
Batı dünyasında son yıllarda giderek artan İsrael ve Yahudi düşmanlığının nedenleri muhakkak ki birden fazla.
Öte yanda, bu düşmanlığı körüklemekte birbiriyle yarışan birden fazla ‘’dost olmayan’’ devlet de var.
Ben bu devletlerden birinin üzerinde ayrıntılı bir şekilde durmak istiyorum.
Katar’ın üzerinde.
Katar, yüzölçümü 11.581 km² olan (İsrael'in yarısı kadar), 3 milyon nüfuslu (ki nüfusun yüzde doksanı yabancı uyruklu çalışanlar) küçük bir Ortadoğu ülkesi. Ama son yıllarda Batılı dünyadaki nüfus, ülke nüfusuyla ters orantılı bir şekilde gelişiyor.
Bu yazı dizimde önce Katar’ın batı dünyası üzerindeki etkisi, sonra da akademi ve medya dünyasındaki yeriyle ilgili ayrıntılara girmek istiyorum.
Tarihçesine bakarsak; 1868 yılında Mohammed bin Thani Britanya ile bir antlaşma yaparak şeyhliği değişik bir statüye sokuyor.
1871 – 1915 yılları arasında bölge Osmanlı egemenliğinde.
1916 – 1971 yılları arasında Birleşik Krallık egemenliğinde.
Ve düşünün; günümüzde özellikle Ortadoğu'da olağanüstü bir “soft power”/yumuşak güce sahip bu ülke bağımsızlığına 1971 yılında kavuşuyor. Yani ülke sadece 55, yazıyla elli beş yıllık!
Ülkenin başında 2013 yılından beri Tamim bin Hamad Al Thani bulunuyor. Ailenin sekizinci emiri.
Kişi başına düşen milli gelir ortalamasında dünya dördüncüsü Katar!
Büyük petrol rezervlerinin yanı sıra, gaz rezervlerinde dünya üçüncüsü.
Ülke şeriatla yönetiliyor.
Batıya şirin görünmek adına “sözde siyasal liberalizm’’ uygulandıysa da kısa bir süre sonra rejim klasik demokratik hürriyetleri baskı altına alıyor.
2000’li yıllarda ekonomisi çok gelişiyor, paralelinde siyasal gücü de gelişiyor.
2003 yılında Irak’a karşı girişilen savaşta ABD Merkez Komutanlığı karargâhına ev sahipliği yapıyor.
2011 yılında NATO güçleriyle birlikte Libya'da Gaddafi'ye karşı güçleri silahlandırıyor.
Aynı şeyi Suriye'de Başar al-Assad’a karşı da yapıyor.
Yemen'de Suudilerin Hutilere karşı müdahalesinde onlara katılıyor.
Haziran 2017’de Suudi Arabistan, BAE, Bahreyn, Mısır ve Yemen, Katar’ı teröre destek vermekle suçlayıp diplomatik ilişkilerini kesiyorlar. Ana neden Katar’ın Müslüman Kardeşler ve İran’la sıkı bağlar kurması.
2021 yılında bir antlaşmayla kriz sonlandırılıyor.
Krizin sonlandırılması için adı geçen Arap ülkelerinin yanı sıra ABD’nin de onayı gerekiyor. Ve ABD’nin bu konuda ikna edilmesi için Katar’a en büyük yardım kimden mi geldi?
Başta ABD’nin Yahudi lobisinden ve hatta biraz da, İsrael'de hükümete yakın kişilerinden! (Katar, karar öncesinde çoğunluğu Cumhuriyetçi olan parlamenterleri Doha'da çok özel ağırladı, duymak istedikleri sözleri söyledi ve “satın aldı”.)
Katar ‘’Yumuşak Gücü’’nü -ki ayrıntılarına ilerideki yazımda değineceğim- kuvvetli bir politik güce çevirmesini çok iyi biliyor...
NATO üyesi olmadığı halde ABD ile çok güçlü ilişkileri var.
Aynı şekilde Çin, Türkiye, Fransa ve İran’la da bağları kuvvetli. (İran Devrim Muhafızlarını finanse ettiği söylenir istihbarat birimlerinde)
Bölgedeki İslami örgütler üzerinde büyük nüfuz sahibi. Zira onlara büyük maddi ve manevi destek veriyor. (Gerektiğinde Hizbullah'a bir milyar doları rahatlıkla verdi.)
OPEC, Arap Birliği ve Körfez İşbirliği Konseyi'nde.
Pek çok devletler ve örgütler arası arabuluculuk çalışmaları var:
Fatah – Hamas arasında , Lübnan İçişlerinde (2008), Sudan – Darfur sorununda,
Afganistan barış görüşmelerinde (Taliban), Taliban'la ABD, B.M., Japonya arasında
Gazzede, ABD – İran tutuklu değişiminde
Ve liste uzatılabilir.
Katar’ın ABD ile özel bağının bir delili:
Katar vatandaşları ABD’ye, ABD vatandaşları da Katar’a vizesiz girme ayrıcalığına sahipler.
Bu durumun Katar'ın yumuşak gücüne nasıl bir katkı sağlayabileceğini şimdilik hayal gücünüze bırakıyorum.
Şimdiki liderin babası olan ve geçenlerde ölen Şeyh Hamd bin Halifa el Tani zamanında İsrael'in de Katar'da temsilciliği vardı. 2009 yılında Gazze olayları nedeniyle temsilcilik Katar tarafından kapatıldı. Katar Airways’i kuran, ülkeyi doğal gazda dünyanın bir numaralı ihracatçısı yapan bu kişi Katar’ı bugünlere taşıyan değişimin öncüsü olarak görülür....... veya görülürse de Katar’ın son otuz yıldaki inanılmaz başarısının ardında günümüz Ortadoğu arenasının en güçlü kadını yatıyor.
Şeyha Moza. Ölen şeyhin ikinci eşi.
1959 doğumlu, çok iyi eğitimli, çok hırslı, çok akıllı bu kadının babası Katar ileri gelenlerinden, Müslüman Kardeşler Örgütü üyesi bir kişilikti. Dolayısıyla Şeyha Moza da M.K. ideolojisine sahip. Cihad yoluyla dünyada İslam'ı egemen kılacak olan ideoloji.
Öte yandan, filantropik davranışları, Batı'nın duymayı istediği anlatıları kullanarak sade Arap dünyasını değil, Batılıları da fethetmesini bilen güzel, şık görünümlü bir hanım Şeyha Moza.
Katar ile, El-Kardavi’nin terörü destekleyen Müslüman Kardeşleri arasındaki köprü. (Katar zamanında El-Kadıri'ye ev sahipliği yaptı, El Cezire'de terör propagandası yapmasına, cihad çağrılarına izin verdi)
Şeyha Moza cömerttir de. Hamas'ın Gazze'ye yaptığı ziyarette dört yüz milyon dolarlık bir çeki sunabilecek kadar cömert.
Haritadaki yeri küçücük, yerli nüfusu minnacık, sadece 55 senelik bir geçmişi olan bu ülke, - üstelik bölgemizde terörü beslemekte en başta gelen bir ülke- nasıl oluyor da Ortadoğu'da ve hatta batılı dünyanın büyük bir kesiminde bu kadar etkiye sahip olabiliyor?
Spoiler cevap: Bir terzi ustalığıyla...................
Ve Batı ve ABD buna neden göz yumuyor?
İlerideki yazılarımda görmeye çalışacağız.
Bondi CHAKIM
IYT dip not :
İfade edilen görüşler İYT web portalının editöryal politikasını yansıtmayabilir.
Yazarların düşünceleri sadece kendilerini bağlar.
Bir önceki yazımı okudunuz mu?

Güncelleme tarihi: 10 Ağu


İZ BIRAKANLAR
Nobel'e Uzanan Hayatlar
14 Ağustos'ta yeni bir yolculuğa başlıyoruz…
14 Ağustos'tan itibaren, iki haftada bir yayımlanacak bu özel seride;
Fizik alanında Nobel kazanan bilim insanlarını,
Kimya alanında insanlığa yön veren araştırmacıları,
Tıp ve Fizyoloji alanında hayat kurtaran keşiflerin sahiplerini,
Ekonomi alanında düşünce dünyasını değiştiren akademisyenleri,
Edebiyat alanında unutulmaz eserler bırakan yazarları,
Barış Ödülü ile insanlığa umut veren liderleri
yakından tanıyacağız.
Serimiz boyunca;
50'den fazla Fizik Nobel Ödülü sahibi,
35'ten fazla Kimya Nobel Ödülü sahibi,
60'tan fazla Tıp ve Fizyoloji Nobel Ödülü sahibi,
40'a yakın Ekonomi Nobel Ödülü sahibi,
15'ten fazla Edebiyat Nobel Ödülü sahibi ve
çok sayıda Nobel Barış Ödülü sahibi
arasından seçilecek birbirinden etkileyici hayat hikayelerini sizlerle paylaşacağım.
Belki bazı isimleri ilk kez duyacaksınız.
Belki de bugüne kadar yalnızca başarılarını bildiğiniz insanların arkasındaki gerçek yaşam öykülerini keşfedeceksiniz.
Çünkü her Nobel madalyasının ardında yıllar süren emek, cesaret, fedakarlık ve çoğu zaman insanlığın geleceğini değiştiren fikirler bulunuyor.
Bu serinin sonunda belki de hep birlikte şu sorunun cevabını arayacağız:
Bir Nobel Ödülü kazanmak mı daha büyük başarıdır, yoksa insanlığa unutulmayacak bir iz bırakmak mı?
14 Ağustos'ta başlayacak bu yolculukta, Nobel tarihine damga vurmuş hayatları birlikte keşfetmeye davet ediyoruz.
Çünkü gerçek miras, çoğu zaman madalyaların çok ötesinde yaşar.
1901 yılında verilmeye başlanan Nobel Ödülleri, bilimden edebiyata, ekonomiden barış çalışmalarına kadar insanlığa en büyük katkıyı sağlayan kişi ve kuruluşları onurlandıran dünyanın en saygın ödülleri arasında yer alıyor.
Bugün Nobel madalyası, yalnızca bilimsel başarının değil düşüncenin, yaratıcılığın ve insanlığa hizmet etmenin de simgesi kabul ediliyor.
Bugüne kadar Nobel Ödülleri ve Alfred Nobel Anısına Ekonomi Ödülü, 1901–2025 yılları arasında 633 kez verildi ödüller toplam 1.026 kişi ve kuruluşa ulaştı.
Bunların arasında fizikçiler, doktorlar, kimyacılar, ekonomistler, yazarlar, barış elçileri ve dünyanın geleceğini değiştiren fikir insanları yer aldı.
Bu büyük hikayenin dikkat çekici yönlerinden biri de Yahudi kökenli Nobel ödüllülerinin sayısıdır.
Dünya nüfusunun yaklaşık %0,18–0,20'sini oluşturan Yahudiler, Nobel tarihinde yaklaşık %20–22 oranında temsil edilmektedir.
Özellikle fizik, tıp, kimya ve ekonomi alanlarında çok sayıda Yahudi bilim insanı Nobel Ödülü'ne layık görülmüştür.
Bu istatistik yıllardır araştırmacıların da ilgisini çekmektedir.
Eğitim geleneği, eleştirel düşünceyi teşvik eden kültürel yapı, üniversitelere verilen önem, göç deneyimleri ve farklı toplumlarda edinilen birikimler bu başarının olası nedenleri arasında gösterilmektedir.
Ancak bu konuda herkes tarafından kabul edilmiş tek bir açıklama bulunmamaktadır.
Bu seri, sayıların ötesine geçmeyi amaçlıyor. Çünkü Nobel madalyasının arkasında çoğu zaman çocuklukta yaşanan zorluklar, savaşlar, göçler, başarısızlıklar ve yıllarca süren çalışmalar bulunuyor.
Bazıları laboratuvarlarda çığır açan keşiflere imza attı, bazıları insan hakları için mücadele etti, bazıları ise kalemleriyle milyonlarca insana ilham verdi.
Önümüzdeki sayılarda, bu sıra dışı insanların yalnızca Nobel'e uzanan yolculuklarını değil karakterlerini, yaşam mücadelelerini ve insanlığa bıraktıkları kalıcı mirası da birlikte keşfedeceğiz.
Belki de bu serinin sonunda aklımızda şu soru kalacak:
Bir Nobel Ödülü kazanmak mı daha büyük başarıdır, yoksa insanlığa unutulmayacak bir iz bırakmak mı?
Çünkü gerçek miras, çoğu zaman madalyaların çok ötesinde yaşar.
Bazen en güçlü izler, sessizce yazılır.
İz bırakanları hatırlamak ise, geleceği daha bilinçle kurmanın bir yoludur.
📊 Nobel Ödülleri – Kısa İstatistikler (1901–2025)
Kategori | Toplam Nobel sahibi | Yahudi kökenli Nobel sahibi* |
Fizik | 230 | 56 |
Kimya | 200 | 37 |
Tıp/Fizyoloji | 232 | 62 |
Ekonomi | 99 | 40 |
Edebiyat | 122 | 17 |
Barış | 143 (kişi ve kuruluşlar) | Değerlendirme yöntemleri farklılık gösterdiği için kesin sayı vermek zordur. |
Dünya nüfusundaki Yahudi oranı: Yaklaşık %0,18–0,20Nobel ödüllüler içindeki Yahudi kökenli oranı: Yaklaşık %20–22
Kaynaklar
Ovi R. GÜLERŞEN
*Not: "Yahudi kökenli Nobel sahibi" sayıları, kişinin Yahudi kimliği veya kökenine ilişkin tarihsel ve biyografik değerlendirmelere dayanmaktadır. Bazı isimler farklı kaynaklarda farklı şekillerde sınıflandırılabildiğinden, toplam sayılar kaynaklar arasında küçük farklılıklar gösterebilir.
Bir önceki İz Bırakanlar yazımı okumak için tıklayın.


Güncelleme tarihi: 10 Ağu


İZ BIRAKANLAR
23 Yaşında Bir Efsaneye Dönüşen Kadın: Hannah Szenes
İsrael'in birçok kentinde onun adını taşıyan sokaklar, okullar ve anıtlar bulunur.
Her yıl binlerce genç onun yazdığı şiirleri okur, yaşam öyküsünü öğrenir.
Ancak Hannah Szenes'in yalnızca 23 yıllık ömrüne sığdırdığı olağanüstü cesareti bilenlerin sayısı düşündüğümüz kadar fazla değildir.
Hannah Szenes, 1921 yılında Budapeşte'de dünyaya geldi.
Babası tanınmış oyun yazarı Béla Szenes'ti.
Küçük yaşlardan itibaren edebiyata ilgi duydu günlükler yazdı, şiirler kaleme aldı ve güçlü bir adalet duygusuyla yetişti.
Avrupa'da antisemitizmin hızla yükseldiği yıllarda, 1939 yılında tek başına Eretz İsrael'e göç etti.
Hannah Szenes'in 1939 yılında yerleştiği Sdot Yam, İsrael'in Akdeniz kıyısında, Caesarea (Kayserya) yakınlarında bulunan bir kibbutzdur. Günümüzde Hannah Szenes'in anısını yaşatan müze ve anıtların da bulunduğu bu yerleşim, onun hayatını yakından tanımak isteyen ziyaretçilerin uğrak noktalarından biridir.
Ancak onun hayali yalnızca yeni bir yaşam kurmak değildi Avrupa'da ölüm tehlikesi altında yaşayan Yahudilere yardım etmekti.
II. Dünya Savaşı sırasında İngiliz Ordusu'na gönüllü olarak katıldı.
Özel eğitim aldıktan sonra, Nazi işgali altındaki Avrupa'ya gönderilen seçkin paraşütçüler arasında yer aldı.
1944 yılında Yugoslavya'ya paraşütle indi.
Amacı, direniş güçleriyle birlikte çalışmak ve özellikle Macaristan'daki Yahudilerin kurtarılmasına katkı sağlamaktı.
Macaristan sınırını geçmeye çalışırken yakalandı.
Günlerce ağır işkence gördü.
Kendisinden, İngiliz ordusunun gizli haberleşme kodlarını açıklaması istendi.
Annesinin hayatıyla tehdit edilmesine rağmen hiçbir bilgi vermedi.
Cesareti ve kararlılığı sayesinde, görev arkadaşlarının güvenliğini korudu.
7 Kasım 1944'te, henüz 23 yaşındayken kurşuna dizilerek idam edildi.
Rivayetlere göre infaz mangasının karşısına gözleri bağlanmadan çıkmayı tercih etti ve son ana kadar dimdik durdu.
Hannah Szenes'in geriye bıraktığı yalnızca kahramanlığı değildi.
Günlükleri, mektupları ve şiirleri bugün de dünyanın birçok yerinde okunmaktadır.
En ünlü şiirlerinden biri olan "Eli, Eli", İsrail'de anma törenlerinde ve resmî etkinliklerde hâlâ seslendirilmektedir.
1950 yılında naaşı İsrael'e getirildi ve Mount Herzl'e, ulusal kahramanların yanına defnedildi.
Bazı insanlar uzun bir ömür yaşar bazıları ise kısa ömürlerine sığdırdıkları cesaretle sonsuza dek hatırlanır.
Hannah Szenes, özgürlük, insanlık ve umut uğruna hayatını feda eden en unutulmaz isimlerden biri olarak yaşamaya devam ediyor.
Bazen en güçlü izler, sessizce yazılır.
İz bırakanları hatırlamak ise, geleceği daha bilinçle kurmanın bir yoludur.
Ayrıntılı bilgi için: Sdot Yam Kibbutzu
Ovi R. GÜLERŞEN
Bir önceki İz Bırakanlar yazımı okumak için tıklayın.























