top of page

Foto: AI
Foto: AI

Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan olası saldırılara karşı birbirlerini savunma sözü içeren anlaşmaya imza attı. Peki Ankara'nın çıkarı ne? Anlaşmanın hedefi İran mı?


Anlaşma, Riyad'ın bölgesel rakibi İran'ın ABD ile savaşta olduğu, Tahran destekli Husilerin ise Suudi toprakları ve gemilerini hedef aldığı bir dönemde geldi.


Analistler, Donald Trump yönetimindeki ABD'nin giderek daha güvenilmez bir müttefik olarak görüldüğünü, bu koşullarda Riyad'ın bölgesel güvenlik bağlarını geliştirmeye odaklandığını belirtiyor.

Pakistan, Müslüman dünyasında nükleer silaha sahip tek ülke konumunda, Türkiye ise önemli bir silah üreticisiSuudi Arabistan da gelişmiş Amerikan silahlarına sahip.


Diğer taraftan Türkiye Gazze savaşını bitirmeyi amaçlayan müzakerelerde rol üstlenirken, Pakistan da ABD-İran savaşını sona erdirmeye yönelik diplomatik girişimlere arabuluculuk yapıyor.


Saldırı tüm üyelere yapılmış sayılacak

Suudi Arabistan'ın resmi haber ajansı ile Pakistan Dışişleri Bakanlığı tarafından yayımlanan açıklamada, dün imzalanan metnin "Mekke Ortak Savunma Anlaşması" adını taşıdığı kaydedildi.


Açıklamada, "üç ülkenin kolektif güvenliklerini güçlendirme ve bölgede barışı teşvik etme yönünde ortak taahhütte bulunduğu" ilan edildi.


Pakistan Dışişleri Bakanlığı, anlaşmanın üyelerden herhangi birine yönelik saldırının tüm üyelere yapılmış sayılacağı anlamına geldiğini bildirdi.


Bu üç ülkeden Pakistan yakın zamanda komşusu Hindistan ile askeri çatışma yaşarken Suudi Arabistan ise hâlihazırda İran ve Yemen kaynaklı saldırılara hedef oluyor.


Anlaşmanın hedefinde İran mı var?

Ankara, anlaşmanın "herhangi bir ülkeyi hedef almadığını" ve "Türkiye'nin NATO kapsamındaki yükümlülükleriyle çelişmediğini" bildirdi.


Riyad ise "anlaşmanın bir askeri eksen veya mezhepçi bir blok oluşturma girişimi olmadığını" söyledi.

İngiltere'deki Birmingham Üniversitesi'nde Suudi dış politikası uzmanı olan Umar Karim ise yeni ortaklığın "açıkça İran'a yönelik olduğu" görüşünde.


Karim'e göre Türkiye ve Pakistan'ın İran'la sınırı bulunması, bu iki ülkeye Tahran üzerinde "farklı türden bir nüfuz kullanma imkanı" sağlayabilir.


Suudi ordusu ve hükümetine yakın bir kaynak, anlaşmanın uzun süredir görüşüldüğünü, "bölgedeki son gelişmelerin süreci hızlandırdığını" söyledi.


Türkiye'nin anlaşmadan çıkarı ne?

King's College London'dan Andreas Krieg ise anlaşmanın, ABD'nin ötesinde ittifakları çeşitlendirme yönündeki açık isteği gösterdiğini belirtti.


Krieg, "Suudi Arabistan, Türkiye ve Pakistan ABD'nin yerini almaya çalışmıyor. Washington bunu (savunma desteği) sağlamadığı veya sağlamak istemediği durumlarda kendi çıkarlarını koruyabilecek kapasiteyi oluşturuyorlar" dedi.


Özellikle Riyad'ın "tek bir Amerikan şemsiyesi yerine birkaç güvenlik katmanı" istediğini belirten Krieg, anlaşmanın Suudi Arabistan'ın savunma kapasitesini çeşitlendirme hedefini destekleyeceğini söyledi.


Krieg'e göre Türkiye ve Pakistan ise anlaşma sayesinde siyasi ağırlıklarını artıracak ve olası Suudi yatırımlarına erişim sağlayacak.


Suudi Arabistan ve Pakistan, 2025 yılında karşılıklı savunma anlaşması imzaladıklarını açıklamıştı. Pakistan'ın Müslüman dünyanın tek nükleer silaha sahip ülkesi olması nedeniyle bu anlaşma dikkat çekmişti.


Kaynak: ADW Türkçe

08.08.20268 Ağustos 2026


 



Cameri Tiyatrosu’nda sahnelenen Hanoch Levin’in “הלוויה חורפית – Kış Cenazesi” adlı oyunu, ilk bakışta absürt ve son derece komik bir aile hikâyesi gibi görünür. Oysa perde ilerledikçe, Levin’in tiyatrosunun temel sorularından biriyle karşı karşıya kalırız: İnsan, ölüm gerçeği karşısında hayatına devam edebilir mi?


1978 yılında sahnelenen oyun, Levin’in hem acımasız mizahını hem de insanın bencilliğine, korkularına ve yaşama tutunma çabasına ilişkin derin gözlemlerini taşır.

 

Oyunun merkezinde Leczek Bobiczek vardır. Annesi Alte Bobiczek ölmüştür. Leczek’in görevi ailesine bu acı haberi vermek ve cenazenin yapılmasını sağlamaktır. Ancak ortada küçük bir sorun vardır: Aile, kızları Voloçya’nın düğününe hazırlanmaktadır.


Cenaze ile düğün aynı güne denk gelmiştir.


Ailenin tepkisi Levin’in kara mizahının bütün gücünü ortaya çıkarır. Ölüm haberi, büyük bir trajedi olarak değil, düğünün programını bozabilecek rahatsız edici bir ayrıntı olarak görülür. Aile üyeleri haberi duymamak, Leczek’ten kaçmak ve düğün hazırlıklarını sürdürmek için adeta bir kovalamacaya girişir.

Burada Levin’in asıl başarısı ortaya çıkar: Ölümü komik hale getirirken aslında hayatın ne kadar acımasız ve anlamsız olabileceğini gösterir.

 

Ölüm mü, hayat mı?

Oyunun en güçlü taraflarından biri, ölüm ile hayatı birbirinin karşısına koymak yerine onları aynı sahnede yan yana getirmesidir.


Bir tarafta cenaze vardır; diğer tarafta düğün.


Bir tarafta ağlamak isteyen bir oğul; diğer tarafta düğünün bozulmasını istemeyen bir aile.


Ve bütün bu karmaşanın içinde herkes kendi küçük dünyasının peşindedir.


Levin burada insanı suçlamaktan çok, insanın doğasını teşhir eder. Ölüm başkasının başına geldiğinde onu düşünmek kolaydır; fakat kendi hayatımız, kendi planlarımız ve kendi mutluluğumuz söz konusu olduğunda ölümün varlığını mümkün olduğunca uzaklaştırmaya çalışırız.


Bu nedenle oyun yalnızca “ölüm üzerine bir komedi” değildir. İnsanın ölüm karşısındaki çaresizliği ve yaşama tutkusu üzerine acı bir hicivdir.

 

Levin’in dünyasında kahkaha neden acıtır?

Hanoch Levin’in tiyatrosunda seyirci çoğu zaman önce güler, ardından neden güldüğünü düşünmeye başlar.


“Kış Cenazesi”nde de durum böyledir.


Karakterler abartılı, hatta zaman zaman karikatürize edilmiş görünürler. İsimleri, davranışları, konuşmaları ve sahnedeki hareketleri gerçeküstü bir dünyanın parçaları gibidir. Ancak bu grotesk dünyanın altında son derece gerçek bir insan vardır: ölmek istemeyen, yalnız kalmaktan korkan ve hayatının bir anlamı olduğuna inanmak isteyen insan.

 

Leczek’in cenazenin peşinden koşması bu açıdan özellikle önemlidir. O, annesinin ölümünün kabul edilmesini istemektedir. Aslında yalnızca annesinin cenazesini değil, annesinin yaşamının ve ölümünün başkaları tarafından tanınmasını istemektedir.


Bu yüzden oyunun komedisi giderek hüzünlenir.

 

“Kış Cenazesi” neden hâlâ güncel?

Levin’in başarısı, oyunu belirli bir döneme hapsetmemesidir.


Düğün hazırlıkları, aile içi hesaplar, insanların kendi çıkarlarını koruma çabası ve ölüm karşısındaki inkâr… Bunların hiçbiri belirli bir ülkeye veya zamana ait değildir.


Bugünün seyircisi de sahnedeki karakterlerde kendinden, ailesinden veya çevresinden bir şeyler bulabilir.

 

Belki de oyunun en rahatsız edici sorusu şudur:

Başkasının acısı bizim hayatımızı ne kadar ilgilendirir?


Levin bu soruya ahlaki bir cevap vermiyor. Seyirciyi yargılamıyor. Bunun yerine karakterleri sahneye çıkarıyor ve onların birbirleriyle çarpışmasını izletiyor. Kahkaha da buradan doğuyor.


“Kış Cenazesi”, kolay bir komedi değildir. Seyirciyi güldürürken ölüm, yalnızlık, aile, bencillik ve yaşama arzusu üzerine düşünmeye zorlar.


Oyunun gücü de tam burada yatar: Cenaze ile düğünü aynı güne koyarak hayatın en büyük çelişkilerinden birini sahneye taşır.


İnsan ölür; insanlar düğün yapmaya devam eder.


Birinin dünyası sona ererken, bir başkasının hayatı bütün hızıyla sürmektedir.


Levin’in acımasız ama olağanüstü insancıl mizahı bize belki de şunu söyler:

Hayat, ölümün karşısında durmaz. Hayat, ölümün hemen yanında devam eder.


Ve biz, bütün korkularımıza rağmen, gülmeye devam ederiz.


Kaynak: ChatGPT


 


 


 

 

İsrael hakkında fazla bilgisi bulunmayan, hatta duygusal bağlar hissedip de tam da duruma vakıf olmayan kişi ne düşünür? Pek doğal olarak “İsrael bir savaş ülkesi… Yaşanılacak bir yer değil” diye düşünmez mi? Hatta ziyarete bile gelmekten kaçınmaz mı?  

 

Oysa her şeye karşın İsrael tam da yaşanılası bir yer…Öyle dışardan görüldüğü gibi değil. Bu gece savaş patlar mı, İran saldırır mı diye içinizde bir kuşku dahi olsa yaşam tüm hızı, alışılmışlarıyla devam eder.

 

Hiç o Tel Aviv’in cümbüşüne dahil oldunuz mu? O kilometrelerce uzanan plajlarında gezindiniz, matkot oynayanları, dans edenleri, kaykaylarda gezinen gençleri, sevgilileri gördünüz mü? 


Henüz güneş yükselmeden sahil yolu koşucularla, bisikletlilerle ve denizin serinliğini içine çeken yürüyüşçülerle dolar. Dalgaların ritmiyle insanların temposu birbirine karışır. Sanki şehir güne değil, hayata hazırlanıyordur. Bir savaş ülkesi olması bu canlılığı hiç etkilemez.



Kahvaltı saatlerinde kafelerin masaları dolmaya başlar. Bir fincan kahve eşliğinde gazetesini okuyan yaşlılar, dizüstü bilgisayarını açıp çalışmaya başlayan gençler, çocuk arabalarıyla dolaşan aileler…


Her gün topraktan biter gibi yükselen gökdelenler, her şeye karşın bu ülkede ekonominin canlılığını yitirmediğini, teknoloji şirketlerinin geliştiğini gözler önüne serer. 


Rothschild Bulvarı boyunca yürürken devasa yüksek binaların gölgesi tarihi binaların üzerine düşer. Birkaç sokak ötede Carmel Pazarı'nın canlı atmosferi başlar. Baharat kokuları, taptaze meyveler, balık tezgâhları, sokak müzisyenleri ve satıcıların neşeli sesleri, kentin günlük senfonisini oluşturur. Neve Tzedek'in dar sokaklarına girersiniz. Taş evler, küçük sanat galerileri ve begonvillerle süslü avlular, modern metropolün içinde saklanmış eski bir Akdeniz kasabasını hatırlatır.


Öğleden sonra plajlar şehrin en canlı buluşma noktaları olur. Kimileri denize girer, kimileri kumların üzerinde kitap okur, gençler voleybol oynar, çocuklar dalgalarla yarışır. Gün batımına doğru ise herkes farkında olmadan aynı yöne bakmaya başlar. Güneş, Akdeniz'in ufkunda yavaşça kaybolmaktadır. Bu, Tel Aviv'in belki de en şiirsel anıdır.


Gece restoranlar dolup taşar, sokak müzisyenleri ezgilerini geceye bırakır, kafelerde sohbetler uzar. Kent, ışıklarıyla bambaşka bir kimliğe bürünür.


Ve yalnız Tel Aviv’de değil, İsrael’in her köşesinde hayat böyle devam eder, yılgı yoktur, umut vardır, geleceğe inanç vardır.


Dostlar, yeter ki gelin…Tel Aviv zaten kendini sizlere anlatacak, sizleri büyüleyecektir.

Aşağıdaki videoyu tıklamayı unutmayın


 

Av. Yakup BAROKAS



IYT dip not :

İfade edilen görüşler İYT web portalının editöryal politikasını yansıtmayabilir.

Yazarların düşünceleri sadece kendilerini bağlar.


Bir önceki yazımı okudunuz mu?






 

Featured Posts
Recent Posts
Archive
Search By Tags
Follow Us
  • Whatsapp
  • Facebook Basic Square
  • Twitter Basic Square
  • Google+ Basic Square
bottom of page