top of page

Ben Kimim Yahu?

  • 4 saat önce
  • 3 dakikada okunur

YARI ŞAKA YARI CİDDİ

 (Bu başlık altındaki yazılar yaklaşık 2000-2005 yılları arasında İsrail'deki Türkiye'liler Birliği'nin tarihi Bülten gazetesinde yayınlanmıştır.)


Belki duymuşsunuzdur, kısa bir süre önce hesapta olmayan ağır bir ameliyat geçirdim. Hayatım birden kaydı, ama şimdi, Allahtan, yavaş yavaş eski yörüngesine oturuyor. Bu arada Bülten’e yazımı verme zamanı geldi çattı. Hem bir şey yazmamış olduğumu, ama daha kötüsü, bir şey yazamadığımı farkettim. Sanki yazmayı unutmuşum. Hissediyorum ki, Nesim Güveniş ağabeyim birazdan kapımı çalacak “Ee? hastaydın mastaydın anladık da, yazın nerde yazın?” diye soracak.

  

Sanki bütün ilhamım kurumuş. Ameliyatımla ilgili bir şey yazmamağa karar verdim. O kısmı şimdilik unutmağa çalışıyorum. Bütün kötü şeyler gelecekte olumlu bir bakış açısı alabilir ya, o zaman belki bir şeyler yazarım.

  

Bugün bilgisayarın başına oturdum, bütün gücümü ve dikkatimi toplayarak bir şeyler yazmaya çalışıyorum. Nafile. Ne yazayım yahu? Peki bir arkadaştan benim için bir şeyler yazmasını istesem altına da ben kendi adımı yazsam ne olur? kimse fark eder mi? Alt tarafı yazıyı okuyan, ya, “narkozun etkisi ile biraz kafasının ayarı bozulmuş” der. Ya da, “ameliyat yaramış bak bu sefer ne güzel yazmış” der? İkisi de olabilir vallahi.

 

Peki ben, mesela, ünlü Türk mizah yazarı Gani Müjde’ye gitsem yalvar yakar ayaklarına kapansam, bu kez benim adımla Bülten’e bir yazı yazmasını istesem. Adam da beni kafasından atmak için, defi bela, on dakikada bir şey yazıp elime verse, altına da ben ismimi yazsam ne olurdu acaba? “Vay be! Mitrani’ye bak, bu kez ne biçim güzel yazmış” dermiydiniz?

 

Aslında, deli bir düşünce ama, hayattaki ünlü simaları, meşhur olmuş kişileri alsak, tombala torbası içine atıp karıştırsak ve sonradan yeniden çeksek her şey allak bullak mı olurdu? Yoksa her şey bir süre sonra yeniden bir şey olmamış gibi yeniden yerine otururmuydu?

 

Bundan aylar önce, Washington Post’da ilginç bir deneyin hikâyesi anlatılmıştı. Belki de bildiğiniz gibi, Joshua Bell bugün yaşayan en büyük keman virtüözlerinden biridir (40  yaşında). Konserlerine bilet bulabilen şanslıların yüzlerce dolara veda etmeleri gerekir. Kendisinden ilginç bir deneye ortak olması istenmiş. Deney kapsamında, Joshua Bell, 3.5 Milyon dolar değerindeki Stradivarius kemanını alıp, sabahın alacakaranlığında Washington’daki bir Metro istasyonu çıkışına yerleşmiş. Önüne mendilini serip, bütün maharetiyle 3 saat boyunca en güzel klâsik parçaları çalmış.

  

Joshua Bell’in önünden aceleyle işine koşan binin üstündeki insan arasından sadece yedi Allahın kulu müziği dinlemek için bir dakika duraklamış, o kadar. Üç saat sonra da mendilin üstünde 32 dolar toplanmış!

 

Eğer önünden hızla geçenlere çalmakta olan sokak çalgıcısının kim olduğu anlatılsaydı, herşeylerini biyana bırakarak durup dinlemek için karşısına çökerlermiydi acaba? Neden yaparlardı bunu? Beleş konser dinlemek için mi? yoksa sonra “bak ben Joshua Bell’i dinleme fırsatı buldum” diye etraflarına ballandırarak anlatma fırsatı için mi? Yoksa jötonun düşmesiyle, müziği gerçekten zevkle dinlemek için mi?


Peki, bilmem hangi müzedeki ünlü bir resmi alıp basit bir çerçeveye takarak duvarlarında amatör ressamların resimlerini sattığı bir lokantaya assanız, sizce kaç kişi o resmin güzelliğini fark edip satın almak için üstüne atlardı?

  

Tabii ki, ele alınacak temel sorular şunlar olmalı: İnsanlar dehayı uygun olmayan ortamlarda da tanıyıp değerini verebilir mi? Güzellik nedir? Ölçülebilir mi? Bu, kişiden kişiye göre değişebilen bir tanım mı? Bildiğim kadarı ile bütün bu sorular filosofların yüzlerce hatta binlerce yıldır tartıştıkları ve içinden çıkamadıkları meseleler.

  

Örneğin ben, ne zaman Louvre müzesine girsem, 45 dakika sonra kendimi çıkış kapısındaki kafeterya’da oturur bulurum. Buna karşılık, o müzeyi günlerce dolaşıp halâ sindiremedikleri için hayıflanan kişiler de tanırım. Demek ki anlamayana davul zurna az!

  

Acaba, içine su katılarak hazırlanan instant çorbalar gibi ünlü oluvermiş (Pop Star, Big Brother, ...) kişilerin kim olduklarını bilmeseydik, sokakta başımızı çevirirmiydik onlara doğru? Acaba, üniformasını artık çıkarmış yüksek rütbeli bir subayla onun kim olduğunu bilmeden beraber olsanız, onun liderliğini keşfedip hemen ona hayranlıkla bakarmıydınız. Acaba beni (evet beni!) başka bir ülkeye İsrael’i temsilen büyükelçi olarak gönderseler, oradaki arkadaşlar benimle yarım saat durduktan sonra “yok canım bu işte bir yanlışlık olmalı, kim bu hıyar” derlermiydi?

  

Acaba Binyamin Netanyahu’yu yanlız başına Afrika’daki bir kabile ile yaşamaya yollasalar bir süre sonra o kabilenin “başbakanı” oluverirmiydi? Yoksa onu  kısa zamanda çorba kazanının içine atıp kaynatıp yerler miydi? Acaba Shimon Peres’i bir süpermarketin kapısına çantaları açıp bakan bir güvenlik görevlisi olarak koysalar (başka ülkede canım!) bir süre sonra işini iyi yaptığı için maaşını arttırırlarmıydı?

 

Ah, başıma ağrı girdi.

 

Haydi Hoşçakalın!

Gani Müjde

                                                                                   

Moşe MİTRANİ     


IYT dip not :

İfade edilen görüşler İYT web portalının editöryal politikasını yansıtmayabilir.

Yazarların düşünceleri sadece kendilerini bağlar.


Bir önceki yazımı okudunuz mu?


          


Bizi Takip Edin
  • Facebook Basic Square
  • Twitter Basic Square
  • Google+ Basic Square
WhatsApp Image 2020-09-08 at 20.52.59 (1

İLETİŞİM

Telefon                           :+97236582936
Mail                                :turkisrael@gmail.com

 

KÜNYE

İYT Web Sitesi Künyesi:
Editör                             :Av.Yakup Barokas
Grafik Tasarım              :Şemi Barokas 
                                       Ovi Roditi Gülerşen

© 2018 by Turkisrael.org

bottom of page