top of page



Fransya 1943 el anyo el mas oskuro de la okupasyon.


La Gestapo esta bushkando las kazas, oyendo los telefones, supsonando de todos.


Kon esto todo, bushkan una mujer ke no saven el nombre la yaman “raton blanko”. 


Kada vez ke ya estan para aferrarla eya parvyene a despareser. La Fransya okupada, metyo una taksa de 5 milyones de frankos por ken la va topar. La suma la mas alta por una espiyona.


Dingunos no saven ken es, envezes se asenta en un kafe toma un vazo de vino i sonriye a un soldado Alman, otro diya, debasho de tyerra ayuda a pilotes britanikos ke salgan de la frontera.


Eya es una mujer de alta sosyetad, se viste syempre elegante, ma en sus fostanes elegantes syempre tyene aldikeras yenas de dokumentos falsos i diferentes idantitades. Dingunos saven su sekreto mezmo sus amigas entimas.


La Gestapo ay mezes ke la bushka, todos los adresos falsos, djusto ke ya la van a topar se van a los adresos ama syempre topan las kazas vaziyas porke el “raton blanko” yene parvino a despareserse.


Una noche en Marsilya un ofisyal le demando sus dokumentos. Eya kon una sonriza ironika le dyo sus dokumentos, el ofisyal sin egzaminar le dyo kamino.


Un chiko yerro es la fin de su ideal i de su vida, akea ora desido de fuyir.


En las montanyas de Pirene kamino entre las inyeves, los kalsados se le arazgaron, los pyezes entezados tres diyas i tres noches vido la muerte kon sus ojos.


Kuando arivo a Espanya enriva no teniya mas de una djaketa ma nunka troko de idea. Eya era myembro de la rezistensya i va kontinuar fin alkavo.

 

De aya parte a Londra sin durmir ni una noche i se va direktamente a la Dirección de Operaciones Especiales británica i les dize:

 

“ de vista enbiyame a Fransya i ambezame komo va matar”

En el anyo 1944 torna a Fransya kon parashut. Kaye a un arvole, el lider de la rezistensya la ve i le dize

 

“ dezeo ke todos los arvoles mos den frutas ermozas komo tu”

Su repuesta

 

“ desha agora el romantizmo, dame armada”

 

El lider, primeros tyempos no la keriya akseptar porke era mujer. Una noche, se fueron a bever todos endjuntos i eya parvino a venserlos, bevyo mas ke los ombres i de akea noche endelantre mas no la yamaron “madam” todos estavan a su orden.

 

 

Un diya remarka ke todos los kodigos ke teniyan, fueron arovados. De sorte se korto la komunıkasyon kon Londra. Nancy Wake se suvyo a una bisikleta i izo kaji 500 kilometros de kamino. Paso por el kontrol de los Almanes, paso por los perros edukados, tres diyas i tres noches abolto pedales i parvino a topar. Eya no fue solo una mujer korajoza fue una mujer muy eksitoza.

 

 

La Gesatapo no parvino a aferrarla ma teniya una grande koz en mano. Si a eya no la estavan topando, van a topar a uno ke kere muncho byen. Lo toparon i lo tomaron a su  muy kerido sigundo marido Henry Fiocca i lo mataron.

 

 

Nancy Grace Augusta Wake nasida el 30 Ogusto 1912 en Wellington en Nueva Zellanda, eskapada de la universita de periodizmo i grande espiyona ke parvino a realizar 7000 personas kontra Hitler.

Dospues ke eskapo la sigunda gerra mondial, Nancy torno a Australya i se kazo por la tresera vez kon un pilot İnglez nombrado John Forward.

Dospues de la nuerte de John eya torno a İngleterra ma aya aferro una enfeksyon muy grave estuvo en un ospital diyas i diyas.

 

 

En el anyo 2011 el 7 del mez Ogusto muryo a los 98 anyos en Londra.


Su testamento era kuando se va murir su puerpo seya kemado i las sinizas ke se echen en Fransya en el sentro Montluchon.


Este testamento se ralizo en el anyo 2013.


Forti BAROKAS


Es ke meldatesh la eskrita de una semana antes?












Kinetik sanatın öncülerinden, bir süre önce 98 yaşında yaşama veda eden dünyaca ünlü Yaakov Agam ile ilintili olarak bu yazımda sizleri 1970’li yıllara götürmek istiyorum. Günümüzde İsrael’i yok etmeyi amaçladığı için savaş durumundan yeni çıktığımız İran ile bir zamanlar nasıl da dostane ilişkiler içinde bulunduğumuzun güzel bir örneği olacak şimdi anlatacaklarım…

 

Yaakov Agam 1960 sonları ve 1970’li yılların başında ülkesi İsrael’de, Fransa’da ve uluslararası alanda ünlü olmuş bir sanatçıydı. Dönemin Fransa Cumhurbaşkanı Georges Pompidou, Agam’dan Elysée Sarayındaki özel dairesinin giriş bölümünü tasarlamasını istemiş. Böylece Agam en ünlü eserlerinden biri olan “Salon Agam”ı tamamlar ve saraya yerleştirir.

 

Resmi bir ziyaret için Paris’e gelen İran Şahına eşlik eden İmparatoriçe Farah Pahlavi, tanıdığımız adıyla Farah Diba Elysée’de Yaakov Agam’ın eserine hayran kalır. Sanatçı hakkında daha fazla bilgi ister. Ve kendisi için özel bir Yaakov Agam sunumu hazırlanır.

 

Aslında Farah Diba Tahran’ı modern sanatın en önemli merkezlerinden biri haline getirmeyi amaçlıyordu. Bu vesile ile Agam’ın çok sayıda eserini, hatta Picasso’dan Warhol’a birçok ünlü sanatçının eserlerini satın aldı. Marc Chagall, Camille Pissaro, Mark Rothko gibi o dönemin ünlü Yahudi sanatçılarının bazı eserlerini de müze için sahiplendi. Onun himayesinde kurulan Tahran Museum of Contemporary Art, Avrupa ve ABD dışındaki en önemli modern sanat koleksiyonlarına sahip oldu.

Bu hikâyenin en ilginç kısmı, Yaakov Agam ile oğlu Ron Agam’ın İmparatoriçenin davetlisi olarak 1977 yazında Tahran’a gitmiş olmalarıdır. Tahran’da kaldıkları üç hafta süresince İran’ın ileri gelen kültür insanlarıyla görüştüler, kraliyet ailesinin davetlerine katıldılar, satın alınan eserlerin müzeye yerleştirilmesiyle ilgilendiler.

 

Yaakov Agam’ın sanatının Farah Diba’yı etkilemesinin nedeni yalnızca estetik güzelliği değildi, eserlerin arkasında derin bir düşünce dünyası vardı. Agam’ın tasarımlarına bakıldığında ve biraz sağa veya sola geçildiğinde farklı bir görüntü ortaya çıkar. Agam bir söyleşide şöyle demişti: “Batı sanatı çoğu zaman bir anı dondurur, Yahudi düşüncesi ise zamanı ve değişimi kutsar.”

 

Agam gençliğinde Tevrat, Talmud ve mistik Yahudi düşüncesiyle tanıştı ve Kabala’daki, Gerçeklik çok katmanlıdır”, “Aynı şey, farklı açılardan farklı görünebilir”, “İnsan gördüğü şeyin tamamını tek bakışta kavrayamaz”, “Hareket ve zaman yaratılışın ayrılmaz parçalarıdır” gibi fikirlerden etkilenmişti. Bu nedenle eserlerinde ışık, renkler, geometri ve hareket vardı. Anlaşılan Farah Diba’nın ilgisini çeken ve beğenisini kazanan Agam’ın eserlerinin bu bağlamdaki özellikleriydi.

 

Ne yazık ki bu bahar dönemi kısa sürdü, bu kültürel açılımın üzerinden sadece iki yıl geçti, 1979 İslam Devrimi sonrası İran kültürel ve sanatsal açıdan da dünyaya kapandı. Eserlerin çoğu depolara kaldırıldı ve kamuoyuna gösterilmedi. Bugün araştırmacılar Tahran Modern Sanatlar Müzesinde Yaakov Agam’ın en az on eserinin bulunduğunu tahmin ediyorlar.

 

Sanat tarihçileri bu olayı bir İsraelli sanatçının eserlerinin İran’ın modern sanat koleksiyonuna girmesine yol açan en önemli kültürel karşılaştırmalardan biri olarak değerlendirirler. İslam Devriminden sonra ilişkiler tamamen değişmiş olsa da Agam’ın bazı eserlerinin Tahran’da bulunuyor olması tarihin ilginç ironilerinden biridir.

 

Bu hikâyede beni en çok etkileyen ayrıntılardan biri şudur: 1977 yazında bir İsrelli sanatçı İran’da devlet konuğu olarak ağırlanıyor, imparatoriçe onun eserlerini kişisel olarak seçiyor ve ülkenin en önemli müzesine yerleştiriyor. Sadece iki yıl sonra ise İran bambaşka bir siyasi dünyaya giriyor. Yaakov Agam’ın Tahran’daki eserleri bugün adeta o yok olmuş dönemin sessiz tanıkları olarak varlığını sürdürüyor.

 

Farah Diba’nın özenle seçtiği Agam’ın, Chagall’ın, Pissaro ve diğerlerinin Tahran’da suskunca gün yüzüne çıkmayı bekleyen eserleri bize şunu fısıldıyor: Rejimler değişebilir, siyaset düşmanlık üretebilir, ama sanat bir zamanlar kurulmuş köprülerin varlığını unutturmaz…


Nelly BAROKAS


İYT dip not :

İfade edilen görüşler İYT web portalının editöryal politikasını yansıtmayabilir.

Yazarların düşünceleri sadece kendilerini bağlar.


Bir önceki yazımı okudunuz mu?




Kaynak: Official White House Photo / Joyce N. Boghosian (Public Domain)
Kaynak: Official White House Photo / Joyce N. Boghosian (Public Domain)

ABD Dışişleri Bakanlığı belgesine göre, İsrael ve Lübnan çatışmayı doğrudan görüşmeler yoluyla sona erdirmeyi, Lübnan ordusunun pilot bölgeler üzerindeki kontrolünü yeniden sağlamayı, yeniden yapılanma fonlarının silahlı gruplara ulaşmasını engellemeyi ve tam bir barış ve güvenlik anlaşmasına doğru ilerlemeyi hedefliyor.


26 Haziran 2026'da imzalanan çerçeve anlaşması, İsrael ve Lübnan'ın her iki devletin de barış içinde var olma hakkını teyit ettiğini ve çatışmayı sona erdirme, temel nedenlerini ele alma ve aralarındaki savaş halini resmen sonlandırma niyetlerini beyan ettiklerini belirtiyor.

Galeri 

Bu belge tam bir barış anlaşması anlamına gelmiyor. Bunun yerine, Amerika Birleşik Devletleri'nin arabuluculuğu ve desteğiyle yürütülecek doğrudan ikili müzakereler için bir çerçeve oluşturuyor ve gelecekteki kapsamlı bir barış ve güvenlik anlaşmasının zeminini hazırlıyor.

 

Çerçeve planının merkezinde karşılıklı, sıralı bir süreç yer alıyor: Lübnan Silahlı Kuvvetleri (LAF), Lübnan toprakları üzerindeki etkin egemen otoritesini yeniden tesis ederken, devlet dışı silahlı gruplar silahsızlandırılacak ve altyapıları dağıtılacaktır. Bu süreç, doğrulandığı takdirde, İsrael Savunma Kuvvetleri'nin (IDF) Lübnan topraklarından kademeli olarak çekilmesine olanak sağlayacaktır.

  

Ayrıntılar, ABD'nin desteğiyle geliştirilecek olan ve çerçeveyi uygulamak için gerekli önlemleri, güvenlik düzenlemelerini ve doğrulama mekanizmalarını tanımlayacak bir Güvenlik Ekinde belirtilecektir.

Önemli bir unsur, Lübnan Silahlı Kuvvetleri'nin (LAF) kademeli olarak tam güvenlik sorumluluğunu üstleneceği pilot bölgelerin oluşturulmasıdır. Belgeye göre, IDF ve LAF tarafından iki başlangıç ​​bölgesi üzerinde anlaşmaya varılmış olup, gelecekteki bölgeler için karşılıklı mutabakat gerekecektir.

Söz konusu bölgelerde devlet dışı silahlı grupların silahsızlandırılması ve altyapılarının ortadan kaldırılması teyit edildikten sonra, Lübnan Silahlı Kuvvetleri (LAF) güvenlik kontrolünü tamamen devralacak, uluslararası ortakların desteğiyle yeniden yapılanma çalışmaları başlayacak ve Lübnanlı siviller, Lübnan devletinin münhasır yetkisi altında geri dönebileceklerdir.

  

Amerika Birleşik Devletleri, süreci doğrulamak ve desteklemek için her iki ülkeyle de yakın işbirliği yapmayı amaçladığını belirtiyor.

Lübnan ise bu çerçevede kendi topraklarının tamamı üzerinde tam egemenliğini yeniden tesis etmeyi ve kullanmayı taahhüt etmektedir. Belgede, Lübnan hükümetinin devletin güç kullanımındaki tekelini yeniden kuracağı, devlet dışı tüm silahlı grupların tamamen ve doğrulanmış bir şekilde silahsızlandırılmasını sağlayacağı ve bu grupların Lübnan'ın herhangi bir yerinde askeri veya güvenlik rolü veya silahlı kapasitesinin olmamasını temin edeceği belirtilmektedir.

 

Lübnan hükümeti, bu hedefe ulaşmak için ABD önderliğindeki uluslararası ve Arap ortaklarından da destek talep ediyor.

 

İsrael, belgede Lübnan'daki askeri eylemlerinin tamamen devlet dışı silahlı grupların, özellikle de Hizbullah'ın saldırıları, tehditleri ve düşmanca niyetlerinin bir sonucu olduğunu belirtiyor. Silahsızlanma, tasfiye ve ek güvenlik düzenlemeleri yoluyla bu tehdidin sona erdirilmesinin, gelecekte İsrael Savunma Kuvvetleri'nin Lübnan'da askeri müdahalesine veya varlığına duyulan ihtiyacı ortadan kaldıracağını söylüyor.

İsrael ayrıca Lübnan'da herhangi bir toprak iddiasının olmadığını da beyan ediyor.

 

Bu çerçeve aynı zamanda Lübnan'ın savaş ve barış kararları üzerindeki egemenliğini de vurgulamaktadır. Lübnan, ülkenin güvenliği ve savunmasından yalnızca kendi güvenlik güçlerinin sorumlu olduğunu ve savaş ve barış kararlarını verme yetkisinin yalnızca Lübnan hükümetine ait olduğunu yeniden teyit etmektedir.


Kaynak: YNet

 

 


 

Featured Posts
Recent Posts
Archive
Search By Tags
Follow Us
  • Whatsapp
  • Facebook Basic Square
  • Twitter Basic Square
  • Google+ Basic Square
bottom of page