DUBAİ’DEN AKABE YOLUYLA RAMAT AVİV’E
- 1 dakika önce
- 3 dakikada okunur


Bu bir gezi yazısı değil savaş ortamında Dubai’den, Akabe ve Tel Aviv’e uzanan sancılı bir yaşanmışlığın aktarımı sadece…
26 Şubat günü eşim Nelly ile iki günlüğüne Dubai’ye uçtuk. Her birinizi duyar gibiyim; “Ne işiniz vardı, başka zaman bulamadınız mı?..” Bir iş toplantısıydı, otuz beş yıllık müvekkillerime hayır diyemedim. Eşim de beni yalnız bırakmak istemedi.
Dubai nasıl derseniz her şey abartı; havaalanının büyüklüğü, binaların yüksekliği, otoyollar, insanların kibarlığı, her yerin temizliği, teknolojinin kullanımı…Otelimizde, 50. kattaki odamızda dev aynada kısa bir süre için beliren hoş geldiniz mesajı ve aynanın orta kısmında televizyon yayını.
Solda Paramount Oteli ayna-tv… Sağda Burj Khalifa gökdeleni yakınında meydanda
Ben şahsen Avrupa’nın o tarih kokan kentlerini doğal güzellikleri yüz kere yeğlerim. Yine de o 150 katlı binaların önünde bir hatıra fotoğrafı çekmeden edemedik.
İki gün sonra havaalanındayız, cumartesi günü saat 10.00, uçağa iki saat var ve uyarı; “Savaş nedeniyle Ben Gurion Havaalanı kapalı!” Şaşkın, tam bir belirsizlik ve beş saat süren bir belirsizlik ve havaalanında oradan oraya koşuşturmalardan sonra Fly Dubai tarafından tam havaalanı karşısında bir otele yerleştiriliyoruz. Yüz kadar İsraelli lobideyiz, kayıtlarımız yapılıyor. Otel ve üç öğün yemek Birleşik Arap Emirlikleri tarafından karşılanıyor.
Ertesi sabah telefonumuzda Arapça ve İngilizce bir uyarı ile karşılaşıyoruz ve hafif bir siren sesi. İran, Dubai merkezine, “Burj Khalifa” yakınına ve havaalanına roket atmış. Otelden karşımızda yer alan havaalanından yükselen dumanları görüyoruz. Tabi bu ülkeden de uçuşlar kapatılıyor.
Bura halkı (on milyon nüfusun sadece yüzde 15’i vatandaş) şaşkın, ilk kez hayatlarında böyle bir durumla karşılaşıyor, ne yapacaklarını bilmiyor, korkudan ağlayanlar var. Bizler (zaten otelin çoğu İsraelli) tek sığınılabilecek yer olan otelin otoparkına iniyoruz. Bu durum sık sık tekrarlanıyor.

Dubai’de bizim durumda 4-5 bin arası İsraellinin bulunduğu söyleniyor, Ulaştırma Bakanı Miri Regev yurt dışında mahsur kalanlar için “At Kanatları Operasyonu” nu (מבצה כבפי הסס) başlattıklarını duyuruyor. Avrupa’dan gelenler tamam … ne var ki önceliğin ateş altında ve korumasız olan BAE’deki İsraellilere verilmesi gerekmiyor muydu? İlkin İsrael kanallarında çaresiz insanların sitemleri, sonrasında bakanlığın Fly Dubai Havayolları ile anlaştığı söylentisi…İsrael Hayom Gazetesi’nde BAE’nin savaş ilan ettiğine dair yanlış haber. Belki de bu sızdırma söylenti nedeniyle kesilen temaslar. Her an doğan bir umut ve ardından gelen düş kıurıklığı…
Beklenti…aynı anda İsrael telefonlarımızdan gelen alarm sesleri ve BAE’den telefonlarımıza tehlike sinyalleri… Ulaştırma Bakanlığından gelen formlar… Ve yine beklemedeyiz. Günler geçiyor. Bir haber yok, çaresizlik duygusu. Galiba kurtarma uçuşlarından umut yok kanısı…Otelde her geçen gün kalabalık azalıyor. İsraelliler arasında oluşturulan ortak WhatsApp grubunda farklı yollardan Atina, Larnaka, Roma, Mısır üzerinden dönüş olanakları arayanlar.
Son gün otel tamamen boşalıyor, son kalan yirmi kişilik gruptan bir öneri; bir acente Akabe’ye uçuşu, sınır geçişini ve otobüs yolculuğunu düzenliyor. Saat 14.00, hemen karar verip ödeme yapmalıyız, aksilikler peşimizi bırakmıyor, kredi kartı karşılık vermiyor. Yarım saat içinde havaalanına yola çıkmak lazım. Ödemeyi çözümlüyoruz. Son süratle hazırlanan iki çekçek… İnşallah bizi havaalanında bırakmazlar, hafiften dolandırılmış olmak endişesi.
Saat 15.00’de Dubai’deki azmanı havaalanı değil, Abu Dabi’deki nispeten ufak bir havaalanındayız. Uçak 20.30’da kalkması gerekirken, erteleme haberi geliyor. Herkes havaalanında yerlerde uyuyor. Ben kendime daha rahat bir koltuk buluyorum. Sonuç birkaç ertelemeden sonra saat sabaha karşı beşte Jordan Aviation uçağına alınıyoruz ve dört saat uçuşundan sonra Ürdün Akabe’deyiz.

Abu Dabi'de Maktoum Havaalanında
Akabe’de sabahın erken saatlerinde çöl sıcaklığı ile karşılaşacağımızı düşünürken dondurucu bir soğuk hava ile karşılaştık. Havaalanından sınıra bindirildiğimiz otobüsün önünde Ürdün polis arabası bize refakat etti, sınır geçidinde işlemlerimiz büyük bir süratle tamamlandı. Grup halinde İsrael sınırına yürüyüşümüz tam filmlikti. Ürdün bayrakları yerine göndere çekilmiş İsrael bayraklarını ve İbranice yazıları görünce duygularımız doruk yaptı. Gümrük polisi, herkes sevinçle bizi karşıladı; “Artık ülkenizdesiniz!”. Böylece 24 saatlik geri dönüş ve on üç günlük macera sona ermişti. Yorgunduk, bitkindik…
İnanmayacaksınız ama geri döndüğümüz ilk gece altı kez aşinası olduğumuz alarm sesleri ile uyanıp sığınağa inmek bile evinde, vatanında olmanın sevgisini gölgeleyemedi.
Av.Yakup BAROKAS
IYT dip not :
İfade edilen görüşler İYT web portalının editöryal politikasını yansıtmayabilir.
Yazarların düşünceleri sadece kendilerini bağlar.
Bir önceki yazımı okudunuz mu?







Yorumlar