top of page



Bu hafta TORA’yı karşılıyoruz.

 

Pepsi'nin Çin'deki pazarlama gafını hatırlıyor musunuz?

 

"Pepsi ile Canlan!" sloganını Çin pazarına sunarken, bu ifade Çinceye çevrildiğinde "Pepsi Atalarınızı Mezardan Çıkarır" gibi çok daha farklı ve korkutucu bir anlama gelmiştir.

 

Çin kültüründe atalara saygı çok önemli olduğundan, bu slogan tüketiciler arasında büyük şaşkınlık ve tepkiyle karşılanmış, markanın imajını olumsuz etkilemiştir.

 

Mercedes Benz de Mandarin Çincesi'nde "Ölüme koşmak" anlamına gelen "Bensi" sözcüğü ile benzer bir gaf yapmıştı. Lüks ve güvenli bir otomobil markası için oldukça talihsiz bir yerelleştirme hatasıydı. Bu olumsuz algıyı imajına uygun olarak “Hızla ilerlemek” anlamına gelen “Benchi” ifadesi ile düzelti.

 

Güney Afrika'nın yerel favorilerinden biri de, bir hükümet binasındaki gururla "Ruh Sağlığını Önleme Merkezi" yazan tabela birçok şeyi açıklıyor.

 

Bilgileri farklı bir dile çevirmek mayın tarlası olabilir. Çünkü “mükemmel bir tercüme yoktur, bir metni bir kültürden diğerine, bir dilden diğerine, bir kişiden diğerine tamamen aktarmanın bir yolu yoktur.” 

 

Çeviri, “bir mendil üzerinden öpücük vermek” gibidir.

 

Bu, Talmud Bilgelerinin, Mısırlı Batlamyus'un Tora’nın Yunanca bir çevirisini yapmaları konusunda ısrarcı olması karşısında neden geri adım attıklarını açıklıyor. Bilgeler o günü "Altın Buzağı'nın yapıldığı gün kadar zorlu" olarak adlandırmışlardı.

 

Bir tüy kalem parçası, Tora’nın “Tanrımızı yaratan” bir tanrının adıyla başladığını ima edebilirdi. Bu da “Eş Zara – “Yabancı bir Ateş” yaratabilirdi.

 

Ancak Haşem her bilgeye potansiyel olarak yanıltıcı olabilecek ayetleri uygun şekilde düzenlemeleri için ilham verdi. Kötü çevrilmiş bir Tora ifadesi de Altın Buzağı etkisi yaratabilir.

 

Hiçbirimiz dua ayinini anlamak için Eski Yunanca bir siddur'a güvenmiyoruz, ancak Türkçe çeviriler olmasaydı da başıboş kalırdık.

 

Devarim 1:5 ayeti, Moşe'nin Tora’yı yetmiş dile çevirerek tüm uluslara erişim sağladığı şeklinde yorumlanır.

 

Daha sonra İsrailoğullarına, Ürdün Nehri'ni geçip İsrail'e girdikten sonra bu çevirileri devasa kayalara kazımalarını emretti. Anlaşılan Tora’yı tercüme etmek uygun.

 

Moşe veya başka bir büyük Yahudi lider, Tora’nın bir çevirisine öncülük ettiğinde, ekibinin doğru yapacağını bilirsiniz. Ancak günümüzün Sosyal Medya onaylı “alimleri” ile çalışıldığında son derece dikkatli olunmalı. Belki akademik veya ezoterik görünebilirler ancak kalkışta rotanız bir derece saptığında, yanlış kıtaya inersiniz.

 

Aslında her birimiz, krizlerimizi, zorluklarımızı, ve umutlarımızı Tora fikirleri üzerinden modern dünyanın diline tercüme etme (okuyabilme) yeteneğine sahibiz.

 

Her birimiz kendi iç sesini, iç tutkusunu ve ruhunu keşfetmeli ve Tanrı’yla farklı ve benzersiz bir şekilde konuşmalıyız. Şavuot nereden geldiğimizi, ne kadar yol kat ettiğimizi hatırlamak ve takdir etmek için mükemmel bir zamandır.

 

Moşe Rabenu (z“l) bize yolu gösterdi. Bizi eğitti ve bunu temel taşların üzerine inşa etmemiz için gereken imkanları verdi. Atalarımıza - kan bağınız olanlara – ruhani babalarımıza deyin ki: “Sizi unutmadık, şimdi sıra bizde.” Sizi buraya getirenleri kutsayın.

 

Umarım bir gün Tora’yı incelemek ve O’nu kendi ruhumuzun diline tercüme edebilmek her birimiz için gerçek olur.

 

Ve Tanrı, Kohen Kutsaması ile bizlere bağışladığı o özel bereketi vermeye devam eder.

 

Sevgilerimle  -  Hag Şavuot Sameah.


Moşe PASENSYA

 

Geçen haftanın peraşasını okudunuz mu?









Bazı kamuya mal olmuş görev adamı kişiler vardır ki, bu dünyayı terk ettiklerinde geride bariz bir boşluk bırakırlar. İşte geçtiğimiz hafta 86 yaşında yaşama veda eden ABD’li Yahudi lider Abraham Foxman yeri

zor doldurulacak bu tür kişilerdendir…



Yaklaşık 30 yıl ADL’in (Anti-Defamation League) başkanlığını yapan Abraham Foxman, Türkiye- İsrael- ABD Yahudi kuruluşları üçgeninde oldukça etkili bir figürdü. Türkiye’yi birçok kez ziyaret etti, Türk hükümetleriyle, Türk Yahudi toplumu liderleriyle düzenli temaslar kurdu.

 

Türk Yahudi toplumu ile ilişkileri yakın ve koruyucu bir çizgideydi. Özellikle Türkiye’de antisemitizmin yükseldiğine kanaat getirdiği dönemlerde Türk Yahudilerinin güvenliği konusunda açıklamalar yaptı, hatta 2014 Gazze savaşı sırasında Türkiye’de Yahudilere yönelik atmosferin sertleştiğini dile getiren bir mesajı Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a iletti ve Yahudilerin devlet tarafından korunması gerektiğini vurguladı.

 

Türk Yahudi toplumu için Foxman ilginç bir figürdü; çünkü bir yandan Türkiye’nin Yahudi toplumu için görece güvenli bir ülke olduğunu sık sık söylüyor, öte yandan İsrael karşıtlığının bu ülkede Yahudi karşıtlığına dönüşmesinden kaygı duyuyordu. Bu nedenle hem Ankara ile ilişkileri sürdürmeye hem de diaspora Yahudi çevrelerinde Türkiye lehine köprü kurmaya çalışıyordu.

 

Türkiye-İsrael ilişkilerinin güçlü olduğu yıllarda Abraham Foxman Washington’daki en etkili Yahudi liderlerinden biri olarak Türkiye lehine çalışan isimlerin başında gelmekteydi. Ne var ki, Davos “One Minute” krizi, Gazze savaşları bu yakınlaşmaya son verdi.

 

İsrael ile çok güçlü, duygusal ve aynı zamanda stratejik bir bağ içindeydi Foxman. İsrael’i yalnızca bir devlet olarak değil, Yahudi tarihinin güvenlik ve devamlılık merkezi olarak görüyordu. İsrael’in kendini savunma hakkını çok güçlü biçimde savundu, terör saldırıları, savaşlar veya uluslararası baskı dönemlerinde sık sık İsrael lehine açıklamalar yaptı.

 

Etkin olduğu diğer bir alan da İsrael ile diaspora Yahudileri arasında sağlam bir köprü oluşturmaya çalışmasıydı. Amerikan Yahudilerinin kaygılarını İsrael’e, İsrael’in güvenlik hassasiyetlerini Amerika’ya aktarmaya çaba gösterdi. Bununla birlikte zaman zaman İsrael hükümetlerini eleştirdiği de oldu. Yani koşulsuz bağlıydı ama kör bir bağlılık içinde değildi…

 

Abraham Foxman’ın kaybı sadece bir Yahudi liderin ölümü değil, aynı zamanda Holokost sonrası kuşağın temsil ettiği ahlaki ve diplomatik üslubun yavaş yavaş kapanmakta olduğu gerçeğini ortaya koyar. Çünkü Foxman antisemitizm ile mücadeleyi siyasi bir hedef değil kişisel bir yaşam görevi olarak görüyordu.

 

Nedeni de kendisinin bir Holokost kurtulanı olmasıydı. Polonya Naziler tarafından işgal edildiğinde, ailesi Abraham’ı Katolik bir ailenin korumasına verdi. Henüz bir yaşında bir bebekken vaftiz edilen Abraham savaş sonrasında gerçek ailesine kavuştu.

 

Bu geçmişi ona konuşurken çok güçlü bir ahlaki ağırlık veriyordu. Karizmatik ve aynı zamanda köprüler kurabilen bir kişiliğe sahipti. Başkanlarla, papalarla, Müslüman ülke liderleriyle, Avrupa hükümetleriyle, diaspora Yahudileriyle sıcak temaslar kurmayı başarmıştı.

 

Özetlemek gerekirse Abraham Foxman, çocukken yok edilmek istenen bir dünyanın içinden çıkıp hayatını nefretin normalleşmesine karşı mücadeleye adadı. Bu nedenle onun ölümü sadece bir liderin kaybı değil, Shoah tanıkları kuşağından bir sesin daha susması anlamına geliyor.

 

Bir anlamda Abraham Foxman, diaspora Yahudi’si olup İsrael’i merkezi bir tarihsel güvence olarak gören klasik 20.yüzyıl Yahudi liderliği geleneğinin en çarpıcı örneklerinden biriydi… Türkiye ziyaretlerinden birinde, katıldığım bir forumda onun karizmatik hitabetini dinlemek olanağını bulmuştum…Mekanı cennet olsun…

 

Hag Shavuot Sameah…

 


Nelly BAROKAS


İYT dip not :

İfade edilen görüşler İYT web portalının editöryal politikasını yansıtmayabilir.

Yazarların düşünceleri sadece kendilerini bağlar.


Bir önceki yazımı okudunuz mu?



Wikimedia Commons / Public Domain
Wikimedia Commons / Public Domain


İZ BIRAKANLAR

Meir Dizengoff


Meir Dizengoff adı bugün Tel Aviv’in en bilinen caddelerinden birinde yaşamaya devam ediyor. Ancak her gün binlerce insanın geçtiği Dizengoff Caddesi’nin arkasındaki kişinin hikayesi, modern İsrael tarihinin en dikkat çekici şehir kurma hikayelerinden biridir.


1861 yılında, o dönem Rus İmparatorluğu sınırları içinde bulunan Besarabya’da doğan Dizengoff, genç yaşta Odessa’da eğitim aldı ve dönemin fikir akımlarından etkilendi. Gençliğinde siyasi hareketlerle ilgilendi, hatta bir dönem Çarlık yönetimi tarafından tutuklandı. Ancak onun asıl tutkusu, Yahudi halkının geleceği için yeni bir yaşam alanı kurma fikriydi.


1905 yılında Osmanlı Filistini’ne göç ederek Yafa’ya yerleşti. O yıllarda Tel Aviv henüz yoktu. Bölge, kum tepeleri ve boş arazilerden oluşuyordu.


Dizengoff, modern bir İbrani şehri kurma fikrine inanan öncü grubun içinde yer aldı. 1909 yılında, tarihe geçen o ünlü kura çekiminde 66 aileyle birlikte kum tepeleri üzerinde yeni şehrin temellerini attı.


1921 yılında Tel Aviv’in ilk belediye başkanı oldu ve ölümüne kadar şehrin gelişimine yön verdi.


Dizengoff’un vizyonu sadece binalar kurmak değildi kültürü, sanatı ve modern şehir yaşamını bir araya getiren bir kent oluşturmaktı.


Eşi Zina ile birlikte sanat ve kültür etkinliklerini destekledi, bugün İsrail sanat tarihinin önemli kurumlarından biri sayılan Tel Aviv Sanat Müzesi’nin temellerinin atılmasına katkı sağladı.


En dikkat çekici miraslarından biri ise kendi evidir. Çünkü 14 Mayıs 1948’de David Ben-Gurion, İsrail Devleti’nin bağımsızlığını Dizengoff’un evinde ilan etti. Bugün o bina “Bağımsızlık Salonu” olarak tarihi önemini koruyor.


Bazen bir insan yalnızca bir şehir kurmaz o şehrin ruhunu da şekillendirir. Meir Dizengoff’un bıraktığı iz, bugün hala Tel Aviv sokaklarında yaşamaya devam ediyor.



Bazen en güçlü izler, sessizce yazılır.İz bırakanları hatırlamak ise, geleceği daha bilinçle kurmanın bir yoludur.

 

Ovi R. GÜLERŞEN


Bir önceki İz Bırakanlar yazımı okumak için tıklayın.





Featured Posts
Recent Posts
Archive
Search By Tags
Follow Us
  • Whatsapp
  • Facebook Basic Square
  • Twitter Basic Square
  • Google+ Basic Square
bottom of page