
Savunma Bakanlığı'nın Salı günü açıkladığı verilere göre, İsrail'in yıllık silah satışları, bir önceki yıla göre yaklaşık yüzde 30 artarak, 2025 yılında üst üste beşinci kez yeni bir rekor seviyeye ulaştı.
Savunma Bakanlığı'nın Uluslararası Savunma İş birliği Müdürlüğü (SIBAT), savunma ihracatının geçen yıl yaklaşık 19,2 milyar dolara ulaştığını, bu rakamın önceki rekor seviye olan 2024'teki 14,8 milyar dolardan daha yüksek olduğunu açıkladı.
Sadece Asya-Pasifik bölgesine yapılan satışlar neredeyse iki katına çıkarak 2024'teki yaklaşık 3,4 milyar dolardan geçen yıl 6,1 milyar dolara yükseldi.
Silah anlaşmalarındaki artış geçen yıl İsrail'in savunma ihracatını artırmak için bir dizi reformu onaylamasının ardından geldi..
Bakanlık, 2025 yılında hükümetler arası (G2G) satışların ihracatın yarısından fazlasını oluşturduğunu ve yaklaşık 10 milyar dolara ulaştığını belirtti. Toplam ihracatın yarısından fazlası, yani %53'ü, 100 milyon doların üzerindeki anlaşmalardan oluştu.
Bazı hükümetlerin, özellikle Batı Avrupa'dakilerin, Gazze Şeridi'ndeki savaş nedeniyle İsrael ile silah anlaşmalarını iptal etmesine veya İsrail savunma firmalarına yaptırımlar uygulamasına rağmen, bakanlık yetkilileri Avrupa'dan İsrail silahlarına yönelik yüksek bir talebin devam ettiğini belirtti.
Savunma Bakanlığı, Fransa'nın İsrael'in Paris'teki Eurosatory savunma fuarına katılımını engellediğini ve bu durumun bakanlığın ulusal bir pavyon kurmasını veya dünyanın önde gelen silah satış forumlarından birine hükümet temsilcileri göndermesini önlediğini açıkladı.
Bu adım, son yıllarda İsrael şirketlerinin Fransız savunma fuarlarında saldırı amaçlı silah sergilemesine getirilen benzer yasakların ardından geldi.
Yetkililer ayrıca, Rusya'nın Ukrayna'yı işgalinin İsrael'in silah sanayisi için rekabeti artırdığı ve silah sistemleri için bir başka gerçek hayatta test alanı sağladığı yönündeki endişelerini dile getirdiler ve Şekel’in gücünün de ihracatı engellediğini söylediler.
Bununla birlikte, bakanlık, İran'la yaşanan iki büyük çatışma turu da dahil olmak üzere son yıllardaki çok cepheli savaş sırasında elde edilen "benzeri görülmemiş operasyonel başarıların", "İsrael teknolojisine yönelik güçlü bir talep yarattığını ve nitekim 2025 yılında savunma ihracatındaki yükseliş trendinin devam ettiğini ve ilk kez 19 milyar dolar eşiğini aştığını" belirtti.
Bu satışların İsrael'in savunma bütçesine ve uluslararası nüfuzuna önemli bir katkı sağlayacağı öne sürüldü.
Açıklamada, "İsrael savunma ihracatındaki keskin artış, özellikle de hükümetler arası anlaşmalardaki rekor rakam, Savunma Bakanlığı'nın zorlu bütçeler döneminde İsrail Savunma Kuvvetleri'nin güçlenmesini sağlamak, dış politikayı etkilemek, savunma sanayini güçlendirmek ve savunma bütçesi için ek bütçe kaynakları yaratmak amacıyla İsrail savunma ihracatını genişletme stratejisinin pratikte uygulanmasını yansıtmaktadır" denildi.
Avrupa, 2025 yılında toplam ihracatın %36'sını veya 6,9 milyar dolarını satın alarak İsrael savunma ürünlerinin en büyük alıcısı oldu. Bu rakam, 2024 yılında Avrupa'ya yapılan yaklaşık 7,9 milyar dolarlık ihracattan (o yılki ihracatın %54'ünü oluşturuyordu) düşüş gösterdi; bu artış, Almanya'ya 4,6 milyar dolarlık Arrow 3 uzun menzilli füze savunma sistemi satışına bağlanıyor. 2023 yılında ise Avrupa, satışların %35'ini oluşturdu. Asya-Pasifik bölgesi ihracatın %32'sini karşılayarak, bu oranı 2024'teki %23'ten yükseltti.
Kaynak: Times of İsrael
Bir önceki sosyalağlardan yazısını okudunuz mu?


Bazı insanlar tarihin merkezinde durur. Bazılarıysa tarihin kaderini değiştirir ama isimleri neredeyse hiç duyulmaz. Kral David’in annesi Nitsevet bat Adael, işte böyle bir kadın. Tanah onun adını neredeyse hiç söylemez çünkü bazen en büyük hikâyeler sessizlikte yazılır.
Yahudi geleneği anlatır: David’in babası İşay büyük bir tsadikti ancak bir dönem soyuyla ilgili derin bir halahik korkuya kapıldı. Çünkü David’in soyunun kökeninde Rut vardı; yani Moavlı Rut. Her ne kadar hahamlar “Moavi velo Moavit”; “yasak Moavlı erkek içindir, kadın için değil” diyerek Rut’un kabul edildiğini açıklamış olsalar da, İşay'ın içinde yine de bir korku büyüdü: “Ya yanlış yaşıyorsam?” “Ya soyum gerçekten tam kabul edilmiyorsa?”
Ve bazen korku, insanın gerçeği görmesini engeller. İşte şalom bayit eşler arasındaki barış da tam burada kırılmaya başlar çünkü evliliklerde çoğu zaman problem öfke değildir, korkudur. Bir eş gerçekten kızgın olmayabilir; sadece yetersiz görünmekten korkuyordur. Sevilmemekten korkuyordur. Kontrolü kaybetmekten korkuyordur. Korku kendini sevgi diliyle ifade etmez. Eleştiri gibi çıkar. Sessizlik gibi çıkar. Mesafe gibi çıkar.
Bugün birçok evde yaşanan şey tam olarak budur: İnsanlar birbirlerini değil, korkularını dinliyor. İşay da korkuya kapıldı ve karısı Nitsevet’ten uzaklaştı. Yıllar sonra bir plan yaptı: Bir cariye aracılığıyla çocuk sahibi olmak istiyordu. Ancak o gece tarihin yönü sessizce değişti. Nitsevet cariyeyle yer değiştirdi. Ve o birliktelikten David doğdu ama İşay gerçeği bilmiyordu.
Nitsevet suçlandı. İffetsizlikle itham edildi. Evde dışlandı. İnsanların bakışları altında sessizce yaşadı. Bir düşünelim… Tamamen masum bir kadın. Kendisini savunabilecek durumda değil. Kimse ona inanmıyor. Ve yine de susuyor. Neden? Çünkü bazen insan haklı olduğunu ispatlamaya çalışırken daha büyük bir hakikati kaybedebilir.
Nitsevet’in sessizliği zayıflık değildi gerçeğe olan inancıydı. Bugün modern dünyada sessizlik çoğu zaman güçsüzlük gibi görülüyor. Sürekli kendini anlatman, savunman, görünür olman gerekiyor. Ama Nitsevet bize başka bir şey öğretiyor: Bazı doğrular zamanın içinde olgunlaşır, ilahi adalet eninde sonunda ortaya çıkar...
David doğduğunda aile onu da dışladı. Midraş anlatır ki, David uzun süre kardeşlerinden ayrı tutuldu. Hatta Peygamber Samuel, İşay'ın oğullarını kutsamak için eve geldiğinde David çağrılmadı bile. İnsanlar dış görünüşe bakabilir ama A-şem kalbe bakar.” Ve dışlanan o çocuk kral oldu. O gün yalnızca David’in yükselişi değildi. O gün Nitsevet’in sessiz gözyaşlarının cevabıydı.
Belki bugün de birçok kişi Nitsevet gibi hissediyor. Evinde verdiği emek görünmüyor olabilir. Sürekli güçlü olması bekleniyor olabilir. Yorulsa bile ayakta kalması gerekiyor olabilir. Ve en büyük kırgınlığı belki de şudur: “Kimse beni gerçekten görmüyor.”
Oysa Yahudi bakışı bize şunu öğretir: A-şem görünmeyeni görür. Şalom bayit yalnızca kavga etmemek değildir. “Şalom” kelimesi “şalem” bütünlük kökünden gelir. Yani şalom bayit, iki kusurlu insanın birlikte daha bütün hâle gelmesidir. Bu yüzden gerçek evlilik, doğru insanı bulmak kadar doğru insan hâline gelmektir. Bazen insanlar ilişkide ilk kriz geldiğinde şunu düşünüyor: “Demek yanlış kişideyim.” Ama Tora şöyle der: “Belki doğru yerdesin ama henüz birbirinizin korkularını duymayı öğrenmediniz.”
Nitsevet’in hikâyesi burada çok güçlü bir soru bırakıyor: Benim sessizliğim dua mı, duvar mı? Çünkü sessizlik bazen iyileştirir, bazen uzaklaştırır. Nitsevet’in sessizliği Tanrı ile konuşan bir sessizlikti. Kırgınlıktan değil, derin bir emunadan doğuyordu. Ve belki bu yüzden onun görünmeyen hikâyesinden İsrailoğullarının en büyük kralı doğdu. Bugün dünya görünür olmayı kutsuyor. Alkışlanmayı, fark edilmeyi, sürekli konuşmayı, beğeni almayı…
Ama Yahudi tarihi bize başka bir şey söylüyor: Bazı krallıklar sessiz kadınların dualarıyla kurulur. Belki bugün verdiğin emek görünmüyor. Belki duaların hemen cevaplanmıyor. Belki insanlar seni yanlış anlıyor. Ama Nitsevet’in hikâyesi hâlâ umut fısıldıyor: A-şem sessiz emekleri unutmaz. Ve bazen görünmeyen bir kadın, nesiller boyu sürecek bir krallığın temelini atar.
Riva N. ESSEMİNİ
Bir önceki yazımı okudunuz mu?


Anne kız tartışıyor… Anne hem öfkeli hem korumacı hem yerinde duramıyor hem de sevecen olmaya alışıyor… Kız anlamıyor. Önsezi ve önyargılar ile örülen bu karmakarışık durum bir gün çözülecek mi? Einstein bile “Atomu parçaladım ama önyargıları parçalayamadım” demiş. Kız bunu bilmiyor.
Einstein’ın kastettiği şey, bilimsel ilerlemenin ahlaki ve düşünsel ilerlemeyi otomatik olarak getirmediğidir. Atom dış dünyadır ön yargı ise içimizde.
Geçmiş deneyimler ile zaman içinde yetersiz bilgi ile, esnekliği olmayan kalıplar insanoğlu için en büyük tehlike olan önyargıları oluşturuyor. Kişi deneyimleri kendi yaşamamış olsa da genetik olarak aktarılan bazı korkuları yıkmak için savaşmaz. Yenik düşmekten korkar. Günümüze geldiğimizde bu konularda yanılma payı ve beraberinde adaletsiz davranma kaçınılmaz oluyor. Aşırı genelleme kişiyi önyargıları ile davranmayı getirir. Önyargı ani ve net karar verdirtir soru sorma fırsatı vermez. Önyargı kesindir. Önyargı iletişimi baştan sınırlar ve devam etmesine duvar örer. Çünkü kendini korumak içgüdüsü hâkim olur. Beyin çalışmadan tasarruf etmek ister. Konuyu bir kere daha gözden geçirmeyi, o günkü şartları bir kez daha irdelemeyi reddeder. Verdiği kararın arkasında durmak amacı ile bir kez daha önyargılarına yenilir. Bir türlü kendi kurduğu çemberi kıramaz. Önyargı ile yaklaşılan doğa dokunulmaz ve tartışılmazdır. Değiştirilememesi gerekendir. Tıpkı insan gibi. Bu alışkanlık sosyal kültürel ve özellikle psikolojik katmanlara sahiptir. Önyargı bir davranış şeklinden öte bir mirastır. Kolaylıkla kabul edilir.
Kişi kendince bir hayat felsefesi edinmiştir. Bu felsefenin genişlemesi ve farklı pencerelerden hayata bakışması noktasında son derece tembel davranır. Önyargıları adeta beynini dinlendirir. Bilimin doğrultusunda ilerlemeyi durdurur. Akıl ve bilim ancak deneyler ile bir sonuca varır.
Bu deneyleri yapabilmek ise ancak önyargıları bir an için bile bir kenara koyma önsezisine sahip olmayı gerektirir.
Halbuki bazen hayatın içinde önsezilerimizin de bizleri doğru yerlere taşıdığını görebiliriz. Önsezilerimizin kaynağı zaman içimde toplanan ipuçlarıdır. O İpuçları ki aynı bir bilgisayarda olduğu gibi en olmadık yerde “alert” verir. Hemen dikkate alırız. Bu içsel farkındalık ve dikkat diğer gözlemlere açıktır başka veriler toplamaya hazırdır. Anlar ve olasılıklar konuşulabilir. Ve yol gösterici bir anlamda ışık kaynağı olmaya açıktır. Önsezi ile varılan nokta daima gündeme tekrar getirilmeye hazırdır. Düşünme, sorma yetisine sahiptir.
Şimdi gelelim başta söz ettiğimiz anne kız diyaloguna. Hangisi kazanacak bilmiyoruz ama aralarındaki sevginin daima var olacağına eminim. Yeter ki anne üslubunda ve kelime seçiminde biraz daha dikkatli olsun. Tecrübelerini konuştururken açık kapılar bıraksın. Korkuları ile egosunu karıştırmasın. Güncel olanı geçmiş ile karşılaştırmaktan vazgeçsin. Ve kızımız daha saygılı, daha az inatçı, değerlere bağlı olsun, dinlesin ve dinlediklerini akıl süzgeçinden geçirmek için hem kendine hem de annesine zaman tanısın.
Sizce mümkün mü? Hayır veya evet dersem ön yargılı olurum.Belki, olabilir, örnekleri var dersem önsezilerimizin kulak vermeye hazırım demektir.
Kolay mi? Değil ama denemeye değer.
Feride PETİLON
IYT dip not :
İfade edilen görüşler İYT web portalının editöryal politikasını yansıtmayabilir.
Yazarların düşünceleri sadece kendilerini bağlar.
Bir önceki yazımı okudunuz mu?




















