top of page


Washington DC'deki görüşmelerin ardından Lübnan, ordusunun bölgelerin tam kontrolünü ele geçireceğini kabul etti, ancak bu bölgelerin nasıl oluşturulacağı belirsizliğini koruyor; taraflar ateşkesin Hizbullah faaliyetlerinin durdurulmasına bağlı olduğu konusunda anlaştı.

İsrael ve Lübnan Çarşamba günü (3.6.2026) kırılgan ateşkesi yenileme ve Hizbullah teröristlerinin girişinin yasaklanacağı bir dizi "pilot" güvenlik bölgesi oluşturma konusunda anlaştı.

 

ABD arabuluculuğunda Dışişleri Bakanlığı'nda yapılan dördüncü tur görüşmelerin ardından yayınlanan ortak açıklamada, iki taraf ateşkesin "Hizbullah ateşinin tamamen kesilmesine ve tüm Hizbullah militanlarının Litani Nehri'nin güneyindeki bölgelerden tahliye edilmesine bağlı olduğunu" belirtti. Güvenlik bölgelerinin nasıl kurulacağı hemen netleşmedi, ancak anlaşma Lübnan ordusunun bu bölgelerin tam kontrolünü ele almasını öngörüyor.

 

Açıklamada, "Bu adımlar kapsamlı bir barış ve güvenlik anlaşmasına doğru ilerlemeyi sağlayacaktır" denildi. "Tüm ülkeler, İsrael ve Lübnan arasındaki ilişkinin geleceğinin iki egemen hükümet tarafından kararlaştırılması gerektiğini yeniden teyit etti. Herhangi bir devlet veya devlet dışı aktörün Lübnan'ın geleceğini rehin alma girişimini reddettiler."

 

İkincisi, Hizbullah'ı destekleyen ve ABD ile İran arasındaki çatışmayı sona erdirmek için varılan geçici anlaşmanın bir parçası olarak İsrael'in Lübnan'a yönelik saldırılarının durdurulmasında ısrar eden İran'a bir göndermedir. Hizbullah, İsrael-Lübnan görüşmelerinin bir parçası değildir.

 

İki ülke arasında hiçbir bağ yok ve 1948'den beri savaş halindeler. İsrael ve ABD, Hizbullah'ın silahsızlandırılmasını istiyor; bu hedef Lübnan hükümeti tarafından da paylaşılıyor ancak İran destekli terör örgütü tarafından reddediliyor.

 

Yeni açıklama, Trump'ın Pazartesi günü yaptığı, Nisan ayında varılan ateşkesin bozulmasının ardından Washington'ın İsrael ve Hizbullah arasında yeni bir ateşkes sağladığı yönündeki açıklamasının , İsrael'in Beyrut'taki planlanan operasyonlarını durdurmanın ötesine geçmediğini gösterdi; zira İran destekli terör örgütü İsrail'e füzeler fırlatmaya devam ederken, güney Lübnan'da saldırılar sürüyordu.

 

 

Lübnanlı askerler ve ilk müdahale ekipleri, 3 Haziran 2026'da Beyrut'un güney girişindeki Halde otoyolunda bir araçtaki yolcuların ölümüne neden olduğu bildirilen İsrael insansız hava aracı saldırısının olduğu yeri inceliyor.

 

 

İsrael liderleri, İran destekli terör örgütü Hizbullah'ın İsrael yerleşim yerlerini hedef alması halinde, İsrail Savunma Kuvvetleri'nin Beyrut'un güney banliyölerini, yani Hizbullah'ın kalesi olan bölgeyi hedef alacağı tehdidinde bulunmuştu.

 

Yeni açıklama, Lübnan ile olan çatışmayı sona erdirecek bir anlaşmaya varma çabalarını İran ile olan savaştan ayırma girişimi gibi görünüyor. Tahran, Hizbullah vekilini korumak ve Lübnan'daki olayları etkilemeye devam etmek istediği için bu iki konuyu birbirine bağlamakta ısrar ediyor. ABD ve İsrail bu tür bir bağlantıya karşı çıkarken, Washington'ın Pazartesi günü Tahran'ın görüşmeleri terk etme tehdidinden sadece birkaç saat sonra Lübnan'da bir ateşkes daha ilan edilmesini sağlamaya yönelik çabası, bu çabaları baltalamış gibi görünüyor.

Kaynak: Times of İsrael



Bir önceki sosyalağlardan yazısını okudunuz mu?


 




Türkiye sanayileşmeye 1930’larda Atatürk’ün ilk Sümerbank fabrikaları ile başladı. Demokrat Parti’nin 1950’lerdeki iktidarları döneminde Marshall yardımları ve Batı (NATO) ilişkileri sayesinde fideler gelişti, Avrupa ile gümrük birliği (1995) sonrasında hızlandı. Milli hasıla 2000’lerin başlarında 200 milyar dolardan 1,4 trilyon dolara (1400 milyar) ulaştı (7 misli).

  

Her ne kadar İstanbul Borsasının ilk nüvesi 1873’te kurulan Dersaadet Tahvilat Borsası ise de çağdaş görünüme ancak 1985’te kavuşarak İstanbul Menkul Kıymetler Borsası (İMKB) adını aldı. 2015’ten bu yana Nasdaq ile iş birliği sonucu dönüşüm hızlandı.

 

Borsa İstanbul 2026 Nisan itibariyle $ 510 milyarlık büyüklüğe ulaşmıştır. Bu sayı halka açık şirketlerin piyasa değerlerinin toplamına eşittir. Kıyas açısından: Atina’nın 2,5 katı (184), Kopenhag’ın (574) biraz altında, Suudi Arabistan’ın (2.650) 1/5’i kadardır.

 

Fakat dağılım bakımından İstanbul Borsasına kote şirketlerin faaliyet alanları yaygındır. Savunma sanayi Aselsan’ın piyasa değeri 43 milyar $ ile birinci iken (borsanın %8,5’u), ikinci Enka İnşaat’ı (12 milyar), Garanti BBVA (11), Koç Holding (10,5) ve Tüpraş (9) izlemektedir. Suudi Arabistan’da ise petrol şirketi Aramco tek başına 1,8 trilyon $ ile borsanın %68’ine hükmetmesi dengesizliğe yol açabilir.

  

Istanbul Borsasının toplam büyüklüğü Türkiye milli hasılasının   %35’ine denk gelmektedir. Bu sayı ne kadar büyük ise o ülkede menkul kıymetler sektörünün canlılığına ve derinliğine işaret eder. Örnek olarak New York borsası (NYSE) $ 30 trilyon ile ABD milli hasılasının %100’üne eşittir. Buna diğer Amerikan borsaları da (Nasdaq vs) eklenirse %200’ü geçer.

 

Gelişmiş ülkeler dışındaki borsaların uluslararası yatırımcı çekmeleri için sermayedarları arasında küresel çapta ortakların bulunması yararlıdır. Bu amaçla Nasdaq ile dönüşümün başladığı 2015 yılında Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası (EBRD) İstanbul Borsasına % 10 ile hissedar oldu, önemli bir bölgesel finans merkezi olarak İstanbul’a ilgi çekmek hedefiyle. Maalesef EBRD hissesini 2019 yılında Türkiye Varlık Fonuna (TVF) satarak çekildi. Nedeni: Borsanın başına ABD’de İran yaptırımlarına karşı gelmekten mahkûm olan Hakan Atilla’nın atanmasını protesto etmek. Bugün Borsa’nın %80’i TVF’ye aittir.

  

Tel Aviv Ortadoğu’nun en önemli 2nci borsasına ev sahipliği yapar. Büyüklüğü, son aylarda şekelin dolara karşı aşırı yükselmesi ile, $ 640 milyarı bulmuştur. Bu değer İsrail milli hasılasının %120’sidir. Bünyesinde bankalar (Leumi, Hapoalim), savunma (Elbit), yarıiletken (Tower), bilişim (NICE, Nova) ve farmasötik (Teva) şirketleri yer alır.

  

İsrail’de kurulan veya kurucuları arasında İsraillilerin bulunduğu onlarca şirket halka açılmak için Tel Aviv yerine ABD’nin teknoloji ağırlıklı borsası Nasdaq’a yöneldiler. Yaygın hissedar açılımı, İsrail’in bilişim ve siber güvenlik alanlarında deneyimlerinin yatırımcılar tarafından takdir edilmesi, ABD finans ve sermaye gruplarının ideolojik değil kar odaklı davranışları, Amerika’yı tercih nedenleri arasındadır. ABD borsalarında tanınan ve güven duyulan bazı büyük İsrail şirketlerinin tersine göç ile TelAviv’de de kote olmak istemeleri son aylarda gündeme gelmiştir. Dünyanın en büyük siber güvenlik firmalarından Palo Alto Networks (değeri $ 210 milyar) CyberArk şirketini satın aldıktan sonra hissesinin Tel Aviv’de de satışa arz edileceğini açıkladı.

  

Tel Aviv’i uluslararası alanda kendinden bahsettiren bir diğer haber de NewYork kökenli hedge fund yöneticisi Bill Ackman’ın %5 pay ile borsaya hissedar olmasıdır. Ackman, finans çevrelerince iyi tanınan, yatırımcılarını devamlı iyi gelirle ödüllendiren ve peşinden birçoklarının takip edeceği bir figürdür.

 

Her iki borsanın büyüklüklerini karşılaştırırken ülkelerin ekonomik potansiyel ve güvenirlilik açılarından durumlarını ele almak gerekir. Türkiye’nin büyük ve genç nüfusuna, girişimci ruhuna ve onu yurtdışında izlemeye hazır yüz milyonlarca etnik dostuna rağmen istenen düzeye gelememesinin ardında 25 yıllık iktidarın yenilenmesi gereği gözlemleniyor. Özellikle uluslararası yatırımcıların güven eksikliği ağırlıkla hissediliyor.

 

İsrail’de ise 3 yıla yakın savaşların başlangıcında dramatik düşüşler yaşayan Tel Aviv endeksi Ekim 2023’te 2200’lerden bugün 15,600’e gelerek müthiş bir ivme kazanmıştır. ABD $ bazında ise Ekim 2023’ten bu yana Tel Aviv borsasına yatırım yapanlar 9,5 katını kazandılar (2200/3.92=561 —>15,600/2.90=5,379).

 

Her türden ve ülkeden borsa yatırımcısının talihi açık olsun.

 

Ralf ARDITTI

 

 

IYT dip not :

İfade edilen görüşler İYT web portalının editöryal politikasını yansıtmayabilir.

Yazarların düşünceleri sadece kendilerini bağlar.


Bir önceki yazımı okudunuz mu?










İsrael'in "Start-Up Nation" olarak anılmasının arkasındaki nedenlerden biri daha uluslararası verilerle ortaya kondu.


Dünyanın önde gelen girişimcilik ve yatırım araştırma kuruluşlarından PitchBook tarafından yayımlanan son sıralamalarda, İsrael'den iki üniversite dünyanın en başarılı girişimci yetiştiren ilk 10 üniversitesi arasında yer aldı.


Sıralamada, Tel Aviv Üniversitesi dünya genelinde 7'nci sıraya yükselirken, Technion – İsrael Teknoloji Enstitüsü ise ilk 10 içerisinde yer alma başarısı gösterdi.


Böylece İsrael, ABD dışında ilk 10 listesinde iki üniversiteyle temsil edilen sayılı ülkelerden biri oldu.


PitchBook verileri, üniversite mezunlarının kurduğu ve yatırım alan teknoloji şirketlerini temel alıyor.


Tel Aviv Üniversitesi mezunları son yıllarda yüzlerce girişim kurarken, bu şirketler milyarlarca dolarlık yatırım çekmeyi başardı.


Technion mezunlarının ise son on yılda 1.000'den fazla şirket kurduğu ve bu girişimlerin toplamda 43 milyar doların üzerinde yatırım topladığı belirtiliyor.


Uzmanlara göre İsrael'in başarısının arkasında yalnızca güçlü üniversiteler değil araştırma kültürü, teknoloji odaklı eğitim, askerlik sırasında edinilen teknik deneyim ve üniversite-sanayi iş birliği bulunuyor.


Özellikle yapay zeka, siber güvenlik, bilgisayarlı görüntüleme ve derin teknoloji alanlarında yetişen girişimciler, İsrael'in küresel teknoloji sahnesindeki etkisini artırmaya devam ediyor.


Tel Aviv Üniversitesi ve Technion, Stanford, MIT, Harvard ve Berkeley gibi dünyanın en prestijli kurumlarıyla aynı listede yer alarak İsrael yükseköğretim sisteminin küresel inovasyon ekosistemindeki önemini bir kez daha ortaya koydu.


Uzmanlar, bu başarının İsrael ekonomisinin geleceği açısından da stratejik bir değer taşıdığını belirtiyor.


Kaynak: PitchBook University Rankings 2025, Tel Aviv University, Technion ve uluslararası girişimcilik araştırmaları.

 



Bir önceki sosyalağlardan yazısını okudunuz mu?


 

Featured Posts
Recent Posts
Archive
Search By Tags
Follow Us
  • Whatsapp
  • Facebook Basic Square
  • Twitter Basic Square
  • Google+ Basic Square
bottom of page