Tarih Boyunca Yahudiler ve Türkler: 2,500 yıllık yolculuğun ilk adımları
- 4 dakika önce
- 7 dakikada okunur

İlk karşılaşmalar: Hazarlar ve Selçuklar
Hazarlardan Selçuklulara, oradan Anadolu’ya uzanan bu hikâye, karşılıklı güven ve kazan kazan ilişkileri ile geçen yüzyılların hikayesidir. Hazarların Yahudi dinini benimsemelerine kadar varan bu güven Selçuklular ile Yahudilerin ortak yaşamında karşılıklı fayda, kurumsallaşmış bir ticaret hukuku ve zimmi statüsü üzerine inşa edilmiştir.
Yahudiler, Türklerin tarih boyunca kurduğu devletlerde yalnızca "hoşgörü gösterilen" pasif bir azınlık olmadılar. Ticaret, maliye, hekimlik, diplomasi, zanaat ve şehir ekonomisi gibi alanlarda aktif roller üstlendiler ve Türk toplumlarıyla ortak çıkarlara dayanan ilişkiler kurdular.

Anadolu'daki ilk Yahudiler
Genel görüş Yahudilerin Anadolu’ya 1492 de İspanya’dan geldikleridir. Çok daha az bilinen gerçek ise, Türklerin 1071 de Anadolu'ya geldiğinde, bu topraklarda Yahudilerin yaklaşık bin beş yüz yıldır yaşadıklarıdır. Babil Kralı Nabukadnezar’ın M.Ö 587 de Kudüs’teki Süleyman tapınağını yıkıp Yahudileri Babil’e sürgüne göndermesinden sonra, MÖ 5. yüzyıl Pers İmparatorluğu döneminde Yahudiler Anadolu'ya yerleşmeye başladılar.
Roma döneminde Sardis, Efes, Miletos, Pergamon, Tarsus ve başka birçok Anadolu kentinde Yahudi toplulukları bulunuyordu. Yazıtlar, mezarlar ve sinagog kalıntıları bu varlığın yaygınlığını ortaya koymaktadır. Sardis'teki (Manisa) Yahudi cemaatinin en azından MS 3. yüzyıldan itibaren varlığı bilinir. Günümüze ulaşan görkemli sinagog kompleksi ise geç Roma dönemine aittir ve yaklaşık 1.000 kişiyi alabilecek büyüklüktedir.

Bu tabloyu doğrulayan bir başka kaynak da İncil’dir. İsa’dan bugünkü Hıristiyanlığa adlı yazımda belirttiğim gibi Tarsuslu Pavlus’un, MS 1. yüzyılda Hıristiyanlığı yaymak için yaptığı Anadolu yolculuklarında sinagoglara giderek Yahudi cemaatlerine hitap etmesi, Anadolu'daki Yahudi diasporasının Hıristiyanlığın yayılmasında önemli bir zemin oluşturduğunu gösterir.
Anadolu ve Bizans dünyasında yüzyıllar boyunca yaşayan Yahudiler Romaniot Yahudileri olarak anılırlar.

Romaniot Yahudileri Yunanca konuşur, İbranice ibadet ederlerdi. Bizans yönetimi altında Romaniot Yahudileri zaman zaman ağırlaşan dini ve hukuki ayrımcılıktan, bazı dönemlerde de zorla vaftiz girişimlerinden ve ikinci sınıf vatandaşlık statüsünden kurtulamadılar fakat genel olarak dinlerini yaşayabildiler. Ticaret ile zanaatta önemli roller üstlendiler.
1492'den sonra Osmanlı topraklarına gelen on binlerce Sefarad Yahudisi zamanla Romaniot cemaatlerinin önemli bir bölümünü kendi kültürü içinde eritmiş olsa da Romaniot geleneği tamamen kaybolmamış, günümüze kadar sınırlı ölçüde varlığını sürdürmüştür.
Hazarlar: Türklerle Yahudilerin İlk Büyük Teması
Selçukluların Anadolu'ya gelmeleri Türklerin Yahudilerle ilk karşılaşmaları değildi. İki ulusun bilinen ilk teması, Malazgirt Zaferi'nden birkaç yüz yıl önce, Karadeniz ile Hazar Denizi arasındaki Hazar Kağanlığı döneminde gerçekleşmişti.
Hazarlar, 7. ile 10. yüzyıllar arasında Kafkasya ile Doğu Avrupa'nın önemli bölümüne hâkim güçlü bir Türk devletiydi. İpek Yolu'nun kuzey güzergahını kontrol ediyor, Bizans ile İslam dünyası arasında stratejik bir denge unsuru oluşturuyordu.
Radhanit Yahudi tüccarların kökleri, M.S. 70–135 arasında Roma baskısıyla İsrael topraklarından kovulan Yahudilere dayanır. Avrupa ve Orta Doğu’ya yayılarak 8.–9. yüzyıllarda Batı Avrupa ile Çin arasında tarihin ilk kıtalararası ticaret ağlarından birini kurdular. İspanya’dan Çin’e uzanan Yahudi toplulukları sayesinde bu tüccarlar, çok sayıda dil ve hukuk sistemine hakimiyetleri ile ipek, baharat, kürk ve kıymetli madenlerin Avrupa ile İslam dünyası arasındaki ticaretinde önemli rol oynadılar.
Hazarlar, başkentleri İtil üzerinden geçen bu kervanların güvenliğini sağlayarak karşılığında gümrük vergileri topladılar. Bu ticaret sayesinde Hazarlar ekonomide altın çağlarını yaşadılar.
İlişkiler sadece ekonomik kazançlarla sınırlı kalmadı. Radhanitlerin kültürel birikimi, Hazar yönetici elitinin ve aristokrasisinin Yahudiliği benimsemesindeki faktörlerden biri oldu.

Yahudi tüccarlar ve topluluklar Hazar dünyasının bir parçasıydılar. Yahudiler ile Hazarlar arasında ortak hayat ve evlilikler vardı. Bu tüccarlar zamanla Hazar asilleri ve hakanlık ailesiyle evlilik bağları da kurarak Yahudi inancını, kültürünü ve İbrani alfabesini Hazar elitlerine öğrettiler.
9. yüzyıl sonlarında Hazar yönetim sınıfı Yahudi inancını benimsedi.
Tarihçiler Hazarların Yahudiliği seçmesi dini bir yönelim ile siyasi bir strateji olarak görürler. Abbasi Hilafeti ile Bizans İmparatorluğu arasında sıkışan Hazar Kağanlığı, iki güce karşı bağımsızlığını korumak istemiştir. İslamiyet veya Hıristiyanlığı seçmek, bu iki güçten birisinin siyasi egemenliğini kabul etmek anlamına gelecekti. Yahudiliği seçerek her ikisine karşı tarafsız bir tampon devlet oldular. Bu çok ilginç olaya yerimiz kısıtlı olduğu için daha fazla yer veremiyorum, belki ilerideki bölümlerde bu olayı daha detaylı ele alırım.
Yahudiliğin bütün Hazar halkı tarafından kabul edildiğini gösteren kanıtlar yoktur. Yahudilik yönetici sınıfın dini haline gelirken halkın önemli bir bölümü eski Türk inançlarını, Hıristiyanlığı ve İslam'ı yaşamaya devam ettiler. Başkent İtil'de yaklaşık 30 caminin bulunması ve Müslüman, Hıristiyan, Yahudi ve pagan toplulukların birlikte yaşaması, Hazar ülkesinin çok dinli yapısını göstermektedir.
10. yüzyılda Kurtuba'daki Yahudi devlet adamı Hasday ibn Şaprut ile Hazar Kağanı Yusuf arasında gerçekleşen mektuplaşmalar, Hazar Yahudiliği hakkında dönemin en önemli kaynaklarından biridir.

Hazarlar, Türklerle Yahudiler arasında diplomatik temasların ve uluslararası ticaretin geliştiği ilk büyük ortak zemin oldu. Radhanitler ve diğer Yahudi tüccarlar sayesinde Yahudilik, Türk dünyası için artık tamamen bilinmeyen bir din ve kültür olmaktan çıkmıştı.
Günümüzde Hazarlar konusunda en çok tartışılan konu, Aşkenaz Yahudilerinin Hazarların torunları olduğu iddiasıdır. Bu görüş özellikle XX. yüzyılda ilgi görmüş, Arthur Koestler'in On Üçüncü Kabile kitabıyla geniş bir okuyucu kitlesine ulaşmıştır.
Modern genetik araştırmalar Aşkenaz Yahudilerinin kökenini Ortadoğu ve Avrupa'daki Yahudi topluluklarının yerel halklarla karışımı ile açıklıyor ve Hazar bölgesinden anlamlı bir genetik katkı olmadığını gösteriyorlar. Dilbilimsel ve tarihsel veriler de Aşkenazların Orta ve Doğu Avrupa'daki Yahudi topluluklarından geliştiğini göstermektedir. Dolayısıyla Aşkenaz Yahudilerinin Hazarların torunları olduğu iddiası bilimsel araştırmalar tarafından tamamen çürütülmüştür.
Kadim Yahudi topluluklarından bahsedince Karay Yahudilerinden de bahsetmek gerekir. Bunlar, Tevrat'ın yazılı metnini esas alıp Talmud'u kabul etmeyen Yahudi topluluklarıdır. Hazar dünyasına ne zaman ve ne ölçüde ulaştıkları kesin olarak bilinmemektedir. Hazar İmparatorluğu'nun yıkılmasından sonra Kırım, Litvanya ve Polonya'da varlıklarını sürdürdüler. Bizans ve Osmanlı dönemlerinde İstanbul'da Karayköy’de (Karaköy) yaşayan bir Karay cemaati vardı.
Selçuklular: Birlikte Yaşam, Hukuk ve Ticaret
Selçuklular hakkında zaman zaman ilginç bir iddia dile getirilir. Devletin kurucusu Selçuk Bey'in oğullarının Mikail, Musa, Yusuf ve İsrail gibi Tevrat'ta da geçen isimler taşıması nedeniyle, ilk Selçukluların bazen Yahudi olduğunu ileri sürülür. Bu isimler hem Tevrat hem de Kur'an'da yer alan kutsal kişilerdir. Selçukluların Hazar dünyası ile ilişkileri olmasına rağmen, Yahudiliği kabul ettiklerine dair hiçbir tarihi kaynak yoktur. Selçuklu hanedanının bu isimleri taşıması, onların Yahudi olduğu anlamına gelmez.
Selçuklularla Yahudilerin ilk teması Selçuklu Devleti’nin Horasan ve Maveraünnehir bölgelerinde güçlendiği 11. yüzyılın başlarına uzanır.
Yahudilerin Horasan ve Maveraünnehir bölgelerinde yoğun bir nüfusa sahip olmalarının nedenleri Radhanitler’e kadar gider. Radhanit ticaret ağı Selçukluların gelişinden yaklaşık bir asır önce çökmüş olsa da yerlerini tekstil, boyacılık ve sarraflıkla uğraşan güçlü ve kentleşmiş pek çok Yahudi cemaati almıştı. Bunlara Babil ve Bağdat’taki siyasi istikrarsızlıklardan kaçan Yahudi aileler de eklendiler.

Selçuklular bu yerleşik ticaret merkezleri ve topluluklarla karşılaştılar. Bu Yahudileri fethedilmiş bir halk olarak değil, İslam hukukunun Ehl-i Kitap kabul ettiği topluluklardan biri olarak değerlendirdiler. Böylece Yahudiler, Hıristiyanlarla birlikte zımmi statüsüne alındılar.
Zımmilik
Zımmi, kelime anlamıyla “koruma altında bulunan kişi” demektir. İslam hukukunda bu statü, devlet ile gayrimüslim topluluklar arasındaki hak ve yükümlülükleri belirleyen bir hukuk düzeni getirir. Zımmiler cizye öder, askerlik hizmetinden muaf tutulur, buna karşılık can ve mal güvenlikleri devlet güvencesi altında olurdu. Sinagoglarında ibadet edebilir, evlenme, boşanma, miras ve dini eğitim gibi birçok iç meselelerini kendi dini hukuklarına göre düzenleyebilirlerdi.
Zımmilik sınırlamalar da getiriyordu. Silah taşıma, ata binme, yeni ibadethane yapma ve bazı kamu görevlerine atanamaz kadılık valilik gibi devletin egemenlik yetkisini kullanan makamlara getirilemezlerdi.
Bugünün değerleriyle bakıldığında zımmi statüsü eşitlikçi değildi. Ancak bu çağlarda din temeline dayalı farklı kanunlar yalnızca İslam devletlerinde değil, misliyle Bizans ve Hıristiyan Avrupa'da da bulunuyordu. Selçuklu uygulamalarını kendi döneminin siyasi ve hukuki şartları içinde değerlendirmek gerekir.
Uluslararası Ticaretin Kadim Aktörleri
Radhanit ticaret ağının ortadan kalkmasından sonra da Yahudi cemaatleri arasındaki bağlantılar ve ticari bilgi birikimi varlığını sürdürdü. Farklı ülkelerde yaşayan Yahudi cemaatleri arasındaki bağlantılar, uzak mesafeli ticaret yapan tüccarlara önemli bir hareket ve bilgi avantajı sağlıyordu. Çok dilli yapıları sayesinde hariciyede diplomat ve çevirmen olarak da görev alan Yahudiler göçebe kökenli askeri bir güç olarak bölgeye gelen Selçuklulara önemli bir ekonomik ve kurumsal katkı oluşturdu. Selçuklu sarayında hekim, sarraf ve mali danışman olarak da görev aldılar, gerektiğinde devlete finansal kaynak da sağladılar.
Radhanitlerin kültürel mirası o kadar kuvvetliydi ki Marco Polo, onlardan yüzyıllar sonra Yahudi tüccarlarının faaliyetlerini doğu-batı ticaretinde Çin'de gözlemlemişti.
Anadolu Yahudileri
Anadolu Selçuklu Devleti döneminde bu ortak yaşam yeni boyutlar kazanmıştır. Selçuklular Anadolu'ya girdiklerinde, Doğu Roma/Bizans döneminden beri bu topraklarda yaşayan Romaniot Yahudi cemaatleriyle karşılaştılar. Bu cemaatler, Anadolu'nun şehir ve ticaret hayatının parçasıydı ve Akdeniz'deki Yahudi topluluklarıyla bağlantılarını sürdürmüştü. Selçuklu yönetimi altında da bu varlıklarını ve ticari faaliyetlerini devam ettirdiler. Nüfusları (tahmini rakamlar) 8 – 10 milyonluk Anadolu nüfusunun %1’i civarındaydı.
Romaniotların Selçuklu dönemindeki en belirgin katkıları ticaret ve şehir ekonomisine katılımlarıydı. Yunanca bilen ve Bizans dünyasının ticari ve kültürel ortamına aşina olan Yahudiler, Anadolu'nun çok dinli ticaret hayatının bir parçası oldular. Romaniotlar ve Karay Yahudilerinin yanı sıra Venedikli ve Cenevizli tüccarlar, Rumlar, Ermeniler, Müslüman tüccarlar ve Türkmenler de bu ticaret ağının içinde yer alıyorlardı.
Buradaki Yahudi cemaati Selçuklulardan önce de ticaret yapıyordu. Antalya bu ticarete güzel bir örnektir: Selçuklular 1207'de Antalya'yı ele geçirdiklerinde mevcut Yahudi topluluğunu kendi şehir ve ticaret düzenlerine dahil ettiler. Daha sonra Alanya'nın da ele geçirilmesiyle Akdeniz ticareti Selçuklu ekonomisinin önemli unsurlarından biri haline geldi. Yahudi tüccarlar da limanlar ile Anadolu'nun iç pazarları arasındaki bu hareketliliğin içinde yer aldılar.
Tüccarların dininden bağımsız olarak Selçukluların ticarete verdikleri asıl destek ise işleyen güvenlik ve ulaşım sistemiydi. Kuzey-güney ve doğu-batı ticaret yolları üzerinde inşa edilen kervansaraylar, tüccarlara konaklama ve güvenlik sağlıyor, bu sistem Anadolu'yu uluslararası ticaret için daha elverişli hale getiriyordu. Yahudi tüccarlar da Müslüman ve Hıristiyan tüccarlarla birlikte bu ağdan yararlandılar.
Bu dönemin Yahudi dünyasına ilişkin önemli çağdaş tanıklıklardan biri de Tudelalı Benjamin'in seyahatnamesidir. Anadolu'yu ziyaret etmemiş olsa da 12. yüzyılda Yahudi cemaatlerinin birbirleriyle kurduğu bağlantılar, ticaret yolları ve Doğu'daki Yahudi yerleşimleri hakkında verdiği bilgiler, Selçuklu dünyasının içinde bulunduğu daha geniş Yahudi ticaret ve iletişim ağını anlamak açısından önemlidir. Anadolu Yahudileri hakkında verdiği bilgiler gezdiği yerdeki yerli halk ve kervancılardan alınan bilgilerdir.

Selçukluların son dönemlerinde Haçlı seferleri ve Moğol istilası katliamları Anadolu nüfusunu yarı yarıya kadar indirmişti. Romaniot Yahudilerinin büyük bir kısmı da Bizans ve Ege adalarına kaçmışlardı.
13. yüzyılın sonlarına doğru Anadolu Selçuklu Devleti Moğol istilalarıyla zayıflayıp parçalanırken Selçukluların mirası, gelecek yazının konusu olan Söğüt ve çevresinde filizlenen yeni bir Türk devletine devredilmiştir.
----------------------------------------
Kaynaklar
The Schechter Letter Hazarların Yahudiliği kabulü
Hazar Mektupları Kordobalı Hasday İbn Şaprut ile Hazar kağanı arasındaki mektuplaşmalar
The Radhanite Merchants of the land of Rathan – Moshe Gil
Selçukluların İslam öncesi dinleri Dergipark
Anadolu Selçukluları Devrinde Ticari Hayat ISAM – İslam Araştırmaları Merkezi
Duvarlar arasında Antalya Yahudi Cemaati Mustafa Oral’ın bu konudaki araştırma
İsak DUENYAS
IYT dip not :
İfade edilen görüşler İYT web portalının editöryal politikasını yansıtmayabilir.
Yazarların düşünceleri sadece kendilerini bağlar.
Bir önceki yazımı okudunuz mu?



Yorumlar