top of page


Gerçek zafer, yalnızca yok edilen yerlerin sayısıyla, atılan bombaların tonajıyla veya yıkımın görüntüleriyle ölçülmez. Gerçek zafer çok daha derin bir şeyle ölçülür: “kimin iradesini diğerine dayattığıyla.” Bu, Clausewitz'in klasik fikriyle tamamen örtüşüyor:

 

“Savaşın amacı, düşmanı kendi irademizi yerine getirmeye zorlamaktır.”

 Bu sadece dış savaşla ilgili değil. Oslo Anlaşmalarından bu yana Gazze, egemenliğin kısmen teslim edilmesinin korkunç bir örneği haline geldi: Sakinlik, tavizler, geri çekilmeler, düzenlemeler ve diplomatik yanılsamalar yoluyla satın alındı.

 

Ancak eğer düşman sonunda bu alanı tehdidini, tünellerini, füzelerini, zaman çizelgesini ve psikolojik baskısını dayatmak için kullanırsa, o zaman gerçek soruyu sorma cesaretini göstermeliyiz: Kim kime kendi iradesini dayattı?

 

Aynı durum İsrael'in kendi içinde de geçerli. Bagatz veya herhangi bir kurumsal güç, “kendini halkın en derin iradesinin”, güvenliğinin, “Yahudi kimliğinin ve kendini savunma kapasitesinin” üstüne koyduğunda, mücadele artık sadece askeri bir mücadele olmaktan çıkar. İç egemenlik mücadelesine dönüşür. Çünkü bir halk güçlü bir orduya, uçaklara, tanklara ve istihbarat servislerine sahip olabilir, “ancak eğer artık gücünü misyonuna uygun olarak kullanma ahlaki, siyasi veya yasal hakkına sahip değilse, o zaman bir başkası zaten kendi iradesini ona dayatıyor demektir.”

 

Dolayısıyla, İsrael stratejik bir hedefi vurursa, ancak İran daha sonra yeni bir kural dayatmayı başarırsa- örneğin: "Buraya vurursanız, sizi orada ödemeye zorlayacağız”- o zaman soru artık sadece "Neyi yok ettik?" olmaktan çıkar. Asıl soru şu oluyor: “Onların davranışlarını biz mi değiştirdik, yoksa onlar mı bizim davranışlarımızı değiştirdi? “

 

Çünkü beton yapıları, hangarları, altyapıyı, hatta önemli yerleri bile yıkabilirsiniz, ancak sonunda tempoyu, sınırları, psikolojik bedeli ve karar alma çerçevesini belirleyen diğer taraf olursa, irade ilişkisini kaybedebilirsiniz. Öte yandan, darbe alan bir rakip bile, sizi tereddütte düşürmeyi, elinizi geri çekmenizi sağlamayı, izin istemeyi veya eylemlerinizi onların tepkisine göre organize etmeyi başarırsa stratejik olarak kazanabilir. (Örnek: İran)

 

Amerikalılar için de durum aynı. Soru sadece "onlar bizim müttefiklerimiz mi?" şeklinde değil. Soru şu: Kritik anlarda, onların iradesi bizim hayatta kalmamıza mı hizmet eder, yoksa bizim hayatta kalmamız onların iradesinin esiri mi olur? Eğer İsrael yalnızca Amerikalıların izin verdiği çerçeve içinde hareket ederse, Amerikalılar füze fırlatmasalar bile kendi iradelerini dayatmış olurlar. Askeri güçle değil, diplomatik, mali, siyasi ve psikolojik bağımlılık yoluyla kazanırlar.

 

Ancak İsrael, varlığının pazarlık konusu olmadığını, belirli kırmızı çizgilerin Washington'a, BM'ye, Bagatz'a (Yüksek Mahkeme) veya ulusların bakışına bağlı olmadığını herkesin anlayacağı şekilde davranmayı başarırsa, İsrael iç egemenliğinin bir kısmını geri kazanır. İşte bu da benim hayata bakış açımla örtüştüğü nokta.

 

Gerçek “Emuna” (İnanç), yalnızca tek bir iradeye, A-şem'in iradesine tabi olduğumuzu anlamaktır. “Bitahon” (Güven) ise daha da derindir: irademin A-şem'in iradesiyle uyumlu olabileceğini anlamaktır. Bunun nedeni, irademi A-şem'e dayatmam değil, onların BİR olmasıdır. O anda artık sadece kendim için savaşmıyorum. Onunla ve O'nun için savaşıyorum. A-şem'in yanında olan kişi, dış dünyanın ondan aldıklarıyla değil, dış dünyanın ona dayatamadıklarıyla tanımlanır.

 

Hayatta da kazanan, en çok gürültü çıkaran, en sert saldıran veya en çok etkileyen kişi olmak zorunda değildir. Kazanan, kendi iradesine hâkim olan kişidir. Dünya sürekli olarak size kendi iradesini dayatmaya çalışıyor: korku yoluyla, başkalarının bakışları yoluyla, para yoluyla, kayıplar yoluyla, baskı yoluyla, beklenti yoluyla, tanınma ihtiyacı yoluyla. Eğer bu şeyler içsel yönünüzü değiştirmenize neden oluyorsa, kazanmışlardır. Fakat eğer kendi gerçeğinize, görevinize, Tora'ya ve Tanrı'nın sizden beklediklerine göre hareket etmeye devam ederseniz, zor bir durumda bile yenilgiye uğramazsınız.

 

Dolayısıyla asıl soru asla sadece şu değildir: Ne kaybettim?  Soru, irademi kaybettim mi? Çünkü insan iradesini misyonuyla uyumlu tuttuğu sürece, kayıplardan, aşağılanmalardan, gecikmelerden, muhalefetlerden geçebilir- gerçek anlamda yenilgiye uğramaz. Gerçek zafer, dış dünyanın iç dünyanızın efendisi olmaktan vazgeçmesidir. Kimileri buna Bitahon Atsmi, yani özgüven der. Fakat A-şem'in planlarını anlayan biri için buna artık özgüven denmez; buna A-şem'e olan güven denir. Ve gerçek zafer kâğıt üstündeki bir imzada değil her bir bireyin kendini geleceğe dair güvende hissettiği bir anlaşmaya dayanır.


Yedidya Essemininin Haftalık öğreniminden derlenmiştir...

 

Riva N. ESSEMİNİ

 

  Bir önceki yazımı okudunuz mu?

 

 

 







Arnavutluk Başbakanı Edi Rama, "Tahran'ın katillerine karşı yolumuz açıktı: Büyükelçiliklerini ülkeden çıkarmak ve dünyanın en gelişmiş siber sistemlerinden birini kurmak için İsrail ile bağlantı kurmak" dedi.


_Edi Rama 2022  İsrael ziyaretinde (Wikipedia Communs)
_Edi Rama 2022  İsrael ziyaretinde (Wikipedia Communs)

Arnavutluk Başbakanı Edi Rama, ülkesini ABD Başkanı Donald Trump'ın Barış Kurulu'na eklemesinin hemen ardından ve İran'la olası bir gerilimin öncesinde, hassas bir anda İsrael'e gelmişti. Başkan Rama İran'ı yakından tanımakta ve fanatik rejimine karşı hiçbir sevgi beslememekte.

 

Temmuz 2022'de Arnavutluk, merkezi hükümet sistemlerini, kamu hizmetlerini ve veri tabanlarını hedef alan büyük bir siber saldırıya maruz kalmıştı. Saldırının arkasında Ayetullah rejiminin olduğu kısa sürede anlaşılmıştı. Rama sert bir şekilde karşılık vermiş ve İranlı diplomatları sınır dışı etmişti. Rama Arnavutluk’taki İslam Cumhuriyeti'nin büyükelçiliğini kapattı ve ABD ve İsrail ile güvenlik iş birliğini güçlendirdi.

 

Rama'nın 2005'ten beri Arnavutluk Sosyalist Partisi'nin başında olması, onu görünüşe göre Trump'la ve İsrael'le birçok konuda aynı fikirde olan dünyadaki tek sosyalist lider yapıyor. Rana İsrael HaYom Gazetesi’ne verdiği röportajda; "Arnavutluk-İsrael ilişkileri stratejik olarak olgunlaşmıştır ve yalnızca güçlenebilir, çünkü bunlar çıkar veya anlık uyum üzerine kurulmamıştır. Bunlar yalnızca çıkarlardan daha derin ve ortak demokratik içgüdülerden daha eski bir şeye dayanmaktadır. Gerçek temeli uzun bir ahlaki hafızadır." diye belirtti.


Aşağıda İsrael Hayom’da Arnavutluk Başkanı Edi Rama ile gerçekleştirilen söyleşi kısaltılarak aktarılmıştır:

 

"İsrail, öğrenme konusunda referans noktasıdır."

Arnavutluk gibi açık bir Müslüman çoğunluğa sahip bir ülke söz konusu olduğunda, Yahudi devletine dair böyle bir algı kendiliğinden ortaya çıkmaz; özellikle de dış aktörlerin zaten bu ülkeye el uzatmaya ve radikal İslam'ın ateşini körüklemeye çalıştığı bir dönemde.

 

Rama, "Radikal İslam sadece bir güvenlik tehdidi değil, aynı zamanda kültürel ve medeniyetsel bir tehdittir," dedi. "Liberal demokrasiye ve toplumsal barışa doğrudan bir tehdittir. Çünkü inancı siyasi bir ölüm aracı haline getirir. İlerledikçe toplumları içeriden yok eder, birlikte yaşamı zehirler ve inancı korkuya dönüştürür."

 

"Balkanlar bu tehlikeyi yakından biliyor. Kimliğin bir silah haline geldiğinde ve dinin siyasi bir araç olarak kullanıldığında neler olduğunu biliyoruz. Arnavutluk'un gücü, din özgürlüğünü garanti eden ve şiddet içeren aşırıcılığa sıfır tolerans gösteren laik bir devlet tarafından desteklenen uzun bir dini hoşgörü geleneğinde yatmaktadır."

 

"Hamas iki ucu keskin bir kılıçtır."

Arnavutluk Başbakanı, her anlamda oldukça renkli bir figür. Arkasında spor ve sanat geçmişi (milli takımda basketbol oynadı ve daha sonra ressam oldu) ve oldukça sıra dışı hikayeler yatıyor. Örneğin, Arnavutluk'un başkenti Tiran'ın belediye başkanı olarak yaptığı işlerden biri, şehre hayat vermek için binaları parlak renklerle boyamaktı. Tiran'ın dönüşümünü, yatağa bağlı hasta bir kadının aniden makyaj ve ruj sürerek yatağından fırlamasına benzetti. Bu hamleye yönelik eleştiriler Rama'yı yolundan saptırmadı.

 

"Siyasi söylem veya seçici öfke kılıfına bürünmüş olsa bile, antisemitizmin her türlüsünün normalleştirilmesini kesinlikle reddediyoruz. Filistinlilerle dayanışmanın terör karşısında sessiz kalmayı veya 7 Ekim'deki vahşeti örtbas etmeyi gerektirdiği iddiasını da reddediyoruz; bu olaylar 'eğer' ve 'ama'larla ele alınmamalıdır. Dostluk körü körüne alkış değildir, dostluk yalanları, sloganları ve her iki tarafın da acısını uzatan basitleştirmelerin rahatlığını reddederken yanınızda durma cesaretidir."

 

Arnavutluk, güvenlik ve terörle mücadele konularında İsrael ile yakın iş birliği içindedir. Başka hangi alanlarda iş birliğinizi derinleştirmek istersiniz?

 

"İsrael ile iş birliğimiz zaten gerçek ve işliyor, bu nedenle gerçekten önemli olan alanlarda iş birliğini derinleştirmeyi hedefliyoruz. İlk olarak siber güvenlik. İsrael'in deneyimi ve desteği bize kırılganlıktan dayanıklılığa nasıl geçileceğini gösterdi. Devlet sistemlerini, kritik altyapıyı ve demokrasimizin dijital omurgasını savunmada iş birliğini derinleştirmeyi amaçlıyoruz."

 

"İkincisi, savunma yetenekleri. İsrael şirketleriyle somut ortaklıklar kurarak, teknoloji transferine, yerel üretime ve eğitime önem vererek Arnavutluk'un savunma sanayisini geliştiriyoruz."

 

"Üçüncüsü, istihbarat ve terörle mücadele. Sadece klasik terör ağlarına karşı değil, aynı zamanda hibrit tehditlere, etki operasyonlarına ve devlet destekli yıkıcı faaliyetlere karşı da. İsrael'in bu alandaki deneyimi emsalsizdir ve bundan ders çıkarmak stratejik bir önceliktir."

 

"Dördüncüsü, yüksek teknoloji, sağlık, eğitim ve inovasyon alanlarında iş birliği. Güçlü, modern ve yenilikçi bir devlete saldırmak ve onu zayıflatmak daha zordur."

"Ve son olarak, turizm. Arnavutluk'u ziyaret eden İsraelli turist sayısı geçen yıl neredeyse %800 arttı. Bu, İsraellilerin Arnavutluk'ta kendilerini güvende hissettikleri anlamına geliyor ve güvenlik, güvenin en derin biçimidir. Turizm, insan bağları kurar ve yatırımlara ve uzun vadeli varlığa kapı açar."

 

İsrael'in yenilikçiliğinin Arnavutluk'un ekonomik kalkınmasına, özellikle teknoloji, su ve enerji alanlarındaki katkısını nasıl değerlendiriyorsunuz?

 

"İsrael'in inovasyon ekosistemi, Arnavutluk'un bağlantı kurmayı aradığı türden pratik bir deha örneği. Teknoloji alanında, dijital yönetişim, yapay zeka, fintech ve akıllı eğitimde ortaklıklar kurmayı hedefliyoruz ve birkaç ilginç proje üzerinde çalışıyoruz; örneğin, yakında faaliyete geçecek olan ilk dijital banka."

 

"Su konusunda, değişen iklime uyarlanmış verimlilik ve hassas tarım çözümlerine odaklanıyoruz. Enerji konusunda ise depolama, akıllı şebeke yönetimi ve temiz enerji entegrasyonuyla ilgileniyoruz ve görüşmelerimiz devam ediyor. İsrael'in zekası ve deneyimi, hayal edilebilecek en iyisi."


Arnavutluk, Avrupa Birliği'ne daha derin bir entegrasyon yolunda istikrarlı bir şekilde ilerliyor. Tam üye olarak kabul edildikten sonra bile İsrail yanlısı net bir duruş sergilemeye devam edecek misiniz?

 

"Arnavutluk, değerlerini ve dostluklarını Avrupa Birliği'ne taşıyacak, girişte bırakmayacak. İsrael halkına şunu söylemek istiyorum: Korku ve nefretin hızla yayıldığı bir dönemde, dünyaya direncin neye benzediğini gösterdiniz. Arnavutluk her zaman yanınızda olacak ve antisemitizmle mücadele edecek."


Ekonomik ortaklık


Ve eğer bu yeterli değilse, Rama İsrail'in sadece ülkesine değil, genel olarak Balkanlar'da istikrarın güçlendirilmesine de katkıda bulunabileceğine inanıyor. "İsrail, ekonomik ortaklıklar, inovasyon ve güvenlik iş birliğinin yanı sıra kültürel ve eğitimsel köprüler aracılığıyla da olumlu bir rol oynayabilir," diye açıkladı. "Güneydoğu Avrupa'daki istikrar, güçlü kurumlardan, güvenilir Avrupa entegrasyonundan ve ekonomik fırsatlardan gelir. İsrail, en güçlü olduğu alanlarda katkıda bulunabilir: teknoloji, girişimcilik, güvenlik uzmanlığı ve gösterişten ziyade inşa etmeyi tercih eden pragmatik düşünce."

 


 


Trump anlaşmada arabulucu rölü yüklenen Pakistan  Başkanı Şahbaz Şerif ile (Wikipedia Communs)
Trump anlaşmada arabulucu rölü yüklenen Pakistan  Başkanı Şahbaz Şerif ile (Wikipedia Communs)

İran medyası anlaşmanın İran'a 12 milyar dolar kaynak sağladığını bildiriyor; Vance ve İran Devlet Başkanı Ghalibaf'ın cuma günü imzalayacağı anlaşmanın ardından nükleer görüşmeler başlayacak.

 

ABD ve İranlı yetkililer 15 Haziran Pazartesi sabahı erken saatlerde, savaşlarını sona erdirmek için bir mutabakat zaptı üzerinde anlaştıklarını açıkladılar. Anlaşmanın, ABD'nin İran'a uyguladığı ablukayı durdurması, Hürmüz Boğazı'nı yeniden açması ve Tahran'ın nükleer programı hakkında 60 günlük görüşmelerin başlaması bekleniyor.

 

ABD Başkanı Donald Trump'ın, tarafların nihayetinde nükleer bir anlaşmaya varamaması durumunda İran'a yönelik saldırıların yeniden başlayabileceği tehdidinde bulunduğu bildirildi.

 

Cuma günü İsviçre'de imzalanması beklenen anlaşma, ABD ve İsrail'in 28 Şubat'ta İran rejimine karşı başlattığı ve daha sonra Orta Doğu'ya yayılan savaşa resmen son verecek.

 

Mutabakat zaptı henüz kamuoyuna açıklanmadı, ancak İran ve Pakistan kaynakları, zaptın İsrail ile İran destekli Lübnan terör örgütü Hizbullah arasındaki çatışmada ateşkesi de içerdiğini belirtti.

 

Trump, pazar akşamı Truth Social'da yaptığı paylaşımda, "İran İslam Cumhuriyeti ile anlaşma tamamlandı. Herkese tebrikler! Hürmüz Boğazı'nın ücretsiz olarak açılmasını ve aynı zamanda ABD Donanması ablukasının derhal kaldırılmasını tam olarak onaylıyorum. Dünyanın gemileri, motorlarınızı çalıştırın. Petrol aksın!" dedi.

 


Tahran'ın diplomatik temsilciliklerinden birine göre, İran Dışişleri Bakan Yardımcısı Kazem Gharibabadi, tarafların "Lübnan da dahil olmak üzere çeşitli cephelerdeki savaşın ve tüm askeri operasyonların derhal ve kalıcı olarak sona erdirilmesi" konusunda anlaştığını söyledi.

 

ABD'nin bu anlaşmadan sonra da İsrael Savunma Kuvvetleri'nin Lübnan'daki operasyonlarına destek verip vermeyeceği belirsizliğini koruyor; zira Trump, İsrael'in bu saldırıların Pazar günü varılan anlaşmayı tehlikeye attığını söylemişti.

 

Anlaşma ilk olarak arabuluculuk görevini üstlenen Pakistan Başbakanı Şehbaz Şerif tarafından duyuruldu. Şerif yaptığı açıklamada, anlaşmanın "Lübnan dahil olmak üzere tüm cephelerdeki askeri operasyonların derhal ve kalıcı olarak sona erdirilmesini" öngördüğünü söyledi.

 

Pazartesi sabahı itibariyle İsrael liderleri anlaşmanın duyurulmasına henüz kamuoyuna açık bir yanıt vermemişti. Ancak bildirilen anlaşmanın çerçevesi İsrael yetkilileri arasında derin endişeye yol açtı.

 

İsrael, ABD ile birlikte savaşı başlatmış olmasına rağmen, anlaşma görüşmelerine dahil edilmedi. Anlaşmanın bildirilen unsurları, ABD ve İsrael tarafından belirlenen savaşın hedeflerine ulaşmıyor; bu hedefler arasında İran'ın nükleer programının ortadan kaldırılması, balistik füze stokunun azaltılması, terör örgütlerine verdiği desteğin sonlandırılması.


Anlaşmanın kesin şartları henüz bilinmiyor, ancak İran'ın Mehr haber ajansına atıfta bulunan raporlara göre, anlaşma İran'ın bloke ettiği ve küresel petrol arzı için önemli bir geçiş yolu olan Hürmüz Boğazı'nın açılmasını ve ABD'nin İran limanlarına uyguladığı ablukanın sona erdirilmesini içeriyor.


Kaynak: Times of İsreal

 


 

Featured Posts
Recent Posts
Archive
Search By Tags
Follow Us
  • Whatsapp
  • Facebook Basic Square
  • Twitter Basic Square
  • Google+ Basic Square
bottom of page