Petrol Borularının İsrael’de Ne İşi Var?
- 6 gün önce
- 5 dakikada okunur

Petrol üretmeyen İsrael’de bugün bir kısmı hala faal olan, çoğu ise artık atıl durumda bulunan eski petrol boru hatları olduğunu biliyor muydunuz? Peki Ortadoğu’nun tarihini şekillendiren bu hatlar bugün de çalışıyor olsaydı, günümüzün kuvvetler dengesi acaba nasıl değişirdi?
Birkaç hafta önce Golan Tepelerine yaptığımız bir gezide eski bir askeri kontrol noktasını ve yıllarca petrol boru hattı vana istasyonu olarak kullanılmış bir bunker’i ziyaret ettim. Bunker, büyük ihtimalle 1967 öncesi dönemde Suriye ordusu tarafından kullanılan askeri mevzilerden biriydi. Rehberimiz, Golan su işletme şirketinde elli yıldan fazla çalışmış yaşlı bir mühendisti. Bize gösterdiği çelik boruların hikayesi ise şaşırtıcıydı: Bir zamanlar Ortadoğu’nun petrolünü taşıyan bu hatların içinden bugün su akıyor.
İnsan ister istemez soruyor: Petrol üretmeyen bir ülkede Petrol borularının ne işi var? Konu ilgimi çekti ve araştırdım. Öğrendiklerim aslında, Ortadoğu’nun son yüz yıllık tarihinin özeti gibi.

1930’larda Irak’ın Kerkük bölgesinde dev petrol rezervleri keşfedildiğinde İngiltere ve Fransa için oyun değişmişti. Avrupa sanayileşiyor, ordular büyüyor ve petrol giderek daha kritik hale geliyordu. Ancak petrolü Avrupa’ya ulaştırmak pahalı ve yavaştı. Basra Körfezi’nden çıkan tankerlerin Süveyş üzerinden dolaşması gerekiyordu.
Çözüm, çölün ortasından Akdeniz’e uzanan dev bir boru hattıydı.
Gerek İngiltere gerek Fransa, petrolü kendi kontrol ettikleri Akdeniz limanlarına ulaştırmak istediklerinden, Irak petrol şirketi iki ayrı boru hattı inşa etti: Kuzey hattı Fransız etkisi altındaki Lübnan’ın Trablus limanına gidiyor, güney hattı ise İngiliz mandasındaki Ürdün üzerinden Haifa’ya ulaşıyordu.
Her iki hat da 1935 yılında faaliyete geçti.

Boru hattı, Haifa şehrinin kaderini değiştirdi. Küçük bir liman kasabası olan Haifa, kısa sürede Akdeniz’in enerji merkezlerinden birine dönüştü. Irak petrolü burada işleniyor ve Avrupa’ya gönderiliyordu. İkinci Dünya Savaşı sırasında Akdeniz’de faaliyet gösteren müttefik donanmalarının önemli bir bölümü yakıt ihtiyacını Haifa rafinerisinden karşılıyordu.
Ama Ortadoğu’da hiçbir enerji projesi uzun süre yalnızca ekonomik proje olarak kalmaz.
1948’de İsrael kuruldu. Yeni ülkeyi tanımayan Irak yönetimi vanaları kapattı. Böylece yalnızca petrol akışı değil, Haifa’yı bölgenin enerji merkezi yapan dönem de sona erdi.
Yine de geriye önemli bir miras kaldı: rafineriler, altyapı ve devasa çelik borular.

Lübnan’ın Trablus limanına uzanan kuzey hattı ise çalışmaya devam etti, ancak Ortadoğu’daki istikrarsızlıktan payını aldı: Lübnan iç savaşı, bölgesel karışıklıklar ve 1980’lerde Suriye, İran - Irak savaşında İran’ın yanında yer almasıyla petrol akımı tamamen durdu; hat zamanla işlevini kaybetti ve her iki hat tarihe karıştı.
Çölün En Uzun Çelik Yılanı: TAPLINE
Kerkük–Haifa hattının kapanmasından kısa süre sonra bu kez Amerikan şirketleri ve Suudi Arabistan çok daha büyük bir projeye giriştiler: Trans Arabian Pipeline veya TAPLINE.
Amaç basitti: Suudi petrolünü Hürmüz Boğazı’na ve Süveyş Kanalı’na bağımlı olmadan doğrudan Akdeniz’e ulaştırmak. TAPLINE yaklaşık 1200 kilometre uzunluğundaydı. Suudi Arabistan’dan başlıyor, Ürdün ve Suriye üzerinden Lübnan’ın Sayda limanına ulaşıyordu. Dönemi için inanılmaz bir mühendislik projesiydi. 1950’de faaliyete başladı.

Tanıdık geliyor mu? Ne kadar güncel! Bugün konuşulan enerji koridorları, alternatif ticaret yolları ve Körfez–Akdeniz bağlantılarının çoğu aslında TAPLINE’ın modern versiyonları.
Hikayemizin ilginç kısmı bundan sonra başladı: İsrael 1967’deki Altı Gün Savaşında Golan tepelerini kontrolü altına alınca, hattın Golan Tepelerinden geçen 47 kilometrelik kısmı İsrael’in kontrolüne geçti. Böylece Suudi petrolünün bir bölümü fiilen İsrael kontrolündeki topraklardan geçmeye başladı ve dananın kuyruğu koptu!

Sorun, ne Suudi Arabistan ne Lübnan’ın İsrael'i resmen tanımamasıydı. Fakat ABD baskısı ve ekonomik çıkarlar siyasi söylemlerin önüne geçti. Bölgesel düşmanlık, sert siyasi söylemler ve savaş hali devam etmesine rağmen TAPLINE durmadı. Resmi diplomatik ilişkiler yoktu ama petrol akmaya devam ediyordu. Hatta İsrail'in hiçbir ticari kazancı olmamasına rağmen.
Sabotaj ve Ters Etki
1969 yılında Filistin Halk Kurtuluş Cephesi militanları hattın Golan’daki bölümünü bombaladı. Patlama sonrası binlerce ton ham petrol çevreye yayıldı ve Tiberias Gölü’ne kadar ulaşarak çevresel bir felakete neden oldu.
Saldırının amacı hattı felç etmekti, fakat olay teröristlerin hiç tahmin etmediği bir şekilde sonuçlandı.
İsrael hükümeti hattın yeniden açılması için çok sert güvenlik şartları koydu. Masrafların tamamı TAPLINE’a ait olmak üzere askeri yollar yapıldı, elektronik kontrol sistemleri kuruldu ve özel güvenlik birlikleri oluşturuldu. Kısacası sabotaj, İsrael’in bölgedeki askeri ve lojistik varlığını daha da güçlendirdi.
Ortadoğu’daki enerji hatları yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda askeri kozlardır.
Vanaların Sessizce Kapanışı
TAPLINE 1970’lerde çalışmaya devam etti ama artık eski gücünde değildi. Bölgedeki savaşlar, artan güvenlik maliyetleri ve siyasi krizler hattı giderek daha pahalı hale getiriyordu.
Tam bu sırada dev süper tankerler ortaya çıktı. Bunlar tek seferde devasa hacim ve çok daha düşük taşıma maliyetleri sayesinde petrolün varil başına taşıma maliyetini birkaç sente kadar düşürdüler.
Petrolü deniz yoluyla taşımak artık çok daha ekonomik olmuştu. Böylece çölün ortasından geçen binlerce kilometrelik boru hattının ekonomik mantığı zayıfladı.
1976 yılında Lübnan iç savaşının başlamasıyla TAPLINE büyük ölçüde işlevsiz hale geldi. Hat bir süre yalnızca Ürdün’ün yerel ihtiyaçları için sınırlı kapasitede kullanıldı. Nihayet 1985 yılında vanalar tamamen kapatıldı.
Bir dönem Ortadoğu’nun geleceği olarak görülen hat, sonunda ekonomik olarak anlamını kaybetti ve Ortadoğu’nun en iddialı enerji projelerinden biri de sessizce tarihe karıştı.

Petrol Yolundan Su Yoluna
Ama hikayemiz burada bitmiyor.
Petrol taşımak için kullanılmayan atıl borular, Golan su işletmeleri tarafından temizlenerek su taşımaya uygun hale getirildi. Bugün aynı hatlar kuzeydeki kaynaklardan alınan suyu tarım alanlarına ve yerleşim bölgelerine taşıyor. Güvenlik için yapılan petrol yolunun bir kısmı da halka açık park ve piknik yerleri olarak kullanılıyorlar.
TAPLINE’ın diğer ülkelerdeki kısımları ise bugün artık petrol taşımaya uygun değil. Çelik altyapının büyük bir kısmı yıllarca korozyon, sabotaj, savaş hasarı ve bakımsızlık nedeniyle atıl durumda. Tekrar kullanma fikri zaman zaman gündeme gelse de bunun neredeyse yeni bir hat inşa etmek kadar maliyetli olacağı belirtiliyor.

Eğer Bugün Çalışıyor Olsaydı…
Bu hikâye yalnızca geçmişe ait değil. Hürmüz Boğazı ve Kızıldeniz’de yaşanan krizler, dünya petrol ticaretinin hala dar deniz geçitlerine ne kadar bağımlı olduğunu gösteriyor. Bu nedenle alternatif kara koridorları önem kazanıyor.
TAPLINE bugün hala aktif olsaydı, dünya siyaseti muhtemelen biraz farklı görünürdü. Suudi Arabistan, Ürdün ve İsrael arasında kurulacak enerji temelli bir ağ, siyasi ilişkileri de etkileyebilirdi.
Bugün küresel petrol ticaretinin en büyük kırılganlığı hala Hürmüz Boğazı. İran’ın Körfez’deki etkisi ve deniz trafiğini tehdit edebilme kapasitesi dünya enerji piyasaları için büyük risk oluşturuyor. Körfez petrolünün önemli bir bölümü güvenli bir kara koridoruyla doğrudan Akdeniz’e taşınabiliyor olsaydı, İran’ın Hürmüz üzerindeki stratejik etkisi ciddi biçimde azalabilirdi.
Bu yalnızca enerji piyasalarını değil, ABD–İran gerilimini, Avrupa’nın enerji güvenliğini ve hatta Ortadoğu’daki siyasi dengeleri bile değiştirebilirdi.
Bugün Golan Tepelerinin altında duran o eski borular, Ortadoğu’da enerji ile siyasetin hiçbir zaman birbirinden ayrı olmadığını hatırlatıyor.
Hala çalışan petrol hattı
Hikayemiz burada da bitmiyor. Bugün hala faaliyet gösteren Eilat–Ashkelon boru hattının hikayesi de en az TAPLINE kadar ilginç. 1960’larda İsrael ile Şah dönemi İran’ı ile ortak kurulan bu hat, yıllar içinde İsrael’in en stratejik enerji altyapılarından birine dönüştü.
Günümüzde bu hat İran’dan olmasa bile BAE’nin petrolünü Akdeniz’e taşımak için Süveyş kanalına alternatif olarak kullanılıyor. Bu hat, İbrahim anlaşmaları sonrası daha da önem kazandı.
İnanması zor, fakat günümüz İran hükümeti Şah dönemindeki ortaklık yapısından kaynaklanarak şirketteki hak iddialarını bugün hala sürdürüyor. Taraflar arasında yıllardır milyarlarca dolarlık hukuki anlaşmazlıklar yaşanıyor. Bu konu başlı başına bir yazı hak ediyor. (Spoiler alert: Bu anlaşmazlıklar nedeniyle bugün EAPC hala oldukça gizemli bir şirket. İsrael hükümeti bu şirketin faaliyetini ve mali verilerini devlet sırrı sayarak gizli tutuyor. Boru hattı çalışmaya devam ediyor ancak şirketin diğer önemli gelir kaynaklarından biri, farklı ülkelerden gelen petrolün depolanması.)
Ortadoğu’nun eski petrol boruları bugün çoğu insan için yalnızca paslanmış çelik hatlardan ibaret görünebilir. Oysa bu borular, bölgenin tarihini yansıtıyor: savaşlar, ittifaklar, enerji hesapları ve değişen güç dengeleri.
İnsan düşünmeden de edemiyor: TAPLINE da Eilat - Ashkelon hattı gibi hala çalışıyor olsaydı acaba kuvvetler dengesi nasıl değişirdi?
İsak DUENYAS
IYT dip not :
İfade edilen görüşler İYT web portalının editöryal politikasını yansıtmayabilir.
Yazarların düşünceleri sadece kendilerini bağlar.
Bir önceki yazımı okudunuz mu?



Yorumlar