top of page

Kalbimden kalemime uzanan kelimeler...

  • 26 May
  • 2 dakikada okunur


Kırmızısı solmuş, güneşten ve zorlu hava şartlarından yıpranmış, yorgun yüzlü emektar şezlongumdan toprağa uzanan yalın ayaklarım, toprağın gece çiğ yemiş yüzeyinde hoşnutlukla ağır ağır ufacık kımıldanışlar yapıyor. En nihayetinde yüzünü gösteren yemyeşil çimler, yeşilin en koyu hâlini sonunda aldılar. Uzun bir kıştan sonra, eksi 20’leri hatta -30’ları gören ve yün çorapların içine saklanmış bedenimin tüm yükünü çeken uzuvlarım bu özgürlükten son derece keyifliler.

 

Milou ve Oro (köpeklerim), mutlulukla güneşle ve toprakla buluşmanın sarhoşluğu içindeler sanki. Sessiz bir huşu içinde güneşe yayılmışlar ve gözlerimin içine bakıp hafif hafif kuyruk sallıyorlar. Siz onların konuşmadığını sanıyorsunuz değil mi? Yanılıyorsunuz. Bizim aramızda özel antenler var; biz gözlerimizle anlaşıyoruz.

 

Ve ben bu satırları yazarken Quebec’li bir kuş, bahçemde eski usul gerilmiş çamaşır teline konuyor, ötüyor; bir diğeri hemen yanına gelip ona cevap veriyor, sonra bilinmedik yerlere uçuyorlar.

Gözlerim, ağaçların dallarına konan kuşlar ve yeşillenmiş doğa arasında geziniyor.

 

Toprağa değmekten hoşnut ayaklarım, iyice uzayan çimenlerin arasında kaybolarak üç yıl kadar önce küçücük bir saksıda, bir doğa pikniğinde hediye edilen ve bahçeme ne olduğunu bilmeden ektiğim bir fidenin, şimdi boyumu geçen bir ağaca dönüşmüş gövdesine doğru ilerliyor. Yapraklarına yakından bakıyorum; ne kadar da büyümüşler. Hiçbir bilgim olmadan ektiğim bu fidenin uzun ömrün sembolü olduğunu öğreniyorum; Google Lens’e yapraklarını tuttuğum zaman, adı “gürgen”miş ve meğerse şimdilerde boyumu aşan o küçücük fide yirmi beş metreyi bulacakmış. Her baktığımda doğanın mucizesini hatırlatan bir abide gibi salınıyor bahçemde...

 

Tekrar amaçsızca ektiğim bitkiler arasında geziniyorum. Geçen yıl ektiğim sümbüllerim de mor mor salınıp kokularını yayıyorlar etrafa.

Bizim burada durumlar şimdilik böyle... Sonra size ne yazayım diye düşünüyorum.

 

Geçen hafta yapay zeka ile ilgili yazmıştım ve yapay zekanın yaratıcılığa sekte vuracağını savunmuştum ve tam bu esnada arkadaşım Çağla Pelin’in Facebook’ta yapay zekâ ile ilgili paylaştığı bir bilgi karşıma çıktı. 2024’te Japon yazar Rie Kudan, Akutagawa Prize ödülünü kazandığında yaptığı açıklamada, romanında yapay zekâdan faydalandığını ve metnin yüzde beşinin yapay zekâ destekli olduğunu söylüyor. Ve biliyor musunuz, bu açıklama skandala dönüşmüyor; çünkü yapay zekâ cümle kurabilir ama niyet taşımaz, sorumluluk almaz ve fikrin arkasında durmaz diye açıklıyor Çağla Pelin Üstün paylaştığı yazıda...

 

Ben de bu yazının altına Çağla’ya şöyle bir yorum bıraktım:

“Bir şeyler yazmak isteyen insan, önce kendi iç dünyasına, sonra doğaya, sonra da topluma ve tabii ki insana bakarsa zaten yeteri kadar malzeme bulacaktır; geri kalanı ise düşüncelerin ağından kelimelere, cümlelere ve yazıya dökülmekten ibaret kalıyor. Eğer ansiklopedik bir bilgi gerekiyorsa yapay zekâ, Google, Wikipedia vs. okeydir tabii ama geri kalanı için çok da gerek var mı yapay zekâya, bilemedim?”

 

Siz ne dersiniz?

Bu günlük bu kadar... Buralar çok yeşillendi ve ben de iyice yeşili özlemişim...


Rahel Çela Behar


IYT dip not :

İfade edilen görüşler İYT web portalının editöryal politikasını yansıtmayabilir.

Yazarların düşünceleri sadece kendilerini bağlar.

 Bir önceki yazımı okudunuz mu?

 











Yorumlar


Bizi Takip Edin
  • Facebook Basic Square
  • Twitter Basic Square
  • Google+ Basic Square
bottom of page