Bunk’Art 2 ve Arnavutluk onur ilkesi: BESA
- 10 dakika önce
- 3 dakikada okunur

Ağustos ayının ikinci yarısında sıcak günler yaşıyoruz. Okulların açılmasına sayılı günler kaldı.
Tel Aviv daha sakin, trafik daha az yoğun. Her yıl olduğu gibi bu yıl da çocuklu genç aileler ağustos ayı içinde ülke dışında tatile çıktıklarından Ben Gurion havalimanı oldukça yoğun, yollar nispeten sakin…
Gerçi herkes temmuz/ağustos aylarında önceden yurtdışı tatili planlarken, İran ile gerilimli ve belirsiz ortam nedeniyle “acaba gidebilecek miyiz?”, “gidersek dönebilir miyiz?” endişesini taşımadı değil.
Hani yarası olan gocunur derler ya, bizimki de o hesap. 28 Şubat günü ülkeye dönmek üzere tam uçağa binecekken İran savaşı patlak verince 13 gün Dubai’de mahsur kalmış olmanın travması hala taze…
Biz de aynı endişe ile tatil planımızı yaptık, 10 günlük bir Arnavutluk tatiline çıktık ve sorun
yaşamadan evimize döndük.
Adriyatik denizi ve İyonya denizine kıyısı olan Arnavutluk bu konumu açısından çok güzel koylara, tertemiz ve masmavi bir denize sahip, turistlerin son yıllarda rağbet gösterdiği bir ülke.
Biz iki gün başkent Tiran’ı gezip, güneye indik, Saranda ve Ksamil tatil yörelerinde kaldık.
Bu tatil yörelerine “Avrupa’nın Maldivleri” deniyor.
Gerçekten de Başkan Trump’ın damadı Jared Kushner ile eşi Ivanka bir proje geliştirip orada büyük bir yatırımla bu uzun sahil şeridini lüks bir tatil cennetine dönüştürmek istemişler.
Ama halk buna karşı çıkmış, protesto gösterileri düzenlemiş, böylece proje gündemden düşmüş.
Amacım turistik bir yazı yazmak değil tabii ki… Çok kısaca özetlemek gerekirse; ülkenin alt yapısı fazla gelişmemiş, 1991’de terk ettikleri Komünist rejimin etkileri halen hissediliyor, insanları konuksever, lokantalar ucuz, çok ehven fiyata balık ve balık ürünleri yenebiliyor.
Özellikle ilgimi çeken bir şeyi paylaşmak istiyorum: Arnavutluk’ta 170 bin civarında bunker olduğunu duymuş muydunuz?
Komünist lider Enver Hoca’nın izole ve paranoyak rejimi tarafından olası bir dış işgale karşı ülkeyi korumak için inşa edilmiş beton sığınaklar. Ülkenin her tarafında, farklı boyutlarda, mantar şeklinde sığınaklar.
Aslında bu bunkerler askeri bir saldırıdan çok, halkı sürekli bir tehdit altında tutma ve
rejime bağlı kılma aracıymış.
Başkent Tiran’da günümüzde müzeye dönüştürülmüş iki çok büyük bunker var, biz kent merkezinde yer alan, kubbe şeklindeki girişten başlayan ve bir çeşit Gizli Polis Müzesi olan Bunk’Art 2’yi gezdik.
Dar koridorlar boyunca 24 odalı, hücre desem daha doğru olur. Bir beton dehliz. Hamas’ın yer altı tünellerini andırıyor… Komünist rejimin acımasız gizli polisi “Sigurimi” dönemindeki zulümler, takipler, sorgu odaları ve siyasi hapishane bu mekân… Her hücrede bu acımasız dönemin görselleri sergileniyor.
Bunk'Art 2'de işkence alet ve odası
Bu tüyler ürperten bunkerin tek geniş alanı “BESA” sergisine ayrılmış. BESA Sergisi, İkinci Dünya Savaşı döneminde Arnavutların Nazi zulmünden kaçan binlerce Yahudi’yi koruma ve saklama geleneğini anlatır. Sergi, Arnavut kültüründeki “sözünde durma ve onur” anlamına gelen derin BESA geleneğini gözler önüne seriyor.

Mekânın duvarlarında 12 farklı insan hikayesi, döneme ait tarihi belgeler, hayat kurtaran Arnavutların ve kurtarılan Yahudilerin fotoğrafları yer alıyor. Tavandan iplerle inen Yahudi mültecilerin tahta valizleri, “BESA’nın Kapısı” olarak adlandırılan ahşap bir kapı üzerine, ellerinde küçük valizleri ile sıra sıra ilerleyen Yahudi göçmenlerin görüntüsünün yansıması etkili bir ortam oluşturmuş.

Arnavutluk’un Yahudilerle ilgili çok özel ve belki de tek diyebileceğimiz bir geçmişi var. İkinci Dünya Savaşı yıllarında, Nazi işgali altında olduğu halde kendi ülkesindeki ve komşu ülkelerden gelen Yahudi göçmenleri koruma altına alan tek Avrupa ülkesi… Müslüman ve Hıristiyan aileler Nazi işgalcilere Yahudi isim listeleri vermeyi reddettiler, bu ülkeye sığınan Yahudilere sahte kimlikler sağladılar, evlerinde gizleyerek yaklaşık 1800 kadın, erkek, çocuk Yahudi’nin hayatını kurtardılar.
Arnavutluk tarihinin bu saygın ve onurlu döneminin hayat kurtarma hikayelerini Yeruşalayim Yad Va Shem Müzesinde görmek mümkün. Arnavut kültüründe BESA, “şeref sözü”, “sözünü tutmak” ve “sadakat” anlamlarına gelen temel bir onur ilkesi. Bu gelenek, verilen bir sözün hayat pahasına bile olsa tutulmasını ve sığınan kişilerin korunmasını emreder. İşte bu gelenek sayesinde Arnavut halkı, ölümle burun buruna gelmiş yüzlerce Avrupa Yahudi’sine din veya ırk farkı gözetmeden, kendi yaşamlarını tehlikeye atarak kucak açmış oldu.
Arnavutluk tatilimizde; o dönem halkının soylu tutumunun izlerini takip etmek, ülke tarihinin bu onurlu geçmişinin havasını solumak girdiğimiz buz gibi masmavi sulardan, gördüğümüz muhteşem koylardan aldığımız hazza farklı ve yeni bir anlam kattı.
Nelly BAROKAS
İYT dip not :
İfade edilen görüşler İYT web portalının editöryal politikasını yansıtmayabilir.
Yazarların düşünceleri sadece kendilerini bağlar.
Bir önceki yazımı okudunuz mu?



Yorumlar