top of page

B.H.

“Ey Yaakov, çadırların ne kadar güzel! Ey İsrael, meskenlerin ne kadar güzel!” (Bamidbar 24:5)


Sanedrin 105b’de Gemara şöyle der:Bilam adlı kötü kişinin söylediği bütün berahalar, sonunda onun başlangıçta amaçladığı gibi lanete dönüştü. Bunun tek istisnası şu berahadı:“Ey Yaakov, çadırların ne kadar güzel!


Ey İsrael, meskenlerin ne kadar güzel!”Bu beraha ise, o kötü kişinin niyeti berahadan lanet çıkarmak olmasına rağmen sonsuza kadar geçerliliğini korumuştur.


Bu konuda şu pasuk söylenmiştir:“Aşem Tanrın senin için laneti berahaya çevirdi; çünkü Aşem Tanrın seni seviyor.” (Devarim 23:6)Pasukta “laneti” tekil olarak söylenmiştir; “lanetleri” denmemiştir.Gemara’nın sözleri buraya kadardır.


Şöyle açıklanabilir:Kutsal Olan, mübarek olsun, neden özellikle bu berahanın sonsuza kadar kalmasını istedi de diğer berahaları bırakmadı?Çünkü bu, berahaların en temelidir.


İsrael halkı sinagoglarda ve Bet Midraşlarda oturup Tora öğrenmekle ve Aşem’e kulluk etmekle meşgul olduğunda, Kutsal Olan Maşiah Tsidkenu’yu getirecek, biz de bütün sıkıntılarımızdan kurtulacağız.


Böylece Bilam’ın berahalarından kat kat fazlasını elde edeceğiz.Bu nedenle David şöyle demiştir:“Aşem’den tek bir şey diledim; onu arıyorum: Ömrümün bütün günlerinde Aşem’in Evinde oturmak.”Yani:Kutsal Olan’dan elimizde kalmasını istediğim tek beraha, “Aşem’in Evinde oturmaktır.”Çünkü bu beraha, diğer bütün berahaları da beraberinde getirecektir.Aynı şekilde, Peygamber Yeşayau’nun şu sözlerini de açıklayabiliriz (Yeşayau 34:16):“Aşem’in kitabını araştırın ve okuyun; bunlardan hiçbiri eksik kalmadı.”Yeşayau, İsrael halkına şöyle seslenmektedir:Aşem’in kitabını incelediğinizde, orada şöyle yazıldığını göreceksiniz:“Aşem Tanrın, laneti senin için berahaya çevirdi.” (Devarim 23:6)Dikkat edilirse burada “berahaya” ifadesi tekil olarak kullanılmıştır.


Bundan şunu anlayacaksınız ki, “bunlardan yalnızca biri yok olmadı”; yani Bilam’ın verdiği tüm berahalardan sonunda yalnızca bir tanesi kalıcı oldu ve gerçekleşti. Buna karşılık, diğer bütün berahalar ise gerçekten de ortadan kalktı ve kalıcı olmadı. (Kaynak Pnina Ben İş hay)


Nitekim Gemara Megila (28a)'da şöyle öğretilmiştir:

“Hahamlarımız öğretti: Sinagoglarda hafif başlılık yapılmaz; orada yenilip içilmez, süslenilmez ve gezilmez...”


Bu hüküm Şulhan Aruh'ta (Orah Hayim 151:1) da zikredilir. Orada açıklanır ki, hafif başlılık kavramına sinagogda boş ve gereksiz konuşmalar yapmak da dahildir.


Zoar (Teruma 131b), sinagogda boş söz konuşmanın ciddiyetini çok sert ifadelerle vurgular:

“Kim sinagogda boş ve dünyevi sözler konuşursa, vay ona! Onun İsrael'in Tanrısı'nda bir payı yoktur. O kişi sanki Tanrı'sı olmayan biri gibidir. Orada Şehina'nın bulunmadığını kabul etmiş gibi davranır. Bu yüzden de Tanrı korkusu yoktur.”


Tur (Devarim 26:19) da şu dikkat çekici açıklamayı yapar:

“Tanrı sizi yaptığı bütün ulusların üzerine övgü, isim ve ihtişamla yükseltecek.”


Hahamlarımızın açıkladığı gibi, gelecekte Kutsal Olan her tsadikin başına bir taç koyacaktır. İnsanlar dua ederken Aşem'i taçlandırırlar; daha sonra o taç kendilerine geri döner.


Ancak sinagogda boş konuşan kimseler bu büyük kazançtan mahrum kalır; hatta kaynaklarda onların bedenlerinin dikenlerle sarılacağı ifade edilmiştir.


Öyleyse, ebedî olarak geçerli kalan bu barahaya layık olmak isteyen kişi, yalnızca sinagoga ve Bet Midraş'a gitmekle yetinmemeli; oraların kutsiyetini korumalı, gereksiz konuşmalardan sakınmalı ve Şehina'nın huzurunda bulunduğunun bilinciyle hareket etmelidir.


Çünkü sinagoglara ve Bet Midraşlara gösterilen saygı, yalnızca bir edep kuralı değil; bütün berahaların kapısını açan ve İsrael halkının üzerine Tanrısal merhameti çeken büyük bir mitsvadır.


Yisrael Mor

 

Geçen haftanın peraşasını okudunuz mu?










 

Arnavutluk’un güneyinde, Yunanistan sınırına yakın Saranda ve Ksamil arasında yer alan Butrint Millî Parkı, Balkanlar’ın en önemli tarihî ve doğal miras alanlarından biridir.


Yaklaşık 9.400 hektarlık bir alanı kapsayan park, yalnızca antik kalıntılarıyla değil, gölleri, sulak alanları, ormanları ve zengin biyolojik çeşitliliğiyle de dikkat çeker.


1992 yılında UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne alınan Butrint, her yıl dünyanın dört bir yanından gelen binlerce ziyaretçiyi ağırlamaktadır.



Butrint’in tarihi yaklaşık 2.500 yıl öncesine kadar uzanır. İlk yerleşimlerin Yunan kolonileri döneminde başladığı düşünülmektedir. Daha sonra Roma İmparatorluğu’nun önemli şehirlerinden biri hâline gelen Butrint, Bizans, Venedik ve Osmanlı dönemlerinde de önemini korumuştur. Bu nedenle parkta farklı uygarlıkların izlerini bir arada görmek mümkündür.

 

Antik kentte gezilecek başlıca yapılar arasında Helenistik Tiyatro, Roma Hamamları, Vaftizhane (Baptistery), Erken Hristiyan Bazilikası, Agora, Aslan Kapısı ve Venedik Kalesi bulunmaktadır. Özellikle mozaikleriyle ünlü vaftizhane, Butrint’in en etkileyici yapılarından biridir. Akropol tepesinde yer alan müze ise kazılarda ortaya çıkarılan heykelleri, seramikleri ve günlük yaşamda kullanılan eserleri sergileyerek ziyaretçilere bölgenin tarihini daha yakından tanıma fırsatı sunar.

 

Butrint yalnızca bir arkeoloji alanı değildir. Parkın çevresindeki göl ve lagünler, flamingolar, balıkçıllar, karabataklar ve birçok göçmen kuş türü için önemli bir yaşam alanıdır. Yoğun bitki örtüsü, meşe ormanları ve Akdeniz’e özgü maki toplulukları, doğa yürüyüşü yapmak isteyenler için eşsiz bir ortam oluşturur. Tarih ve doğanın iç içe geçtiği bu atmosfer, ziyaretçilere huzurlu ve unutulmaz bir deneyim yaşatır.

 

Butrint’i ziyaret etmek isteyenler için en uygun başlangıç noktaları Saranda ve Ksamil’dir. Her iki yerleşimden de taksi, otobüs veya düzenlenen günlük turlarla parka kolayca ulaşılabilir. Antik kentin tamamını rahatça gezebilmek için en az iki ila üç saat ayırmak tavsiye edilir. Yaz aylarında sıcaklık yüksek olduğundan sabah erken saatlerde veya öğleden sonra ziyaret etmek daha konforlu olacaktır.

 

Bugün Butrint Millî Parkı, geçmişin görkemini günümüze taşıyan yaşayan bir açık hava müzesi niteliğindedir. Doğal güzellikleri, zengin tarihi ve iyi korunmuş kalıntıları sayesinde Arnavutluk’un en değerli kültürel hazinelerinden biri olarak kabul edilir. Arnavutluk’u ziyaret eden herkes için Butrint, yalnızca görülecek bir antik kent değil, aynı zamanda Akdeniz uygarlıklarının binlerce yıllık hikâyesini hissedebileceği eşsiz bir destinasyondur.

 

 Video: Yakup BAROKAS

Kaynak: ChatGPT


IYT dip not :

İfade edilen görüşler İYT web portalının editöryal politikasını yansıtmayabilir.

Yazarların düşünceleri sadece kendilerini bağlar.







 




İslam İşbirliği Teşkilatı (Organisation of Islamic Cooperation) nüfusları Müslüman ağırlıklı tüm ülkeleri kapsayan uluslararası bir örgüt: Lübnan dahil 25 üyesi var. Bunlardan 6’sı bugüne kadar İsrail ile diplomatik ilişkiler kurdu.

 

 

Türkiye- Her ne kadar Ankara ile Yeruşalayim (Kudüs) arasında şu aralar laf atışmaları hiç durmasa dahi durum başlangıçta çok farklıydı. Türkiye, Müslümanlar arasında 1949’da İsrail’i ilk tanıyan ülke. Sık sık AKP iktidarı tarafından Yahudi Devleti’nin Anadolu’ya saldıracağı ve topraklarında gözü olduğu iddialarının aksine Cumhuriyet hükümetleri 70 yıl boyunca İsrail ile iyi ilişkiler içerisinde olmaya ve stratejik ortaklıklar kurmaya özen gösterdiler. Neticede Türkiye’nin İsrail’i tanıması için 1 yıl (1949-48) yeterliydi.

 

 

Mısır- İsrail’in kuruluşun ertesi günü (haftasında veya yılında değil) yeni ülkeye saldıran ve “Yahudileri denize dökeceğiz” demeçlerine rağmen başarı kazanamayan Kral Faruk hükümetini 1952’de Nasır iktidarı takip etti. 1956 Sinai, 1967 Altı Günlük Savaş, 1973 Yom Kipur Harbinde yenilgiler sonrasında 1979 yılında Cumhurbaşkanı Sedat, Yeruşalayim ziyareti sürprizi ile birlikte, İsrail ile diplomatik ilişki kuran ilk Arap devleti oldu. Süre: 1979-1948: 31 yıl.

 

 

Ürdün- 1948-49 savaşında en başarılı Arap ordusuna sahip Ürdün (başında Glubb Paşa adlı İngiliz komutanı sayesinde) 1967’da Cemal Abdülnasır’ın iteklemesi sonunda girdiği savaşta Batı Ürdün bölgesini İsrail’e kaybeder. Gizliden gizliye müttefik olduğu Yahudi Devleti ile nihayet 1994’te barış anlaşması imzalar. Süre: 1994-1948: 46 yıl.

 

 

Birleşik Arap Emirlikleri- Başından beri İsrail’e hasmane tavır almayan Abu Dabi yömetimi ABD başkanı 1nci Trump’ın döneminde İbrahim Anlaşmaları kapsamında 2020’de İsrail’i tanıyan ilk Körfez ülkesi olur. Son 6-7 yılda ise diplomatik ilişkiler dışında neredeyse askeri ittifaka yaklaşır. Süre: 2020-1971: 49 yıl (kuruluş yılına göre).

 

 

Bahreyn - İbrahim Anlaşmaları kapsamında- 2020 - 1971: 49 yıl.

 

Fas- Zamanında önemli bir Yahudi azınlığa sahip olan Fas Krallığı hiçbir zaman İsrail’e uzak hissetmedi kendini fakat cesaretini toplayıp 2020’de tanıması için ABD’nin de katıldığı üçlü bir sözleşme gerekti. 2020-1956: 64 yıl.

 

 

Somaliland - İslam Teşkilatı’nın kabul etmediği fakat İsrail’in tanıdığı nadir Müslüman ülkelerden biri. 2025-1991: 34 yıl.      

 

 

Bundan sonrakiler geleceğe dair yazarın öngörüleri.

Lübnan - Geçtiğimiz hafta ABD Dışişleri bakanı Marco Rubio’nun gözetiminde Lübnan ile İsrail arasında imzalanan ilk anlaşmanın (Lübnan topraklarından geri çekilme) daha kapsamlı diplomatik ilişkiye dönüşmesi ancak Hizbullah’ın Yahudi Devletine tehdit oluşturmadığının tespiti ile geçerlidir. Daha ne kadar alır bu süre? Büyük çapta İran’ın siyasetine ve Lübnan’ı egemen ülke olarak görmesine bağlı olarak tahminim: 4 yıl. Öyle ise toplam tanıma süresi: 2030-1948: 82 yıl.

 

 

Suudi Arabistan- İran Savaşı sonrasında ABD’ye azalan güvenin BAE liderliğinde Körfez ülkeleri tarafından İsrail’e yakınlaşma olarak değerlendirildiği bir dönem başlarsa Riyad İbrahim Anlaşmalarına girebilir. Bu aşama için Gazze’de Trump Planının ilerleme kaydetmesi ve Suudların “olası bir Filistin Devleti ufukta görünüyor” intibaına kapılmaları gerekir. 2031-1948: 83 yıl.  

 

 

Suriye: Rejim değişikliği ile yükselen umutlar İsrail’in işgal ettiği topraklardan şimdilik çekilmeyeceğinin anlaşılması ile azaldı.  Yeruşalayim henüz ElŞaraa’ya ve kuvvetlerine güvenmiyor, üstelik bir suikast durumunda her şey değişebilir. Suriye’nin yeterli yatırımı çekmesi ve halkının yaşanabilir bir ortama kavuşması için gereken süreyi 10 yıl olarak tahmin ediyorum. Bu dönemde İsrail’i tanıması Erdoğan iktidarının ve devamının tutumuna bağlı olacaktır. Süre: 2036-1948: 88 yıl.  

 

80- 100 yıl (2028-2048) içerisinde diplomatik ilişki kurmalarını beklediklerim: Endonezya, Libya, Kuveyt, Malezya, Senegal, Tunus. Diğerlerinin tanımaları başa geçecek hükümetlerin dünyaya açılmalarına, teknoloji davet etmelerine ve ABD ile yakın ilişkiler kurmalarına bağlı kalacaktır.

 

 

Müslüman ağırlıklı ülkelerin gerçekçi tutuma yaklaşmaları kendi ulusal güvenlik anlayışları ile birlikte ele alınmalıdır. Fakat eğilimin yönü kesindir: Çoğu İsrail’i kuruluşundan sonraki 70-100 yıl içerisinde tanımış olacaklardır.

 

Bu gecikmenin kendi halklarına olan faturası: Kaybedilen savaşlar, ölümler, yüksek savunma giderlerinin bütçeye yükü, cezbedilemeyen yatırımlar, ileri teknolojiden yararlanamama, güdük ve katı siyasetin yol açtığı yoksulluk…

 

…Kimin tarafından ödenecek?

 

Ralf ARDITTI

 

 

IYT dip not :

İfade edilen görüşler İYT web portalının editöryal politikasını yansıtmayabilir.

Yazarların düşünceleri sadece kendilerini bağlar.


Bir önceki yazımı okudunuz mu?








Featured Posts
Recent Posts
Archive
Search By Tags
Follow Us
  • Whatsapp
  • Facebook Basic Square
  • Twitter Basic Square
  • Google+ Basic Square
bottom of page