Türkiye Ekonomisi Sınır Ötesi Gelişmelere Dayanıklı mı?

Cumhurbaşkanı Erdoğan yönetiminin Türkiye’nin gücünü sınır ötesine yayma siyasetinin iki belirgin alanda sıcak çatışmaya dönüşme olasılığı bulunuyor: Suriye’de İsrail ile, Doğu Akdeniz’de Yunanistan ve Fransa ile. Bu bölgelerde gerilimin yükselmesi ülke ekonomisini nasıl etkiler? Halen zafiyet gösteren ekonomik göstergeler daha zayıflar mı? Halkın iktidara olan güvensizliği daha da sarsılır mı? Yoksa Erdoğan “dış tehditler” sayesinde iktidarını pekiştirir mi?
Ortamı değerlendirelim: Ülke iki aydan bu yana giderek yayılan bir “borsa dolandırıcılığı” ile bitap düşmüş durumda. Mesele şu: Bazı borsa simsarları pek hareket görmeyen hisselerin alışveriş hacmini kendi aralarında sahtekarca artırarak ve her satın almada değerlerini yükselterek küçük, çelimsiz bazı şirketlerin piyasa değerlerini 1 milyar, 5 milyar… hatta 10 milyar ABD doları düzeyine çıkartmayı becerdiler.
Dolandırıcılığın boyutu için şu örnek yeterli: 120 kişilik bir faktoring firmasının piyasa değerini (gerçek değil kağıt üzerinde) 20 milyar dolara vardırarak Türkiye’nin en büyük şirketi olan Koç Holding’den iki misli daha değerli olarak yansıttılar. Esası yansıma değil, yanılsama (illüzyon) idi…
Bu hissenin yatırımcı sayısı pek fazla değildi. Fakat bu ve benzer şişirilmiş hisseleri bünyesinde bulunduran “serbest fonlar” o kadar inanılmaz performanslar gösterdiler ki %40-50 mevduat faizini yeterli bulmayan yüzbinlerce tasarruf sahibi paralarını “akan sudan biz de istifade edelim” misali bu fonlara yatırdılar.
Bazı serbest fonlar yıllık %5000 gibi verimlilik grafikleri ile 400.000’den fazla yatırımcının tasarruflarını kendilerine çektiler. Yatıranların büyük bir kesimi doğrudan kandırılmıştı, bir diğer kesim ise sahtekarlıktan haberdar olmakla birlikte iktidarın bu konuyu bildiğini, göz yumduğunu ve oyun durma noktasına gelmeden hemen önce paralarını çekmeyi başarabileceklerini düşündüler.
Dolandırıcılık çetesinin üst kurmayları ve hükümete yakın bazı yatırımcılar Eylül ayında sahtekarlık patlak vermeden önce paralarını çekerek yurt dışına transfer ettiler. Fakat yatırımcı kitlesinin en büyük kısmı çekemediler ve yalnız kazandıkları tutarlar değil, anaparaları dahi batmaya yakın…
Türkiye’nin finansal evrenini düzenlemesi gereken ve küçük, orta boy yatırımcıyı sözde koruyan birçok kurum çürümüş vaziyette. En üst yöneticiler istifa ettiriliyor, açığa alınıyor veya tutuklanıyor.
İş alemi ve yatırımcıların güveni öylesine sarsıldı ki ülkenin halka açık en güzide şirketlerinin değerleri %20-25 düştü. Dahası kamuya ait bazı kurumların hazinelerinin dolandırıcılığa alet olmaları Türkiye’nin geleceğine ve vatandaşının umutlarına darbe vuruyor.
Bu ortamda Suriye hava sahasında gezinen İsrail jetleri ile Türk Hava kuvvetleri “it dalaşına” girerler mi? Kudüs hükümeti Suriye’nin kuzeyine hâkim olan Ankara’nın güneye ve özellikle İsrail sınırına sarkmasını istemediğini açıkça belirterek 18 Ağustos’ta Abu Duhur üssünü bombaladı (beşeri zayiatsız). Şu anda durum sakin fakat hızla alevlenebilir.
Öte yandan Akdeniz’de de sular ısınıyor: 10 yıldır ileri sürülen “Mavi Vatan” projesi kapsamında Türkiye’nin Libya ile 2019’da anlaşarak aralarında “Münhasır Ekonomik Bölge” (Exclusive Economic Zone) ilan etmelerinin sözde Libya Parlamentosu tarafından yakınlarda onaylanması Doğu Akdeniz’i Batı’dan ayıran bir nevi göl haline getirme riskini taşıyor. Türkiye’nin güneybatı ucundan Libya karasularına uzanan “Mavi Hat ”tan geçecek bir geminin Ankara’yı haberdar etme olasılığı Mısır, Yunanistan, Kıbrıs Cumhuriyeti ve İsrail ile birlikte Avrupa Birliği’ni de ayağa kaldırdı.
Akdeniz’de bir diğer çıban başı da Kıbrıs’ı Avrupa elektrik şebekesine bağlayacak kabloların çekilmesine Türkiye’nin itirazı. Kendi ve KKTC münhasır deniz alanlarında yapılacak çalışmalardan dolayı Ankara’nın izninin istenmesi Yunanistan ve Fransa tarafından kesinlikle reddedildi. O kadar ki her iki ülkenin donanmalarının kablolarını döşeyecek gemileri savunma planları Türkiye’nin sert tepkileri ile karşılaşıyor.
Hem Suriye hem de Doğu Akdeniz’de Türkiye’nin “güç projeksiyonu” planları Yeruşalayim tarafından İsrail’in kendi hava ve deniz kontrol alanlarına “tehdit” olarak algılanıyor.
Bu potansiyel çatışma noktalarına bir de yeni Azerbaycan sıkıntısını ekleyebiliriz. Bakü’nün ilköğretimdeki kızların kapanmasını yasaklayan yasa, Ankara’ya bağlı bazı odaklarca “kabul edilemez” yanıtı ile karşılaştı. Azerbaycan’ın İsrail ile yakın ticari, savunma ve stratejik ilişkilerinin AKP iktidarınca engellenme amacı (Bakü’de uluslararası bir konferansta davetli İsrail Cumhurbaşkanı Isak Herzog’un konuşmasına Hakan Fidan kulaklığını fırlatarak protesto etti) Bakü tarafından “işlerimize müdahale” olarak tanımlanması bardağı taşıran damlaydı.
İki stratejik gerilim, Suriye ve Doğu Akdeniz, bir de “gomşu ve gardaş” Azerbaycan’ın İsrail ilişkilerinden vazgeçmemesi, Ankara’nın diplomatik ve askeri manevra alanlarını daraltmayabilirdi. Fakat Türkiye’nin son 3 yılda enflasyon düzeyini %25’in altına indirememesi, TL’in göreceli değerlenmesinden dolayı ihracatçıların zarar etmeleri, uluslararası yatırımların azalması ve sonunda İstanbul Borsasını kasıp kavuran piyasa dolandırıcılığını çözme gayretlerinin akamete uğraması ülkenin finansal zafiyetini ön plana çıkarmıştır.
Bu ortam düzelmediği sürece, Türkiye doğrudan tehdit altında kalmadığı takdirde, ekonomiyi daha büyük darboğaza itmemek uğruna yurtdışı gerilimleri tırmandırmamak, Ankara’nın opsiyonları arasındadır.
Tek farkla ki: Yeni seçim aşamasında halkı “dış mihraklara” karşı koymak amacıyla Başkan’ın yanında kenetleme gayretleri bu kez başarıya ulaşır mı?
Ralf ARDİTTİ
IYT dip not :
İfade edilen görüşler İYT web portalının editöryal politikasını yansıtmayabilir.
Yazarların düşünceleri sadece kendilerini bağlar.
Bir önceki yazımı okudunuz mu?



Yorumlar