top of page
wikipedia-Zygmunt Turkow (1925)
wikipedia-Zygmunt Turkow (1925)


İZ BIRAKANLAR

Zygmunt Turkow


Bazı insanlar yaşadıkları döneme tanıklık eder, bazıları ise yaşadıkları dönemin hafızasını geleceğe taşır.


Zygmunt Turkow da ikinci gruba giren isimlerden biridir.


1896 yılında Polonya'nın Varşova kentinde dünyaya gelen Turkow, 20. yüzyılın en önemli Yahudi tiyatro sanatçıları arasında yer alır.


Oyuncu, yönetmen, eğitmen ve kültür insanı olarak yalnızca sahnede değil, Yahudi kültürel mirasının korunmasında da önemli bir rol üstlenmiştir.


Genç yaşta tiyatroya ilgi duyan Turkow, Yidiş tiyatrosunun yükseliş döneminde sanat hayatına adım attı.


O yıllarda Yidiş tiyatrosu, Doğu Avrupa Yahudilerinin dilini, geleneklerini ve günlük yaşamını sahneye taşıyan önemli bir kültürel güçtü. Turkow kısa sürede yeteneğiyle dikkat çekerek dönemin önde gelen tiyatro topluluklarında yer aldı.


Ancak onun yaşamı yalnızca sanatla şekillenmedi.


Avrupa'da yükselen antisemitizm ve II. Dünya Savaşı'nın yarattığı yıkım, milyonlarca Yahudi gibi onun hayatını da derinden etkiledi.


Savaş yıllarında Yahudi kültürünün büyük bölümü yok edilirken, Turkow tiyatroyu bir direniş ve hafıza aracı olarak görmeye devam etti.


Savaş sonrasında Avrupa'nın farklı merkezlerinde faaliyet gösteren Turkow, Yidiş tiyatrosunun yeniden ayağa kalkması için çalıştı.


Sahnelediği oyunlar yalnızca sanatsal eserler değil, aynı zamanda kaybolmaya yüz tutan bir dünyanın hikâyelerini yaşatma çabasıydı.


Özellikle The Dybbuk gibi Yahudi tiyatrosunun klasik eserlerinin sahnelenmesine katkıda bulundu.

Ayrıca Sholem Aleichem ve Y. L. Peretz gibi Yidiş edebiyatının önde gelen isimlerinin eserlerini tiyatro sahnesine taşıyarak, Doğu Avrupa Yahudilerinin kültürel mirasının yaşatılmasına önemli katkılar sağladı.


Onun için tiyatro bir eğlence aracı olmaktan çok daha fazlasıydı.


Tiyatro kimliği, dili, tarihi ve insan hikâyelerini korumanın bir yoluydu.


Bu nedenle yetiştirdiği öğrenciler ve yönettiği yapımlar, Yahudi tiyatro tarihinin önemli kilometre taşları arasında yer aldı.


Bugün Zygmunt Turkow'un adı geniş kitleler tarafından çok sık anılmasa da, Yidiş tiyatrosunun ayakta kalmasında ve gelecek kuşaklara aktarılmasında oynadığı rol kültürel tarih açısından büyük önem taşımaktadır.


Bazen bir insanın bıraktığı miras, inşa ettiği binalarda ya da kazandığı unvanlarda değil yaşatmayı başardığı bir dilde, bir kültürde ve bir hafızada saklıdır.


 

Bazen en güçlü izler, sessizce yazılır.İz bırakanları hatırlamak ise, geleceği daha bilinçle kurmanın bir yoludur.

 

Ovi R. GÜLERŞEN


Bir önceki İz Bırakanlar yazımı okumak için tıklayın.








“Gerçek Evimin İsrael Olduğunu Oradan Ayrılınca Anladım”

İnsan bazen ait olduğu yeri, oradan uzaklaştığında daha iyi anlıyor.


Ynet’te yayımlanan etkileyici bir yazıda, Kanada doğumlu Noah Sander’ın İsrael ile kurduğu bağ ve yıllar sonra yaşadığı aidiyet sorgulaması anlatılıyor.


Sander’ın hikayesi yalnızca kişisel bir deneyim değil dünyanın farklı ülkelerinden İsrael’e göç eden binlerce kişinin duygularını yansıtan bir yolculuk niteliği taşıyor.


Kanada’da doğup büyüyen Sander, genç yaşta İsrael’e göç ederek burada yeni bir hayat kurdu.


Askerlik yaptı, eğitim aldı, çalıştı ve zamanla İsrael toplumunun ayrılmaz bir parçası haline geldi.


Ancak yıllar sonra aklında bir soru belirdi: “Gerçekten ait olduğum yer neresi?”


Bu soruya cevap bulabilmek için doğduğu ülkeye, Kanada’ya geri dönmeye karar verdi.


Kararının arkasında İsrael’den uzaklaşma isteği değil, iki ülke arasında karşılaştırma yaparak kendi kimliğini daha iyi anlayabilme arzusu vardı.


Kanada’ya döndüğünde onu tanıdığı bir düzen karşıladı.


Çocukluk anıları, eski arkadaşlar, geniş caddeler, sakin yaşam ve yüksek yaşam standardı hala yerindeydi.


İlk bakışta her şey olması gerektiği gibiydi.


Ancak zaman geçtikçe bir eksiklik hissetmeye başladı.


Sander, Kanada’da yaşarken hayatın rahat ve düzenli olduğunu ancak İsrael’de hissettiği canlılık, enerji ve ortak kader duygusunun eksikliğini fark ettiğini anlatıyor.


Ona göre İsrael’de insanlar yalnızca aynı şehirlerde yaşamıyor aynı hikayenin, aynı mücadelenin ve aynı geleceğin parçası olduklarını hissediyorlar.


Yazar özellikle İsrael’in günlük yaşamındaki küçük ayrıntıların kendisinde bıraktığı etkiye dikkat çekiyor.


Perşembe akşamı başlayıp Cuma günü hissedilen Şabat hazırlıkları, bayramların tüm ülke tarafından birlikte yaşanması, sokakta duyulan İbranice ve insanların birbirleriyle kurduğu doğrudan iletişim, ona güçlü bir aidiyet hissi veriyordu.


Sander, İsrael’de hayatın kolay olmadığını da vurguluyor.


Güvenlik sorunları, ekonomik zorluklar, yüksek yaşam maliyetleri ve zaman zaman yaşanan toplumsal gerilimler herkesin bildiği gerçekler.


Ancak ona göre İsrael’i farklı kılan şey, insanların bütün bu zorluklara rağmen ortak bir amaç ve dayanışma duygusunu koruyabilmesi.


Kanada’da geçirdiği dört yıl boyunca bu hissin eksikliğini daha net fark eden Sander, sonunda yeniden İsrael’e dönme kararı aldı.


Bu dönüşün bir tercih değil, içsel bir ihtiyaç olduğunu söylüyor.


Yazısını ise oldukça anlamlı bir düşünceyle özetliyor: Bazı ülkelerde yaşarsınız, bazı ülkelerde başarılı olursunuz fakat çok az yer size gerçekten “evde” olduğunuzu hissettirir.


Noah Sander’ın hikayesi, yalnızca bir göçmenin anıları değil kimlik, aidiyet ve yuva kavramları üzerine düşündüren güçlü bir yaşam deneyimi olarak öne çıkıyor.


Özellikle farklı ülkeler arasında yaşam kurmuş göçmenler için bu hikaye tanıdık bir soruyu yeniden gündeme getiriyor: İnsan gerçekten nerelidir doğduğu yere mi, yoksa kalbinin ait olduğu yere mi?


Kaynak:YNET GLOBAL



Bir önceki sosyalağlardan yazısını okudunuz mu?


 




İsrael’in önde gelen sağlık merkezlerinden Sheba Medical Center, karpal tünel sendromu tedavisinde devrim yaratabilecek yeni bir cerrahi yöntemi test etmeye başladı.


Ultrason eşliğinde gerçekleştirilen minimal invaziv operasyon, neredeyse iz bırakmadan ve dikiş gerektirmeden uygulanabiliyor.


Karpal tünel sendromu, el ve parmaklarda uyuşma, karıncalanma, ağrı ve ileri vakalarda güç kaybına yol açan en yaygın sinir sıkışması rahatsızlıklarından biri olarak biliniyor.


Uzmanlara göre her 10 kişiden biri yaşamının bir döneminde bu sorunla karşılaşıyor. İsrael’de her yıl yaklaşık 30 ila 50 bin kişiye bu tanı konulurken, hastaların önemli bir bölümü cerrahi müdahale geçirmek zorunda kalıyor.


Geleneksel ameliyatlarda avuç içinde daha büyük bir kesi açılırken, Sheba’da denenen yeni yöntemde ultrason yardımıyla sinirin sıkıştığı bölge çok küçük bir kesiden görüntülenerek müdahale ediliyor.


Böylece operasyon sonrası ağrının azalması, iyileşme süresinin kısalması ve neredeyse görünmeyen bir iz kalması hedefleniyor.


Çalışmayı yürüten el ve mikrocerrahi uzmanı Dr.Mattan Biran, karpal tünel sendromunun yalnızca rahatsızlık veren bir durum olmadığını, tedavi edilmediğinde kas erimesi, his kaybı ve ciddi fonksiyon bozukluklarına yol açabileceğini belirtti.


İsrael sağlık sistemi son yıllarda yapay zeka, robotik cerrahi ve görüntüleme teknolojilerinde dünya çapında dikkat çeken gelişmelere imza atarken, uzmanlar bu yeni yöntemin başarılı olması halinde el cerrahisinde uluslararası ölçekte yeni bir standart oluşturabileceğini değerlendiriyor.


Kaynak:YNET GLOBAL



Bir önceki sosyalağlardan yazısını okudunuz mu?


 

Featured Posts
Recent Posts
Archive
Search By Tags
Follow Us
  • Whatsapp
  • Facebook Basic Square
  • Twitter Basic Square
  • Google+ Basic Square
bottom of page