top of page

RÜZGARIN GÖLGESİ/ THE SHADOW OF THE WIND

  • 35 dakika önce
  • 2 dakikada okunur

Rahel Çela Behar’ın 20 Temmuz 2026 tarihli Neden Fiziksel Kitaplar Toplanıp İmha Ediliyor?” başlıklı İYT portalında yayınlanan yazısını okuyunca şok oldum. Yazı aktarılan şu haber üzerine kaleme alınmıştı: “Yapay zekâ şirketlerinin internet verilerinin yetersiz kalması nedeniyle Avrupa'daki sahaflardan toplu halde milyonlarca ikinci el kitap satın alıp tarattıktan sonra imha ettiği iddiaları gündem oldu. Bu durumun kültürel mirasın yok edilmesine yol açtığı yönünde tartışmalar yaşanıyor.”

 

Yazının tamamını aşağıdaki linkten okuyabilirsiniz:

 

 

Gençlerin artık kitap okumadıkları biliniyor. Kitap okuma alışkanlığının nerdeyse sıfırlandığı günümüzde bir gün, belki de çok yakın bir tarihte AI kitap olayını tamamen tarihin sayfalarına gömecek, “bir zamanlar kitap denen bir şey vardı” dedirtecek ve “kitap mezarlıkları” distopya olmaktan çıkacak, gerçeğe dönüşecek belki de.

 

Rastlantının bu kadarı olmaz, Rahel’in yazısını okumadan bir gün önce sokak kütüphanesinden gelişigüzel bir kitap seçtim: “The Shadow of the Wind” (Rüzgarin Gölgesi). Ve kitabın konusu ‘Kitaplar Mezarlığı’ndan alınan ve gizemli bir şekilde yok edilen bir kitabın hikayesi.

 

Araştırdığımda “Rüzgârın Gölgesi”nin İspanyol yazar Carlos Ruiz Zafón’un en tanınmış eseri olduğunu ve orijinal adı La Sombra del Viento” olan romanın ilk kez 2001’de yayımlanmış ve dünya çapında büyük ilgi gördüğünü öğrendim. 600 sayfalık kitabı bir çırpıda okudum.

 

Kitap, 1945 sonrası Barselona’da geçer. Şehir hâlâ İspanya İç Savaşı’nın yaralarını taşımaktadır. Hikâyenin merkezinde genç Daniel Sempere vardır. Daniel’in babası onu gizemli bir yer olan “Unutulmuş Kitaplar Mezarlığı”na götürür ve oradan hayatı boyunca koruyacağı bir kitap seçmesini ister. Daniel, yazarı Julián Carax olan Rüzgârın Gölgesi adlı kitabı seçer. Ancak Daniel kısa süre sonra tuhaf bir gerçekle karşılaşır: Birileri Julián Carax’ın tüm kitaplarını bulup yok etmektedir. Daniel, bu gizemli yazarın geçmişini araştırmaya başlar ve kendi hayatı ile Carax’ın trajik hikâyesinin birbirine benzediğini fark eder.


Çeyrek yüzyıl önce kaleme aldığı bu eserde yazar edebiyata duyulan aşkı anlatırken ve “Bir kitap okunmadığında gerçekten ölür mü?” sorusunu işlerken günümüzde yazılı eserlerin akıbetini öngörmüş olabilir miydi acaba?  


Romanın bir özelliği de Barselona kentinin adeta romanın bir karakteri gibi ele alınmış olması. Eski sokaklar, malikâneler ve karanlık atmosfer çok etkileyici bir şekilde aktarılıyor.  

 

Zafon, hikâye içinde hikâye tekniği kullanmakta ve Daniel’in yaşamı ile Carax’ın geçmişini bir ayna gibi iç içe yansıtmaktadır. Yazarın kaybolan aşklar, savaşın bıraktığı izler ve geçmişin insan hayatındaki ağırlığı üzerine kurduğu bu şiirsel romanını çok beğendim. Eğer Umberto Eco, Gabriel García Márquez, Orhan Pamuk gibi atmosferi güçlü, gizemli ve edebi romanları seviyorsanız kesinlikle öneririm.

Fransızca dilinde okuduğum kitabın Türkiye’de ilk baskısı 2005 yılında Altın Kitaplar yayınevi tarafından yapıldı. Kitabın bu baskısı 528 sayfa.


Yakup BAROKAS

 


Bir önceki kitap tanıtımını gördünüz mü?




Yorumlar


Bizi Takip Edin
  • Facebook Basic Square
  • Twitter Basic Square
  • Google+ Basic Square
bottom of page