top of page



Türkiye ve İsrail’in bazı ileri gelenleri veya destekçileri son günlerde savaş naraları atmaya başladılar. Durum ne kadar endişe verici? Karşılıklı atışmanın nereye kadar ilerleme olasılığı bulunuyor?

 

 

Geçtiğimiz hafta ABD merkezli American Enterprise Institute kıdemli uzmanlarından Michael Rubin adlı tarihçi/analist/yorumcu sanki ateşe körükle giden bir eda ile İsrail’in Türkiye’ye karşı önleyici bir hava saldırısı gerçekleştirerek F-16 uçaklarını imha etmesi gerektiğini yazdı. Ankara’nın tehdit riskini Erdoğan’ın ve AKP iktidarının demeçlerine, hasmane tutumuna ve İran’ın yerini alarak Ortadoğu liderliği adaylığı hedefine bağladı.

 

 

Ayrıca 2026 Türkiye’si ile 1967 Cemal Abdülnasır yönetiminde Mısır’ı karşılaştırarak her iki durumda da İsrail’in varlık nedeninin tehlikeye düştüğünü ve Tel Aviv’in tedbir alması gerektiğini vurguladı.

 

İki jeostratejik risk algısını kıyaslamak abesle iştigaldir.

 

1)      1967’in Mısır’ı bir Sovyet müttefiki idi. Ordusunun yapısı, silahları, uçakları ve düşmanın kara kuvvetlerini yenilgiye uğratma üzerine kurulu stratejisi tamamen Moskova mahreçliydi. İsrail ise Batı’dan destek alıyordu ve uçakları Fransız (Mirage) kaynaklıydı. ABD liderliğinde Batı ile Sovyet Bloku birçok noktada (Küba, Berlin, Vietnam) çatışıyor ve Soğuk Savaş yaşıyorlardı.

 

2)      Mısır’ın “Ulusal Hedefi”, Abdülnasır’ın kral Faruk’u devirerek iktidara el koyduğu 1952’den bu yana Filistin davasından daha fazla, Arap Milliyetçiliği ve Arapların Birliği temelindeydi. Bu kapsamda Suriye ile kurulan Birleşik Arap Cumhuriyeti (1958) önemli bir aşama oluşturmuştu. Bu birliktelik 21.000 km2’lik İsrail’i, kuzeyden 185.000 km2’lik Suriye ve güneyden 1.000.000 km2’lik Mısır’dan kuşatmakla tehdit ediyordu.

 

 

3)      Ülkeye el koyduktan hemen sonra Mısır “fedayin” adında sözde bağımsız askeri oluşumlarla sınırdaki İsrail köylerine saldırı düzenliyordu (1953-56). Buna son vermek için İsrail, Fransa ve İngiltere ile ittifak kurarak 1956 Süveyş Savaşını başlattı (Batılıların amacı Süveyş Kanalının millileştirilmesine engel olmaktı).

 

4)      Süveyş kampanyası sonunda İsrail Mısır’ı yenerek tüm Sinai çölünü işgal etti. Sonrasında Eisenhower başkanlığında ABD’nin baskılarından dolayı Birleşmiş Milletler askerlerinin yerleştirilmesi çözümü ile tüm Mısır topraklarından çekildi.

 

 

5)      Mayıs 1967 itibariyle Mısır, BM askerlerinin çekilmesini istemiş, İsrail’in Eilat limanını ablukaya alarak Şarm El Şeyh boğazını kapatmış ve ordusunu sınıra kadar yerleştirmişti. Ayrıca her gün radyolardan “İsrail’i yok edeceğiz, bütün Yahudileri denize dökeceğiz” çağrıları yapılıyordu.

 

6)      Neticede 1967’de 6 Günlük Savaşa gelmeden çok önce Mısır ile İsrail arasında savaşlar çıkmış, karşılıklı askerler ve siviller ölmüş, her iki ülke de en büyük rakipleri olarak sınırın öte yanını görmüş ve tüm savunma/saldırı planlarını buna göre yapmışlardı.

 

 

7)      Bu tehditlere karşı 5 Haziran sabahı İsrail hava kuvvetleri Akdeniz üzerinden sarkarak Mısır’ın tüm hava limanlarını bombalamış ve Sovyet uçakları henüz pistten iken tamamen imha ederek hava üstünlüğünü kesin olarak ele geçirmiştir.

 

8)      Türkiye ile İsrail arasında karşılıklı söz atışmaları olmakla birlikte 1967 Mısır’ından farklar bir hayli fazla. En önemlisi her iki ülke de genel anlamıyla Batı Camiası içinde yer alıyorlar: Silahları, donanımları ve hava kuvvetleri ABD mahreçli. Yakın zamanlara kadar (2010) silahlı kuvvetleri arasında işbirliği, karşılıklı ziyaretler ve donanım desteği hatırlardadır. Türkiye’nin önemli addettiği Filistin Davasının tam çözülmemiş olmasına rağmen AKP hükümetlerinin ilk yıllarında dahi askeri işbirliği devam etti.

 

 

9)      İsrail’in 7 Ekim 2023’den bu yana savaştığı Hamas, Hizbullah, Esat Suriye’si, Yemen Husileri ve İran İslam Cumhuriyetine ek olarak önemli bir askeri güce sahip Türkiye’yi “düşman” ilan etmesi stratejik dengelere ve gerçeklere aykırıdır.

 

10)  İsrail’in hükümet politikasında, parlamento kararlarında ve genelkurmay başkanlığının açıklamalarında Türkiye’ye karşıt stratejiye rastlanmaz. Bazı bakanlarının ve eski başbakanlarının X üzerinden söylemleri genellikle Türkiye’ye cevap niteliğindedir. 

 

11)  Türkiye’nin Hamas’a destek uğruna İsrail ile tüm ticari, hava ve deniz ulaşımına ambargo uygulaması iki ülke arasında en büyük güven kaybını tetiklemiştir.

 

 

12)   “İran’dan sonra sıra Türkiye’de” safsatası Ankara etkisinde birçok yorumcu ve uzmanın izleyici ve okur sıralarını doldurmakla birlikte gerçeği yansıtmamaktadır. Türkler ve Yahudiler tarihte hiç karşı karşıya gelmediler, savaşmadılar ve topraklarına göz dikmediler. Kendi topraklarını korumaya odaklanmış bir İsrail’in “Büyük İsrail Efsanesi” yoktur, olmamıştır, yalandır!

 

13)  Tüm bu karşıt argümanlara rağmen iki ülkenin hava kuvvetlerinin Suriye hava sahasında çatışma ihtimali az olmakla birlikte mevcuttur, fakat her iki genelkurmay da bu duruma neden olmamak için tedbir alıyorlar.

 

 

14)  Ege Denizinde Yunan adalarının silahlandırma girişimi veya Kıbrıs açıklarında petrol ve doğal gaz arama çalışmaları Yunanistan ile Türkiye gerginliği yaratsa bile her ikisinin NATO üyesi olması ABD yönetimini ve Avrupalıları seferber edecektir. 

 

Michael Rubin’in bu notu kaleme almasının birçok nedenleri olabilir: AKP iktidarına karşı husumeti, tehlikeyi olduğundan çok daha yüksek göstererek dikkatleri üzerine çekme arzusu veya “tarihe not düştüm” böbürlenmesi.

 

Stratejik gerçekler, olası bir çatışmanın her iki ülke ekonomisine vuracağı darbelerin liderleri tarafından bilinmesi ve Washington’un iki müttefik arasında kavgaya kesinlikle izin vermeyeceği savı bu yazının hedefine ulaşamayacağının göstergesidir.

 

Fakat küçük olan riski dahi bertaraf etmek için her tarafın sağduyularını korumaları elzemdir.

 

Ralf ARDİTTİ        

 

 

IYT dip not :

İfade edilen görüşler İYT web portalının editöryal politikasını yansıtmayabilir.

Yazarların düşünceleri sadece kendilerini bağlar.


Bir önceki yazımı okudunuz mu?









Yom Hazikaron, İsrael’in savaşlarda hayatını kaybeden askerleri ve terör kurbanları için belirlenen resmi Anma Günü’dür.


Her yıl Nisan ayı sonu ile Mayıs ayı başına denk gelen bu özel gün, ülke genelinde düzenlenen törenler ve saygı duruşlarıyla anılır; derin bir hüzün ve ortak yas atmosferi hakimdir.


Bu yıl, özellikle son dönemde hayatını kaybeden askerlerin, sivillerin, kadın ve çocukların acısı bu hüznü daha da derinleştirmektedir.


Yom Hazikaron, 20 Nisan gün batımında başlayıp 21 Nisan gün batımına kadar devam eder. Hemen ardından İsrael’in Bağımsızlık Günü olan Yom HaAtzmaut kutlanır.

Bu yıl Yom HaAtzmaut’un 78. yılı idrak edilmektedir.


Yom Hazikaron, akşam saat 20.00’de ülke genelinde çalan bir dakikalık sirenle başlar.


Bu sirenle birlikte hayat adeta durur otoyolda seyir hâlindeki araçlar bile kenara çekilir, insanlar bulundukları yerde ayağa kalkarak hayatını kaybedenleri saygıyla anar.


Aynı akşam, Yeruşalayim’deki Kotel’de resmi devlet töreni düzenlenir.


İsrael’in savaşlarının büyük ölçüde ülke sınırları içinde yaşanmış olması ve ülkenin küçük yapısı nedeniyle, neredeyse herkes bu kayıplarla doğrudan ya da dolaylı bir bağ kurar.


Bu nedenle Yom Hazikaron, yalnızca ulusal değil, aynı zamanda son derece kişisel bir anma günüdür.


İsrael’in kuruluşundan bu yana hayatını kaybeden asker ve güvenlik görevlisi sayısı:

25.417


Terör saldırılarında hayatını kaybeden sivil sayısı: 5.229 (Yehi Zicro Baruch)


Ertesi gün saat 11.00’de iki dakikalık ikinci bir siren çalar.


Ülke bir kez daha durur ve kayıplar anılır. Bu anın ardından, ülke genelinde resmî ve özel anma törenleri gerçekleştirilir.


Akşam saatlerinde, Yeruşalayim’de bulunan İsrael’in ulusal askeri anıt mezarlığı Herzl Dağı’nda düzenlenen devlet töreniyle Yom Hazikaron sona erer ve Yom HaAtzmaut başlar.


Bu iki gün arasındaki keskin geçiş, İsrael’in bağımsızlığı için ödenen ve hâlâ ödenmeye devam eden bedelin en güçlü sembollerinden biridir.


 

Kuando era chika, kuando mos ivamos a la plaj, la primera koza ke aziyamos era espandir las tovajas grandes en la arena. La krema, protektor solar, no era un problem de salud komo lo es oy, ma era un ayudante ke se utilizava para bronzearmos. Siertos protektores solar se aparejavan kon metodes mas naturales: las madres aparejavan una meskla de karota kon azete de oliva. Metiyamos estas azetes a muestro puerpos.

 

En muestra chikes, el tyempo ke pasavamos en la plaj era yeno de aktividades. Pasar oras en la mar, djugar al waterpolo o al voleybol, konstruir palasyos i pontes de arena eran los pasatyempos los mas komunes. Las largas konversasyones kon amigas eran esensiales en akeya epoka.

 

Mos kreiyamos ke si mos kemavamos del sol en enverano, no mos aziyamos grip en invyerno. El sol mos dava rezistensia kontra las hazinuras. Akeyos dyas, dingunos no konosiya los efektos de la vitamina D. Todos repetavan la dicha transmetida de muestros antepasados: "Si el sol no entra a una kaza, entra el mediko". Esta dicha rezumava los benefisios del sol para la salud. Ma, kada koza ke es demaziya, se eskapa negro. Kuando pedriyamos el kontrol i djugavamos voleybol durante oras, o eramos embabukados en un livro o una konversasyon enteresante, mos kemavamos el kuero. Esta kemadura era muy doloroza. Muestra madre mos metiya yogurt ensima las kemaduras. La freskor del yogurt mos kalmava la dolor.

 

En muestra jenerasyon, dingunos se izo kanser de kuero de la ekspozision al sol. Si el sol fuera un peligro komo oy mos estan dizyendo, una jenerasion entera se iva azer kanser.

 

Akeyos diyas de plaj, kuando el sol estava en su punto el mas fuerte, mos ivamos a la solombra, i mos asentavamos en las siyas de estera. Komiyamos los sandwiches de tomat i kezo ke trayiyamos de kaza, kortavamos el karpuz, i duspues mos repozavamos un poko.  La savor de este eshuenyo era muy diferente ke de durmir en un lugar kon ayre kondisyonado. Durmir kon la boz del ayre, la boz de las olas, i la golor de la mar no se puede topar oy. Kuando el ayre de la tadre arefreskava, entravamos de muevo a la mar, i kedavamos en la mar asta la echadura del sol. Akeyos diyas el sol no mos espantava, al kontraryo mos manteniya kon su enerjiya.

 

La kultura de plaj de muestra chikes era una eksperiensya simple i íntima. Esta kultura era mas serkana a la natura i aleshada de los instrumentos teknolojikos. Lo viyamos al sol komo un amigo. La kultura de plaj de oy es formada kon datos sientífikos. Esta kultura ve el sol komo una menasa, i kontyene mas planifikasyon i konsomasyon.


Dora NİYEGO

 

 

Es ke meldatesh la eskrita de una semana antes?

 











Featured Posts
Recent Posts
Archive
Search By Tags
Follow Us
  • Whatsapp
  • Facebook Basic Square
  • Twitter Basic Square
  • Google+ Basic Square
bottom of page