Ben ve İsrael
- 5 saat önce
- 2 dakikada okunur

Ben, vicdanım, mantığım ve kalbim pek iyi geçinemiyoruz.
Bir karar vermem gerektiğinde, sanki aynı odada toplanıp yüksek sesle tartışmaya başlıyorlar. Mantık hesap yapıyor, vicdan sınır çiziyor, kalp itiraz ediyor. İşin içine öfke giriyor, kıskançlık karışıyor, geçmişte yaşananlar söze atılıyor. Korku susmuyor, sevgi araya girmeye çalışıyor.
Sonra her şey birbirine karışıyor ve karar vermek neredeyse imkânsız hale geliyor.
Bu hissi çoğumuz tanıyoruz.
Şimdi İsrael’i böyle düşünün. Bir ülke gibi değil, bir insan gibi. Sanki kendi benliği varmış gibi. Kendi iç sesi, kendi vicdanı, kendi korkuları ve arzuları varmış gibi.
Şimdi de bu “benliğin” bir seçim yapmak zorunda kaldığını hayal edin.
Bir anda her şey birbirine giriyor, değil mi?
Çünkü İsrael tek bir duyguya sahip değil. Aynı anda birçok şey hissediyor.
Güçlü olmak istiyor ama vicdanını kaybetmek istemiyor.
Güvende olmak istiyor ama yalnız kalmaktan korkuyor.
Haklı olmak istiyor ama bazen bunun bedelini de biliyor.
Bazen çok öfkeli.
Bazen çok yorgun.
Bazen umutsuz.
Bazen de şaşırtıcı derecede vicdanlı ve umutlu.
İsrael sürekli kendi içinde tartışıyor. Kendiyle kavga ediyor. Aynı insan gibi.
Kiminle dost olacağına, kiminle mesafeli duracağına karar veriyor. Çıkarlarını düşünüyor, riskleri hesaplıyor, bazen sezgileriyle hareket ediyor. Bazen kazanıyor, bazen kaybediyor. Bazen doğruyu yapıyor, bazen sonradan pişman oluyor.
Ama bir şey çok net: İsrael pasif bir varlık değil. Başına gelenleri sadece yaşayan bir yer değil. Seçim yapan bir varoluş.
Nereden geldiği belli. Ama nereye gideceğini kendi belirlemeye çalışıyor.
Tıpkı bizim gibi.
Bu yüzden İsrael’i sadece bir toprak parçası, bir vatan ya da bir ev olarak görmek eksik kalıyor. İsrael aynı zamanda bir benliktir. Bir ruh halidir. Çelişkileriyle, hatalarıyla, cesaretiyle yaşayan bir varoluştur.
Ve belki de asıl mesele şudur:
İsrael’i anlamaya çalışırken aslında kendimizi anlıyoruz. Çünkü İsrael’in yaşadığı o iç kavga, bizim günlük kavgamız. O çelişkiler, bizim çelişkilerimiz. O korkular, bizim korkularımız. O umutlar, bizim umutlarımız.
İsrael bir seçim yapmak zorunda kalınca vicdanıyla mantığı çarpışıyorsa, biz de öyle değil miyiz?
İsrael geçmişiyle hesaplaşıyorsa, geleceğinden korkuyorsa, yine de direnmek zorundaysa, biz de öyle değil miyiz?
İşte bu yüzden, biraz daha derine indiğimizde şunu fark ediyoruz:
Aslında her birimiz İsraeliz.
Çünkü her birimiz aynı iç savaşı veriyoruz. Aynı çelişkilerle yaşıyoruz. Aynı bedeli ödemeye çalışıyoruz. Ve aynı umutla ayakta kalmaya çalışıyoruz.
İsrael bir ayna. Ona baktığımızda, kendimizi görüyoruz.
Ve ben İsrael’i çok ama çok seviyorum.
Ezra BEHAR
IYT dip not :
İfade edilen görüşler İYT web portalının editöryal politikasını yansıtmayabilir.
Yazarların düşünceleri sadece kendilerini bağlar.
Bir önceki yazımı okudunuz mu?




