top of page

The Safekeep – EmanetYael van der Wouden

  • 5 gün önce
  • 2 dakikada okunur

“İsrail doğumlu, Hollanda’da yaşayan ve eserlerini İngilizce kaleme alan yazar Yael van der Wouden’un ilk romanı “The Safekeep (Emanet),” 2024 Booker Prize kısa listesine kalmış ve 2025 Women’s Prize for Fiction ödülünü kazanmıştır.”


İngilizce aslı “The Safekeep” olan, Türkçede “Emanet adıyla yayımlanan bu romanla yeni açılan bir kitapçıda karşılaştım. İngilizce baskısını okumaya başladığımda ise karşıma sıradan bir roman değil, katmanları yavaş yavaş açılan ve beni beklemediğim sorularla baş başa bırakacak bir hikâye çıktığını fark ettim.

 

Emanet, yazarın ilk romanı olduğuna inanılması zor, oldukça güçlü  edebi  bir eser. Kurgusu sağlam, olay örgüsü ustalıkla örülmüş. Roman ilerledikçe okuru sürekli yeni katmanlarla karşılaştırıyor ve beklentilerini ters yüz ediyor. Ancak beni en çok etkileyen şey yalnızca olay örgüsü olmadı.

 

Bu kitapta tarih satır aralarında yaşıyor. İkinci Dünya Savaşı ve Holokost romanın merkezinde yer almıyor; ancak bu geçmiş, karakterlerin hayatlarında ve hikâyenin atmosferinde güçlü bir şekilde hissediliyor. İlk bakışta iki kadın arasındaki tutkulu ve karmaşık bir ilişkiyi anlatan roman, giderek hafıza, aidiyet, kayıp ve insanların taşıdığı görünmez hikâyeler üzerine çok daha derin bir anlatıya dönüşüyor. Bu nedenle Emanet’i yalnızca romantik bir roman olarak tanımlamak eksik kalır.

 

Kitabın etkisini azaltmamak için olay örgüsünün önemli ayrıntılarına girmeyeceğim. Roman, annesinden kalan evi ve eşyaları büyük bir titizlikle koruyan Isabel’in hikâyesiyle başlıyor. Isabel’in hayatı, kardeşinin kız arkadaşı Eva’nın eve gelmesiyle değişmeye başlıyor. İlk bakışta sıradan gibi görünen bu karşılaşma zamanla beklenmedik yönlere evriliyor.

 

Roman boyunca birçok kez yanıldığımı fark ettim. İlk başta bazı karakterler hakkında düşündüklerim, hikâye ilerledikçe tamamen değişti. Bu da bana gerçek hayatta ne kadar eksik bilgiyle insanlar hakkında hüküm verdiğimizi düşündürdü. Oysa çoğu zaman karşımızdaki kişinin hikâyesini, yaşadığı kayıpları ya da taşıdığı yükleri bilmiyoruz. Görünürde sıradan olan bir hayatın ardında bilinmeyen acılar, sessiz kalmış hikâyeler ve kuşaklar boyunca taşınan izler olabilir.

 

Romanı okurken dünyanın farklı yerlerinde evlerini, mahallelerini ve alıştıkları hayatları geride bırakmak zorunda kalan insanları düşündüm. Hikâye savaş sonrası 1960’ların Hollanda’sında geçiyor olsa da, anlattığı duygular bana son derece evrensel geldi. Bir ev gerçekten kime aittir? İçinde yaşayanlara mı, onu miras alanlara mı, yoksa bir zamanlar orada yaşamış olanlara mı? Kitabı bitirdiğimde zihnimde kalan sorulardan bazıları bunlardı.

 

Romanın Türkçeye Emanet adıyla çevrilmesinin çok yerinde bir tercih olduğunu düşünüyorum. Çünkü roman boyunca yalnızca bir ev değil; geçmiş, hafıza ve hikâyeler de bir tür emanet gibi hissediliyor.

 

Elbette her okur bu kitaptan farklı bir şey alacaktır. Kimileri için bu bir aşk hikâyesi, kimileri için hafıza ve aidiyet üzerine bir roman olabilir.

 

Benim için ise Emanet, insanların taşıdığı görünmeyen hikâyeler üzerine düşündüren bir romandı. Karşımızdaki insanların geçmişini, yaşadıklarını ve taşıdıkları yükleri çoğu zaman bilmiyoruz. Belki de bu nedenle kitap bana empatiyi, yargılarımızı sorgulamayı ve her hikâyenin görünen yüzünün ardında başka gerçekler olabileceğini bir kez daha hatırlattı. Son sayfasını çevirdikten sonra da benimle kalmaya devam eden şey buydu.

 

Suzi SABANER

Kitap Künyesi


The Safekeep (Emanet

Yael van der Wouden 

İngilizce baskı: Viking / Penguin Random House UK, 2024 

Türkçe baskı: Livera Yayınevi, 2025 

Çeviren: Şafak Tahmaz


Bir önceki kitap tanıtımını gördünüz mü?




Yorumlar


Bizi Takip Edin
  • Facebook Basic Square
  • Twitter Basic Square
  • Google+ Basic Square
bottom of page