top of page

Trump:” Strong People, Smart People” (*)

  • 20 Haz
  • 2 dakikada okunur

 

ABD ile İran arasında imzalanan 14 maddelik mutabakat metni İsrael’de şok etkisi yarattı. Dağ fare doğurdu diyebiliriz. Savaşın üç hatta dört hedefi vardı;

-Balistik füzelerin imhası. Trump; “Suudi Arabistan ve Katar gibi ülkeler bunlara sahipse, bunun sorun olmadığını söyleyebilirim." dedi.


- Ayetullah rejiminin devrilmesi; Katledilen 40 bin kişinin kanı yerde kaldı, özgürlük isteyen halka verilen sözlerin üstü çizildi. Tarihi bir fırsat değerlendirilemedi.


-Nükleer programın sonlandırılması ve 430 kg. zenginleştirilmiş uranyumun imhası. Bu konuda tam bir belirsizlik var.


Kendi kendimize şu soruyu soralım; sonucun bu olacağı önceden bilinseydi İsrael’in bu savaşa katılması söz konusu olur muydu?

 

Anlaşmanın ilk paragrafında ABD, İran ve müttefiklerinin “Lübnan dahil” tüm cephelerde askeri operasyonları “derhal ve kalıcı” olarak sona erdireceği açıklanıyor. Savaşın en önemli hedeflerinden biri de İran’ın Hizbullah, Hamas, Husiler gibi vekil güçler üzerindeki hakimiyet ve kontrolünün ortadan kaldırılmasıydı.


İran’ın son derece “kurnazca” mutabakat metnine entegre ettirdiği bu hükümle anlaşmada taraf bile olmayan İsrael’in Lübnan’daki hareket alanını ve saldırılara karşı savunma imkânını kısıtlanmakta/ortadan kaldırmakta, İran ile Lübnan, dolayısıyla Hizbullah’la arasındaki bağ pekişmektedir.  

 

Trump’ın bazı çıkışları öylesine rast gele değil. Bunları doğru okumak gerekiyor. Fransa’nın G7 Zirvesi’nde konuşan ABD Başkanı, “İsrael yerine, Hizbullah ile Suriye’nin ilgilenmesini” önerirken Suriye Devlet Başkanı Ahmed El Şara’nın ideolojik geçmişini ve Şiilerle mezhepsel ayrılığını stratejik bir üstünlük olarak değerlendirmektedir. İsrael’in Hizbullah’a karşı atacağı adımlar dünyada tepki yaratabilecek iken Suriye daha rahat davranabilecektir. Zira Arap dünyasındaki ülkeler arası savaş ve kıyımlar dünya kamuoyunu pek de rahatsız etmezken, saldırıya uğrasa dahi taraflardan biri İsrael olduğunda dünya ayağa kalkıyor.

 

El-Şara'nın örgütü olan Hayat Tahrir al-Sham, Esad rejimine karşı savaştı. Buna karşılık Hizbullah, Esad rejiminin en önemli askeri destekçilerinden biri oldu. Ahmed El Şara Hizbullah'ı sadece Sünni’lerden farklı bir mezhebin temsilcisi olarak değil, kendilerine karşı savaşmış bir düşman güç olarak görüyor.

 

Trump Hizbullah’tan gelen dron saldırılarını kastederek, "Bir kişinin peşine her düştüğünüzde bir apartmanı havaya uçurmak zorunda değilsiniz” dediğinde de dünyada yaygın olan İsrael’in orantısız güç kullandığı suçlamalarına destek vermektedir. İsrael’in dünyadaki en önemli müttefikinden gelen bu eleştiri çok acıklıdır.

 

Diğer yandan 7 Ekim şoku sonrasında gün be gün yaşanan rehinelerin dramı, her gün yaşamını yitiren gencecik askerler, sığınaklar, bitmek bilmeyen bu savaş, halk arasındaki bölünmüşlük… Bu millet artık yoruldu, biraz nefes alsa iyi olacak. 

Bu yazımı da geçen köşe yazım gibi aynı sözlerle bitirmek istiyorum. “Zafer, düşmanın yenilgisi midir, yoksa daha güvenli bir geleceğin kurulması mı? Yanıt bulması gereken soru budur. “


Av. Yakup BAROKAS

(*) Trump daha evvelce İranlı yöneticiler için manyaklar anlamına gelen “Crazy bastards” gibi ifadelerde bulunurken son ara onlara “Güçlü insanlar, zeki insanlar” (Strong people, smart people) diye hitap eder oldu.



IYT dip not :

İfade edilen görüşler İYT web portalının editöryal politikasını yansıtmayabilir.

Yazarların düşünceleri sadece kendilerini bağlar.


Bir önceki yazımı okudunuz mu?






 

Yorumlar


Bizi Takip Edin
  • Facebook Basic Square
  • Twitter Basic Square
  • Google+ Basic Square
bottom of page