top of page


B.H.

Bu haftaki Tora bölümünde Moşe dibe vuruyor. Şikayetler ve yayılan reddedilme bombardımanına maruz kalan Moşe, Tanrı'ya şöyle diyor: "eğer SEN (at) bana böyle davranıyorsan, eğer gözünde beğeni bulduysam beni şimdi öldür ki kötü halimi görmeyeyim." (Bamidbar 11:15). 

 

Tanrı pratik bir şekilde cevap veriyor. Tanrı, Moşe'ye yetmiş ihtiyarı Buluşma Çadırı'nda toplamalarını ve ruhunun bir bölümünü onlara inmesini sağlamasını söylüyor.

 

Bu, Moşe'yi o kadar güçlendiriyor ki, kısa süre sonra "Keşke Tanrı'nın Halkı’nın tümü peygamber olsa" (Bamidbar 11:29) diyecek hale geliyor.

 

Bugün umutsuzluğa kapılmak tamamen anlaşılabilir bir durum. Dünyada bir düşmanlık dalgası, şiddet içeren hareketler ana akım haline gelebiliyor. Bir düşmanın aşılamaya çalıştığı şey umutsuzluktur.

 

 

Peki o zaman ne yapılabilir?

 

Uzun bir süre önce Matan Yaffe, İsrail'in güneyinde motosikletiyle yolculuk yapıyordu. Negev Çölü'nde sıradan, güneşli bir Çarşamba öğleden sonrasıydı. Bir kamyonetin geçmesine izin vermek için sağa çekildi.

 

Kısa süre sonra, yirmili yaşlarının başlarında, gürültücü Bedevi yolcuların onu yoldan çıkarmaya çalıştıklarını anladı. Kamyonetten indiler ve ondan motosikletini vermesini istediler. Reddedince, "Bunu kolay yoldan da yapabiliriz, zor yoldan da." dediler.

 

Birkaç tanesi demir boruları almak için kamyonete geri döndü. Tehditkar bir şekilde ona doğru gelirlerken, Matan çantasından bir tabanca çıkardı ve "Neden kamyonunuza geri binip yolunuza devam etmiyor sunuz?" dedi.

 

Geri çekilmeye karar verdiler ve küfürler savurarak gittiler. Bu deneyim son derece tatsızdı.

 

 

Matan buna karşılık ne yaptı?

 

Eşi ve yeni doğmuş çocuğuyla güvenli bir şekilde evine döndükten sonra, Bedevi gençliğinin geleceğini değiştirmeye adanmış bir örgüt kurmaya karar verdi. Bu nüfus, madde bağımlılığı ve düşük mesleki girişimcilik oranlarıyla boğuşuyordu.

 

Bugün, DESERT STARS bölgenin en etkili Sivil Toplum Kuruluşlarından biri haline gelerek, on binlerce Bedevi gencinin liderlik becerilerini geliştirmeye ve onları yüksek öğrenime hazırlamaya odaklanarak hayatlarına sorumluluk ve umut aşılıyor.

 

Tanrı, mağduriyet tuzağını reddeder. Düşüş noktasının toprağını sürer ve verimliliği ortaya çıkarır. Atalarımızın dehasının esnekliği, her zorluğu yeni bir araca dönüştürme kapasitesinde saklıydı.

 

 

Kendini tanıyan, utanacak bir şeyi olmadığını bilen ve en başta başkalarının onayını aramayan biri zorbalıkla sindirilemez. Matan Yaffe, yapılan zorbalığı sadece durdurarak değil, aynı zamanda başkalarına güç ve umut verecek yeni yollar icat ederek karşılık verdi.

 

Kendinizi bitkin, yıkılmış veya hayal kırıklığına uğramış hissettiğinizde, öğretmenimiz Moşe Rabenu aklınıza gelsin. Kadim tarihiniz size asaletinizi hatırlatacaktır.

 

Ve Matan Yaffe gibi avlanmaya çalışıldığınız ve nefret edildiğiniz zamanlarda ise ışığınız aklınıza gelsin. Çünkü zor zamanlarda hep manevi hazinelerimizi üretken bir şekilde genişlettik.

 

Hayat……. karanlık yerlerde güvenlik ve şifa sağladığı için ne kadar da mübarektir.

 

Segilerimle  -  Shabat Shalom


Moşe PASENSYA

 

Geçen haftanın peraşasını okudunuz mu?










Petrol üretmeyen İsrael’de bugün bir kısmı hala faal olan, çoğu ise artık atıl durumda bulunan eski petrol boru hatları olduğunu biliyor muydunuz? Peki Ortadoğu’nun tarihini şekillendiren bu hatlar bugün de çalışıyor olsaydı, günümüzün kuvvetler dengesi acaba nasıl değişirdi?

 

Birkaç hafta önce Golan Tepelerine yaptığımız bir gezide eski bir askeri kontrol noktasını ve yıllarca petrol boru hattı vana istasyonu olarak kullanılmış bir bunker’i ziyaret ettim. Bunker, büyük ihtimalle 1967 öncesi dönemde Suriye ordusu tarafından kullanılan askeri mevzilerden biriydi. Rehberimiz, Golan su işletme şirketinde elli yıldan fazla çalışmış yaşlı bir mühendisti. Bize gösterdiği çelik boruların hikayesi ise şaşırtıcıydı: Bir zamanlar Ortadoğu’nun petrolünü taşıyan bu hatların içinden bugün su akıyor.

 

İnsan ister istemez soruyor: Petrol üretmeyen bir ülkede Petrol borularının ne işi var? Konu ilgimi çekti ve araştırdım. Öğrendiklerim aslında, Ortadoğu’nun son yüz yıllık tarihinin özeti gibi.


Çölün İlk Damarı: Kerkük – Haifa ve Trablus boru hatları
Çölün İlk Damarı: Kerkük – Haifa ve Trablus boru hatları

1930’larda Irak’ın Kerkük bölgesinde dev petrol rezervleri keşfedildiğinde İngiltere ve Fransa için oyun değişmişti. Avrupa sanayileşiyor, ordular büyüyor ve petrol giderek daha kritik hale geliyordu. Ancak petrolü Avrupa’ya ulaştırmak pahalı ve yavaştı. Basra Körfezi’nden çıkan tankerlerin Süveyş üzerinden dolaşması gerekiyordu.

 

Çözüm, çölün ortasından Akdeniz’e uzanan dev bir boru hattıydı.

Gerek İngiltere gerek Fransa, petrolü kendi kontrol ettikleri Akdeniz limanlarına ulaştırmak istediklerinden, Irak petrol şirketi iki ayrı boru hattı inşa etti: Kuzey hattı Fransız etkisi altındaki Lübnan’ın Trablus limanına gidiyor, güney hattı ise İngiliz mandasındaki Ürdün üzerinden Haifa’ya ulaşıyordu.

Her iki hat da 1935 yılında faaliyete geçti.


Boru hattı, Haifa şehrinin kaderini değiştirdi. Küçük bir liman kasabası olan Haifa, kısa sürede Akdeniz’in enerji merkezlerinden birine dönüştü. Irak petrolü burada işleniyor ve Avrupa’ya gönderiliyordu. İkinci Dünya Savaşı sırasında Akdeniz’de faaliyet gösteren müttefik donanmalarının önemli bir bölümü yakıt ihtiyacını Haifa rafinerisinden karşılıyordu.

Ama Ortadoğu’da hiçbir enerji projesi uzun süre yalnızca ekonomik proje olarak kalmaz.

 

1948’de İsrael kuruldu. Yeni ülkeyi tanımayan Irak yönetimi vanaları kapattı. Böylece yalnızca petrol akışı değil, Haifa’yı bölgenin enerji merkezi yapan dönem de sona erdi.

Yine de geriye önemli bir miras kaldı: rafineriler, altyapı ve devasa çelik borular.


Lübnan’ın Trablus limanına uzanan kuzey hattı ise çalışmaya devam etti, ancak Ortadoğu’daki istikrarsızlıktan payını aldı: Lübnan iç savaşı, bölgesel karışıklıklar ve 1980’lerde Suriye, İran - Irak savaşında İran’ın yanında yer almasıyla petrol akımı tamamen durdu; hat zamanla işlevini kaybetti ve her iki hat tarihe karıştı.

 

Çölün En Uzun Çelik Yılanı: TAPLINE

Kerkük–Haifa hattının kapanmasından kısa süre sonra bu kez Amerikan şirketleri ve Suudi Arabistan çok daha büyük bir projeye giriştiler: Trans Arabian Pipeline veya TAPLINE.

Amaç basitti: Suudi petrolünü Hürmüz Boğazı’na ve Süveyş Kanalı’na bağımlı olmadan doğrudan Akdeniz’e ulaştırmak. TAPLINE yaklaşık 1200 kilometre uzunluğundaydı. Suudi Arabistan’dan başlıyor, Ürdün ve Suriye üzerinden Lübnan’ın Sayda limanına ulaşıyordu. Dönemi için inanılmaz bir mühendislik projesiydi. 1950’de faaliyete başladı.


Tanıdık geliyor mu? Ne kadar güncel! Bugün konuşulan enerji koridorları, alternatif ticaret yolları ve Körfez–Akdeniz bağlantılarının çoğu aslında TAPLINE’ın modern versiyonları.

 

Hikayemizin ilginç kısmı bundan sonra başladı: İsrael 1967’deki Altı Gün Savaşında Golan tepelerini kontrolü altına alınca, hattın Golan Tepelerinden geçen 47 kilometrelik kısmı İsrael’in kontrolüne geçti. Böylece Suudi petrolünün bir bölümü fiilen İsrael kontrolündeki topraklardan geçmeye başladı ve dananın kuyruğu koptu!


Sorun, ne Suudi Arabistan ne Lübnan’ın İsrael'i resmen tanımamasıydı. Fakat ABD baskısı ve ekonomik çıkarlar siyasi söylemlerin önüne geçti. Bölgesel düşmanlık, sert siyasi söylemler ve savaş hali devam etmesine rağmen TAPLINE durmadı. Resmi diplomatik ilişkiler yoktu ama petrol akmaya devam ediyordu. Hatta İsrail'in hiçbir ticari kazancı olmamasına rağmen.

 

Sabotaj ve Ters Etki

1969 yılında Filistin Halk Kurtuluş Cephesi militanları hattın Golan’daki bölümünü bombaladı. Patlama sonrası binlerce ton ham petrol çevreye yayıldı ve Tiberias Gölü’ne kadar ulaşarak çevresel bir felakete neden oldu.

Saldırının amacı hattı felç etmekti, fakat olay teröristlerin hiç tahmin etmediği bir şekilde sonuçlandı.

İsrael hükümeti hattın yeniden açılması için çok sert güvenlik şartları koydu. Masrafların tamamı TAPLINE’a ait olmak üzere askeri yollar yapıldı, elektronik kontrol sistemleri kuruldu ve özel güvenlik birlikleri oluşturuldu. Kısacası sabotaj, İsrael’in bölgedeki askeri ve lojistik varlığını daha da güçlendirdi.

Ortadoğu’daki enerji hatları yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda askeri kozlardır.

 

Vanaların Sessizce Kapanışı

TAPLINE 1970’lerde çalışmaya devam etti ama artık eski gücünde değildi. Bölgedeki savaşlar, artan güvenlik maliyetleri ve siyasi krizler hattı giderek daha pahalı hale getiriyordu.

Tam bu sırada dev süper tankerler ortaya çıktı. Bunlar tek seferde devasa hacim ve çok daha düşük taşıma maliyetleri sayesinde petrolün varil başına taşıma maliyetini birkaç sente kadar düşürdüler.

 

Petrolü deniz yoluyla taşımak artık çok daha ekonomik olmuştu. Böylece çölün ortasından geçen binlerce kilometrelik boru hattının ekonomik mantığı zayıfladı.

1976 yılında Lübnan iç savaşının başlamasıyla TAPLINE büyük ölçüde işlevsiz hale geldi. Hat bir süre yalnızca Ürdün’ün yerel ihtiyaçları için sınırlı kapasitede kullanıldı. Nihayet 1985 yılında vanalar tamamen kapatıldı.

 

Bir dönem Ortadoğu’nun geleceği olarak görülen hat, sonunda ekonomik olarak anlamını kaybetti ve Ortadoğu’nun en iddialı enerji projelerinden biri de sessizce tarihe karıştı.


Petrol Yolundan Su Yoluna

Ama hikayemiz burada bitmiyor.

Petrol taşımak için kullanılmayan atıl borular, Golan su işletmeleri tarafından temizlenerek su taşımaya uygun hale getirildi. Bugün aynı hatlar kuzeydeki kaynaklardan alınan suyu tarım alanlarına ve yerleşim bölgelerine taşıyor. Güvenlik için yapılan petrol yolunun bir kısmı da halka açık park ve piknik yerleri olarak kullanılıyorlar.

 

TAPLINE’ın diğer ülkelerdeki kısımları ise bugün artık petrol taşımaya uygun değil. Çelik altyapının büyük bir kısmı yıllarca korozyon, sabotaj, savaş hasarı ve bakımsızlık nedeniyle atıl durumda. Tekrar kullanma fikri zaman zaman gündeme gelse de bunun neredeyse yeni bir hat inşa etmek kadar maliyetli olacağı belirtiliyor.

 

Eğer Bugün Çalışıyor Olsaydı…

Bu hikâye yalnızca geçmişe ait değil. Hürmüz Boğazı ve Kızıldeniz’de yaşanan krizler, dünya petrol ticaretinin hala dar deniz geçitlerine ne kadar bağımlı olduğunu gösteriyor. Bu nedenle alternatif kara koridorları önem kazanıyor.

 

TAPLINE bugün hala aktif olsaydı, dünya siyaseti muhtemelen biraz farklı görünürdü. Suudi Arabistan, Ürdün ve İsrael arasında kurulacak enerji temelli bir ağ, siyasi ilişkileri de etkileyebilirdi.

Bugün küresel petrol ticaretinin en büyük kırılganlığı hala Hürmüz Boğazı. İran’ın Körfez’deki etkisi ve deniz trafiğini tehdit edebilme kapasitesi dünya enerji piyasaları için büyük risk oluşturuyor. Körfez petrolünün önemli bir bölümü güvenli bir kara koridoruyla doğrudan Akdeniz’e taşınabiliyor olsaydı, İran’ın Hürmüz üzerindeki stratejik etkisi ciddi biçimde azalabilirdi.

 

Bu yalnızca enerji piyasalarını değil, ABD–İran gerilimini, Avrupa’nın enerji güvenliğini ve hatta Ortadoğu’daki siyasi dengeleri bile değiştirebilirdi.

Bugün Golan Tepelerinin altında duran o eski borular, Ortadoğu’da enerji ile siyasetin hiçbir zaman birbirinden ayrı olmadığını hatırlatıyor.

 

Hala çalışan petrol hattı

Hikayemiz burada da bitmiyor. Bugün hala faaliyet gösteren Eilat–Ashkelon boru hattının hikayesi de en az TAPLINE kadar ilginç. 1960’larda İsrael ile Şah dönemi İran’ı ile ortak kurulan bu hat, yıllar içinde İsrael’in en stratejik enerji altyapılarından birine dönüştü.

 

Günümüzde bu hat İran’dan olmasa bile BAE’nin petrolünü Akdeniz’e taşımak için Süveyş kanalına alternatif olarak kullanılıyor. Bu hat, İbrahim anlaşmaları sonrası daha da önem kazandı.

 

İnanması zor, fakat günümüz İran hükümeti Şah dönemindeki ortaklık yapısından kaynaklanarak şirketteki hak iddialarını bugün hala sürdürüyor. Taraflar arasında yıllardır milyarlarca dolarlık hukuki anlaşmazlıklar yaşanıyor. Bu konu başlı başına bir yazı hak ediyor. (Spoiler alert: Bu anlaşmazlıklar nedeniyle bugün EAPC hala oldukça gizemli bir şirket. İsrael hükümeti bu şirketin faaliyetini ve mali verilerini devlet sırrı sayarak gizli tutuyor. Boru hattı çalışmaya devam ediyor ancak şirketin diğer önemli gelir kaynaklarından biri, farklı ülkelerden gelen petrolün depolanması.)

 

Ortadoğu’nun eski petrol boruları bugün çoğu insan için yalnızca paslanmış çelik hatlardan ibaret görünebilir. Oysa bu borular, bölgenin tarihini yansıtıyor: savaşlar, ittifaklar, enerji hesapları ve değişen güç dengeleri.

İnsan düşünmeden de edemiyor: TAPLINE da Eilat - Ashkelon hattı gibi hala çalışıyor olsaydı acaba kuvvetler dengesi nasıl değişirdi?


İsak DUENYAS

 

 

 

IYT dip not :

İfade edilen görüşler İYT web portalının editöryal politikasını yansıtmayabilir.

Yazarların düşünceleri sadece kendilerini bağlar.


Bir önceki yazımı okudunuz mu?







En una ermoza tadrada de Estanbol, en entrando el sol apoko apoko  en las nuves, tres amigos entimos, bushkan lugar para bever.


El tanyedor de tambor Osman, el eskritor i poema Ahmet Rasim i Neyzen Tevfik.

Ande se van, syempre los tres endjuntos, todos ya los konosen,


El uno tanye Tambor, el otro asopla Ney i Ahmet Rasim amoroso de la musika Turka eskrive poemas i palavras de kantikas.

 

Ahmet Rasim un ombre muy elegante, kada noche dopues del echo se va enderecho a su kaza, porke la mujer ke lo ama muy muncho no le da permisyon ke se vaya a bever kon los amigos. Porke kuando se va a bever torna preto borracho i byen tadre kaji en la madrugada.


Malgrado ke no sale de la palavra de su kerida mujerika, kuando lo yaman estos amigos, kere estar kon eyos, toma muncho plazer de bever i kantar kon eyos.


En esta ermoza tadrada de Estanbol, los amigos sin el no topan plazer i azen planos para enganyar a la mujer de Ahmet i kitarlo de kaza.

 

Ahmet komo kada tadre i komo ke no ay nada, sale del echo i entra a su kaza. La mujer apareja la meza, lo lava, le troka las vistimyentas, ensupito Osman el tambor, se va a la kaza de Ahmet sona la puerta, komo syempre avre la mujer.


“ Sinyora, ay un kavzo muy fuerte, muestro amigo Neyzen Tevfik esta muy hazino, lo yevaron al ospital, antes ke entre en koma lo kere ver a su marido Ahmet, le rogo ke le permeta de vinir kon mi al ospital, se puede murir no syenteremos remorso”.

 

La mujer de Ahmet se kreye a esta mintira, de vista lo yama a su marido i le da permisyon. Ahmet ke ya estava al koryente de lo ke se pasa, korre,se viste los kalsados toma el palto i sale de kaza antes ke le salga la mintira en medyo i no se arepyenta la mujer.


Los dos amigos kon glorya ke ya la enganyaron a la mujer korren i toman kamino a Kumkapı.

Eyos en koryendo la mujer de Ahmet komo ya save ke syempre tadra i vyene al amaneser echa un grito:

“Sakın geç kalma erken gel”

“ no vengas tadre ven demprano”

 

En el kamino, estas palavras ke le disho la mujer, le da enspirasyon i empesa a repetar estas palavras  “no vengas tadre ven demprano”. Kuando vyenen al lugar ke van a komer i bever, las eskrive enriva la meza de tavla.

 

Bu akşam gün batarken gel,Sakın geç kalma erken gel,Tahammül kalmadı artık,Aman geç kalma erken gel,Cefa etme bana mahım,Sonra tutar seni ahım,Üzme beni şivekârım,Sakın geç kalma erken gel.


Ven esta noche al atardeser

No vengas tadre ven demprano

Mas no me kedo pasensya

No kedes tadre ven demprano

No me agas mas sufrir mi kerido,

Dospues te toka mi maldisyon

No kedes tadre ven demprano.

Ansi nasyo esta kantika inolvidavle. (1897-1898)

Palavras por el poema AHMET RASİM

Kompozisyon por el vyolonisto TATYOS EFENDİ.


Forti BAROKAS


Es ke meldatesh la eskrita de una semana antes?











Featured Posts
Recent Posts
Archive
Search By Tags
Follow Us
  • Whatsapp
  • Facebook Basic Square
  • Twitter Basic Square
  • Google+ Basic Square
bottom of page