
Israel se defende en los sielos grasias a su fuersza aéra una de las mejores en el mundo el kualo sistematikamente elimina los inimigos ke miran de atakarlo.
Durante los mezes pasados se vido su kapachedad de destruksyon sea en el Iran sea en el Libano sovre las sivdades, los sentros militares de los inimigos islamistos shiitos ke djuran la eliminasyon de Israel.
Ansi la supremasiya de Israel le permete de defenderse en un medyo inimigo onde se topa; koza ke a munchos en el mundo no les parese ser verdadero.
Sovre todo en las administrasyones ofisyalas evropeas ver i achetar ke los djudyos oy en diya son kapaches de defendersen sin demandar ayudo, los enkantan.
Mos akodramos kon muncha tristeza los momentos embarasados de la Sigunda Gerra Mondiala kuando en el anyo 1944 los djudyos amerikanos i inglezes se avian adresado a Franklin D. Roosevelt i Winston Churchill para demandarles una misyon de bombardeamiento de la linya del shemendefer ke iva a Auschwitz i ansi salvar los djudyos ongarezos de la muerte.
Demanda piadoza ke no fue echa. Mos akodramos kon muncha tristeza i kon amargura de akeyos anyos de no poder defendermos de mozotros para mozotros.
Ay 20 anyos de la vijita simbolika de los aviones israelianos en los sielos de los kampos de orores de Polonya onde los pilotes prometieron ser los guardyanos del puevlo djudyo i de su nasyon israeliana, ke sin falta la kumplieron anyos despues kon los atakos sovre el Iran, el Lebano i el Yemen ke luchan a destruyir Israel.
Un tiempo el sielo era silensyozo en el Medyo Oriente ma el no sera mas del todo vakante visto ke la fuersa aera israeliana lo dominara por siempre.
Theodor Herzl i los primeros sionistos fueron terrorizados de la persistensya del antisemitizmo en Evropa. Los djudyos en los siglos 19 i 20 se emansiparon i se adaptaron en azyendosen miembros de la alta sosiedad evropea.
Eyos partisiparon aktivamente al kresimiento i al dezvelopamiento de la kultura, de la sensya, de la teknolojia, de la politika i del komersio en el kontinente.
Malgrado esto el odio kontinuo tomando diferentes formas en diferentes payizes, ke finalmente en todos los lugares del kontinente el mizmo denominator de inimista pujo al lugar de amenguarse.
Para Herzl la solusyon era simple, eliminar la kavza de la inimista. Por modo de esto el avanso ke los djudyos devian egzilarsen de los payizes antisemitos en fraguando su estado sovereno.
El pretendyo ke no siendo mas musafires en los payizes en los kualos biven, el antisemitizmo seva desavorado por los otoktones.
En biviendo en kondisyones de musafir en tyerra ke no es la suya el djidyo kreyo sospecho i inimista, en eliminando estas kondisyones, el pensó ke el antisemitizmo va desapareser.
El pretendyo ke en este kavzo los djudyos tendran una vida normal entre las nasyones. Malorozomante el se yerro, el establesimiento de Israel no elimino el antisemitizmo ma troko su facha. La inimista perduro i a kada oportunidad permete a ke eya se arrebiva kontra el puevlo del D. El antisemitizmo aparese tichido en la tela de la umanidad.
En las jenerasyones aktualas se izieron munchos esforsos para luchar kontra el fenómeno del antisemitizmo en establesiendo diálogos entre las komunidades, kreando muzeos sovre la Shoa i la tolerensya i leyes votadas en munchos payizes del oksidente ke permetyeron a limitar a bastansa su dezvelopamiento.
Ma todos estos esforsos no parvinieron a su resureksyon aktuala kon model de la vieja animista. El lenguaje troko ma la struktura kedo siempre la mizma i ke no savemos malorozamente kuando desaparesera de la istorya.
Ay un siglo ke los djudyos fueron akuzados por los komunistos de ser responsavles del kapitalizmo global, mientres los kapitalistos fueron konvensidos ke eyos ayudaron al dezvelopamiento del komunizmo revolusyonaryo, ansi kreando sin renderse kuento entre eyos una alianza antisemita.
Oy se ve otro djenero de alianza. Los iperprogresistos de la siedra del mundo sivilizado por lo mas korruptos akuzan Israel de maltrato, de okupasyon de territoryos, de apartheid i de imperyalizmo.
Ademas los sirkolos de la derecha arebiven akuzasyones viejas sovre los djudyos komo el kontrol de la ekonomiya i de la politika de las grandes potensias en ajisando kon kayades detrás las shenas, a los kualos se adjuntan los islamistos fundemantalistos i sus simpatizanos.
Estranyo, esta alianza parese diskordante ma malorozamente ma no es, basta de meldar la istorya aktuala djudiya.
Aktualmente la narrativa antisemita fraguada de manera falsa justifika la inimista i mizmo el asasinato. El diskorso en los medyos antisemitos yeno de mintiras troka la realidad, lo ke kon tiempo a fuerza de repetarlo se familiariza en el meoyo de la kaye inyorente i se aze kredivle.
Difisil de luchar kontra estas mintiras ke mos kavza muncho mal. Ma Israel es bastante fuerte malgrado la situasyon dezagradavle i tanto ke el militarmente, ekonomikamente i sosyalmente progresa i keda unido poko le importa lo ke los antisemitos dizen i ovran.
Oy Israel en los sielos anunsya un muevo ayre de dominasyon en el Medyo Oriente.
Dr.Selim Salti
Es ke meldatesh la eskrita de una semana antes?


Bir düşünün.
Üç kişi aynı evi paylaşıyor.
Biri her sabah dua ediyor. Biri Cuma namazına gidiyor. Biri ise ikisini de yapmıyor , ama hafta sonu kahvaltısında hepsinden uzun uyuyor.
Buzdolabında üç ayrı raf. Mutfakta sessiz ama net bir düzen. Kim neyi nereye koyar, kim neyin yanında yemek yapmaz , bunlar konuşulmaz, ama herkes bilir.
İlk başta sürtüşme var. Küçük şeyler. Bulaşıklar, alışveriş sırası, gece geç saatte yüksek ses. Biri rahatsız olur, biri söyler, biri alınır. Bazen tartışılır. Bazen küsülür.
Ama kimse terk etmez. Neden? Çünkü dışarısı daha belirsiz.
İsrael de böyle bir ev.
İçinde Haredi var, Arap var, Druzi var, seküler var. Hepsi farklı raflar kullanıyor. Hepsinin farklı saatleri, farklı sesleri, farklı talepleri var. Haredi çocuğunu kendi değerleriyle yetiştiriyor. Arap kadın üniversitede ilerliyor, başka bir yerde bulamayacağı bir özgürlükle. Druzi cephede duruyor ve “bize hâlâ tam eşitlik verilmedi” diyor. Seküler tüm bunun yükünü taşıdığını düşünüyor.
Herkes şikâyetçi.
Herkes haklı olduğu bir noktada.
Ve herkes yine de burada.
Çünkü bu evden vazgeçmek istemiyorlar.
Bu bir zorunluluk değil. Bu bir seçim.
Üç ev arkadaşı birbirini seçmedi. Ama aynı evde kalmayı seçiyor. Çünkü o evin dışında her birini bekleyen şey daha belirsiz, daha yalnız.
Ve zamanla ilginç bir şey oluyor.
Zorunluluktan başlayan birliktelik, alışkanlığa dönüşüyor. Alışkanlık, bir tür anlaşmaya. O anlaşma da zamanla , çok yavaş, çok sessiz , bir arada yaşama becerisine.
Kimse bunu ilan etmiyor. Kimse “biz uzlaştık” demiyor. Ama akşam olunca herkes aynı masaya oturuyor.
Kendi yemeğiyle, kendi sessizliğiyle. Ama aynı masada.
Özgürlük bazen böyle görünür.
Tam istediğini elde etmek değil.Senin gibi olmayanla aynı evi paylaşmayı öğrenmek. Kendi rafını korurken karşındakinin rafına saygı duymak. Ve gün sonunda, kapıyı kapatıp içeride kalmayı seçmek.
İsrael mükemmel bir ev değil.
Ama herkesin içinde kalmayı seçtiği bir ev.
Ezra BEHAR
IYT dip not :
İfade edilen görüşler İYT web portalının editöryal politikasını yansıtmayabilir.
Yazarların düşünceleri sadece kendilerini bağlar.
Bir önceki yazımı okudunuz mu?

Güncelleme tarihi: 26 Nis


Son yıllarda “Büyük İsrael” söylemi, özellikle savaş ve kriz dönemlerinde medyada daha görünür hale geldi. Bu anlatı, çoğu zaman Tevrat’ta geçen “Arz-ı Mev‘ud” kavramına dayandırılarak, İsrael’in Nil’den Fırat’a uzanan geniş bir coğrafyayı hedeflediği iddiasını dile getirir. “Arz-ı Mev’ud” ifadesi Yahudi inancına göre Allah’ın Avraam’a ve onun soyundan gelenlere vermeyi vaat ettiği topraklar için kullanılır.
Ancak bu iddianın modern devlet politikasıyla doğrudan örtüştüğüne dair hiçbir somut kanıt bulunmamaktadır. Tam tersine, İsrael her zaman savaşlar sonrası edindiği toprakları barış adına geri vermeyi tercih etmiştir.
Mısır- İsrael arasında 26 Mart 1979’da Likud Partisi Lideri Menahem Begin ve Mısır Devlet Başkanı Enver Sedat arasında imzalanan “Camp David” anlaşması sonucunda İsrael savaşta edindiği topraklardan ve Sina Yarımadası’ndan tamamen çekilmiş, son nokta olan Taba’yı da iade etmiştir. Ancak o dönemde Mısır Gazze’yi geri almaktan imtina etti, başına bela istemiyordu. Keza İsrael, Başbakan Ariel Şaron liderliğinde 2005 yılında “Ayrılma Planı” kapsamında Gazze’den tek taraflı çekildi.
26 Ekim 1994’te Kral Hüseyin ve İsrael Başbakanı Yitzhak Rabin arasında imzalanan barış anlaşması gereğince Ürdün’ün fazla bir toprak iadesi talebi olmadı. Kral, Batı Şeria bölgesi (Yehuda ve Shomron)’da yaşayan Filistinlilerin iktidarı yönünden tehlike oluşturabileceğini düşünmekteydi. Zaten Kara Eylül olaylarında (1970-71) Kral Hüseyin devlet içinde devlet gibi davranan Filistinlilerden on bine yakınını öldürtmüştü. Bu topraklarda Özerk Bir Filistin Yönetiminin oluşturulması öngörüldü.
Görüldüğü üzere İsrael’de, hükümetin gündeminde, “Büyük İsrael”i oluşturmak yönünde bir gündem bulunmadığı gibi halk da kendi küçük ülkesinde yaşamaktan oldukça memnun. Yeter ki, Hamas ve Hizbullah terör örgütlerinin sürekli saldırılarına ve İran’ın İsrael’i yok etme tehdit ve eylemleriyle karşı karşıya kalmasın. [1]
Türkiye’nin bazı yayın organlarında son ara “Büyük İsrael Projesi” söylemi genellikle köşe yazıları, yorumlar ve televizyon tartışmalarında oldukça öne çıkmakta. Özellikle kriz anlarında, bazı gazeteler ve televizyon programları, tarihsel ya da dini referansları güncel jeopolitik hedefler gibi sunma eğilimindeler. Farklı komplo teorileri üretiliyor.
Sosyal medyada dolaşıma giren haritalar- çoğu zaman kaynağı belirsiz veya bağlamından koparılmış- “gizli plan” iddialarıyla birlikte paylaşılıyor. Bu durum, okuyucuda güçlü bir tehdit algısı yaratırken, analitik zemini zayıf bir tartışma ortamı oluşturulmakta. Ana akım sayılabilecek “Hürriyet” gibi yayınlarda ise konu genellikle daha temkinli olarak ele alınmakta ve “iddia” (bir görüşe göre) çerçevesinde sunulmaktadır.
Arap medyasında ise söylemin daha sistematik ve baskın bir şekilde işlendiğini görüyoruz. Bazı yayın organları, İsrael’in bölgesel politikalarını değerlendirirken “genişleme stratejisi” kavramını merkeze almakta ve bunu tarihsel-dini referanslarla desteklemeye çalışmaktadırlar. Özellikle “Al Jazeera” gibi daha geniş kitlelere hitap eden platformlarda bile, zaman zaman bu tür iddiaların tartışma programlarında gündeme taşındığı görülüyor. Bununla birlikte, bu platformlarda karşıt görüşlere de yer verilerek daha dengeli bir tartışma zemini oluşturulmaya çalışılıyor.
Genelde izlenen yol şu; bu söylemin yaygınlaşmasının ardında birkaç temel dinamik bulunuyor: bölgesel çatışmaların yoğunlaşması, sosyal medyanın doğrulanmamış bilgiyi hızla yayması ve politik aktörlerin kamuoyunu mobilize etme ihtiyacı. “Büyük İsrael” anlatısı, bu bağlamda, yalnızca bir dış politika iddiası değil; aynı zamanda bir algı yönetimi aracına dönüştürülüyor.
Sonuç olarak, “Büyük İsrael” söylemi, kimi Türk ve Arap ülkeleri basınında farklı tonlarda işlenmekle birlikte, çoğu zaman somut verilerden ziyade tarihsel yorumlara ve politik pozisyonlara dayanmaktadır. İsrael’in devlet politikası olarak güvenlik önlemleri dışında hiçbir zaman sınırlarını genişletme gibi bir stratejisi olmamıştır.
Bu nedenle, kendini bilen araştırmacı/yazarlar sağlıklı bir analiz için bu tür iddiaları değerlendirirken kaynakların niteliklerini ve bağlamlarını her türlü art niyetten uzak bir şekilde sorgulamaları, Ortadoğu’da iklimin yumuşamasına da yardımcı olacaktır. Ucubeler yaratıp düşmanlıkları körüklemekten kısa vadeli politik rantlar dışında bir yarar sağlanamaz.
[1] ) Mevcut koalisyonun içinde Ben Gvir ve Smotrich’in liderleri oldukları aşırı sağ partileri tutan ufak bir azınlığın Gazze, Suriye gibi yerlerde yerleşimlerden yana olduklarını da not olarak geçelim.
Av.Yakup BAROKAS
IYT dip not :
İfade edilen görüşler İYT web portalının editöryal politikasını yansıtmayabilir.
Yazarların düşünceleri sadece kendilerini bağlar.
Bir önceki yazımı okudunuz mu?






















