Bu Topraklar Kimin?
- 29 dakika önce
- 5 dakikada okunur

Bu topraklarda binlerce yıldır yaşayan Filistinliler “sömürgeci Yahudilerin” saldırısına uğradılar tezi ne kadar doğru? Tarih ne diyor?
Bu Topraklar Kimin?
I. Bölüm: Filistin'i oluşturan halklar
Filistinlilerin sıkça dile getirdiği temel iddia şudur: "Biz binlerce yıldır bu topraklardaydık; Yahudiler ise sonradan geldiler." Eğer bir topluluğun bir ülke üzerindeki meşruiyetinin ölçüsü buysa, aynı soru 19. ve 20. yüzyıllarda Filistin'e gelen Müslüman topluluklar için de geçerlidir.
Bu konuyu gündeme getirmeme neden, New York Belediye Başkanı Zohran Mamdani'nin geçtiğimiz aylarda Nakba'yı anmak için yayımladığı bir video oldu. Mamdani, 1948'de yerinden edilen Filistinlilerin dramını anlatan Inea Bushnaq adında yaşlı bir kadının hikayesini anlattı. Bushnaq soyadı dikkatimi çekti. Büyük olasılıkla Bosna kökenliydi ve Osmanlı döneminde Filistin'e yerleşen Balkan göçmenlerinin torunlarından biriydi.
Anlattığı trajedi gerçek. 1948 savaşı sırasında yüzbinlerce Filistinli yerinden oldu. Gerçek olmayan, videonun bugün pek sorgulanmadan kabul edilen başka bir varsayımı da tekrarlaması: Filistinliler binlerce yıldır aynı topraklarda yaşayan yerli halktı; Yahudiler ise modern dönemde dışarıdan gelen yabancılardı.
Oysa 19. ve 20. yüzyılın demografik tarihi çok daha karmaşıktır. Pek anlatılmayan gerçek, bu dönemde Filistin’in yalnızca Yahudi göçüyle değil; Balkanlar'dan, Kafkasya'dan, Mısır'dan, Kuzey Afrika'dan ve çevre Arap ülkelerinden gelen Müslüman göçleriyle de şekillendiğiydi. Başka bir deyimle, 1948'e gelindiğinde Filistin'in nüfusu tek bir tarihsel kökten değil, farklı zamanlarda ve farklı yörelerden bölgeye gelen toplulukların birleşmesinden oluşuyordu.
Pek çok Filistinli ve Arap, Yahudileri bu toprakların yabancıları olarak görürler ve bu topraklarda bir devlet kurmalarına karşıdırlar. O zaman şu soruyu sormak gerekiyor: Bu topraklara göçen Yahudilerin aynı zamanlarda gelen Boşnak göçmenlerden neden daha az hakları olmalı?
Filistin'e Müslüman Göçleri
19. yüzyılın başlarında Filistin, Osmanlı İmparatorluğu'nun seyrek nüfuslu eyaletlerinden biriydi. Yüzde 85'ini Müslümanların oluşturduğu toplam nüfus yaklaşık 300–400 bin kişi kadardı. Bu durum, Osmanlı'nın son yüzyılı ile İngiliz Mandası döneminde, Filistin'in yoğun göç almasıyla değişti.
İlk büyük göç dalgaları savaşların ardından yaşandı. Mehmed Ali Paşa'nın 1831–1840 yılları arasındaki Filistin işgali ve sonrasında Mısır ve Sudan'dan on binlerce kişi bölgeye geldi. Bu göçün başlıca nedenleri Mısır'daki zorunlu askerlikten kaçış ve zorunlu iskân politikalarıydı.
Rusya'nın Kafkasya'yı ele geçirmesi, 1877–78 Osmanlı-Rus ve Balkan Savaşları yüz binlerce Müslümanı yaşadıkları toprakları terk etmeye zorladı. Güvenlik arayan bu göçmenlerin bir bölümü Anadolu'ya, bir bölümü Suriye ve Ürdün'e, bir bölümü de Filistin'e yerleştirildi. Boşnaklar, Çerkesler ve Fransız işgalinden kaçan Cezayirliler bu göçlerin en bilinen örnekleridir.
20. yüzyılın başlarında ise göçün niteliği değişti. Bu kez belirleyici unsur savaş değil, ekonomiydi. Avrupa'dan gelen Yahudi göçmenlerin getirdiği sermaye ve yatırımlar sayesinde tarım, narenciye ihracatı, Iraktan gelen petrol hattı sayesinde Hayfa Limanı, inşaat ve sanayi hızla gelişti; Filistin'in yaşam standardı çevre bölgelere göre belirgin biçimde yükseldi. Daha yüksek ücretler ve yeni iş imkânları ise doğal olarak çevre ülkelerden Arap işgücünü çekti. Nitekim İngiliz resmî raporları özellikle Suriye üzerinden gerçekleşen kaçak Arap göçünden söz ederken, ekonomist Fred Gottheil de Filistin'in ekonomik büyümesinin çevre ülkelerden iş gücü çekmesini doğal bir sonuç olarak değerlendirir.

Kesin rakamları belirlemek mümkün değildir. Ancak mevcut göç kayıtları ile nüfus artış verileri birlikte değerlendirildiğinde, 1948'de yaşayan Müslüman nüfusun yaklaşık dörtte biri ile üçte biri arasında bir bölümünün 19. ve 20. yüzyıllarda Filistin'e gelen göçmenlerin torunlarından oluşabileceği anlaşılmaktadır. Bu da modern Filistin toplumunun, çoğu zaman ileri sürüldüğü gibi değişmeden kalmış tek bir yerli nüfusun devamı olmadığını göstermektedir.
Filistin'e Yahudi Göçleri
Yahudilerin Filistin'e modern dönemdeki göçleri de aynı nedenden, güvenlik arayışından doğdu. Özellikle Rus İmparatorluğu ve Doğu Avrupa'da 1880'lerden itibaren artan pogromlar, hukuki ayrımcılık ve antisemitizm, on binlerce Yahudi’yi yeni bir hayat aramaya zorladı. Filistin, bu göçmenlerin yöneldiği başlıca yerlerden biri oldu.
İlk Yahudi göçmenlerin amacı ulusal egemenlik kurmak değil, güven içinde yaşayabilecekleri bir yer bulmaktı. Tarım kolonileri kurdular, bataklıkları kuruttular, yeni yerleşimler inşa ettiler ve getirdikleri sermaye ile bölgenin ekonomik gelişmesine önemli katkıda bulundular.
Ancak zamanla Yahudi göçünün siyasi niteliği değişti. Theodor Herzl, Avrupa'da antisemitizmin kalıcı bir sorun olduğu sonucuna varmıştı. 1930’ların Avrupa’sında yükselen Nazizm onun ne kadar haklı olduğunu gösterdi. Herzl’a göre Yahudilerin güven içinde yaşayabilmelerinin tek kalıcı yolu kendi ulusal yurtlarına sahip olmalarıydı. Modern Siyonizm bu düşünce üzerine şekillendi ve Filistin'e yönelen Yahudi göçünün önemli bir bölümüne ulusal bir hedef kazandırdı.

Güvenlik Arayışı Neden İki Farklı Sonuca Ulaştı?
Müslüman ve Yahudi göçmenlerin hikâyeleri tamamen farklı gibi görünse de ortak yönleri farklılıklarından daha fazladır.
Her iki topluluk da Filistin'e öncelikle güvenlik arayışıyla geldi. Mısır ve Sudanlılar, Boşnaklar, Çerkesler ve Kuzey Afrikalılar savaşlardan, işgallerden ve siyasi baskılardan kaçıyordu. Yahudiler ise Rusya ve Doğu Avrupa'daki pogromlardan, giderek ağırlaşan antisemitizmden ve sonunda Nazi Almanya’sının zulmünden kaçıyordu. Her iki göç hareketinin temelinde, insanların kendileri ve aileleri için güvenli bir hayat kurma isteği vardı.
Ancak Filistin'e ulaştıklarında yolları ayrıldı.
Müslüman göçmenler, farklı etnik kökenlerden gelseler de ortak üst kimlikleri olan Müslümanlık sayesinde kendilerini yabancı bir ülkeye gelmiş gibi hissetmiyorlardı. Osmanlı Devleti zaten onların devletiydi; Filistin de aynı siyasi ve kültürel dünyanın bir parçasıydı. Bu nedenle yeni bir ulusal yurt kurma ihtiyacı duymadılar.
Yahudiler için ise durum farklıydı. Avrupa'da başlayan güvenlik arayışı Filistin'de hemen sona ermedi. Osmanlı hukukunda gayrimüslimler zımni statüsündeydiler. Dönemin Avrupalı gözlemcileri ve diplomatik raporlar, Yahudilerin hukuken ve toplumsal olarak ikinci sınıf bireyler olarak görüldüklerini ve kötü muameleye uğradıklarını aktarırlar. Herzl'den yaklaşık elli yıl önce Şam'daki İngiliz Konsolosu Charles Henry Churchill, Filistin'in Yahudiler için güvenli bir sığınak olabilmesi için can ve mal güvenliklerinin olmadığını ve güvence altına alınması gerektiğini rapor etmişti. Bu nedenle Herzl'in ulusal yurt fikri, yalnızca Avrupa'daki antisemitizmin değil, Filistin'deki güvenlik kaygılarının etkisiyle birçok Yahudi için ikna edici bir çözüm haline geldi.
Mesele göç değil, güvenliklerini nasıl sağlayabilecekleriydi. Müslüman göçmenlerle Yahudi göçmenleri birbirinden ayıran temel unsur, Filistin'e neden geldikleri değil, Filistin'e geldikten sonra güvenliklerini nasıl sağlayabildikleriydi. Müslüman göçmenler bunu ortak Müslüman kimliği ve Osmanlı Devleti'nin sağladığı siyasi çatı içinde bulurken, Yahudiler aynı güvenceye ancak kendi ulusal egemenlikleriyle ulaşabileceklerine inanıyorlardı.
19. ve 20. yüzyıl Filistin'ini yerli halk ile dışarıdan gelen sömürgeciler arasındaki bir mücadele olarak anlatmak doğru değildir. Filistin, savaşların, sürgünlerin, zulmün ve ekonomik dönüşümlerin şekillendirdiği büyük nüfus hareketlerinin yaşandığı bir coğrafyaydı. Yahudi göçü de bu tarihsel sürecin dışında değil, Filistin'i şekillendiren büyük nüfus hareketlerinden biriydi.
1948'e Gelindiğinde Filistin
1948'e gelindiğinde Filistin, yüzyıllardır bölgede yaşayan yerel Arap toplulukların yanı sıra yakın dönemde Avrupa'dan gelen Yahudi göçmenler ve onların torunları ile 19. ve 20. yüzyıllarda Balkanlar, Kafkasya, Mısır, Kuzey Afrika ve çevre Arap ülkelerinden gelen Müslüman göçmenlerin torunlarından oluşuyordu.
Yaklaşık 600 bin kişilik Yahudi nüfusun büyük bölümü son altmış-yetmiş yıl içinde Filistin'e gelen göçmenler ile onların çocuklarıydı. Müslüman nüfusun ise yaklaşık 300–450 bin kişilik bölümünün, 19. ve 20. yüzyıllarda Filistin'e gelen göçmenlerin torunları olduğu tahmin edilmektedir. Geriye kalan yaklaşık 600–800 bin kişi ise daha uzun süredir bölgede yaşayan yerel Arap topluluklarından oluşuyordu.
O yıllarda Filistin, göçlerle şekillenen tek coğrafya değildi. New York gibi pek çok büyük metropol de farklı göç dalgalarıyla şekillendiler. Bu nedenle 1948 Filistin'ini, binlerce yıldır değişmeden kalmış tek bir yerli halk ile sonradan gelen yabancılar arasındaki bir mücadele olarak tanımlamak tarihi çarpıtmak olur.
Sonuç
Bu yazıdaki veriler, 19. ve 20. yüzyıl Filistin'inin yaygın anlatıdan daha karmaşık bir demografik yapıya sahip olduğunu göstermektedir. Bölge savaşların, zulmün, güvenlik arayışının ve ekonomik dönüşümlerin şekillendirdiği büyük nüfus hareketlerinin yaşandığı bir coğrafyaydı. Yahudi göçü de bu tarihsel sürecin dışında değil, ayrılmaz bir parçasıydı.
Filistin'in son iki yüzyıllık tarihi, Yahudi göçünü yabancıların saldırısı değil, bölgeyi şekillendiren büyük nüfus hareketlerinden biri olarak değerlendirmeyi gerektiriyor. Yahudi göçünü, Filistin tarihindeki diğer göçlerden tamamen farklı ve baştan sona sömürgeci bir hareket olarak tanımlamak, dönemin tarihsel gerçekliğini doğru yansıtmaz.
Bir sonraki yazıda aynı dönemi bu kez toprak mülkiyeti ve Birleşmiş Milletler ‘in 1947 Bölünme Planı üzerinden inceleyeceğiz. Eğer Filistin'in nüfusu sanıldığından daha karmaşık bir tarihsel süreç içinde oluşmuşsa, bölünme planını da aynı tarihsel gerçeklik içinde değerlendirmek gerekir.
IYT dip not :
İfade edilen görüşler İYT web portalının editöryal politikasını yansıtmayabilir.
Yazarların düşünceleri sadece kendilerini bağlar.
Bir önceki yazımı okudunuz mu?



Yorumlar