RAHEL ÇELA BEHAR KİM? MAZAL-KISMET NE ANLTIYOR?
- 1 saat önce
- 6 dakikada okunur
Rahel Çela Bahar 3. Romanı ile karşımızda. 1975’te başlıyan bir serüvenin peşinde tarihsel olaylar, içsel çatışmalar, mekan insan ilişkisi, gitmek kalmak gibi hepimizin yaşam tecrübesi anlatılıyor. İstanbul’da olduğu yıllarda Göztepe Kültür Derneği’nde birlikte çalışma fırsatı bulmuştuk. O günlerde de edebiyat ile olan ilgisi dikkat çekici idi. Ve şimdi samimi bir sohbet ile karşınızdayız.
Feride PETİLON

Kitabın başlığı ile başlayalım. Mazal kim?
Mazal, Mazal Kısmet, romanın kahramanı ve hikâyenin başlıca anlatıcısı. Mazal’ın Türkleştirilmiş adı Kısmet. Ben romanın içinde Yahudilerin hem toplumda görünmez olma hem de görünür olma çabasını ifade ettim. Türkleştirilmiş isimler konusuna yarattığım kurgu içinde oldukça değiniyorum. Mazal Kısmet, 1960’larda Sefarad Yahudisi bir ailede İstanbul Galata’da doğmuş bir kız. Bu kızın en büyük özelliği, her şeyi renklerle görmesi ve ifade etmesi (sinestezik). Roman, resim yapmayı seven bu kız çocuğunun kadınlığa dönüşen hayat serüveninde ailesi ile yaşadıklarını ve tabii etrafında ona değen kişiler ile Mazal’a etkileri üzerinde dönüyor.
Mekân ile devam edelim. Kula senin için ne demek?
Hikâyede geriye 1930’lara dönüşler olsa da, asıl hikâyenin temeli 1975’lerde Kuledibi’nde başlayıp gelişiyor. Kuledibi bizler için yani biz Seferad Yahudileri için ‘La Kula’ idi. Hikâyeyi oradan başlattım. Aslında Kuledibi benim doğup büyüdüğüm yer değil. Kuledibi benim zaman zaman ailem ile ziyaret ettiğim yer ve mekân idi. Ve ‘La Kula’ benim için halamın her bayramda özellikle Pesah’ta sinagogun yanında oturduğu apartman dairesi ve sokağı demek idi. Daha çok küçük iken başlayan bu ziyaretler esnasında Pesah akşamları ailemle “seder” başlamadan daha gün kararmadan gittiğimiz o evde, halamın mutfakta “seder” hazırlıkları içinde olduğu, yoğun yemek kokusu ve kuzenlerim ve akrabalar ile dolan o apartman dairesinde ben, sofra kurulmadan önce camdan bakar; Kuledibi’ne bakan sokağı, gün batarken batan günün sokakta oluşturduğu renkleri, kokuları izler ve tarihsel sokağın derinliğinde Galata Kulesi’ni izler ve Kule’nin benimle konuştuğunu varsayardım. Kısaca Kuledibi venim çocukluğumun anılarının bir parçası.

Bu kitabın diğer kitaplarından farkı ne?
Ben kurgu roman yazmayı ve karakterler yaratmayı seviyorum. İlk kitabım “Elimi Tut”, ikinci kitabım “Gardrop” ve üçüncü kitabım “Mazal Kısmet”. Bu üçünün ortak özelliği İstanbul’da geçen birer kadın hikayesi olmalarıdır. Üçünün de konusu farklı ve vermek istediği anlatmak istediği mesaj farklı. Mazal Kısmet’in diğerlerinden en büyük farkı Elimi Tut ve Gardrop’da gözlemlerime dayanarak oluşturduğum İstanbul’da yaşayan iki kadından bahsetmiş olmama rağmen, Mazal Kısmet’de benim ait olduğum köklerimin 1492 İspanya göçlerinden sonra Türk toplumunda yaşadıkları güzellikleri anlatıyorum. Diğer yandan da bir toplumda azınlık olmanın sancılarını anlatan bir hikâye olduğu için biraz da kendimden bir parça sanki…
Yazarken sizi en çok etkileyen karakter hangisi?
Yazarken doğal olarak beni en çok etkileyen karakter Mazal Kısmet diyebilirim, sabrı ve kendi nasibine düşen payı olgunlukla kabul etmesi vs. ama bu romanda bir sürü güçlü kahraman ve yan karakterler var. Mazal’ın arkadaşı Zeynep, patronu Neşe, komşusu İnci ve erkek karakterler de ise Selim beni çok etkileyen yazarken en çok zorlandığım karakter idi. Daha fazla detaya girmeyeyim ki gerisi okuyucuya kalsın işin sihiri bozulmasın.
Bu kitapta öne çıkarmak istediğiniz konu nedir?
Mazal Kısmet’te öne çıkmak isteyen birçok sosyal içerikli konu var. Birincisi 1975 de genç olmak ve kadın olmanın getirdiği zorluklar, kadına şiddet ki bu konu her toplumda görülen ve üzeri kapatılan, görmemezlikten gelinen bir konu, kadına yapılan sessiz görünmez baskılar, yine aynı şekilde farklı ailelerde yetişmiş erkek bireylerin daha sonra aile kurduklarında ailelerinden getirdikleri o görünmez yükleri, travmaları yeni kurdukları ailelerine taşımaları. İnsanların tarih içinde çeşitli nedenlerle gerçekleştirdikleri göçler ve yansımaları ve tabi bu hikâyede ta 1930’ lardan 1923’e uzanan zaman diliminde yaşanan iyi ve kötü günler ve Yahudi tarihinde yaşanan bir travma ve sonuçları da var ki bu da kitabımı okuyanlara saklı kalsın.
İlk taslağınız ile kitabın son hali arasında farklılıklar var mı?
Romanın asıl karakterleri ve hikaye zihnimde oluşmaya başlarken önce bilgi toplarım ve notlar alırım. Ama yazmaya başladıktan sonra çok fazla taslakla ilerlerim diyemiyorum. Düzelte düzelte ağır ağır sona doğru ilerlerim. Bu romanda büyük fark şu oldu: Kitabı bitirdim son noktayı koydum demiştim. Ve son düzeltmeler yapılıyordu. O gün dışarda işim vardı. Meşguldüm. Ve bir anda kafamda romanın son sahnesi patladı. Ve roman içeriği değişmedi ama romanın sonu hiç düşünmediğim şekilde çok farklı bir durumda bitti. Ayrıca romanın okunmasının kolay bir roman olmadığının da farkındayım beş yüz sayfalık, ağır bir anlatımla ilerleyen, geriye dönüşler yapan bir hikâye ama romanı tam özümsemek ve verilen mesajı doğru sindirmek için sabırla okunmasını ve son sayfaya gelinmesini gerektiriyor.
Kitap yayınlandıktan sonra sizi en çok etkileyen yorum hangisi oldu?
Okuyucunun en beğendiği nokta “Kule”nin konuşuyor olması. Ama beni en çok etkileyen ve hiç düşünmediğim bir bakış açısı getiren şöyle bir şey yaşadım. Bir kitap atölye çalışmasına katılmıştım. Romanın İngilizce örneğini (Şu anda çeviri ve düzeltme aşamasında Kanada ve Amerika pazarına girecek) bu toplantıya getirdim. Ve elimde Türkçe basılmış kopyası ve İngilizce tamamlanmamış özet kopyası ile kitabın konusuna değinerek ufak bir sunum yaptım ve orada bulunan bir bey, eski emekli bir film yapımcısı imiş hikâyenin içeriğine, hikâyenin yaşandığı mekanlara ve ve tarihsel arka planına inanılmaz bir ilgi gösterdi; çok ilgilendi, çeşitli sorular ve tarihsel detaylar sordu. Ve en heyecan verici tarafı ise romanın senaryolaştırılıp film yapılabilecek potansiyel taşıdığını belirtmesi idi. Ve İngilizce baskısını okumak için sabırsızlıkla beklediğini ifade etti. Bu benim için çok gurur verici ve motive edici bir durum oldu. Hayal bile edemeyeceğim bir noktayı o bey bana o toplantıda hatırlatmıştı ve çok hoştu.
Okuru kitaba davet etmek için tek bir cümle söylemek isteseydiniz ne derdiniz?
Davet kelimesi çok güzel tabi, gönül ister ki herkesi davet edeyim gelip okusunlar ama tek bir cümle söylemem gerekse idi. ‘Bu kitabı okumak çok da kolay değil ama okuduktan sonra aynı kişi olmayacağınıza söz verebilirim’ derdim.
Okumak ve bir yazarı anlamak sabır ve özveri gerektiren bir eylem. Yukarıdaki satırlarda da belirttim bu roman bir kişisel gelişim romanı, ya da güzellik tavsiyeleri ve sağlıklı yaşam sırları veren veya eğlenceli zaman geçirmek için okunabilecek bir hikâye değil. Bu romanda iç içe geçmiş toplumları (Yahudi, Müslüman, sığınmacı vs), kadını, erkeği, çocuğu, yaşlısı, genci ile tüm toplumsal acıları yükleri içinde barındıran bir hikâye. Beş yüz sayfalık böylesine yoğun bir hikâyeyi çıkarmak için uğraş vermememin sebeplerinden biri, ne yazık ki benim elimde atalarımdan kalan yazılı bir belge ve anlatım olmaması ve o nedenle ben bizden sonraki gelecek nesillere biz ve bizden öncekiler nasıldı ve neler olup bittiğinin bir nebze olsun kurgu-roman tadında anlatmak. Yeni nesillere aktarmak ve farkındalık yaratmak istedim. Kadına şiddet hala var, sığınmacı sorunu hala var vs. Bu nedenle yazarken geçmişteki tüm kulağıma dolan hikayeleri topladım, biriktirdim yazıya dökmeye çalıştım. Okuyucuyu davet etmeye gelince ben gerçek, sabırlı, hayatı anlamaya ve yorumlamayı istekle arzulayan her okuyucunun gelip bu kitabı sabırla bugün olmasa da yarın okuyacağını ve anlatılmak istenenleri kavrayacağına kalpten inanıyorum ve biliyorum.
Yaşadığınız coğrafya ile kitabınızı yazdığınız coğrafya arasındaki farklılıklar sizi nasıl etkiledi.
Harika bir soru teşekkürler Feride’cim; neden mi çok yerinde bir soru çünkü uzun yıllardır İstanbul’dan uzakta yaşıyorum. Ve özellikle bu romanı yazarken sık sık aklıma gelen şey neydi biliyor musun? Eğer ben Quebec’te, altı ayı sıcaklığın eksi yirmilere düştüğü iklimi soğuk bir ülkede doğmuş olsa idim acaba bu kadar yoğun hissedip bu kadar yoğun yazabilir miydim? Net değil ama bu sorunun cevabına evet diyemiyorum.
Üç romanım da İstanbul’da geçti; üç ayrı kahraman, üç ayrı hayatın ve yaşamın farklı sancılarını anlattım. Bana bütün bunları anlattıran doğup büyüdüğüm İstanbul ve o toprakların taşıdığı ağır tarihsel yükler ve acılar, hüzün ve travmalar idi. Kanada’da her şey dümdüz mü diye bir soru yöneltebilirsiniz tabi? Şöyle diyebilirim tam düz değil, ama nerdeyse düz… İnsanlar oldukça sakin ve tepkisiz. Kurallar çok net. Bireyler o kuralların içinde birbirlerine çok değmeden, bireysel olarak kendi hallerinde yaşıyorlar. Burada doğsaydım ‘Mazal Kısmet’ gibi bir hikâye çıkar mıydı? Çok da emin değilim. Çünkü bana bütün bunları yazdıran içine doğmuş olduğum coğrafyanın sancılarıdır.
Kısa kısa:
Yazmak için günün en uygun saati hangisi?
Yazmak için sabah saatlerini tercih ederim ama çok da erken saatleri de değil sabah sekiz ile on bir ideal saatler. Şunu da belirteyim yazarken bilgisayarın karşısına geçtiğimde öyle hop diye ilham gelmiyor. Ben gün içinde tamamen hareket halinde iken ve başka alakasız işlerle meşgul iken, zihnime romanımın kahramanlarının diyalogları, ve sahneleri gelir. Bu gelişleri bazen küçük not kağıtlarına, bazen not defterime gün içinde küçük notlar alır toparlarım. Ve sonra bütün bu topladıklarımı bilgisayarın başına geçtiğimde geliştirip, genişleterek hikâye dosyama düzelterek aktarırım.
Yazmak isteyip de cesaret edemediğiniz bir konu var mı?
Yazarken doğal olarak seçtiğim konular var, ve seçmediklerim mevcut. Bunun cesaret etmek veya etmemek ile çok da bağlantısı yok. Eğer gerçekten topluma bir mesaj verecek ve fayda sağlayacak, insanları düşünmeye teşvik edecek bir konu ise hiç tereddüt etmeden yazarım. Zaman denilen bir durumla hepimiz yarışıyoruz. Yazacak onlarca toplumsal konu var; ama zamanımız kısıtlı tabii. Seçtiğim konular toplumsal farkındalık ve fayda yaratacak konular ve ben o yolda ilerliyorum.
Yeni projeniz var mı?
Yeni projem bir masal kitabı. İngilizce ve Türkçe olarak ayrı ayrı yayınlanacak. “Ay’a Merdiven Dayayan Kız” Amazon dahil tüm sitelerde satılacak; İngilizce versiyonu ise Amerika ve Kanada’da kitapçı ve kütüphanelere girecek. Masalı zaten çoktan yazmıştım, hazırdı. Kitap resimlendirme aşamasında biraz daha işi var sonbahara çıkar diye planlanıyor. Hayırlısı artık.
Sevgili Feride, kitabımı okuduğun ve yazdıklarım hakkında düşüncelerimi aldığın için çok teşekkür ederim.
Ben de çok teşekkür ederim sorularıma içtenlikle cevap verdiğin için.
Feride PETİLON
Bir önceki Ayın Röportajını okudunuz mu?


Yorumlar