

BALIKLAR YORULUR MU?
2005 yılında Amerikalı yazar David Foster Wallace Kenyon College mezuniyet konuşmasında daha sonra kitap haline gelen “This is Water” adlı söylevinde ikisi genç diğeri yaşlı üç balıktan söz eder. Ve şöyle der: İki genç balık yan yana yüzmektedirler, karşı yönden gelen yaşlı bir balığa rastlarlar. Yaşlı balık onlara selam verir: - "Günaydın çocuklar, su nasıl?" Genç balıklar bir süre daha yüzerler, sonra birisi diğerine bakıp sorar: -"Su da neyin nesi?" Bu konuşma aslında na


ÖNYARGI ÖNSEZİYE YOL VERECEK Mİ?
Anne kız tartışıyor… Anne hem öfkeli hem korumacı hem yerinde duramıyor hem de sevecen olmaya alışıyor… Kız anlamıyor. Önsezi ve önyargılar ile örülen bu karmakarışık durum bir gün çözülecek mi? Einstein bile “Atomu parçaladım ama önyargıları parçalayamadım” demiş. Kız bunu bilmiyor. Einstein’ın kastettiği şey, bilimsel ilerlemenin ahlaki ve düşünsel ilerlemeyi otomatik olarak getirmediğidir. Atom dış dünyadır ön yargı ise içimizde. Geçmiş deneyimler ile zaman içinde y


KARGALAR HASTALANINCA KARINCALARIN KUCAĞINA GİDER
Kargalar hastalanınca karıncaların kucağına gidermiş. İlk duyduğumda beni oldukça etkileyen bu sözün “klasik atasözleri” arasında yer almadığını, bilimsel hiçbir kanıtı da olmadığını da araştırmalarımdan anlıyorum. Bu tür folklorik deyişler doğadaki bazı gözlemlere dayanarak hayata dair konuşmak isteyenlerin söyledikleri ile ortaya çıkmakta. Ağızdan ağıza nesilden nesille iletilen bu tür söylemlerin değeri büyüktür. Doğada, kargaların hasta oldukları da topraklar veya kil i


ARI SENİ ÇİÇEK SANDI
Bir küçük kızın ağzından duyduğum ufacık bir cümle hayatımın anlamını derinden değiştirdi. Küçük kızın elini arı soktu. Acıdan kıvranıyordu. Babası küçük kıza şöyle dedi. “Arı seni çiçek sandı.” Kız bir anda gülümsedi. Kendini güzel kokulu, güzel renkli hissetti. Baba ağrıyı inkâr etmedi. Ama ona farklı bir anlam kazandırdı. Küçük kız arının soktuğu parmağı belki hiçbir zaman hatırlamayacak ama, her arı gördüğünde çiçeğe benzetilmenin tarifsiz keyfini hep hatırlayacak. O duyg


BELKİ…
Trafikteyiz, torunum ile yan yanayız. Yol bir anda açıldı. Önümdeki araba, kağnı arabası misali gidiyor. “Haydi diyorum haydi gene kırmızı ışık yanacak ve gene duracağız” Torunum ise benden çok daha sakin “ne acelen var ki? Belki yan koltukta küçük bir köpek yavrusu uyuyordur. Belki de kavanoz içinde bir balık vardır. Ne köpeğin ne de balığın zarar görmesini istemiyordur. Hem beraber yiyeceğimiz hamburger için zaten çok da acıkmadım”. İşte 8 yaşında bir kız çocuğundan al


BİRAZ FEMİNİST BİR YAZI OLACAK O KADAR
1908 yılında New York’ta yaklaşık 15.000 kadın tekstil işçisi kısa çalışma saatleri, daha iyi ücret, daha güvenli çalışma koşulları ve oy kullanma hakları talepleri adına bir işçi yürüyüşü düzenledi. 1910 yılında Kopenhag’da düzenlenen bir konferansta 8 martın “Dünya Kadınlar Günü” olarak kutlanması önerildi. 1917 yılında Rusya’da çalışan kadınlar “ekmek ve barış” sloganı ile başlattıkları mücadeleyi sürdürdüler. 8 Mart bu olaylara atıfta bulunarak eşit haklar özgürlük ve ada


BAĞLANDIK...BAĞLANAMADIK… BAĞ BOZUMU
Uçaktayız. İki genç yan yana oturmuş, sohbet etmeye başlamışlar bile. Hostes anons ediyor “kemerlerinizi bağlayın.” Gençlerden biri gülerek şu cümleyi ağzından çıkarıyor istemsizce “bende bağlanmak korkusu var.” Konuşmanın diğer bölümünü duymak isterdim ama meraklı nine gibi görünmemek üzere kitabıma dalıyorum. Hikayenin sonu hakkında hiçbir bilgim yok... Bağ kurmak iki varlık arasında görünmeyen hissedebilen bir ip gibidir. Bağ kurmak sadece bir insan ile sınırlı değildir.


BEN BİR PROJE MİYİM?
Eşim ile tanıştığımda o bir mimar adayı öğrenci idi. Projelerini hep birlikte yaptık. Birlikte derken ben kalemleri yontmak, sabahlara kadar süren çalışmalarda kahve pişirmek gibi görevler üstlensem de projelerin her adımını biliyordum. Eşim her gece projesini baştan aşağıya tarar en ufak eksikliği veya kusuru bulmaya çalışır mükemmel olması için elinden geleni yapardı. Sonuçlar açıklandığında hocalar mutlaka bir yerlerden not kırar eşim de “ben bunu nasıl görmedim” diye hayı


ÇİÇEKLER VE TOPRAKLAR
Çok sevdiğim bir dostumun damadı uluslararası avukattı ve çok enteresan davalardan söz ederdi. Bunların bir tanesi domates tohumu ithal eden bir ülkenin toprağında yetişmeyen ürün için bir diğer ülkeyi mahkemeye vermesi ile ilgili idi. Bizim avukat tohumun sahibi ülkeyi savunuyordu ve şöyle diyordu: “Her iki ülkenin güneşi topraklarına aynı açıdan ulaşmıyor, her iki ülkenin toprağı minerallere sahip değil. Verim almak için bu kriterleri çok iyi incelemek gerekiyor” Ve tabii k


ÇAT SESİNİ DUYMAYALIM
Birden çat diye bir ses duyulur. Kapının çarpma sesi. Kapı rüzgârdan çarptı ise söylenecek bir laf yok. Doğanın esintisi ile gelen bu ses için sadece “bu rüzgâr da nerden çıktı aniden” demekten başka sözümüz yok. Ancak o kapı bazen bir genç kızın annesi ile olan söz düellosundan sonra, bazen genç bir erkeğini sevgilisi ile olan anlamamazlığından dolayı kapıyı çarpıp gitmesinden doğan sestir. O ses o kadar kuvvetlidir ki duvarları titretebilir. Kapı çarpmak fiziksel bir hareke






















