top of page

Güncelleme tarihi: 15 Şub




Israel fue kapache de ganar las gerras kontra los proksis del Iran i mostrar ansi al mundo ke es un payiz militarmente, teknolojikamente, ekonomikamente i en entelijensya un líder en la rejyon onde se topa ma ke fue enkapache de ganar la lucha en el kampo de la diplomasiya publika.


Su indeskutivle kapachita en el kampo militar, en la intelijensya artifisiala i sibernetika, en la kreativita siantifika i su impresionante performansa ekonomika lo plasa entre las nasyones las mas avansadas del mundo.


Malgrado estos faktores de fuerza el fue indikapado en la arena de la diplomasiya publika mostrando una flakeza de propaganda sin igual a la del Hamas, del Hezbollah i mizmo del Iran. Lo ke lo metyo en situasyon del atakante malo, kuando fue el ke fue atakado. La gerra de la propaganda le izo peryer el avantaje de superyorita militar ke tuvo. Israel gano sus batalyas en los kampos de gerra ma peryo la de la injeniozita de la informasyon. El rezultado fue, ke peryo su lejitimidad internasyonala i spesialmente en los Estados Unidos el kual es su mejor aliado de sekurita i de ayudo. La administrasyon israeliana i su armada devran entender ke es un fyasko grande no tener una propaganda adekuada en las relasyones publikas spesialmente en tiempos de konfliktos.


Las gerras aktualas no son mas echas sovre muevas frontieras ma sovre narrativos; en muestro siglo no se kombate solo kon tankes, aviones i misiles, ma a traverso los ekranes de televizyon o de komputadoras, de las medias, de los algoritmos, de las redes sosialas komo Tik Tok, Facebook, WhatsApp i mas.


Los kampos de las universidades i los sistemes de edukasyon son faktores muy importantes en la propaganda ke se aze para la manseves estudiante. Las arenas de persepsyon se izyeron kampos de batalya i el ke es kapache de ganar el narrativo gana la lejitimidad internasyonala. Los inimigos de Israel entendieron bien el djugo, el Hamas, el Iran, el Katar i los elementos islamistos a traverso el mundo izyeron enormes esforsos de informasyones mintirozas sovre la gerra entre Israel i los proksis iranianos i es ansi ke krearon una emosyon negativa kontra Israel.


Empleyaron estos instrumentos ke fueron mas efektivos ke de las roketas i los drones israelianos.

Israel de su parte kontinuo a ovrar sovre modeles klasikos demodados de propaganda en uzando mesanjeros para la prensa en jeneral, en dando anchas informsyones rasyonalas de lo ke se esta pasando en los kampos de gerra, koza ke no enteresa mas el mundo aktual.  


A la manseves de oy mas no les plaze meldar artikolos largos ma al kontraryo konsumen videos de Tik Tok, porke eyos no egzaminan faktos en detalyo ma reaksyonan sovre kontenidos virales ke son por lo mas echos kon la intelijensya artifisiala. Les abasta los algoritmos sovre sujetos en los kualos se kreyen.


Anyos Israel benefisyo del soporto de la opinión amerikana spesialmente de los politikos, los akademisyenes i de la elit kulturala. Koza ke troko despues del atako del 7 Oktobre onde una partida de la djuventud amerikana liberala no amostra mas amistad a Israel.


En los importantes kampos universitaryos la inimista se izo una norma kultural, los profesores adoptaron el ‘diskorso’ de Hamas sin kritikarlo i no se detenyeron de dizir ke Israel es un estado apartheid. El diskorso ansi se izo partizano i publikamente antisemito,debasho de la kacha de la lejitimidad politika. Se pensa ke este estado no vino aksidentalmente ma ke es el rezultado de un esforso bien pensado, bien lavorado por organizasyones antisemitas internasyonalas o arabas kon ajendas klaras.


El mas alarmante aspekto de esta propaganda vino malorozamente de los intelektuales oksidentales ke poko les importa el terrorizmo arabo en justifiandolo sin verguenza i en deklarando ke Israel es el perpetual agresivo. La influensa de la ideolojia islamika ensenyada por los miembros de los Ermanos Arabos del Katar i de la Turkiya da un grande apoyo a esta propaganda nefasta.


Se pensa ke Israel tiene un problem stratejiko, visto ke el no perye nada de punto de la realidad istorika. La realidad istorika i su evidensya estan kon el, basta ke el sea kapachi de enderechar su stratejiya para ke sea mas bien resivida por el mundo, sin duvda el ganara kon el tiempo esta lucha. No abasta a ke Israel sea achetado a ke aga parte integrante de la istorya del Medyo Oriente, ma ke devra azer todo lo ke es nesesaryo, para ganar la gerra de la informasyon. Es posivle de trokar el korso aktual en el kual se topa si Israel es pronto a organizar una diplomasiya publika ke trokara los paradigmos antisemitos i anti israelis en el mundo oksidental.    

         

Selim Salti


Es ke meldatesh la eskrita de una semana antes?





  



101 Kuentos Modernos de Djoha-Dr. SELİM YEHOSHUA SALTİ
Satın Al









İsrail karşıtlığında Avrupa’nın en aşırı iki ülkesi İspanya ve İrlanda. Biri Moskova’dan 6000 km uzaklıkta, diğeri ise 7000 km.  Her ikisinin de ulusal güvenlik sıkıntıları yok. Madrid, NATO üyesi olmasına rağmen tüm Avrupa’nın onay verdiği savunma bütçelerinin milli hasılanın %5’ine yükseltilmesi kararına karşı geldi. Nasıl olsa Putin ordularının İber Yarımadasına kadar gelmeleri bahis konusu değil. Fakat Avrupa’nın ortak savunma stratejisine ayak uydurmayı reddediyor, Sosyalist hükümet. Trump tarafından henüz cezası kesilmedi! Belki Avrupalılar devreye girerler.

 

 

İspanya’nın bugünkü yönetimi İsrail karşıtlığında, Akdeniz çanağında bir numara, Türkiye haricinde tabii… Varsa yoksa Gazze ve Filistin Devleti. Yahudileri 530 yıl önce kendi topraklarından ihraç eden, sonra da hatasını anlayıp Sefaradlara vatandaşlık veren bu İspanya değil sanki. Katalan bölgesi ise anti-İsrail tutumunda İspanya’nın diğer yörelerine göre başa güreşiyor. Manchester City’nin başarılı antrenörü Pep Giardola da katıldı geçen hafta Filistin taraftarlığına, Hamas’tan hiç bahsetmeksizin.

 

 

İrlanda’nın İsrail düşmanlığının nedenleri daha farklı. Olaya tamamen antikolonyial açıdan bakıyorlar. Nasıl Dublin “İngiliz İmparatorluğuna karşı ayaklanıp bağımsızlığını kazandıysa Filistinliler de bir gün Yahudilerden kurtulup kendi devletlerini kuracaklar” iddiası.

 

 

Fakat İsrail’in içinde bulunduğu ulusal güvenlik tehlikesini, hatta yok olma korkusunu anlayamamanın gerisinde acaba kendi topraklarının saldırı altında olmamasının rahatlığı bulunuyor mu? İrlanda endişeden o kadar yoksun ki tüm Batı, Güney, Kuzey ve Doğu Avrupa ülkelerinin ABD ile birlikte içinde bulundukları NATO’nun üyesi bile değil: ordusu ve donanması yok denecek kadar küçük.

 

 

Rusya’dan binlerce kilometre ötede hiçbir askeri risk taşımayan bu ikiliye karşın Moskova’ya komşu Doğu ve Kuzey Avrupa ülkelerinde önemli bir güvenlik korkusu yatıyor. Putin, veya ondan sonra iktidara gelecekler, Polonya’ya, Baltik devletlerine veya Finlandiya’ya saldırıya cüret ederler mi?

 

Risk almamayı tercih ediyorlar. Polonya diğer NATO üyelerinden çok önce milli hasılasının %4,7’sini savunmaya ayırmış durumda. Finlandiya, Baltik Cumhuriyetleri, Çekya ayni istikamette…

 

 

Rusya’nın iştahını kabartan tüm bu başkentler bırakın İsrail’e karşı olmayı, son 2,5 yılın stratejik başarılarından yararlanmak ve öğrenmek için son aylarda Tel Aviv’e askeri uzmanlarını gönderdiler. Ukrayna-Rusya savaşının 20nci yüzyıl muharebelerine benzerliği (uzun cephelerde küçük ilerlemeler) yanında İsrail’in Hizbullah ve İran’a karşı uyguladığı 21nci yüzyıl teknolojik vuruşları (çağrı cihazı patlamaları, F-35’lerin balistik füze rampalarını berhava etmesi…) ilgi çekiyor.

 

 

Nasıl hazırlandılar? En son teknolojik gelişmeler hangileri? Hasımlarının bünyelerine nasıl sızdılar? Hava, kara, deniz ve uzay koordinasyonu nasıl sağlandı?

 

Güney Avrupa’dakiler bir adım daha ilerleyerek ortak bir savunma mimarisi oluşturmaya çalışıyorlar. Bunlardan Yunanistan’ın ezelden beri Yahudi antipatisinin ve İsrail’i çok geç tanımasının bıraktığı ekşimtırak tat artık gerilerde kaldı, ortak tehdit algısı karşısında.  

 

Fazla gevşek ulusal güvenlik tutumunun aksine teyakkuz durumu benzer riskleri taşıyan ülkeleri bir araya getiriyor ve ortak bir yaklaşımda buluşuyorlar. Varşova ve Prag’da Filistin bayraklarına pek rastlanılmaması bunun işareti herhalde.

 

“Derdi derdime eş” deyimini boşuna söylememişler.

Ralf ARDİTTİ        

 

 

IYT dip not :

İfade edilen görüşler İYT web portalının editöryal politikasını yansıtmayabilir.

Yazarların düşünceleri sadece kendilerini bağlar.


Bir önceki yazımı okudunuz mu?











Merhaba sevgili dostlar,

Bir şeyler yazmak, konu bulmak hem çok kolay hem çok zor. Dünya gittikçe daha yaşanmaz bir hâl alıyor ve olan biteni izledikçe, daha da çok kendi kovuğuma çekilip görünmez olasım geliyor. Neyse, hafif ve yaşadığım bir durumu anlatmakla başlayayım; geçen hafta başıma gelen bir olay.

 

Birkaç gün önce sabah dörtte, eksi yirmi derecede işe giderken, kör karanlıkta yola çıktım. Daha birkaç dakika sonra arabamın ısıtmasının çalışmadığını fark ettim. Dönebilirdim; dönmedim, yola devam ettim. Yol hâlâ karanlıktı, gün henüz doğmamıştı ve yolun iki yanı derin ormanla kaplıydı. Bir anda farlarımın bile yetersiz olduğunu fark ettim; her taraf kapkaranlıktı. Yavaşladım ve bunun ağır bir sis olduğunu idrak ettim. Arabam da iyi ısınmadığı için ellerim neredeyse donacak hâle gelmişti.

 

O anı ve arkasından gelen donmanın eşiğindeki otuz dakikayı anlatmaya kelimelerim yetersiz. Flaşörlerimi yaktım ve dua ederek ağır ağır ilerledim. Ana yola nasıl çıktığımı hâlâ bilmiyorum. Sis hafiflediğinde bile arabamın ısıtması çalışmadığı için buz kesmiştim. Otuz dakikalık yolun sonunda arabadan inmeye çalışırken ellerim öyle üşümüştü ki emniyet kemerini bile açmakta zorlandım; zor bela açtım ve kendimi iş yerine attım.

 

İş yerinde sıcak kahvemi elime aldığımda aynadaki silüetime baktım: “Voww!” Çok iyi gözüküyordum. Soğuktan kızarmış yanaklarım, içimdeki adrenalinle canlanmış gibiydi; gözlerim parlıyor, kendimi çok enerjik hissediyordum. Tabii, o soğukta biraz daha kalsaydım ne olurdu, düşünmek bile istemiyorum. Ama galiba biraz adrenalin insana iyi geliyor.

 

Gelelim Dünya da olan bitenlere Dünya denilen gezegenin aslında bir suçu yok; doğa, ve üzerinde yaşayan canlılar her şey çok güzel, gelgelelim bu dengede dünyayı yaşanmaz hale getirenlere, ne yazık ki bütün kötülüklere sebep insan denilen yaratık.  Sosyal medyada azıcık geziniyorum karşıma kamyonun arkasına bağlanarak sürüklenen bir köpek ve bunu yapan bir insan. Neyse ki Seren Serengil, bir genç tarafından durdurulan bu vahşetten kurtarılan köpeği korumaya almış. 

 

Olan bitene kayıtsız kalmak neredeyse imkânsız; bazen belki tüm iletişim araçlarını kapatıp kendi iç dünyama dönersem bu mümkün olabilir diye düşünüyorum. Yine düşünüyorum da belki bunca kötülük eskiden de vardı, ama iletişim araçları olmadığı için kimsenin haberi yoktu. Bütün bunları bana düşündüren ise Epstein dosyaları ve ardındaki korkunç olaylar, özellikle çocuklara yapılanlar… Tüm sosyal medyada olayın Yahudi parmağıyla ilişkilendirilmesi ve nefret söylemlerinin yayılması ayrı bir üzüntü. Sözün bittiği yer!

 

Dış dünyada yaşanan bunca olumsuzluğun içinde kendimi ancak okuduğum hikayeler ve dinlediğim müzik, yazdığım yazılar ve yaptığım işlerle pür tutmaya çalışıyorum.

Okuduğum güzelliklerden bir tanesi geçtiğimiz haftadaki Torah’dan  bir Parasha idi ‘Yitro’. 

Dünyada bu derece kötülükler her yanı sarmışken, üç bin beş yüz yıl önce yazılmış bu hafta okuduğum Parasha beni sardı sarmaladı. Midyanlı Yitro, Musa’nın kayınpederi ve Yahudi ırkından olmayan bir adam, ailesi ile birlikte Mısır’dan çıkan İsrailoğullarına katılıyor ve Musa’ya kendi başına her şeyi yapamayacağını, görevleri bölüştürmesi gerektiğini öğütlüyor.  Bence Parasha’nın en önemli anı, Yitro’nun Musa’ya öğüt vermesidir: Halkı için adil yargıçlar ve liderler atamasını, sorunları paylaşmasını önerir.Böylece hem Musa’nın yükü hafifler hem de topluluk daha düzenli ve dayanışma içinde olur.

Yitro Parashası, On Emir’in verilişi öncesinde gerçekleşir; yani ahlaki ve toplumsal düzenin temeli atılmadan önce bir hazırlık niteliğindedir.

 

Bugün dünyanın dört bir yanında kötülükler ve adaletsizlikler gözlerimizin önünde yaşanıyor. Epstein dosyaları, çocuklara ve hayvanlara yapılan zulümler… Tüm bunlar, insanın tek başına her şeyi çözmeye çalışmasının yeterli olmayacağını gösteriyor. Tıpkı Musa gibi, biz de sınırlarımızı kabul etmeli, görevleri paylaşmalı ve dayanışmayı büyütmeliyiz. Parasha bize hatırlatıyor: insanlık, birlikte hareket ederek ve sorumluluk paylaşarak karanlıkta yol alabilir; bireysel güç yetmez, ama toplulukla birlikte ışığı yayabiliriz.

 

Netflix’te 27 Mart 2024’te gösterime giren Testament: The Story of Moses, Musa’nın hayatını tarihî doku-drama tarzında anlatan üç bölümlük bir belgesel dizidir. Dizide Musa’yı Avi Azulay canlandırır; Charles Dance ve Clarke Peters gibi isimler de yer alır.

İyilikler yanınıza olsun


RahelÇela Behar


IYT dip not :

İfade edilen görüşler İYT web portalının editöryal politikasını yansıtmayabilir.

Yazarların düşünceleri sadece kendilerini bağlar.

 Bir önceki yazımı okudunuz mu?

 











Featured Posts
Recent Posts
Archive
Search By Tags
Follow Us
  • Facebook Basic Square
  • Twitter Basic Square
  • Google+ Basic Square
WhatsApp Image 2020-09-08 at 20.52.59 (1

İLETİŞİM

Telefon                           :+97236582936
Mail                                :turkisrael@gmail.com

 

KÜNYE

İYT Web Sitesi Künyesi:
Editör                             :Av.Yakup Barokas
Grafik Tasarım              :Şemi Barokas 
                                       Ovi Roditi Gülerşen

© 2018 by Turkisrael.org

bottom of page