

ARI SENİ ÇİÇEK SANDI
Bir küçük kızın ağzından duyduğum ufacık bir cümle hayatımın anlamını derinden değiştirdi. Küçük kızın elini arı soktu. Acıdan kıvranıyordu. Babası küçük kıza şöyle dedi. “Arı seni çiçek sandı.” Kız bir anda gülümsedi. Kendini güzel kokulu, güzel renkli hissetti. Baba ağrıyı inkâr etmedi. Ama ona farklı bir anlam kazandırdı. Küçük kız arının soktuğu parmağı belki hiçbir zaman hatırlamayacak ama, her arı gördüğünde çiçeğe benzetilmenin tarifsiz keyfini hep hatırlayacak. O duyg


BELKİ…
Trafikteyiz, torunum ile yan yanayız. Yol bir anda açıldı. Önümdeki araba, kağnı arabası misali gidiyor. “Haydi diyorum haydi gene kırmızı ışık yanacak ve gene duracağız” Torunum ise benden çok daha sakin “ne acelen var ki? Belki yan koltukta küçük bir köpek yavrusu uyuyordur. Belki de kavanoz içinde bir balık vardır. Ne köpeğin ne de balığın zarar görmesini istemiyordur. Hem beraber yiyeceğimiz hamburger için zaten çok da acıkmadım”. İşte 8 yaşında bir kız çocuğundan al


BİRAZ FEMİNİST BİR YAZI OLACAK O KADAR
1908 yılında New York’ta yaklaşık 15.000 kadın tekstil işçisi kısa çalışma saatleri, daha iyi ücret, daha güvenli çalışma koşulları ve oy kullanma hakları talepleri adına bir işçi yürüyüşü düzenledi. 1910 yılında Kopenhag’da düzenlenen bir konferansta 8 martın “Dünya Kadınlar Günü” olarak kutlanması önerildi. 1917 yılında Rusya’da çalışan kadınlar “ekmek ve barış” sloganı ile başlattıkları mücadeleyi sürdürdüler. 8 Mart bu olaylara atıfta bulunarak eşit haklar özgürlük ve ada


BAĞLANDIK...BAĞLANAMADIK… BAĞ BOZUMU
Uçaktayız. İki genç yan yana oturmuş, sohbet etmeye başlamışlar bile. Hostes anons ediyor “kemerlerinizi bağlayın.” Gençlerden biri gülerek şu cümleyi ağzından çıkarıyor istemsizce “bende bağlanmak korkusu var.” Konuşmanın diğer bölümünü duymak isterdim ama meraklı nine gibi görünmemek üzere kitabıma dalıyorum. Hikayenin sonu hakkında hiçbir bilgim yok... Bağ kurmak iki varlık arasında görünmeyen hissedebilen bir ip gibidir. Bağ kurmak sadece bir insan ile sınırlı değildir.


BEN BİR PROJE MİYİM?
Eşim ile tanıştığımda o bir mimar adayı öğrenci idi. Projelerini hep birlikte yaptık. Birlikte derken ben kalemleri yontmak, sabahlara kadar süren çalışmalarda kahve pişirmek gibi görevler üstlensem de projelerin her adımını biliyordum. Eşim her gece projesini baştan aşağıya tarar en ufak eksikliği veya kusuru bulmaya çalışır mükemmel olması için elinden geleni yapardı. Sonuçlar açıklandığında hocalar mutlaka bir yerlerden not kırar eşim de “ben bunu nasıl görmedim” diye hayı


ÇİÇEKLER VE TOPRAKLAR
Çok sevdiğim bir dostumun damadı uluslararası avukattı ve çok enteresan davalardan söz ederdi. Bunların bir tanesi domates tohumu ithal eden bir ülkenin toprağında yetişmeyen ürün için bir diğer ülkeyi mahkemeye vermesi ile ilgili idi. Bizim avukat tohumun sahibi ülkeyi savunuyordu ve şöyle diyordu: “Her iki ülkenin güneşi topraklarına aynı açıdan ulaşmıyor, her iki ülkenin toprağı minerallere sahip değil. Verim almak için bu kriterleri çok iyi incelemek gerekiyor” Ve tabii k


ÇAT SESİNİ DUYMAYALIM
Birden çat diye bir ses duyulur. Kapının çarpma sesi. Kapı rüzgârdan çarptı ise söylenecek bir laf yok. Doğanın esintisi ile gelen bu ses için sadece “bu rüzgâr da nerden çıktı aniden” demekten başka sözümüz yok. Ancak o kapı bazen bir genç kızın annesi ile olan söz düellosundan sonra, bazen genç bir erkeğini sevgilisi ile olan anlamamazlığından dolayı kapıyı çarpıp gitmesinden doğan sestir. O ses o kadar kuvvetlidir ki duvarları titretebilir. Kapı çarpmak fiziksel bir hareke


UMUT HAREKETTİR
Sevgili kardeşlerim, Oldukça hareketli geçen yaz günlerinden sonra birlikte olduğumuz için çok mutluyum. Geçen yıl bu dönemde ilk yazımı yazdığım zaman, içimde yazılarımı kitap haline getirme umudum ve hayalim olmasına rağmen henüz yolculuğa çıkmamış bir seyyah gibi idim. Bugün ise ilk kitabım “Kalemi Seçtim” in ilk baskısı nerede ise tükenmek üzere. Desteğinize sonsuz teşekkürler. İkinci baskı yapmamı teklif edenlere cevabım ise “bu kitabın tadı damağımızda kalsın” doğrultus


KONUŞUYORUZ AMA…
Konuşuyoruz…Hepimiz konuşuyoruz. Duyma yeteneğine sahip her insan konuşur. Ama hepsinin kelimeleri ve hatta vurguları farklıdır. Hatta aynı kelimeye farklı anlamlar da katarlar. Hepimiz bir şeyler söylüyoruz. Bağıranlar var …Asla hakkını bulamazlar…Susanlar var…Gerçeklerini fark etmediğimiz. Kimi gitme diyemez düğümlenir boğazında, kimi de kal diyemez içindeki öfkeden…Bazen öyle evetler vardır ki keşke hayır deseymiş diye düşünürsünüz. Bazen öyle “hayır” lar vardır ki makbu


SEN BENİM KİM OLDUĞUMU BİLİYOR MUSUN!..
Trafik polisi arabayı durdurur. Ehliyet ruhsat sorar, tüpü şoföre uzatır alkol kontrolü için üflemesini rica eder. Ve o hepimizi çileden çıkaran soru gelir “Sen benim kim olduğumu biliyor musun”. Bilmiyorum elbette bir sanatçı, bir dahi, sıradan bir baba veya anne, ailenin direği, çevrenin baş belası, herkesin sevdiği, bazılarının hazmetmediği…Kim bilir sen kimsin? Sen kendini bana tanıt ben de sana kendimi tanıtayım, belki bazı şeylere çözüm oluruz…. “Sen benim kim olduğum


















