BİRAZ FEMİNİST BİR YAZI OLACAK O KADAR
- 1 saat önce
- 2 dakikada okunur

1908 yılında New York’ta yaklaşık 15.000 kadın tekstil işçisi kısa çalışma saatleri, daha iyi ücret, daha güvenli çalışma koşulları ve oy kullanma hakları talepleri adına bir işçi yürüyüşü düzenledi. 1910 yılında Kopenhag’da düzenlenen bir konferansta 8 martın “Dünya Kadınlar Günü” olarak kutlanması önerildi. 1917 yılında Rusya’da çalışan kadınlar “ekmek ve barış” sloganı ile başlattıkları mücadeleyi sürdürdüler. 8 Mart bu olaylara atıfta bulunarak eşit haklar özgürlük ve adalet mücadelesinin simgesi olarak kutlanmaya başlandı.
Yıl 1946. 2. Dünya Savaşı henüz bitmiş. İtalya’da kadın haklarını savunan bir grup “kadınlar” için bir çiçek seçmek istiyordu. İtalyan siyasetçi ve aktivist Teresa Mttei mimoza çiçeğini önerdi. Bunun birçok sebebi vardı. Mimoza herkesin erişebileceği bir çiçekti. Kolay bulunuyordu ve mart ayında açıyordu. İtalya’ da başlayan mart ayında kadınlara mimoza verme geleneği dünya hızla yayıldı. Zamanla mimoza dayanışmanın ve saygının sembolü olarak kabul edildi.
Neden mimoza? Öncelikle çok dayanıklı bir çiçektir. Zorlu kış günlerinde dahi dayanabilen üflesen dağılabilecek gibi görünmesine rağmen köküne ve dalına çok bağlı bir çiçektir. Mimoza tek bir çiçek değildir. Küçük grupların birleşmesi ile salkımları oluşturur. Bu açısından bakıldığı zaman bir kolektif ruhtan bahsetmek mümkün. Aslında tek başına ama uzaktan bakıldığı zaman birbirine kenetlenmiş bir topluluk. Tıpkı kadınların aileyi bir arada tutması gibi. Sarı rengi ile güneşi sembolize eder. Kışın bittiğini ve baharın gelişini müjdeler. Karanlıktan aydınlığa çıkışı ve umudu anlatır. Tıpkı kadınların umudunu yitirmeden tüm zorluklara göğüs gerdiği gibi..
Nazım Hikmet’in dizlerine kulak verelim
Kimi der ki kadın;
Uzun kış gecelerinde yatmak içindir.
Kimi der ki kadın;
Yeşil bir harman yerinde,
Dokuz zilli köçek gibi oynatmak içindir.
Kimi der ki hayalimdir,
Boynumda taşıdığım vebalimdir.
Kimi der ki hamur yoğuran,
Kimi der ki çocuk doğuran…
Ne o ne bu ne döşek ne köçek ne hayal ne vebal.
O benim kollarım, bacaklarım, başım,
Yavrum, annem, karım, kız kardeşim-
Hayat arkadaşımdır…
Bu dizeler de İsrailli ünlü kadın şair Dahlia Ravikovitch’den
Ben bir kaya değildim,
ama insanlar beni bir kaya sandılar.
İçimde ise kırılgan bir kalp vardı.
Ve Yehuda Amichai’ ı da unutmadan
Bir kadını sevmek,
bir evi ışıkla doldurmak gibidir;
dışarıda savaş olsa bile.”
Bir kadının yanında uyumak
dünyanın bütün gürültüsünden
kısa bir barıştır.
Biraz gecikmeyle de olsa Barış dolu 8 Mart’lara
Feride PETİLON
IYT dip not :
İfade edilen görüşler İYT web portalının editöryal politikasını yansıtmayabilir.
Yazarların düşünceleri sadece kendilerini bağlar.
Bir önceki yazımı okudunuz mu?


Yorumlar