
Tanrı dünyayı yarattığında, tüm gezegenleri - tüm hayvanları - tek bir emirle (hareketle) ve tüm bitki örtüsünü tek bir zamanda yarattı. İnsan ırkının yaratılışına gelince, Tanrı sadece tek bir kişi yarattı.
Evren ve Tanrı'nın kendisi, sanki başka hiç kimse bu farkı yaratamazmış gibi her kişiye bakar. İnsan, kendisi ve yaşamı hakkında üçüncü şahıs olarak düşünme yeteneğine sahip tek canlıdır; bu, bir taşın, bir ağacın veya bir hayvanın yapamayacağı bir şeydir.
Bu nedenle halka şöyle der: "Ben artık tırmanabilir veya düşebilirim, ama sen ... Bu dünyadaki zamanın bitene kadar yürümeye devam etmelisin"
Sizi ne beklerse beklesin, yürümeye devam etmelisiniz. Çabalamaya devam etmelisiniz. Düşeceksiniz; ama bu aynı zamanda tırmanabileceğiniz anlamına da gelir, çünkü biri olmadan diğeri olamaz.
Gelecek belirsiz olsa da, yürüdüğünüz sürece her zaman doğru yolda olacaksınız. Çünkü başarısızlıklar en büyük öğretmenimizdir.
Moşe’nin sözleri günümüzde de yankılanmaya devam ediyor….
Duyabiliyor musunuz ?
Sevgilerimle - Shabat Shalom
Sevgilerimle - Shabat Shalom
Moşe PASENSYA
Geçen haftanın peraşasını okudunuz mu?


İsrael’de son haftalarda özellikle kanser araştırmaları, genetik ve biyoteknoloji alanlarında dikkat çekici çalışmalar yayınlandı.
Weizmann Enstitüsü araştırmacıları, DNA’daki mutasyonların sanıldığı kadar rastgele olmayabileceğini gösterdi. Çalışmaya göre DNA’nın üç boyutlu fiziksel şekli, hücrenin hasarlı DNA’yı onarma yeteneğini ciddi biçimde etkiliyor.
Bazı DNA yapıları onarım enzimlerinin bölgeye ulaşmasını kolaylaştırırken, bazıları engelliyor. Bulgular gelecekte kanser mutasyonlarının neden belirli noktalarda oluştuğunu anlamaya ve daha hedefli tedavilere katkı sağlayabilir. Araştırma Nature Communications’da yayınlandı.
Link : DNA
Yeruşalayim’deki Hadassah Hastanesi ise tekrarlayan agresif beyin tümörlerinde dünyada ilk kez Alpha DaRT adı verilen deneysel bir tedaviyi uyguladı. Teknoloji, tümörün içine çok kısa mesafede etkili alfa radyasyonu göndererek çevredeki sağlıklı dokuyu mümkün olduğunca korumayı hedefliyor. İlk hasta, daha önce ameliyat, radyoterapi ve ilaç tedavisi görmüş 77 yaşındaki bir glioblastoma hastası. Tedavi henüz deneysel aşamada.
Link : İİ
Technion ve Schneider Çocuk Hastanesi araştırmacıları da çocukluk lösemisinin geri dönüşünü çok erken aşamada yakalamayı amaçlayan son derece hassas bir kan testi yöntemi geliştirdi. Sistem, lösemi hücrelerinin kendine özgü genetik “parmak izini” arıyor ve klasik testlerin henüz göremediği çok küçük miktardaki hastalık kalıntılarını belirlemeyi hedefliyor.
Link : Losemi cocuk
Ezra BEHAR
Not: Hazırlanmasında yapay zeka kullanılmıştır.
IYT dip not :
İfade edilen görüşler İYT web portalının editöryal politikasını yansıtmayabilir.
Yazarların düşünceleri sadece kendilerini bağlar.
Bir önceki yazımı okudunuz mu?


Bazı insanlar vardır, hayatınıza doğrudan girmezler ama yine de hayatınızın bir parçası olurlar. Miki Berkovich bir çoğumuz için böyle bir isim…
Onunla kişisel bir tanışıklığım olmadı ama çok uzun yıllar önce, İsrael’e yeni göç etmiş genç bir aile olarak yaşadığımız bazı güzel anıların içinde Miki de vardı. Bu yüzden bugün onun adını duyduğumda aklıma yalnızca ünlü ve çok başarılı bir basketbolcu gelmiyor; aynı zamanda İsrael’deki ilk yıllarımız, çocuklarımız, Maccabi maçları ve sarı/ lacivertli bayraklarla renklenen bir dönem geliyor.

1981 yılıydı. Biz İsrael’e henüz birkaç ay önce göç etmiştik. Yeni bir ülkeye alışmaya, yeni bir hayat kurmaya çalışıyorduk. İşte o dönemde Maccabi Tel Aviv ikinci kez Avrupa şampiyonu oldu. Haberin ulaştığı o gece İsrael, özellikle Tel Aviv bambaşka bir havaya büründü.
Binlerce insan şehir merkezine akmıştı. Coşku o kadar büyüktü ki, bugünkü Kikar Rabin’de belediye binasının önündeki havuza atlayanlar bile olmuştu. Biz de eşim ve iki küçük oğlumuzla arabamıza atlayıp bu büyük kutlamanın içine karıştık.
Bugün geriye dönüp baktığımda, o gecenin anlamının benim için yalnızca bir basketbol zaferi olmadığını düşünüyorum. Henüz yeni göç etmiş bir aile olarak İsrael’in spordaki başarısına tanık olmanın gururunu taşıyorduk. Belki de o gece, yeni ülkemizle aramızdaki bağlardan biri daha kurulmuştu.
Maccabi bizim için sadece bir basketbol takımı değildi. Spora uzaktan yakından çok fazla ilgili olmayan ben bile oyuncuların hepsinin adını bilirdim. Her birini yakından tanıyormuşuz gibi hissederdik. Miki Berkovich, Motti Aruesti, Aulci Perry, Lou Silver, Earl Williams…
Birkaç yıl boyunca kombine biletlerimiz oldu. Maçları hiç kaçırmaz, o bambaşka heyecanı yaşamaya giderdik. Tezahüratlar, sarı/lacivert flamalar, aynı renkte şapkalar ve boynumuza taktığımız atkılar…
Takımın en özel ismiydi Miki Berkovich… Maccabi’nin efsanevi 9 numarası… Miki 1971’de henüz 17 yaşındayken Maccabi’nin A takımına yükseldi. 1977’de ilk Avrupa şampiyonluğunu kazanan takımın içindeydi. 1981’de gelen ikinci şampiyonluğun başrol oyuncularından biri oldu. Maccabi, Strasbourg’daki finalde Bologna’yı 80-79 yenerken Berkovich’in performansı zaferin unutulmaz parçalarından biri olarak spor tarihine geçti.
Benim hafızamdaki Berkovich yalnızca parkede gördüğüm o büyük yıldız değil... Dizengoff caddesinde bir spor mağazası vardı Miki’nin. 1980’li yıllarda bu tür dükkanlar günümüzde olduğu gibi yaygın değildi. Oğullarımı alır, onlara ayakkabı almak için o dükkâna giderdim senede birkaç kez. Dükkânın adını anımsamıyorum. Bazen Miki, bazen de ona inanılmaz çok benzeyen babası olurdu dükkânda…Miki’nin servis yaptığı günlerde alışverişin ayrı bir zevki ve heyecanı olurdu hem benim hem de onu yakından görmekten mest olan oğullarım için…
O günlerde bunun yıllar sonra hafızamda böyle özel bir yer tutacağını elbette bilmiyordum. İnsan bazı anların değerini o anda değil, yıllar sonra anlıyor. Bugün Miki Berkovich’in adını yeniden bu kadar sık duymamızın, gazetelerde, sosyal ağlarda rastlamamızın nedeni ise ne yazık ki bir basketbol zaferi değil…
Ailesi geçtiğimiz günlerde, Miki’nin yaklaşık iki buçuk yıldır Demans’la mücadele ettiğini kamuoyuna açıkladı. Aile bu zor süreci uzun süre kendi içinde yaşamış. Bugün ise Miki’nin artık sürekli gözetim ve bakıma ihtiyacı var.
Geçen hafta 24 Ağustos gecesi yayınlanan Niv Raskin’in hazırladığı “Miki’nin Sırrı” adlı belgeseli izleyenlerden hiçbirinin gözleri kuru kalmadı. Halen yakışıklı, eşi, çocukları ve torunları tarafından sevgiyle kucaklanan Miki’nin sevecen, güler yüzlü ancak dünyadan kopuk hali canımızı acıttı, yüreğimizi burktu. Oğlu Roy bu açıklamayı; “babalarına duydukları sonsuz sevgi ve bağlılık” nedeniyle yaptıklarını söyledi.
Berkovich ailesinin Miki ile ilgili anlattıklarını dinlerken aklıma ister istemez “hafıza” kavramı takıldı. Bir zamanlar binlerce insanın hafızasına unutulmaz anları kazıyan bir adamın, bugün kendi hafızasının zorlu bir sınavdan geçiyor olması, hayatın ne denli tuhaf ve kırılgan olduğunu hatırlatıyor.
Miki Berkovich İsrael basketbolunun bir dönemine damgasını vurdu. Bir neslin heyecanına ortak oldu. Ben bugün onu düşündüğümde halkın “Miki…Miki” diye tezahüratını, insanların coşkusunu, ailemle şampiyonluğu kutlamaya gittiğimiz geceyi, sarı/lacivertin dalgalanmasını, Dizengoff’taki dükkânda ayakkabı satın alırken ettiğimiz kısacık konuşmaları hatırlıyorum…
Miki ne yazık ki bunların hiçbirini hatırlamıyor, hatırlamayacak artık. Biz hatırlıyoruz. İsrael halkı hatırlıyor. Onun hafızamızdaki yeri değişmeyecek…
Hafızalarda Miki Berkovich hep sarı/lacivert 9 numaralı formasıyla, Maccabi’nin büyük ve unutulmaz gecelerinden birinde kalacak.
Bazen bir insanın hayatımıza bıraktığı en büyük iz, onun bizi hatırlaması değil, bizim onu hatırlamaya devam etmemizdir.
Nelly BAROKAS
İYT dip not :
İfade edilen görüşler İYT web portalının editöryal politikasını yansıtmayabilir.
Yazarların düşünceleri sadece kendilerini bağlar.
Bir önceki yazımı okudunuz mu?






















